Kimbilir
3 şiiri ve 23 yazısı kayıtlı Takip Et

Değişim " halk "



Değişim “halk”

İnin aşağıya, dediler. İndiler ama bunu cennetten yersel, mekansal kovulma olarak anladılar sadece. Söylüyoruz, uyarıyoruz, düşünmelerini sağlamaya çalışıyoruz… anlamıyorlar.

Akıl düşmesi, düşünce düşmesi, zeka düşmesi, anlama düşmesi, bilme düşmesi “in”mek değil de nedir?... Cennetten kovulmak değil de nedir?

Hıh! Neymiş…

Biz yüksekteyiz, diyorlar. Düşerken bile bunun farkında değiller. Düşünce; maddeye hapsolur mu hiç… eğer öyleyse tüküreyim evriminin de devriminin de ta içine. Böyle bir şey olabilir mi?
Söyle! Neremle güleyim sana…modernist kafa.

Ulan! Beni hayvan yapmayan evrim, “mahlukat -ı beşer”e mahkum edip şaşmamı mı, şaşırmamı mı sağlıyorsun. En aşağıda olan en zayıf olandır, sağlam ve en güçlü olan işlerin nasıl üstesinden gelecek.
Yükselmeyle gelecek başka yolu mu var. Yükselmek ne demek? Düşünsene anlasana…

Taoizm’de “su simgeciliği” diye bir şey vardır.

Nesnenin, özdeksel yani maddesel ilkesinin bir simgesi olarak su… he, bildiğin su, içtiğin su. Aynı zamanda sosyal düzeyde halkın bir simgesi olarak ta kavranabilir. Bu sosyal düzey, suyun aşağı konumda bulunmasına tekabül eder.

Anlamadın mı…

Ama sen beyim! Sen evet evet sen! Bir çırpıda “modernist” aklınla yorumla, bayağılaştır ve çöpe at, öyle mi…ham beyinli.
Simgecilik örnekleri verdim daha önce anlamadın, anlasaydın en azından susardın, saygı duyardın. Kontrol edemediğin öfken ve daha önceki temelleştiremediğin düşüncelerin, kendini basitlemene, sıradanlaşmana yol açmış.

Demem o ki;
Yani “Bilge” kişi suyun doğasını taklit ederek halkla açık ve net konuşabilmek için aşağı düzeye iner, kaynaşma ortamı oluşturur. Bu ne demektir? Bu şu demektir…Bilge, halkı yüksek etkiler ama kendisi halkın düşüklüğünden etkilenmez, değer kaybetmez, halk obje etkisi bile yapmaz, bilge üzerinde, bu; su etkisidir.
Hani demiştim ya yukarıda… halkın türküleri, elitlerin aryalarından üstündür.

“Gayseri”den yola çıkmış… çakır çukur taş döşeli, toprak damlı, az fazla esse kendilerini ve evlerini başlarına yıkacak yelden bile “korku” sindirilmiş yüreklerine… sokakta yanından“adam” geçerse kadınsın!..”yüzünü duvara dön ve bekle!” Yoksa adın azgın kadına çıkar, bir çırpıda yok eder toplum, seni çerçöp yerine koyar. Taşlamalık…

Birkaç litre süt veren inek, bu kalabalık “horanta”lı ailenin Tanrı’yla tek rızık bağı, ne kadar kıt verse de şükrün en büyüğünü hak eder, kutsaldır. Hem sığır hem de Tanrı…şimdi bazı sığırlar kızsa da, köpürse de bana bu böyledir.
Ve üstüne ölüm, bir daha ölüm, diriyken ölüm, yaşarken ölüm… düşürmüş… yollara “Angara”ya. Daha bunlar beş tane bebe belik ve başlarında kısa akıllı, uzun saçlı “eksik etek.” Ama tertemiz giysili…
Ne yapacak ki. Yasa, varlık yasası kendisini yaşatmak için bunların üzerinden mi geçmesi gerekiyor…savunmasız, diye ezmesi mi gerekiyor. Önemsenmeyecek kadar küçük mü bunlar?

Bay Lee neredesin?... Sen içimde en güçlü olansın, “yasa”ya bile karşı gelirsin, kınamazlar seni. Hatta baş tacı bile yaparlar.

Halk tabakaları var dedik ya sınıflandırdık ya…öyle istiyorlardı ya.

Eskiden çok eskiden sıradan insanlar haksızlığa uğradıklarında, yanına birileri yanaşırmış. Üst sınıfsal katmana ait olanlara karşı kendilerini savunabilmek için mürekkep yalamış, ağzı iyi laf yapan “sofist”ler denilen adamlar varmış, güya bunlar adalet, hak savunucaları gibi görünerek, sıradanların hem malını hem ne olduklarını acı bir şekilde kendilerine kanıtlar gibi ortada bırakırlarmış.

Devir değişmiş yesyeni, yepyeni zamanlar oluşmuş… devre göre ani büyük yenilemeler bile olmuş, değişim mi olmuş yoksa dönüşüm mü? Bana göre dönüşüm olmuş, hem de çok acı.

Halk bu ya aslında halk bir “kaynaktır, rezervdir.” Halk; kendi kendini ezmesi için bir gönüllü kitlesel organizma bütünüdür. Hani kendi kendini yönetmesi dedikleri “İnsani komedya” gibi değil gerçek. Şekilden şekle sokulurlar…

Meydandaki bok savaşından rahatsız olan, ayıkan, çakan birey, kendinin ne olduğunu fark etmeye başlarsa önüne iki seçenek çıkar. Ya organizma içine gönüllü katılacak ya da yok olacaktır. Geldiği yeri unutmama, yardım etme hala ki kurtarma gibi düşüncelere sahip olma fikri, imkansıza yakın bir şeydir. Bu düşünceler adına hareket etmek, harekete geçmek için maddi ve ruhani olarak en azından inisiye statüsünde olmak gerek.

Benim düşüncelerim avamın üstünde lordlar kamarasına müsait. Bana bunun gerektirdiği imkanlar bütününü vermeleri gerekir, yoksa sorun çıkartırım diye size düşündüren kendi bilgi birikimleriniz ve ekonomik yaralanma farkındalığa iten arzulama durumunuzdur.

Yani daha açık ifade ile baldırı çıplak, bir bok savaşçısının ürünü iken içinizdeki cevher ne kadar yoğun olursa olsun, sizi üst sıralara doğru yükseltirken size sağlanan imkanlarda, ekonomik, düşünce ve yönetsel olarak size uygun görülen çizgiyi aşamazsınız. Çünkü siz edindiğiniz sosyal çevreniz, meslekler, eğitiminiz ve hatta sahip olunması istenilen inancınızla öyle yetiştirilirsiniz.

Siz “bu”sunuz, ürünsünüz.

Aykırı olma durumu ne sosyalizmin romantik karakterlerinde, ne anarşistlerin yaşam biçiminde ne de Teolojik yüceliğe baş koymuş, yetkilendirildiğine inanmış “veli”lerde bile bulunmaz. Çünkü insana verilen form insani ellerle yapılmıştır.
İşte buna egemenlerin egemenliği diyoruz. Değişemezsiniz… dönüşürsünüz. En fazla sömürgen bay Lee olursunuz ama “öz”ünüzden ayrılamazsınız.

Tek kurtuluşunuz siz inanmasanız da “Tanrı”nın varlığıdır. O olmak zorundadır yoksa herkesin yaptığı yanına kar kalır ve insanlık madde kendini yok edene kadar ezilmeye devam eder.

Hadi yarım bırakmayım az daha anlatayım şu öyküyü, konudan az uzaklaşsak da.

On üçüne vardıydım… “Angara” ne çok yabancıymış.

“ Ana, televizyon diye bir şey varmış, öyle diyorlar.” On üç numarada oturan Namık emmi pardon Namık beylerde varımış gı…bi bahaydıh, nası bişiymiş.”

“Yemiye ekma’miz yoh bizim, gadasını aldı’ım ninicah “el”in tele…”
Ama…

Kulağına çalınmış Namık emminin, sağ olsun “yayın olan bir gün”de evlerine çağırdı bizi. Beş bebe, bir ana…usulca çaldığımız kapıda heyecanla beklerken tembihin bini bin para vallahi zaten hiç “gık”ımız çıkmıyor ki. Nasıl çıksın “gık” gücümüz var mı ki.
“ Televizyona bahacıh…”

Buyur ettiler içeri, yerler petrol türevi yeşil karo parke döşeli, koridorda uzunca bir halı “Bünyan ne ki.”

“E…hadi girin içeri.”

Boy boy, sıra sıra usulca ayak parmaklarımızın ucunda yürür gibi incinmesin yer, yabancılık çektiğimizden ve ezilmişliğimizden yüzümüz kıpkırmızı, utandık ama neden biliyor musunuz aslında… Yoksulluğun ve sahipsizliğin yüklediği yokluk, bilmemezlik, görmemezlik ve kendine yabancı olma öyle çökmüş ki omuzlarımıza bu “saflıkla yaşamak” utandırdı bizi, ilk defa fark ettik dışımızda başka bir dünya var. Bizi, bilmemezliğe mahkum edenler hala rızkımızın peşinde değil mi acaba?
Bir sorun kendinize yine öyle değil miyiz?...

Salona girdik meğerse kocaman bir odaya derlermiş, yerler yine halı kaplı pofidik pofidik bir şeyler var.
“Ana gı...bunlar ney?”

Koltuk, dedi Namık emmi. Hadi oturun, üzerlerine. “sıkı mı otursana” Oturanların kıçına yapışırmış öyle belletti yaşam bize sonra, kalkmak bilmiyorlar… Şeytanın, sacayağından birini oluşturuyorlar. “iktidarlar”, “zenginler”, “ruhbanlar” ve bağlı oldukları başı sahipler, şeytanın ta kendisi.
Uzun koltuğun alt kısmına yere dizildik, ezilip büzülerek, ayaklarımızı altımıza büzüştürerek, kırarak, minnet duyarak kutsal bir “diz oturuşu” yaptık.

Tanrı’ya yapar gibi…saf ve tertemiz.

Evin oğlu Ertan ve kızı Demet, garip bakmalarına bir yenisini daha ekleyerek, kafese tıkılmışa bakar gibi bakarak bizi anlamaya çalışıyorlardı, yaşamın neresinden kopup gelmişler, diye meraktalar.
Bizlerse onları…

Aha! Televizyonun örtüsü de kalktı, düğmeye basıldı bile. “Bu ney lan” der gibi beşimizin de ağzı açık kalmış, en küçüğümüzün ağzının kenarından hayretten akan “sel”i ana silmesiyle fark etmiş olduk.
Vallahi kar yağıyor zannettik ekrandaki karıncalanmayı, sevindik çocuk gibi pardon zaten çocuk değil miydik… Biz unutmuş muyduk, yoksa unutturulmuş muyduk…İnanın bu soruyu çok sordum kendime.

Demek buymuş televizyon dedikleri “na’dar” güzelmiş kar yağması demeye ve düşünmeye kalmadı.
Rahmetli Levent Kırca ile Köksal Öngür’ ün “Bizler Ali Veli makinist ” şarkısıyla, “Oyun Treni” başlayınca “lan bu guccük adamlar nirden girmiş bu gutuya” dememize… anamızın “korkudan arınma” ve cin kovucu duaları eşlik etti bizlere üfleyip sıvazlayarak. Yüzümüz kireç gibi olmuş korkudan… “lan bunlar cin mi ecinni mi?” Ya şimdi…yine aklım ermiyor, cambaza baklara.

Tabak tabak önümüze sürülen “tepsi keki” buram buram açlık kokuyor, merak kokuyor. “Bu neymiş ki pasta dedikleri mi…yumuşacık” merakımızla beşimizin kafası soldan, üst sağa dönmüş anamızın gözüne bakıyoruz.
Pavlov’un belletilmiş köpekleri gibi “ye!” işmarını almadan elimizi sürmüyoruz. Baş hafifçe sallanarak onaylandı, çatal da neymiş eller tabaklara uzandı ki uzandı. Ama…

Hacer ablanın iyiliği yine yoktu o tabaklarda. Olsun… yine de çok güzel günahsa da “Lan Namık emmi iyi ki varsın.”

En küçüğümüzün “ıcıh da virseler” deyişine garip garip baktılar. Bunlar nece konuşur, der gibi.

Biz buyuz beyim…Anadoluyuz.

Elleri üşümüştü, yoğun duyguları “farkına varma”sına engel oluyordu. Bu hep böyle midir?... Mezar taşından kayan ellerine baktı, birkaç damla gözyaşının izin verdiği kadarıyla. Yeni başlamak üzere olan tipinin öncüleri ayazla birleşmiş, yüzünde kendi gerçeğini hatırlatıyordu.

Başını göğe kaldırdı, haykırdı “ben yüzleşmeye hazırım…” Ben Kimim… Çocuk mu, ana mı, fırıncı mı, imam mı, Lee mi, ebem mi…yoksa bir avuç bok muyum.

Söyle bana ben kimim? Benim bir bildiğim var senin söylediğin, bunu biliyorum. Ben bir “bok savaşçısı”yım…biliyorum ama yetmiyor, zihnime tahakküm etmeme. Bunalım diyorlar, inancın bunalımı, buhranı.
Tabaktaki iyilik miyim ben, yoksa kötülük mü iyilik, dediğim iyilik sandığım şey!...

Fırıncının hissi, imamın gayreti, kadınların çaresizliği, babaların acısı, çocukların saflığı, ebelerin şefkati ve Lee’nin gücü…söyleyin ben hangisiyim ve hangisiyle yani kendi kendimle mi savaşacağım bir avuç bok için.
Ve beni çevirmek için karşı koyuşlar, o kadar güçlü ki kendimi tanıyamıyorum. Gözümü açıyorum, sokağın başındayım. Yine aynı şeyleri mi yaşayacağım…

Yeniden yolu yürümek gibi bir şey bu, istemiyorum. Yukarıya bakıyorum, O da bana bakıyor…

Hadi çöz, dedi Tanrı.

Akıl verdim…

Bitirecektim vazgeçtim inadına devam edecek…

Emaneti…Bacakları gelişmemiş çarpık, elleri tetiğe gidecek gibi duran yavrusuna “kovboy” adını taktım.

Çirkin’in anısına…

Beğen

Kimbilir
Kayıt Tarihi:2 Eylül 2020 Çarşamba 22:13:56

DEĞIŞIM " HALK " YAZISI'NA YORUM YAP
"Değişim " halk "" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Konsantre Karanlık Madde
27 Eylül 2020 Pazar 23:54:05
Buradan devam edeyim, 2, belki 3 ya da daha fazla yaşayan insanlara...

Ama önce kocaman bir ''OF OF OF...''

Boğazıma, gözlerime, özellikle de sol gözüme bir şeyler oturdu değişim 1 ve heyecanla hemen değişim 2 ye çevirirken ekranı. Sayfalarını çevirmeyi çok ama çok isterdim Abim... Öylesine devam etmek istiyorum ki diğer yazılarına, özlemle, merakla ama bugün burada keseceğim, çünkü boğazım ve sol gözüm pek de iyi değil. 3 yumurta beyazı, 2 de sarısı ile birlikte 5 tane yumurta bana bakıyor hem... Ama 1 saat sonra okul bahçesinde, köpekleri oynatırken bankta çöküşümün bu geceki sebebi bu okuduklarımdır...

Değişim... Dönüşüm... İçimizdekiler. İçimde hayvanat bahçesi var Abi. Ben hayvanlara kıyamam, bilirsin. Ama içimdeki insanlara tek tek sordum, ''gider miyim, benimle gelir misin?'' Evet diyen ve tehlike potansiyeli arz ettiklerini düşündüklerimi ellerimle boğdum; çünkü bu başka bir değişim. Saklanan varsa, kafamın içinde, en kuytu yerlere, onları bulup gırtlaklamak da boynumun borcudur; sana söz.

Değişim... Düz koşularla devam ediyor değişimim; Tanrı'dan emanet nefese yapılan onca zulümlerin bir faturası olarak...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 28 Eylül 2020 Pazartesi 00:54:01
nasıl bir hayatsa çok yoruyor. benim yerime de koş lütfen, 1 tur fazla.
Kimbilir Yazının sahibi 28 Eylül 2020 Pazartesi 08:13:44
Ve tamamlandı yazı değişti teması, duygusu, amacı. Bazen içimde tek kişilik dünya diliyorum sadece sevginin olduğu, umutsuzluğa kapılıyorum, panikliyorum. Geçmişi eşeliyorum inan çok boğuluyorum. Yaşadığım ana geliyorum soluklanamıyorum, bunca birikmişilik arasında hiç mi iyi bir şey yok diyorum...

Ve karanlığın kendisinden konsantre bir ses duyuyorum. Buradayım....

Özlemle hasretle sevgiyle...
Canan Köksal
3 Eylül 2020 Perşembe 15:58:33
Onlar ki iflah olmaz günahkarlar , yüreğimizdeki kuş yuvasını bozdular...

H2SO4 veya H2O dersen severler seni tuz ve su dersen avamsın.
Hayatın bin bir türlü okuması var, örgünün teris var düzü var haroşası var ..var da var..
Bu kadar zengin bir tabloda her şey simülasyon iken ha diken ha gül demeliyiz artık.

Ummak ,incinmektir. Bütün beklentilerini biitiren, rahat nefes alır.

''halkın türküleri, elitlerin aryalarından üstündür.'' kesinlikle haklısınız, ego her çağda zulmün, tevazu hakkın yanında olmadı mı? Öyleyse istenen sadece şu :Hangi taraftasın?

Yazı bir emek istiyor , konuyu işlerken zaman zaman bilinç akışından ,geriye dönüş tekniğinden faydalanmışsınız bu nedenle biraz kopuk ve alakasız zannedilse de bütüne hizmet etmiş.

Kutlarım.
Saaygıyla.



1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 3 Eylül 2020 Perşembe 16:28:58
İnsanlara cennetin olmadığını söyleseydik, onları nasıl yönetecektik, meailinde bir söz söylemiş Rotschild. Oysa kendi "kutsal aile yasası" olan biri... Şeytan, sembolize ediliyorsa eğer bunlarla beden bulur, uygulama bulur.

Biz de diyoruz ki, Tanrı'nın olduğunu söyleyebilseydik, onlar yalan bile soyleyemezlerdi. Lakin anolojik olarak ters yüz edildi her şey. Yani Tanrı şeytanın şeytan Tanrının yerine geçti zihinlerde . İnsanın ezilmesi,bükülmesi, yok edilmesi bundandır.

Yazi, serinin üçüncüsü. Geriye dönüş, parçala ve parçaları birlestir, hayalleri gerçekle uyumlama, saf empatisi vs. teknikler kullanıldı. Çokça da sosyoloji...

Yorumunuz son derece isabetli...teşekkür ederim.
n.asım
3 Eylül 2020 Perşembe 04:13:23
çok okudum,daha çok okurum,uykusuzum çok,ama dönüp yine okudum,,,
o çocuklardan,biri ben,diğerleri şimdi dünyanın dört bir tarafına savrulmuş kardeşlerim,
sanki,savaşmaya doğmuşuz gibi,sorgulamamışız,emir almışız,emir vermişiz,
emir demiri değil,bizi kesmiş ama,sonra insanlar görmüşüz,insanlar gömmüşüz,
çok okudum,daha çok okurum,uykusuzum,nereye gitsen,çukur içre çukur,** oğlu **, alçak dölü alçak,,ne gücümüz kaldı,ne tahammülümüz savaşacak,
ama günlük değil,yıllardır uykusuzum,
ama en nihayetinde,biz olacağız,bu *oklu savaştan galip çıkacak,
seviye tesbit yazısı,,,seviyesizlerin anlamlandıramayacağı,
kısa keseyim,bir dünyevi kardeşe,dönmesin halımız,,:)
sorguladık teşekkürle,hürmetle güzel abim,ömrüne bereket,,,

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 3 Eylül 2020 Perşembe 12:54:22
Gönül yakınlığı, gönül ısınması, ruh eşleşmesi, yürek bütünleşmesi...Ne denirse denilsin o yakınlığı hissederse insan, kendinden sayıyor.

Tıpkı birbirimizi saydığımız gibi...

Ne mutlu bana ki, uyumla anlaşmanın, duruluğun, saflığın, arılığın, sevginin, samimiyetin, özleşmenin var olduğunu ve görmesek bile birlikte tatmanin yaşama geçirilmesini saglayan a(y) kuşağına hilal kuşağına selam olsun.

Mutlu ettiniz beni, siz hep varolun.
black_sky
2 Eylül 2020 Çarşamba 23:52:05
Okul sıralarında okuduğum çoğu kitap aklımda değildir...ders iletişim bilimleri kitap " televizon öldüren eğlence aracı " mevzu basit...tek soru sınavda ve o da kitaptan...super bir zeka seviyem olmasa da başlıktan bir çıkarım yapmak oldukça kolay ki vakit ayırıp kitabı okuyunca zaten sonuca ulaşmak daha kolay.
Sınav başladı bir cümle alıntı ve adam ne demek istemiş...sonuç mu bazıları sınav kağıdını fırlatıp " hocam o sayfada ne yazıyor onu mu ezberleyeceğim...bu ne saçma iştir " ben " yahu bu millet deli mi sadece yorumlayacaksın "
O zaman daha net anlamıştım yorumlama , bakış açısı....vs nereye götürür insanı...sorgulama....
Demişti ki kısaca kitap; güzellik algısını bile kendi belirleyip size kabul ettirdi ve bunun farkına varmadiniz."
Bana göresi ise bir avuç *oksunuz dendi..bu çok iyi bir şey dendi ve çoğunuz tüy seçip farklı renklere sahip olmayı marifet saydınız..oysaki bir avuç pislik olarak kaldınız...
Neye sahip olacağına, nasıl sahip olacağına , sahip olduğuna göre ne kadar insan olacağına karar verip bunu inandırma üzerine kurulu bir sistemden kişisel sorgulamaya destek beklemek ne derece mantıklı olurdu ki..
Gözümüzü açtığımız yerlerde bile ayağımıza dolaştırdıgımız ipler...
Devam etmeliydi , gerekliydi...yine tekrar tekrar okunası..
Nesildaşıma katılıyorum sitede üst düzey diyerek hevesli çocuklar gibi koşturup geldiğim bir yer burası ve her gelişimde kemiklerimin sesini duymak ne keyifli.
Yine dağıldım biraz affola.
Çirkinin anısına hürmet.
Değerli üstada saygı ve selâmlarımla

7 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 3 Eylül 2020 Perşembe 00:00:18
Az uykum geldi yine, düşüncelerim flulaştı. Y kuşağına cevap vermek bu kafa ile cesaret ister o yüzden yoruma karşılık sabaha kaldı affola.
Huzur, diyelim huzur olsun, adı.
Bir Dünyevî 3 Eylül 2020 Perşembe 00:17:50
ben her seferinde hangi kemiğim kırılacak diye geliyorum, yine de kimi dura dura kimi koşa koşa geliyorum, işin kötü yanı daha kaynamadan kırık kemikler, yenileri kırılıyor. o zaman psikopat gibi daha yok mu kırılmamış kemik diyorum,

sonra nesildaşlarım geliyor, sıcak bir çelik bastırıyor, emliyor, sarıyor, ilaçımı yazıp reçetemi elime verip gönderiyor. bu üçüncü olacak sana övgüm belki de; y kuşağı şairi olur blackten diyeli çok olmadı.

tarkanı bilirmisn nesildaşım, izlemişsindir, filim işte, mağmadan çıkıp fokurdayan bir eriyiğin içine atılmıştı.. sonra sapa sağlam çıkmıştı..

ha işte, üstad o eriyik hem de demirci... atanlar malum; kötü.
üstad uyusun biraz.. bu sefer çok vurdu.
ben yıllardır örs ve çekiç arasındayım.. sıkıntı var cevherde bilirim, şekil almıyor.

üstadlara kuvvet sağlık saygı ve huzur dilerim.
sonuçta insan dövmek, sarmak, suya koymak, cızlatmak her insanın harcı değil.
insan sarrafı değilim amma dedikleri gibi zihin harmanıyım:))

Y'den.
black_sky 3 Eylül 2020 Perşembe 10:49:34
Erimek sonra yeniden şekillenmek...acıli ama bir o kadar keyifli...
Nesildaşım çokça teşekkür ederim şiir yazıyor bile sayman beni, çokça mutluluk verdi bana.
Eksik olma aksi olma hep ol dilerim.
Kimbilir Yazının sahibi 3 Eylül 2020 Perşembe 13:06:11
Vakit daraldı...hadi, dedi o korkunç ses. " Bitti" dönüp baktım biten "insanlık" dedikleri şeyi uydurmuslar onu da diğer uydurduklari gibi "kan savaşçıları". Vampir ne ki?...

Ve yalanlar ve oyalamalar ve yararlanmalar en basit en küçüğünden en karmaşık en büyüğüne doğru...insanı yiyip bitiriyorlar, fırsat bulanlar.

Doğaya dön, diyorum ama o kadar yabancılaşmış ki insan, kendinden saymıyor ve kendini bulamıyor. Ne olur beni yansımama yanılsamama götür, diyor. İnsan; kendinde;

Kaybolmuş...
black_sky 3 Eylül 2020 Perşembe 18:36:20
Farkında olduğum şeyleri yaparken buluyorum kendimi sonra çok kızıyorum, sonra bahanelere sebep gücü yüklüyorum...bu bahanelerden oluşa bir voltran...güç bahanelerde artık.
Bazen farkındalık daha mi tehlikeli diyorum...daha alçaltıcı...cunku hiç farkında olmayanı nasıl suçlarız ki ama bilene ne demeli...bile bile kedine yenilip yapana...
Kaybolmuş her şey...
Elimizde ilahi karakterlerin biblolarından oluşan bir torba ,hayatta ne işimize gelirde ona göre birine sebep ya da suç yüklüyoruz...
Çok mu tükettik yoksa hep mi tükenmiştik...belki de artıdan eksiye inmedik eksiden çoğalamadık...
Ya da koca bir sıfırdı başlangıç yaşadıkça dengeyi bulduk..denge derken her iki tarafa kayan bir denge.
Nedensiz olmayan mesleki yoğunluk sonrası nefes almaya geldim yine koşarak.. çenem düştü yine....
Saygılar ve selamlar üstad
Düzenleme:3.9.2020 18:37:57
Kimbilir Yazının sahibi 3 Eylül 2020 Perşembe 19:20:17
Mutluluk ne ki?...

Farkında olmayanların, yaşamdan aldığı ilkellik kokan haz mıdır? Kökeni basit kahkahaların yüksek perdeden çıkması mıdır? Kapı önüne yığılmış ayakkabıların, içerde oluşturduğu keyifsel akustik midir?

Ne olur söyleyin bana mutluluk nedir...

Özgürlük müdür? Yok olmak mıdır? Yoksa başladığımız başlangıca insanı kamil olarak varmak mıdır? Cennet ehli olmaya aday olmak mıdır?

Bence mutluluk kendin olmaktır. Tıpkı bir yazında değindiğin gibi...
black_sky 3 Eylül 2020 Perşembe 20:49:49
Doğru sözdür ...kendin olmak..gerisi er ya da geç patlayacak bir tanker...gerisi boş lafa ağır görüntü katma ihtiyaci, gerisi hoş görünme lakırtisi...
Doğru sözdür kendin olmak şapka çıkartılası...
Olabildiğince, eksisiyle artısıyla, yalanı ve doğrusuyla...
Yoksa.her şey değişkendir mutluluk da sırf bu yüzden herkese göre değişkendir...kendini bilen kendine göre olanin tanımı da daha iyi yapar.
Bir Dünyevî
2 Eylül 2020 Çarşamba 22:45:22
bu güzel sitede iki-üç kişi var ya, çok üstler..

yazıdan giyindim, sıktı, kemiklerimi çıtırdattı.. kapıcılar kralı vardı kemal sunal'ın o sahneleri canlandı gözümde..

lakin yeşilcamın gerçekliği o dönemin temellerinin sosyal mecraya aktarılması veya farkedilmesi çok sızı,acı, kahır..

her konuda bir çıta var kırılması gereken, kırılmıyor.

çekirgelerin alıştırılmış çaresziliği, çam tavan örneklemleri, kodlanmış programlanmış bir hayat sanki bizimkisi..

kalmine sağlık üstat.
devam ve çok sevindim.

tekraren okunması gereken bir yazı olmuş benim için, anlar mı.. bir müddet daha anlamaz, sanırım.

çirkinin anısına hürmet.
saygı sağlık ve huzurla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 2 Eylül 2020 Çarşamba 23:54:53
Önümüze atılanlar o kadar çok çeşitli ki, tadları hep aynı. Ve biz o çeşitler için birbirimizle savaşıyoruz o meydanda.
Seyirliktir insan bir başka insana. Tiyatro aynı dekor değişik...hep kazanan senaryocu.

Ey insan titre ve Tanrı'na dön!..
Selamlıyorum yükselen ruhunuzu.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.