NecipZeybek Çöreotu
60 şiiri ve 5 yazısı kayıtlı Takip Et

Türkçeye sahip çıkmak



Uyarı: bu yazı "arı dili" ya da "yaşayan Türkçe" görüşlerinden birini savunmak için değil; Türkçemize nasıl sahip çıkabiliriz görüşüne katkı sağlamak için kaleme alınmıştır.Siz de bu konudaki görüşleriniz için yorum bırakırsanız, belki birlikte çözüme küçük bir katkı sağlamış oluruz.

Türkçe ana sütü gibi temiz, Sütü gibi anamızın helalimiz. Ancak süt nasıl ki saf su ya da bir kaç mineral, vitamin, kalsiyum, protein gibi maddeden oluşmamışsa dil de tek bir kavmin bilim ve kültür hazinesinden oluşmaz.

İşte giderler
Koridar’a geçenek sözcüğü
Viraj’a dönemeç
İstasyon’a durak
İmalathane’ye işyeri
Atelye’ye işlik
Plaj’a kumsal
Arşiv’e belgelik
Garaj’a taşıtlık
Gardrop’a giysilik
Mayo’ya denizlik
Rıhtım’a gemilik
Balkon’a çıkıt
Mezbaha’ya kanara
Mezarlığa gömütlük
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Şairin özenle seçtiği sözcüklerden hangilerinin daha çok kullanılır durumda olduğuna baktığımızda maalesef şairin istediği ve beklediği sonucun doğmadığını, yani farklı dillerden giren sözcüklerin daha yaygın kullanıldığına şahit oluyoruz.

AÇ ZENGİNLİĞİMİZ

Yoktur
Türkçesi olmayan sözcük
Ya unutulmuştur o
Ya anımsanmamıştır
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Yine şairin gördüğü gibi olmuyor olay.Çünkü bugün kullandığımız pek çok eşya ve teknik terim maalesef atalarımızın hayatında yoktu.Otomobil, tranvay, televizyon, telefon; eksantirik kayışı, elektrik, ekran,tuş… yoktu. Öyleyse bu günün insanı daha çok sözcüğe ihtiyaç duymaktadır ve bunları var olan sözcüklerle karşılamamız veya onlara hep benzer ekleri ulanması ile ortaya çıkacak yeni ama tekdüze seslerden örülmüş, anlam karışıklığına,zihin tembeliğine neden olacak sözcüklerle karşılamaya çalışmamız akıllıca ve doğru bir yol değil.Yani dilimiz farklı yöntemlerle zenginleştirmeliyiz.

Onca yıldır bilhassa doğu dillerinden dilimize girip yerleşmiş sözcüklere savaş açmış olanlar,- ki Arapça ve Farsçadan dilimize yerleşen sözcüklerin toplamının sekiz bin civarında olduğu söyleniyor; oysa aynı dönemde Fransızcadan giren beş bin civarındaki sözcükle pek uğraşmamışlardır- Sarf ettikleri gayretin, hassasiyetin yarısını, günümüz Türkçesini istila eden Latin dillerinden giren ve büyük kısmı da gerçekten ihtiyaç duyduğumuz sözcüklerden oluşan bu yazılışı problemli, söylenişi zor, çağrışım gücü olmayan, ithal kelimelere yerinde ve doğru karşılıklar bulmaya ayırsalardı, bugün dilimiz daha zengin ve arı bir dil olurdu.

Latin dillerinin istilasının ne kadar büyük olduğunu görmek bakımından şu sayısal veriye bir göz atmamız sanırım yeterli olacaktır Büyük Türkçe sözlükte yer alan kelime sayısı son yirmi yılda otuz bin civarında artmıştır. yetmiş beş - seksen binlerden yüz on bir bin sözcük sayısına ulaşmıştır.Maalesef son dönemde dilimize girip yerleşen sözcüklerin büyük bir bölümünü İngilizce gibi Latin kökenli sözcüklerden girenler oluşturmuştur.

Bana göre en önemli bozulma yazım kurallarında ortaya çıkmıştır. Bizim dilimiz okunduğu gibi yazılan bir dildir.Oysa batı dillerinde sözcüğün yazılışı başka, okunuşu başkadır.Ve bu kural bizim dilimizde de kullanılır olmuştur.Oysa Amerikada da İngilterede de benim ülkemin adı bir takım anlam karışıklıklarına neden olmasına rağmen benim dilimdeki gibi yazılıp söylenmiyor.Demek ki bizde elimizden geldiğince dilimizi zenginleştirirken aşağıda yer alan dil kurallarına uyma gayreti içinde olmalıyız.

1)Alfabemizde olan harflerle yazılıp okunacak sözcüklerimiz olmalı.(Yazıldığı gibi okunmalı.)
2)Ses uyumu kurallarına (büyük ve küçük ses uyumu kurallarına) uygun hale getirilmesi için ön çalışma yapılmalı.
3)Hece çeşitleri dikkate alınmalı (yani uzun ünlü olmasın ve iki ve daha çok ünlü yan yana gelmesin…hecenin başında iki ünsüz yan yana gelmesin…) Hecenin sonunda gelebilir, ancak yan yana gelmeyen ünsüzlerimiz vardır bunlara da dikkat edilmeli…
4)Çok katı olmayacak şekilde sözcük sonunda bulunmayan ünsüzler kuralı işletilmeli .”b,c,d, g”
5)Türkçede kullanılmayan “h,f, j “gibi seslere daha az yer verilmeli
6)Kelimenin başında bulunmayan sözcüklere “c, ğ, I, m, n, r, v..” dikkat edilerek sözcükler kazandırılmalı...

Ana dilini sevip korumak ve geliştirmek isteyenlere altı önerim var:
1) Yabancı dilden eğer bir sözcük alınıp kullanılıyorsa okunduğu gibi yazılmalıdır.
2) Dilimize girip yerleşen sözcüklerin sadece söylenişi zor olanların yerine Türkçe sözcükler bulunmalıdır.
3) TDK bünyesinde oluşturulacak bir ekibin dilimize girmesi muhtemel sözcükleri yazılı ve görsel medyayı iyi takip ederek Türkçe karşılıklar bulmalıdır.Sözcük dilimize yerleştikten sonra değil,daha girmeden önlem almak gerekir.
4) Yeni Anayasa’da anadilini korumaya ve kendi kuralları dahilinde zenginleştirmeye yönelik hükümler konulmalıdır.Anayasaya Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Arnavutça gibi dillerden Türkçeye uygun bazı ifadeler seçilerek alınmalıdır.(İngilizceden, Fransızcadan sözcük alan bir ulus kendi kardeşlerinin dilinin sözcüklerini de kendi diline katmaktan, kullanmaktan çekinmemelidir.)
5) Dili koruyup zenginleştirmek için parasal destek bütçeye konmalıdır,
6) Dilimizi zenginleştirme çalışmalarında öncelik türetme ve birleştirme yöntemine ayrılmalı.Yabancı dillerden aktarma veya uydurma yöntemi kullanılacaksa hangi dilden sözcük alınıyorsa sözcüğün ilk hecesi veya ilk iki hecesi alınmalıdır.Bu yöntem tercih edilirse Türkçenin hece çeşitlerine uygun yazım olacak şekilde ünlü ilave edilip ya da atılabilinir.

Bugüne değin saplantılı bir şekilde sadece Arapçadan giren sözcüklere karşı çıkan kişiler ellerini vicdanlarına koyup düşünsünler aşağıdaki hangi sözcüklere öz Türkçe karşılıklar bulmak isteyeceklerdir?

ARAPÇA: Cumhuriyet, halk, devlet, hukuk, hürriyet, adalet, milliyet, vatan, şehit, akıl, aile, ahlak
FRANSIZCA: Laik, sosyal, çevik, bürokrasi, televizyon, radyo, terör, abajur.
FARSÇA: Zengin, aferin, bahçe, bülbül, can, canan, abdest.
İTALYANCA: Politika, gazete, alaturka, banka, çapa, çimento, fabrika.
İNGİLİZCE: Bot, cips, futbol, hostes, email, kariyer, lobi, linç.

Eminim ki hiç kimse “ Türkiye Cumhuriyeti Devleti” ifadesindeki cumhuriyet sözcüğüne kafayı takmayacaktır.

Arı dil peşinde koşmak akıl kârı değildir. Fakat Türkçemizi kendi haline terketmemeli ona sahip çıkmalıyız. Ve onu korumak geliştirmek duygularla değil akılla olacak iştir.Onu başka dillerin boyunduruğu altına sokmadan yaşatmak ve zenginleştirmek hepimizin boynunun borcudur.

Diline sahip çıkmayan uluslar kültürleriyle birlikte kimliklerini de yitirirler ve tümden yok olurlar..Millet darmadağın olsa dahi yeniden bir araya gelebilir ve millet olma şansını yeniden yakalarlar,devletler yıkılsa dahi yeni bir düzenle yeniden tarih sahnesinde başka bir adla yer alabilir.Ancak dilini yitiren uluslar bir daha asla bir araya gelemez.Milli birliği sağlayacak yegane unsur dildir.Barış ve huzur dille tahsis edilebilinir.

Necip Zeybek
Emekli Türkçe Dersi Öğretmeni

Beğen

NecipZeybek Çöreotu
Kayıt Tarihi:13 Temmuz 2020 Pazartesi 02:07:22

TÜRKÇEYE SAHIP ÇıKMAK YAZISI'NA YORUM YAP
"Türkçeye Sahip Çıkmak" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Selçuk KORKMAZ
14 Temmuz 2020 Salı 01:36:58
eleştirimin yazınız ile alakası yokmuş haklısınız.Bu nedenle eleştirimi kaldırıyorum.

Selçuk KORKMAZ tarafından 7/15/2020 11:57:04 AM zamanında düzenlenmiştir.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


NecipZeybek Çöreotu Yazının sahibi 15 Temmuz 2020 Çarşamba 01:26:08
Sayın Selçuk Bey,
Maalesef benim ne yazdığımı okumadan başlığına bakarak güzel Türkçemizle ilgili fikirlerimi irdelemeden bir kanaate varmışsınız. Ben öz Türkçecilik fikrinin ne denli önemli olduğunu ileri süren bir fikir beyan etmedim. Sizin benim ismimle ilgili başlangıç cümlenizden benim öz Türkçecilik akımına bağlı birisi olduğumu anladığınızı düşünüyorum. Ben yaşayan ve yaşatılması gereken Türkçe ile ilgili görüş bildiren bir yazı kaleme aldım.

Dikkat ettiyseniz Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın öz Türkçecilik akımına bağlı olarak yazdığı manzume'nin konuşma ve yazı dilinde benimsenmediğini ütopik bir görüş olarak kaldığını
İfade ederek söze başladım.

Sonra da
Yazının sondan ikinci paragrafında” Arı dil peşinde koşmak akıl kârı değildir. Fakat Türkçemizi kendi haline terk etmemeli ona sahip çıkmalıyız. Ve onu korumak geliştirmek duygularla değil akılla olacak iştir. Onu başka dillerin boyunduruğu altına sokmadan yaşatmak ve zenginleştirmek hepimizin boynunun borcudur.” diyerek amacımı açıkladım.

Birkaç paragraf üstünde de Türkçe’ye sahip çıkmak için altı madde saydım. Böylece dilimizi zenginleştirilirken dikkat edilecek hususları sıraladım.Yani “arı dil” görüşünü savunmadım.

Selçuk bey, sizin gibi dilin ehemmiyetini bilen ve bir fikri olan birisinin maalesef yazımın ana fikrini anlamadan beni hafife alacak şekilde görüş belirtmesi beni üzdü.
Ancak ben de kendimi sizin yaptığınız gibi kendi ismim üzerinde şöyle anlatayım:
“Necip” kelimesi
Arapça ncb kökünden gelen nacīb "soylu, asil" sözcüğünden alıntıdır.
Görüldüğü gibi ismim (nacip) 1)“ büyük ses uyumu kuralına uymamaktadır.
2)Türkçe sözcüklerin sonunda bulunmayan “b,c,d,g” ünsüzlerinden “b” ile bitmiştir.
Dedelerimiz bu sözcüğü Arapçadan alırken bu iki kurala da uygun hale getirmişlerdir.
Yani “a” ünlüsünü “e”ye, “b” ünsüzünü “p”ye dönüştürmüşler ve dilimize Türkçemizin kurallarıyla okunup yazılan bir sözcük hediye etmişlerdir. “Necip” kolay söylenip yazılan bir sözcük olmuştur.Benim bu yazımda savunduğum da tam budur. Yani dilimizin ihtiyacı olan sözcükler kendi dilimizin kuralları dahilinde dilimize kazandırılsın başka dilin yazılıp söylenmesi zor olan kurallarına göre değil. Kendi kurallarımız uygulanacaksa :

1)Alfabemizde olan harflerle yazılıp okunsun.(Yazıldığı gibi okunsun.)
2)Ses uyumu kurallarına (büyük ve küçük ses uyumu kurallarına) uygun hale getirilmesi için ön çalışma yapılsın.
3)Hece çeşitleri dikkate alınsın (yani uzun ünlü olmasın ve iki ve daha çok ünlü yan yana gelmesin…hecenin başında iki ünsüz yan yana gelmesin…) Hecenin sonunda gelebilir, ancak yan yana gelmeyen ünsüzlerimiz vardır bunlara da dikkat edilsin…
4)Sözcük sonunda bulunmayan ünsüzler kuralı işletilsin.”b,c,d, g” zorunlu hallerin dışında…
5)Türkçede kullanılmayan “h,f, j “gibi seslere daha az yer verilsin
6)Kelimenin başında bulunmayan sözcüklere “c, ğ, I, m, n, r, v..” dikkat edilerek sözcükler kazandırılsın…
Gibi kuralları hatırlatmak istedim.
Yazıma dikkatli okumuş olsaydınız dili zenginleştirme yöntemlerinden “ türetme ve birleştirme “yöntemiyle beraber “uydurma, aktarma ,tarama” yöntemleriyle de dilimizin zenginleştirilmesine açık olduğumu fark edecektiniz, belki en çok kullanılacak olan aktarma yöntemindeki yabancı dillerden giren sözcüklerin yapısını bozmak ve kısaltma yapmak fikrime karşı çıkmanızı haklı bulabilirdim.Ancak siz fikirlerimi tasnif etmeden ulu orta tartışma açmışsınız…

Güzel Türkçemizle ilgili fikri olan herkese teşekkür ederek sözümü noktalıyorum

NecipZeybek Çöreotu Yazının sahibi 15 Temmuz 2020 Çarşamba 01:26:11
Düzenleme:17.7.2020 02:22:39
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.