Den(iz)
124 şiiri ve 177 yazısı kayıtlı Takip Et

Felsefeci geldi haaanım!- 2




Friedrich Nietzsche- 2. BÖLÜM

Nietzsche, başarısız olduğumuz her şeyi yeniden deneyimlemek ve hataları ve acıları tekrardan yaşamakla hayatı başaracağımızı düşünüyordu. Ne ve kim olduğumuza karar vererek seçimlerimizi sevmeliyiz. Hayatla barışık bir ‘’evet’’ ile yaşamalıyız. Bu, Hıristiyan öğretilerinin tam tersi bir yaklaşımdı. Hayattan izole olarak hayata katlanmak ‘’Bengi Dönüş’’ için uygun bir yol değildi. Hayat, kabul edilmeli ve öğrenilmeli idi.

‘’Seni öldürmeyen şey, güçlü kılar’’ Bunu acı şekilde kendi hayatı ile test etti. İsviçre’de yıl 1882. İşte karşınızda Salome! 21 yaşındaki Rus, akıllı, güzel kadın bilgenin aklını başından aldı. Bu kadının onun fikirlerini anlaması ve etkilenmesi Nietzsche için bu kadını vazgeçilmez kılmıştı. (Aslan bahçesinde heyecandan fırça bıyıklarını kemire kemire gezerken aniden bir kadın önünde diz çökmüş bir Nietzsche hayal edin. Wuhuwww) Evlenme teklifi özgür ruhlu Salome tarafından reddedildi. (‘’Viktorya tarzı mobilyalar arasında beş çocuğun annesi olarak kendimi hayal edemiyorum Nietzsche.Kusura bakma’’ demiş olabilir mi mesela?) üstüne üstlük bir de bu aşk sebebi ile Nietzsche, ailesi tarafından da örselenince ümitsizliğe düştü. (Rakı-balık-Müzeyyen işi çözerdi ama bira ile olmamış demek ki abi, napalım)
Kitapları satmıyordu, hastaydı ve genellikle intihara meyilli idi. (tıpkı Hülya Koçyiğit-Ediz Hun filmi gibi di’mi ama) Mart.1883 de oturduğu koltuktan kalkıp sendeleyerek pencereye doğru yanaştı. Ve dedi ki; ‘’ Benliğimin en derinlerine sarsılmayan kara bir melankoli hakim. Altı aydan fazla yaşamak için hiçbir neden göremiyorum.’’

Bu yaşadıklarının acı çekmek üzerine geliştirdiği felsefeyi test etmek için muhteşem bir fırsat olduğunu gördü. ( Küçük viki gibi burnuna işaret parmağı ile dokunup elini şıklatmış da olabilir)

‘’ Kendime hâkimiyetin her parçasını kullanmaya uğraşıyorum.’’ Diye yazdı notlarına. ‘’Bu pisliği altına çevirmek için bir simya numarası keşfedemezsem, kendimi kaybedeceğim’’ diye ekledi elleri titreyerek.

İşte o simya ‘’Böyle Buyurdu Zerdüşt’’ idi. Çektiği sancının tarifi sancının tarifi ve dönüşümü ile ışıldıyordu. Richard Strauss’dan Joyce ve Kafka’ya, Yeast ve Camus’a kadar herkese ilham verdi. Beşinci İncil, Zerdüşt adında gizemli ve mistik bir karakterin spirütiel yolculuğunu konu edinen kitap,UBERMENSCH, yani filozofların en üstününü sundu. (işte Süpermen geldi. Kripton taşı henüz kafamızı yarmadan az önce) Kendi kendine başarmanın öyküsü muhteşem dağ betimleri ile sunuldu. Sils Maria ve muhteşem dağları bizi davet ediyordu. Zerdüşt, Nietzsche’yi yansıtıyordu.

Zerdüşt, dağlardan gelen bir peygamberdi ve büyük olay hakkında insanlarla konuşmak istiyordu. Olay, gerçekten olay yaratacak cinstendi. Tanrı ölmüştü. Hıristiyanlığın tüm kesin, evrensel, mutlak ahlaki değerleri artık inanılmazdı. ‘’İnsan olmak nedir ve kişiler insan olarak nasıl yaşar?’’ sorularının yeniden sorulup cevaplanmasının vakti artık gelmişti. Ancak, kimse Zerdüşt’ü dinlemiyordu. (Tikkat tikkat Süpermen alana iniş yapıyor )

Ubermensch, biyolojik bir kavram değildir. Üstün insan ırkı toplumun, ebeveynlerin veya dinlerin kişiye verdiği yapay dış hedeflere artık itimat etmeyen kişidir. Kişinin kendisinin belirlediği hedeflere varmasıdır ve Nietzsche’ye göre bu oldukça zordur. Kılavuz ve planı olmayan bu yolda kendi belirlediğiniz görevlere giderken sizin seçtikleriniz herkese göre doğru da olmayabilir. Yine de kendinizi adadığınız şey budur. (Kafan karıştı ise başa dön, yeniden oku. Felsefe bu, boru mu?)

Ubermensch, kendi hayatının ve yaratma biçiminin Tanrıdan değil kendi içinden geçtiğini keşfeden kişidir. Acı çekmenin, öğrenmenin ve görmenin anahtarı olduğunu görmüştür. Nietzsche’ye göre mutluluk, yüksek bir dağın zirvesine paraşütle inmek değil tırmanmaktır. Ya da her ikisi de olabilir. Zevk kadar acı da mutluluk verici olabilir. Acı, mutluluk için nerede ise gerekliliktir. (Burada kendini jiletleyebilirsin demek istemiyor, anladın değil mi?)

Artık, öldürdüğü Tanrının ardında bıraktığı sancının tarifini yapması gerekiyordu. ’İyi ve Kötünün Ötesinde’’ yıkarak geliyordu. Mürekkep balığına benzeyen ve korkutucu bu kitap, hiçbir yayıncının cesaret edemeyeceği türdendi. (Sanki nükleer silah anasını satayım ya)Bilge 1886’da kendi parası ile korkutan bombayı piyasaya sürdü. Tüm eleştirmenler kitaptan nefret etti. Kitabı, tehlikeli bir dinamite benzettiler. Yüzüne bakmaya dayanamadığınız bir gerçeklik gibi karşılarına dikilmişti. Sonra, ‘’Ahlakın Soy kütüğü’’ ile Hıristiyanlığın ahlaki öğretilerinin tamamını çöpe attı. (Zehirli atık gibi kokusu her yeri sardı. Soğan kokla abi sen)

Dinin insana özgü olan cinsel, saldırgan, doğal istekleri yok saymamızı istemesinin insanın kendini yok sayması anlamına geldiğini söylüyor bilge. Dinin, köle ahlakı, yoksul kandırmacası olduğunu düşünüyor. ( Şimdi 21 yüzyıldayız ve tespitin ne kadar tanıdık olduğuna dikkat çekmek isterim. Burada bir tuhaflık yok mu sayın okuyucu?) Bu insanların ellerinden dini alırsak hiç olacaklardı. Bu sebeple dine sarıldıklarını düşünüyordu. Tevazu, sefalet ve uysallık gibi Hıristiyan değerlerinin en güçsüz olanlar için güvenli alan yarattığını söylüyor. Güçsüzlere şefkat duymanın da ezmek kadar gereksiz olduğunu söylüyor. ( Bunu acımasızca mı buldunuz? Hayvanların yaşam alanlarını ellerinden alıp onlara sokakları verdik. Sonra onlara bir de sokak hayvanları diye isim koyup şefkat gösterdik. İnsanların hakkı olan eşit yaşama hakkını ellerinden aldık. Sonra onlara fakir diye bir isim verip şefkat gösterdik. Biz ne yüce gönüllü varlıklarız böyle yahu) Onlara gösterilen şefkatin aslında asıl hakaret olduğunu söyleyen bilge, elbette ki bu görüşü yüzünden de çok eleştirildi.

İnsanların hayatta kalabilmeleri için önemli bireylere ihtiyacı vardır. Hıristiyan halkının köle kültürünün baskısı altındaki dahilerine çağrıda bulundu. Onu anlayabilmek için en azından ona belli bir mesafe kadar bile olsa yakın düşünebilmek şartını gerektiriyordu. Bu meziyette insan sayısı ne kadar olabilir?

Efendi ahlakı, Antik Roma ve Yunan kültüründen geliyordu. Efendilerin kendilerini olumlayan yansımaları olan Tanrılara taparken kölelerin kendilerine hükmeden, ezen Tanrıya taptıklarını söyledi. Efendi Ahlakı, hırsı, kuvveti ve gücü yüceltip şefkati hakir görüyor. (Bunun da acımasızca olduğunu düşündünüz değil mi? İçinde hiç gerçeklik yok mu sayın okuyucu?)

Torinoda yazdığı dört kitaptan sonra akli dengesini artık kaybediyordu. Müthiş dahi, mektuplarında sinyallerini verdiği deliliği ile artık çarpık fikirler üretmeye başlamıştı. El yazıları karışıyor, bir önce yazdıklarını önemsemiyor gibi üzerlerine karalamalar yazıyordu. Nietzsche karanlığa doğru yol alıyordu.

Meşhur Torino Meydanı hadisesini okumuşsunuzdur. ( ‘’Torino Atı’’ filminin deişte bu söylenti mi gerçek mi olduğunun tam olarak bilinmediği hadise üzerine çevrilmiş bir film olduğunu ot düşmek isterim. Oldukça güzel bir filmdir. Mutlaka izlenmeli. ) Torino Meydanında bir faytoncunun atını kamçıladığını gören Nietzsche kollarını hayvanın boynuna doladı ve ağlayarak yere yığıldı. Bu içten bir acıma hareketiydi. Yedi gün sonra Basel’de bir akıl hastanesine kapatıldı. 44 yaşına geldiğinde paramparça olmuş dahi bir bellekle sonraki on yıl boyunca hiçbir şey yazmadı. Ölene dek!

O, deliliğin diplerine sürüklenip, karanlıkta çırpınırken eseri bir katliamcının ellerinde çılgınca bir öneme sahip oluyordu. Bilgenin kız kardeşi Elisabeth Alexandra Förster çok iyi bir pazarlamacı ve bilgenin tersine omurgasız bir nazi fanatiği idi. Hayatını insan unsurunu yakışmadığı o zavallı durumundan hak ettiği bir üst noktaya taşımaya çalışan bilgenin deliliğinden daha hazin sonu işte bu kız kardeşin onu ve eserlerini çılgınca bir yol içinde kendi çıkarları için kullanması idi. ‘’İradenin Zaferi’’ kahreden bir darbe idi. Nietzsche, nefret ettiği nasyonalizmin sembolü olmuştu. ( Burada yapılacak bir espri yok. Buz gibi donmuş bir an da takılı kalmış gibiyim)

Ölümünden çok kısa bir süre önce şunları yazdı:
‘’ Gerçekten en derin düşüncem olan Bengi Dönüşe en derin reddin annem ve kız kardeşimden geldiğini itiraf ediyorum’’
(Bu Elisabeth gerçek bir şerefsizmiş ha! Hem bilgenin fikirlerini reddedip baltalamış hem de aynı fikirler ile bambaşka bir düşünce yaratıp SS subaylarının eline milyonlarca insanın katline sebep olacak silahı vermiş. Rezalet!)

Bitti…

Deniz...

Beğen

Den(iz)
Kayıt Tarihi:21 Kasım 2020 Cumartesi 00:28:30

FELSEFECİ GELDİ HAAANIM!- 2 YAZISI'NA YORUM YAP
"FELSEFECİ GELDİ HAAANIM!- 2" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
İBRAHİM YILMAZ
25 Kasım 2020 Çarşamba 08:10:56
Söz verdim felsefeci... başlıklı serinizi okuyacağım diye. okudum.
Şarktan niye batı aydınlanmasının neferlerinden olan adlarını sıkça yazdığınız cinsten felsefeci çıkmadığını özellikle Osmanlıda Gazali anlatılarının işin tadını kaçırdığını belirtmek istemiştim. galiba "anlatamıyorum." Siz tuttunuz Gazalinin soy kütüğünü yazdınız. Neyse.
Niçe diyelim dünya yurttaşına. çünkü Alamanlar Ş sesi için csh seslerini, Ç için de zsch seslerini kullanıyor ne garip değil mi!
şaka bir yana güzel yazıyorsunuz.
emeğe ve sanata saygımla...

Cevap Yaz
black_sky
21 Kasım 2020 Cumartesi 20:59:29
Ben çok sevdim bu felsefecii geldiiii hanimmn durumunu...
Sabırsızlandım bakalim dedim bir sonraki sefere heybeden neler çıkacak ama yorumlarda gördüm...
Bu ara evren beni felsefeye itiyor. Yeni bir komedi dizisine başlamıştım... ölümden.sonraki yaşam, cennet, cehennem.. iyilik kötülük ve bolca filozof..iyi insan nedir nasıl olunur, ahlaklı davranış gibi...sonra sitede böyle güzel bir yazı serisi başlayınca dedim bu işte bir evet var;)) düştüm peşine..ama keyifli bir yolculuktu..
Teşekkürler efendim.
Sevgilerimle.

Cevap Yaz

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Sakıncalı Piyade
21 Kasım 2020 Cumartesi 20:17:27
Bilgi ve düşünce bizi aydınlığa götürebilir ve aynı zamanda aydınlık görünümlü bir karanlığa da bu en belirgin gerçek. Doğal seleksiyona uğramayan Nietzche onu okumak isteyenler içinde istemeyenler içinde bir etken haline gelmiştir
felsefi akımlar birbiri ile içten içe geçmiş bir çember gibi her birini ne anlamak için bir diğerine ilişmek gerek onun içinde başkasına ve başkasına uzun ve yorucu bir süreç.

bize güzel ve tadın da espriler ile harmanlanmış bir tür Biyografi sunduğun için gözlerinde öperim
ve bu biyografiyi yazarken verdiğin emek içinde ellerinden öperim
( bahane arıyorum sanki )

Cevap Yaz
himmet aygüt
21 Kasım 2020 Cumartesi 18:56:21

tırnak içi bizden gözüktü şair
dışındakiler yine de bizden, en azından erkek denilenlerden diyesim var:)
hiçlik olayında kafasının karışık olmadığını düşünsem de
yaşam epey bozmuş biz gibi belki ki onu da.
" bir " ömrün olacağının bilinci ve hikayesiyle
ve üstelik ne kutsalı, huri ve nurisi
geldik ve gidiyoruzun insani ve sevdalı duruşuyla
değer kattığı kesin düşünce yapımıza...

eyvallah.

Cevap Yaz
deniz-ce
21 Kasım 2020 Cumartesi 00:54:54
Sıra Freud'a da gelecek mi Deniz' im.
Hem onun adını yazıp okuması da kolay:)

Şaka bi yana, güzeldi. Yalnız adamın hayatındaki iki kadın figürü de tüketen cinsten.
Kadınlardan yana da şansı yokmuş, ne diyelim.


2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Den(iz) Yazının sahibi 21 Kasım 2020 Cumartesi 01:10:53
Sırada Marks olacak denizim. Üzerinde epey ilerledim. Freud, evet olacak ama onu pek sevmediğim için sonraya kalacak. Ama nazilerden sonra karşı cephede oldukları için el mecbur anlatacağız artık.

:))

İlgin için teşekkür ederim.

Sevgilerimle...

deniz-ce 21 Kasım 2020 Cumartesi 01:13:46
Emeğin için biz teşekkür ederiz canım benim.
Sevgiler.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.