Kimbilir
3 şiiri ve 22 yazısı kayıtlı Takip Et

Cennet avcısı "sokak"





Kalın sızılar acıtır, ama derine işlemez, ince sızılar öyle bir derine iner ki işler ki, çıkartamazsınız. Sizi insan olmaktan bile alıkoyar…

Okul bedava, yasa bedava, hukuk bedava, adalet bedava, ahlak bedava, bilim bedava, akıl bedava, hatta düşünce bedava…kurulu tezgah geç işte, bereket versin… “de”. Aklını peynir ekmekle mi yedin, farkında olmak, gerçeğe dönüşmek arzusu için.

Orijinal olmak mı, kendin olmak mı ve kendin gibi yaşamak mı, insan olmak mı?
Bakın, o çok zor ve pahalı, “can pahası…”

Hey Gringo! Arkanı kolla, gölgeler dolaşıyor gözler kuytulardan “ölümüne” bakıyor. Sinsi levazımatçı avuçlarını ovuştururken parasını kimden daha fazla alacağını hesaplıyor. Banker efendinin tetikçi parasıyla kendisine yaptığı peşin ödemesi onu kesmiyor.

Hava puslu kötülüğe çok müsait lakin burası ucuzluklar ülkesi değil… “Anadolu.”

Havada bir tuhaflık var, yıldızlar bizden uzaklaşmış, karanlık bile kendi renginde değil bu gece, deyip huylanmıştın, sessizlik çökerken içimizdeki karanlık sokağın çıtırtısından. Nereden bildin…
Evliya mısın dedirten cinsten, o nasıl bir maneviyattı.

Sen sol tarafı kolla ben sağ tarafı İsmail…dediğimde, kurşun yağmıştı üzerimize hiç ummadığımız zengin yapısı inşaatın en üst katından, yağmur gibi ama emek emek ter damlıyordu mermilerden. Her şeyi diyalektikle çözeceğiz, diyen “halk çocukları”

Kuramsal bilgiler temelde hazırlayıcıdır, sözlü bilgiler de kuramsal bilgilerin hazırlayıcısıdır. Bu kesin bilgidir “a priori”dir. Önce sen içselini yönet önermelerle, sonra yediğin talkını veririsin halkının…
Tamamlanmanın bir parçası oldular, farkına bile varamadıkları. Oysa;

Nihai amaç aynı… ama çıkış ile varış aynı yöne akarken yollarımızın üzerine döşedikleri şey, “biz, bütünün bireysel farklılığı olanlardık” ama bundan yararlanılarak, uygulanan kurgulanmış planların biz de farkında değildik hatta bizi oraya yollayanlar böyle olmadığını, fark edilecek bir şey olmadığını da söylüyorlardı. Her şey sıradan diyorlardı.
Şimdi de aynısını yapıyorlar, misyon aynı…sadece vizyon değişik. Efendiler aynı figüranlar değişik. Köpeklerin yedikleri katkılar değişik…Sahip;

Kral himayesine bilim ekleyenler “Royal Society”

Sokağın hemen girişinin sol tarafında tek katlı evden rızık mücadelesinin “tık tık” sesleri yükseliyordu, aralanan perdenin romantik habercisiydi. Semerci “ekmek” başındayken burnunun ucunu bile göremezdi ki, bizim bakışlarımızı nasıl fark etsin.

Yeşil gözlü Zigma kızı…yüreğimi sızlatırdı, kirli giysiler içinde yırtık ve yamalı. “kader mi” Ameliyatta doktor söyledi kalbinde ince bir sızı. Bize asktan bu düştü İsmail, başka bir şey bilmedik, bilmiyoruz.

Aşk da sevgi de sevgili de “vatan”dır.

Birbirimize siper olmanın kavgasını verirken, senin kolundan ince bir kan sızıyordu, “benim içime.”

Vuruldun İsmail…

Hızır ne ki, peş peşe tetiğe basan elleri dert görmesin, dedik. Çığlığımıza ne tez yetişti Edirneli, “dayanın yettim ulan.”
Neydi benim kod adım unuttum…İsmail.

Karga Melahat’ın kümesten hallice evine vardığımızda, sağ olsun yine ne çok yardım etmişti, güdük boylu kocakarı. Kaderi gibi kısa boylu, çökük yüzlü, çukur yanaklı, Çingene bozması teni geceyle bütünleşirken, karanlıkta çiril çiril bakan gözleri ürküntü yüklüydü, korku yüklüydü. Lakin tüm bunları bastıran içindeki bize olan inançtı. Bizdendi İsmail!...Değil mi? Hani değiştireceğimize söz vermiştik ona…tutmak ne kelime, kendimizi bile yaşamda tuamazken.
Çok geçmedi…

Aynı yürek; bir başka gecenin en koyu zamanında “kalkın uşaklar, dışarıda devriye atanlar var” demesine uyandığımızda “durun…ben şerbetliyim” demene aldırmadan Edirneli, köhne kapının, nem kokulu demir kulpundan kayan eliyle taş eşiğe çoktan yığılmıştı bile.

Yıldıznameye ne çok baktık. “kan sızması büyü bozar mı…”

Ne çok işkenceler gördük İsmail…sahi benim “kod adım” neydi, biliyorsun unutturdular ya bana.
Gidip geliyor, az yardım et. Ha…hatırladım.

“Kara Vedat” derlerdi bana değil mi?... Her seslenişin kulaklarımda çınlıyor, içimden hiç gitmedi ki, ben kan karası kusarken sen oynuyordun.

Biliyor musun İsmail, dayanamadı“O” öldü. İlkin sen öldürdün acımasızca hayal kırıklığına uğramış ablak bakışlara uğratılmış beynim, elektrik yüklenmiş bedenimin derin kesik çizgilerini sızlatan. Sonra toplum öldürdü onu yavaş yavaş lime lime.

Söylesene Bir Dünyevi, biz ne kuşağı idik…beynim almıyor hep unutuyorum, unutkanlık var bende çiftçilikten başka bir iş de bilmem ki.

İnsan eker insan biçerim…

Hatırlar mısın İsmail? On İki Eylül sabaha karşı Çingene Hayriye, bize bir ekmek getirmişti evinden gizlice, içine salça dahi olsa katık bulamamış kadıncağız üzgündü ve gideceğimiz yerde ayaklarımız üşümesin, diye iki çift yamalıklı çorap, çocuklarının ayağından aldığı.

Çapraz çıta ayaklı sunta masaya kaderimizi çizdiğimiz bıçakla “tam ortasından pay etmeye çalış” dediğin amma sana söylemediğim epeyce büyük parçasını sana uzatmıştım İsmail.
Kuru ekmeği severdik, ikimizin de kaderimizde hep bu vardı, “rızık” olarak öyle söylediler, olsun derdik. “vatan sevgimiz” katık olurdu her zaman. Doyardık…

Ve o ekmeğin son lokmaları birlikte oturduğumuz son sofranın ziyafeti olacağını biliyorduk eziyeti muştulayan yaklaşan emek kokulu, ter kokulu ayak seslerinden. “ vatan çocukları”
Devriyeler basmadan, cennette buluşmak üzere dedik… sarıştık, vedalaştık, helalleştik seninle İsmail.

Kaç nesil fire verdik, saydın mı…

Gel zaman git zaman…

Bir ceset gibi ortalıkta dolaşırken bana göz ucuyla bakıp yanımdan geçip gitmişsin İsmail. Kılıç söyledi…
“ İsmail sattı bizi.”
“O zaman mı…”dedim kalp atışlarım yükselirken, titreyen dudaklarımla soluğumu tutarak, ne olur “he”demesin.
“Yok, dedi. Bu zaman.”
Sevindim biliyor musun senin adına “o zaman” demediğine. Yoksa biliyorsun beni…
Çok kolay “ölüm”e dönüşürüm. Anlaşıldı;

Sen, bizim manevi etkilerimizin egregoresi olmayı seçmişsin… adam çarpmanın ustası olmuşsun. Ama unutma İsmail, her gölgenin bir güneşi vardır.

Biz bu halimizle bile gerçekleri savunurken, sen maneviyatımızdan çıkartmaya çalıştığın dogmatik formüllerin peşine mi düştün. Zamanda sadece kendini taşımayı seçmişsin, oysa o zamana biz ortaktık, bunu unutturmuşlar sana, anlaşılan sen de buna yatkın olmalısın.

Bizi yok etmeye mi çalışıyorsun?

Rönesans, şeytanın ta kendisidir İsmail…Gece sızması yapıp rüyalarıma giren düşüncelerle boğuşurken Black’in bir sözünü yorumlamıştım.

“Seni kazıklıyor Abduraman.” (Abdurrahman)
“Üç yerine beş alıyor, beş yerine üç yapıyor.”

“Biliyorum, hatta öyle yapmasını ben istiyorum, ben sağlıyorum.”
“Hı…” İnsanlar analitik düşünüyor, böyle isteniyor. Bense sentezci cevaplıyorum.

Şeytan, biliyorsunuz ayrıntıda, bütünün bir ayrıntısında gizleniyor ya… yani bütünün bir parçasında. Örnek olayda analitik düşünseydim, ümüğünü sıkıp perperişan etmem gerek Abduraman’ı, o anı bize belletilen şekliyle okuyunca öyle diyor.

Hani papaz hırsız hikayesi var ya…onun gibi bir şey.

Ama bu parça sürekli çok sorun üretir öyle yaparsam, ama kendini bulana kadar böyle yaparsam ne sorun olur ne de sorunlar üretecek hale gelir. O da kurtulur, toplum da kurtulur, ben de kurtulurum ama kurtulamayanların yeni programları olur.

Dışsal görünüm olarak sunduklarını, sen içsel ve öz olarak görüyorsan… bu, öğretinin suçu değildir. “Batın”dan kirli sızmalar olsun isterler “zahir”i istedikleri gibi biçimlendirirken dogmalarına tanıklayacakları gerçekçi sözler söyleyebilsinler, diye.

Anladın mı İsmail…İşte seni bunu için cezalandırmıyorum, yoksa biliyorsun kalem incedir, kolay kırılır.

Zemin ıslaktı…Çingene Hayriye’nin getirdiği çoraplarda çoktan çürümüş yama tutmaz olmuştu, hatıra diye saklardık koynumuzda içliğimizde yama olarak, sadakat kokardı.

Çok üşüdü ayaklarım, böbrekler iflasın eşiğine gelmek üzereyken tekavüte ayırmak istedi yaşam bizi Kılıç’la. Sonra bir boşluğa saldılar, “hadi dediler özgürsünüz” ama her taraf sis kaplı göz gözü görmüyor.
Ayaklarımıza baktık sıcacıktı “vatan sıcağı.”

Allah! Dedik her şeyi unuttuk inanmazsınız sıcacık yemekler bile yedik. Döşek mi kar misali taş misali… olsun yumuşacık gelirdi bize.
İlk iş geçmişimize gittik ama köprülerin altından çok sular akmış alıp götürmüş birçok taşı ve kayayı. Seni de bulduk İsmail.

Karnın tok sırtın pak esip gürlüyorsun…öyle mi.

Ali Bülent Orkan’ a saygı ve rahmetle.

Beğen

Kimbilir
Kayıt Tarihi:13 Ağustos 2020 Perşembe 15:35:18

CENNET AVCıSı "SOKAK" YAZISI'NA YORUM YAP
"Cennet Avcısı "sokak"" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Konsantre Karanlık Madde
27 Eylül 2020 Pazar 23:19:40
''Kuramsal bilgiler temelde hazırlayıcıdır, sözlü bilgiler de kuramsal bilgilerin hazırlayıcısıdır. Bu kesin bilgidir “a priori”dir. Önce sen içselini yönet önermelerle, sonra yediğin talkını veririsin halkının…
Tamamlanmanın bir parçası oldular, farkına bile varamadıkları. Oysa;''

Burada kahkaha attım, müsaadenle. Kalan yerler mi, kova kova buzlu su, ''yeni nesil meydan okuma'' diye adlandırdıkları, kamera karşısındaki nevrotik hallerle alakası olanından değil ama... Ankara şubatında buzlu su adeta. Hatırlıyor musun Abim, ''sende istedikleri bir şey var, sevinmelisin'' demiştin... Aynısını şimdi iade etmek isterim müsaadenle, ''bizde almak istedikleri bir şey var,'' tek bir kelime farkla, ''vermemeliyiz!''

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 28 Eylül 2020 Pazartesi 10:04:07
Sözlerinle büyüyen bir gizemin, bir sıırrın anlamı çöktü omuzlarına. Suskun olan ben miyim yoksa bu bindirilmişlikler mi suskun yapar bizi.
Karanlığın doğurduğu ışık en doğru ışıktır, yaşam orda başlar orda büyür orda saklanır tüm gizler, tüm sırlar.

Zekan değil sadece hafızan da muhteşem...

Yol ve zaman bükülecek ve orada buluşacağız özlemle, hasretle ve sevgiyle...
black_sky
14 Ağustos 2020 Cuma 22:39:13
Aynı yorumu iki kere attım ama nesildasimin yorumu altına yazdim cevap gelince bildirim gelmiyor;)) işimi sağlama alayim dedim affola...




Tanrı olmak zorunda olmalı da
ama...
Tanrı artık onu yaratanların ağzında kirlendi , elinde oyuncak oldu. Çoğu ya tanrı yolundayım diye aşırıcılıkta, yobazlıkta ya da biraz daha nasıl yolumu bulurum diye dilinde söndürmekte adını..
yobazlığını inanç yapan, acımasızlığını haklı göstermek için adını kullanan kişiler yüzünden daha da batıyor gün geçtikçe sanki tanrı.

Olmalı bence de olmak zorunda ilahi bir yıldırım beklemiyorum ama zaten anlamak, aydınlanmak istemeyenler için varlığı bir şey değiştirmeyecek biliyorum.

Üstad; ben de çok yorgunum nesildaşım gibi, çoğu zaman beynim zonkluyor...gozlerimi kan bürüyor...
kendi ipsiz sapsız düşüncelerini, kendine göre yorumladığı ilahi yazılar üzerine dayandıran ve oradan alıp yürüyen kendini bilmezler denk gelince.

İhtiyaçlar uydurulup yeni ihtiyaçlara muhtaç hale getirilmeye çalışıyoruz...herkesin bir etiksel kriteri oluşuyor ve nasıl da kendinden gururla bahsediyor...ama bunu yaparken ne kendini besleyen doğaya ne de yaşamını beraber sürdürdüğü diğer insanlara olan davranışını sorgulamıyor...

Anlamıyorum imkanlar artıyor ama cehalette aynı oranda artıyor...

Yoruyor bu devir insanı çokça.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 15 Ağustos 2020 Cumartesi 00:09:43
Herşey çok kolay olurdu...şuur altından şuura geçiş olmasaydı. Biliyorum, farkındayım, anlıyorum, algılıyorum diyemese insan.

Çirkin kadar mutlu, onun kadar algılı olurduk o zaman; "insana Tanrı...İnsan olarak Tanrı" demezdik hiç bir şeyi anlamadan gelip gecerdik dönüşeceğimiz enerjiyi beklerken...zaman ve mekanda.

İyi geceler.
black_sky 15 Ağustos 2020 Cumartesi 00:39:03
Doğru sözdür yine yeniden..
kolay olan şey en zor olanıdır sanki/ belki..

Iyi geceler üstad
Sağlıcakla kalın dilerim.
black_sky
13 Ağustos 2020 Perşembe 17:27:24
Insan hep acımasızdı...geçmişte , şimdi ve gelecekte de öyle olacak ama...iste kocaman bir ama var..devir değişti ya devran değişti....iste o devranla beraber ademoglunun mayası da değişti...ekşidi, kokuştu...sinekler sardı üzerini...gözleri, bakışları bir başkalaşım geçirdi...suyun altından yürütüp işini, samanın namusunu kirletti..
Aslında kuşak falan bir yana...dava adamları vardı...bir karış toprak için bile kellesini seve seve ortaya koyan memleket sevdalısı insanlar vardı...ama en büyük tehtit onlardı...süruye katılmazlardı onlar, onlar ki sürüyü koruyan kurttu...yavaş yavaş acimadan eksilttiler onları...
Içime bir ateş oturdu...oyle sönmez yanar durur...gelecegi düşünmek artık...ne denir...cok bilinmez...gidenler nasıl geri gelir...telafisi olur mu verilen onca zararın...
Zararın neresinden derler ya...yalan...bazi gidenler asla geri dönmüyor...
Içimizde eksilen ve güvenilirliği kaybolan tanrı gibi..belki tutunuyor içimizde ama çoğu zaman kavga etmek için...
Mesai arasında uzak duramadım...yorumlara bakınca bir selam bırakmak istedim üstad ve nesildaşıma...yine geleceğim.
Her yazı birden fazla gelmekten keyif aldığım ender sayfalardan...
Selam ve saygılarımla

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 13 Ağustos 2020 Perşembe 18:17:49
Getirip gönderen sağolsun derler selam için ... Ne mutlu bana anlayan, dinleyen, düşünen, konuşan gönüllerle kelam etmek, anlamak, anlaşılmak.

Daha ne isterim...varlığınız yeter mutlu olmak için hele ki, o içten selama selam durmak gerek.
Dileginiz ne ise dileğimizdir...
Bir Dünyevî
13 Ağustos 2020 Perşembe 16:20:33
bir haber geldi ercan, hadi kalk vedatı alıp götürmüşler.. hadi uyan... uyan ercan, uyan.. gök-t- yüzlü demiş alın onu.. -k-nur yüzlü demiş alın onu.

vardım ercan, vardım, yettim.. yoktu. almışlardı. yeller esiyordu. atası anası Allah Kerim diyordu..

hadi kalk ercan, kalk uyan.. bu mezarlık sana göre değil.. ben yalnız kaldım.. Allah sattı bizi ercan, kalk uyan. Allah'tan kurmuşlar tezgahı ercan, vatandan devletten kurmuşlar tezgahı ercan...

akıllanmamış devlet, vatan akıllanmamış ercan. sen orda ben burda vedat yok ercan...

murat abi gelmişti, jawa 300 müydü 350 miydi egsozundan havaya karışan gürültü. annem çağırmıştı murat abiyi, bana da hadi çayları al getir oğlum demişti..

murat abi, anamın elini öpmüş, biraz şaşkındı. ben lisedeydim belki 1 de ihtimal 2 de olmalıydım..

kaç yaşındaşın murat dedi, 23 yaşındayım teyze dedi.. dünyevi kaç yaşında dedi, ben girdim söze belki 15tim..

bu çocuk okuyacak murat dedi.. daha çok şeyler dedi..

sonra aşık oldum işte şaman, aşık oldum.. aşk savurdu saburdu on ikiden vurdum sonunda ya.. murat abi ve arkadaşlarıyla bir kaç hafta daha takıldım ama ...

aramızdaki fark mı şaman, biz aynalı tahirdik, deli yürektik..

ilk kavgamızı amca oğlumuzla verdik şaman.. bizi böyle tükettiler..
eti senin kemiği benim dediler... bizi de böyle kırdılar şaman..

acıdı şaman, sızıladı, çok ince diyorum bu sızı diyorum amma göz benimkiler mi, seninkiler mi göz bilemiyorum..seninkilerdir elbet.. hürmetimle.

peder diyoruz biz, geldi bir vakit sonra, temmelli dönüş yaptı inşaatlardan,

ben 18 -19 olmuştum.. lakin bir gün dedim anama, ana herşeye karışıyor, benden bir tek şikayet geldi mi sana şimdiye kadar dedim, gelmedi oğlum dedi.. o zaman dedim ana, neden??

çıktım yine evden...

sentezi kaldı mı şaman.. sentez kaldı mı.. Allah karışmıyor şaman, hiç bir şeye gücü yetmiyor.. bunun sentezi olur mu üstadım.

peder geldi, abdest aldı.. hemen serdim secdadesini verdim takkesini, tespihini koydum kenara..

nasıl diyebilirim Allah öldü, baba diye...
sana diyorum üstad, işte sana... Allah öldü, vatan ameliyat masasında.. ciğerimi satıyorlar üstad, böbreğimi pazarlıyorlar üstad. kalbimi söküyorlar üstad..

dünyevi öldü, üstad.

can suyu mu dökeyim ercan'lara.. onlar da öldü üstad..

eşkiya demişti bir gün okulda müdür yardımcısı, oysa ben aşıktım üstad.

sürçü kılavye olduysa af.
eksik olma şaman, sen bir başkasın daim..

insan büyümüyor bu topraklarda..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 13 Ağustos 2020 Perşembe 16:29:52
Gözümden yaş geldi... ağlamaz bilirdim.
Ruhum katı, sert bilirdim. O bile yumuşadı. Gitme kendinden bilirim çok yorgunsun...
Bir Dünyevî
13 Ağustos 2020 Perşembe 15:45:43
"“Kara Vedat” derlerdi bana değil mi?... Her seslenişin kulaklarımda çınlıyor, içimden hiç gitmedi ki, ben kan karası kusarken sen oynuyordun.

Biliyor musun İsmail, dayanamadı“O” öldü. İlkin sen öldürdün acımasızca hayal kırıklığına uğramış ablak bakışlara uğratılmış beynim, elektrik yüklenmiş bedenimin derin kesik çizgilerini sızlatan. Sonra toplum öldürdü onu yavaş yavaş lime lime."

burayakadar okudum, okuyorum içimden bu yazının tercümesini y kuşağı yorumunu Nesildaşım black yapar yaparsa anca diyorum... sonraki satırda; Bir Dünyevi'ye soru gelince.. dumur oldum mu ne denir..apışıp kaldım işte... okumaya devam...

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Kimbilir Yazının sahibi 13 Ağustos 2020 Perşembe 22:00:32
Kürescilerin oluşturduğu "kara piramit" kast mı? Hayır, onu bile çok görüyorlar, kara insanlara.
Tanrı olmak zorunda...yoksa hayvani baskının, kara aklın ezilenleri olmaya devam eder insanlık.
Umut tacirlerinin elinde umutsuz köleler hayvanlardan daha şansız olur. Evren, varoluş bu kadar acımasız olamaz...işte bu yüzden de;Tanrı olmak zorunda
Bir Dünyevî 14 Ağustos 2020 Cuma 00:22:49
olup olmaması önemli değil ki abim, biz kötülerden olmayalım, gök kule veya karakule artık kimse o küreselciler sözüm meclisten dışarı, şu bizim yönetici eski kuşakları aldıkları gibi çarka ihtimal y kuşağını alamazlar.. y ler çeviremezse bu zulmü geriye.. zaten kurulacak sistemler belli.. tavuk kümesi gibi apartmanlardan 8-5 16-00;01-09 vb vardiya gibi köleleştirecekler dünyayı..

geçenlerde bir şiirin altında okudum;

bu devirde ben hala rızık endişesi çekiyorsam;
bundan utanıyorum. diyordu bir şairimiz...

güncellenip resetlenmezse sistem. ihtimal 3 .dünya savaşı..

saygılarımla abim..
black_sky 14 Ağustos 2020 Cuma 22:02:44
Tanrı olmak zorunda olmalı da
ama...
Tanrı artık onu yaratanların ağzında kirlendi , elinde oyuncak oldu. Çoğu ya tanrı yolundayım diye aşırıcılıkta, yobazlikta ya da biraz daha nasıl yolumu bulurum diye dilinde söndürmekte adını..yobazlıgıni inanç yapan, acımasızlığını haklı gösteren kişiler yüzünden daha da batıyor gün geçtikçe sanki tanrı.
Olmalı bence de olmak zorunda ilahi bir yıldırım beklemiyorum ama zaten anlamam, aydınlanmak istemeyenler için varlığı bir şey değiştirmeyecek biliyorum.
Üstad; ben de çok yorgunum nesildaşım gibi, çoğu zaman beynim zonkluyor...gozlerimi kan bürüyor...kendi ipsiz sapsız düşüncelerini, kendine göre yorumladığı ilahi yazılar üzerine dayandıran ve oradan alıp yürüyen kendini bilmezler denk gelince.
Ihtiyaclar uydurulup yeni ihtiyaçlara muhtaç hale getirilmeye çalışıyoruz...herkesin bir etiksel kriteri oluşuyor ve nasil da kendindne gururla bahsediyor...ama bunu yaparken ne kendini besleyen doğaya ne yaşamını beraber sürdürdüğü diğer insanlara olan davranışını sorgulamıyor...
Anlamıyorum imkanlar artıyor ama cehalette aynı oranda artıyor...
Yoruyor bu devir insanı çokça.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.