MAHMUT TURAN
62 şiiri ve 4 yazısı kayıtlı Takip Et

İlknur'un altınları



Bir evin bir kızıydı İlknur. Annesinin ilk çocuğu olduğu için, bu ismi ona annesi vermişti. Aynı mantıkla gitseydi babası, Songül isminde dururdu fikrimce. Çünkü İlknur’un babası, İlknur’un annesine ilk gülüm derdi hep. Dedesinin on birinci torunu olması hasebiyle, ismi Yeter olsun deseydi dedesi, yeriydi...
Daha on altısındaydı İlknur. On altısındaydı ama, yirmilik kız gibi serpilmişti. Gören bir daha döner bakardı ona, görmeyen ben gün gördüm demesin bana!..
Lise iki öğrencisiydi İlknur. Eh işte! ne çalışkan, ne de tembel sayılırdı. Üçgenin iç açılarının toplamını bilirdi ama, polinomlardan hiç anlamazdı mesela...Okulun en güzel kızlarından biriydi. Bence en güzeliydi de, güzellik göreceli olduğu için kesin konuşmak istemiyorum. Boşuna dememişler, insanın talihi güzel olacak!.. Babası elbise aldı ona, oyuncak aldı, çikolata aldı da bir asgari ücretle, güzel bir talih alamadı. Talih bu, satılmaz ki alınsın. Gerçi satılsa da çok para gerekirdi, o da İlknur’un babasında yoktu. Arkadaşları ona nispeten daha varlıklıydılar. Marka giyinirler, marka cafelere takılırlar, pahalı takılar takarlardı. İlknur kendini arkadaşları arasında hep ezik hissederdi. Gucci parfüm ile doldurma parfüm kadar bir mesafe farkı vardı arkadaşlarıyla onun arasında.Git git bitmiyordu!..
Çağrıldığı her davete bir bahane uydurup gitmeyen İlknur, nasıl olduysa Berke’nin doğum günü partisi davetine olumlu cevap verdi. Aslında bütün davetlere gitmek için can atıyordu da, ikinci el olarak aldığı telefonuna parça kontör bile atamayan bizimki, şık bir elbisenin üstüne, güzel bir şal nasıl atsın ki? Divan Edebiyatı’nı bilen İlknur, gireceği Pop müzikli ortamlarda, nasıl da arabesk kalacağını da biliyordu elbet!..
Partiye üç gün kala, teyzesinin kızından elbisesini birkaç saatliğine istedi. Mırın kırın etse de, verdi verdi sonunda. Nasıl mırın kırın etmesin? Kızcağız o elbiseyi almak için, bir yaz tatili boyunca, deyim yerindeyse eşek gibi çalıştı. Varan bir dedi İlknur, kaldı ayakkabı ile takılar. Aslında ayakkabısını daha bu maaşında almıştı babası, yeniydi ayakkabı. Yeniydi yeni olmasına da, marka değil çakmaydı. Ayakkabıyı da komşunun kızından rica minnet ayarlayan İlknur, birazcık rahatladı. Varan iki dedi bu sefer. Kaldı takılar...
Berke’yi gizliden gizliye seven İlknur, takacağı takılarla, onun bütün dikkatini kendine çekmeyi düşünüyordu. Hem de kendini varsıl gösterip, yoksulluğunun verdiği eziklikten sıyrılmak istiyordu. Annesinin parmağındaki gümüş yüzükten başka takısının olmadığını bildiği için, annesinin mücevher kutusu da yoktu elbet. Düşündü taşındı, altın takılarını emanet alacağı bir tanıdık bulamadı. O yan etti olmadı, bu yan etti olmadı. İçinden genç kız çığlıkları attı da, duyan olmadı!..
Sahte altın takılar satan adam ilişti gözüne birden. Tabi ya dedi İlknur!.. O kadar birebir yapılmışlardı ki altın bilezikler, yüzükler, kolyeler... Kim nerden bilecek bunların sahte olduğunu, sarraflarla değil ergenlerle aynı ortamda olacağım. Üstelik parti loş ışıklı bir yerde olacak. Çamaşır suyuna koymadığın sürece, rengi bozulmaz bunların dedi adam. Albenisi iyice arttı takıların. Fiyatlarını soran İlknur, annesinin tuhafiyeciye vermesi için kendisine verdiği taksit parasını, adamın avucuna saydı. Varan üç dedi bu sefer!..
Aldığı bir kolye, üç bilezik ve bir yüzüğü daha tezgâhın başındayken takan İlknur, muzaffer bir komutan edasıyla evin yolunu tuttu. Saçları için kuaföre gitmeye gerek olmadığını düşünüyordu. Ne de olsa, evde ütü ve yeteri kadar çamaşır mandalı vardı. Bir yandan yürüyor, bir yandan da Berke’nin doğum gününü hangi sözlerle kutlayacağının provasını yapıyordu zihninde.Açık mavi kolu kısa bir penye giymişti. Altına da siyah bir tayt...Babasının işte olduğunu bildiği için tayt giymişti, yoksa babası hayatta izin vermez biliyordu. Hava güneşli olduğundan, altın olmadığı belli olmayan takılar parıl parıl parlıyordu.
Eve bir sokak kala, arkadan gelen iki kişiden biri, öfff kıza bak dedi taş gibi!.. Ne taşı lan manyak dedi öbürü... Sen asıl altınlara bak! Doğru valla, taş her yerde bulunur ama, altın her yerde bulunmaz dedi adam. Yüz metre kadar takip ettikten sonra, kimsenin olmadığı bir yerde kızı kıstırdılar. Bir ağızdan sökül dediler altınları! İlknur on yumruk darbesine direndi de bir bıçak darbesine direnemedi. Altın sandıkları takıları alıp kaçtı adamlar. Bir başına kaldı İlknur, kanlı bir başına...Çok can verdi de annesi, bir İlknur alamadı bir daha...

Beğen

MAHMUT TURAN
Kayıt Tarihi:26 Haziran 2020 Cuma 21:33:02

İLKNUR'UN ALTINLARI YAZISI'NA YORUM YAP
"İLKNUR'UN ALTINLARI" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.