ikiodabisalon
310 şiiri ve 19 yazısı kayıtlı Takip Et

Koku



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 7.1.2020 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bu masa ne büyür ne de küçülür. Ekrana bakan gözlerim yorgun olsalar bile, bu gece dertleşmek istiyorlar. On sekiz yaşımdaki zamanları hatırlıyorum; yalnız kalmak için kendimle adeta yarışırdım. Kendimi kurtaracaktım ya bu saçmasapan dünyadan , onun için bir başıma kalırdım sanki. Her şeyden ve herkesten uzak olmak, gizemli ve mistik gelirdi. Elimdeki kalem tüm gece dans ederdi beyaz kağıtların üzerinde.

O zamanların teknolojisinde kasetlerim vardı, bir de gazete kuponlarıyla biriktirip edindiğim küçük bir müzik setim. Gece el ayak çekilince odamın sessizliğini o kaset koleksiyonumla bölerdim. Sezen Aksu, Bülent Ortaçgil, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Moğollar aileden biri gibiydi benim için. O gün sorsanız çok büyük sıkıntılarım vardı, ama bugün sorsanız o sıkıntıları tekrar edinmek için nelerden vazgeçebileceğimi hiçbir kağıda sığdıramam. Mutlu insanla mutsuz insan arasındaki fark bu olmalı; mutlu insan yarını, mutsuz insan ise dünü satın almaya çalışıyor.
Soyut kavramlar hayatımın kılavuzu oldular. Karşılığı bir nesne olan şeyleri sadece hatırası varsa sahiplendim. Ama duygular her zaman elimle uzanıp tutacak kadar bana aitlerdi. Belki de bu yüzden, pişmanlık, içimde hiçbir sokağa uğramadan hep teğet geçti. Önümde hüzün varsa onu, önümde aşk varsa onu, önümde yalan varsa onu, önümde yalnızlık varsa onu...

Yani daima önümden yedim diyebilirim.

05.04.2012 tarihindeki günlüğüne bunları yazmıştı. Bir daha bir daha okudu.
Karnı kazınıyordu. Mutfağa doğru gitti, dolabı açtı; Birkaç dilim ekmek ve köyden gelen tarhanadan başka hiçbir şey yoktu. Tarhana çorbası içmek istemiyordu. Ama önüme koyabileceğim tek şey bu diye düşündü. Tekrar 05.04.2012 tarihli günlüğünü hatırladı; Daima önümden yedim.
Salona döndü. Televizyonda bir yarışma programı vardı. Kanalı değiştirdi. Bir töre dizisi oynuyordu. Tekrar kanalı değiştirdi. Bir maçın tekrarı veriliyordu. Bir daha değiştirdi. Beş kişi oturmuş siyaset yapıyordu. Her bir kanala bastığında önündeki seçenekler değişiyordu. Ama mutfakta sadece tek bir kanal gösteriyordu; tarhana çorbası…
Bilgisayarını açtı.

Tarih 29.12.2019…

Sevgili Günlük,
Duygularım bana mı ait?

Diye sorduktan sonra ekranın karşısından kalktı. Yıllardır Bülent Ortaçgil, Zülfü Livaneli, Moğollar dinlemediği düşündü. Hatta artık bir şarkıyı dinlemek için kaset almak zorunda bile değildi. O kadar kolaydı ki Fikret Kızılok ve Sezen Aksu dinlemek, bu rahatlığa rağmen eli gitmemişti. Bilgisayarın başına tekrar geçti;

Sevgili Günlük,
Söylesene duygularım bana mı ait?

Elleriyle saçlarını karıştırıyordu. Bitlenmiş gibi saçlarını karıştırıyordu elleriyle…
Tekrar kalktı. Antrede duran aynanın karşısına geçti. Karşıdan ona bakan biri mi vardı? Aynaya iyice yaklaştı ve sana söylüyorum, dedi.
Duygularım bana mı ait?

Antre susuyordu, salon susuyordu, ayna susuyordu, günlük susuyordu.
Sadece dolapta konuşkan, içine su konulup kaynatılırken yavaş yavaş karıştırılsa, çorba olacak bir tarhana vardı.

Yatak odasına gitti. Etajerin rafında duran tüm parfümlerini aldı. Ve rastgele sıkmaya başladı. Tüm evi dolaşıyor ve elindeki parfüm şişelerini etrafa rast gele boşaltıyordu. Ve koku anımsatıcıdır, diye fısıldıyordu. Parfüm fıs fıs fıs, fısıldamaya başlamıştı bile kulağına. Çiçek kokularını baharat kokularından ayırarak, anılara açtığı koridorda kendisine ait olup olmadığını bilmediği duygusunun ilk çıkış noktasını arıyordu.

Seçenekler ona mı aitti? Yoksa aynı televizyondaki gibi, kanallarını değiştiren yaşanmışlıkları mıydı?

İlk el sallayanı bulması gerekiyordu, ilk saçını okşayanı, ilk tokat atanın yaratıcı gücünü bulmalıydı. Dün ayağına çamur sıçratan arabanın şoförünü bir eline geçirse dövecekti. Pantolonuna bulaşan çamurun onda yarattığı ve bir insana şiddet duymasını öğreten bilgeyi aramak için parfümleri hunharca etrafa sıkmaya devam ediyordu.

Eline yüzüne saçına karışan onlarca kokuyla tekrar ekranın karşısına oturdu.

Sevgili Günlük,
Aşk kokuyorum, nefret kokuyorum, kıskançlık kokuyorum, merhamet kokuyorum.
Bu kokanların hepsi ben miyim?

...

Beğen

ikiodabisalon
Kayıt Tarihi:6 Ocak 2020 Pazartesi 11:52:57

KOKU YAZISI'NA YORUM YAP
"Koku" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Lütfiye_Çanacık
8 Ocak 2020 Çarşamba 09:07:05
Çok şükür kokuları alabilecek bir uzvumuz var hem somut hem soyut çok şükür...
Ve bu soğukta o sımsıcak tarhana çorbasının insanın hem içini hem dışını ısıtan her bir kaşığını verene çok şükür.
Farklı bir yazıydı koku hassasiyeti...
Selam ve duayla

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 9 Ocak 2020 Perşembe 10:18:00
Koku hassasiyeti sanırım hepimizde biraz mezcut yalnız kokular sayesinde geçmişe bir kapı açıp çözümleme yapılabilir mi? Çünkü hiçbir uyaran kullanmadan hatırlamaya çalışmak hayli zor.
Teşekkürler...
Gule
8 Ocak 2020 Çarşamba 00:43:50
Her nedense yazıyı iki bölümde ele aldım...sanırım kokudan bahsedilinceye kadar yazılanların daha farklı olacağını ya da kokuyla hiçbir bağlantı kurulmayacağını daha doğrusu dört duvarın içinde nesnelerin daha da içselleştirilip, canlıymış gibi duyumsatılabileciğini düşündüm...ve buraya kadar da o duyumu çok güzel almıştım...fakat n'olduysa sonra yazıda bi kopukluk, uzaklık girdi aramıza sanki...ve ben bunu var ya çok afedersiniz o uyuz parfüme bağlıyorum...hani birden bire parfümü fazlalık olarak görmeye başladım ya da gereksiz bi ayrıntıydı benim için...ve sanırım daha doğrusu bende çağrışan, uyanan bu duyguya sunnî bi parfümü karıştırıp o tılsımı hiç boğmak istemedim...

anladığım kadarıyla tam da bunu bile isteye yapıyor yazar...bütün bu üstüne sinen kokuları yapay kokularla süsleyip huzura kavuşmanın derdinde ama n'aparsa yapsın o kokular burnunun direğini hep sızlatacak...işte ben de diyorum ki varsın dağılsın, kırılsın herşey...asıl sancı ondan sonra başlayacak çünkü...ben o dağınıklığı-dağılmışlığı da görmek istiyorum...anlatsın işte o ağrıları bana...başka bir kokuyla -hele ki parfümle- hiç boğmasın...tadını bozmasın...onu isterdim...taş bina duvarın ve içindekilerin arka sokaklarını da dolaşmak isterdim yalın ayak...

evet finalde çok güzel bi gönderme var insana dair...ama işte bu parfüm nerden çıktı durduk yere? her şeyi bozdu...onu sorguluyor insan...yani sakın yanlış anlamayın ben kendi kendime sorguluyorum bunu...kimsenin bana bi şey dediği de yok zaten:)

özellikle ilk giriş cümleniz "Bu masa ne büyür ne de küçülür." sırf bu cümleden neler yazmaz insan...vurgusu, duygusu üçyüz km hızla üstümden geçiyor sanki...öyle çarpıcı ve öyle etkili ki...örneğin orda da kısa kestiniz bana göre...biliyorum ben de fazla olmaya başladım, bulmuşum da beğenmiyorum...

hayır niyetim bu değil asla...öyle olsaydı hiç konuşmaz, okur geçerdim...tersine çok beğendim yazınızı ama düşüncelerimin, kafamda kurduklarımın bölünüp parçalanmasına bi anlam veremedim...ve bu da benden kaynaklı bi durum sanırım...yani sıkıntı bende:)

rahatsızlık verdiysem özür dilerim sizden...yalnız yazının bende bıraktığı etkilerdi bunlar ve sizinle de paylaşmak istedim...

saygılar...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 8 Ocak 2020 Çarşamba 14:26:21
Aslında sizin yazdıklarınızı okuyunca iyi ki parfümle çağrışım yapmışım diye düşündüm.
Bu aslında yazının giriş bölümü ve diğer bölümleri tam da sizin bahsettiğiniz gibi... Sadece kokuyla da kalmıyor, sesler eşlik ediyor, o atamadığımız eşyalar eşlik ediyor. Ayaklarımızın koş dediği, geri adım at dediği mekanlar eşlik ediyor.
Ama asıl konu duyguyu öğrenirken nasıl bir aşınmadan geçtiğimiz.
Çok farklı bir felsefeyle aslımda yardımcı oldunuz bana.
Teşekkürler...
Gule 8 Ocak 2020 Çarşamba 22:03:50
anlayışınızdan ötürü ben de teşekkür ediyorum...malum iletişim kurmakta zorluk çekiyoruz bazen...bazen de çekimser davranıp öyle yorumlar yapıyoruz...veya hiç konuşmamayı uygun görüyoruz...ama en güzeli fikirlerin tartışılması ve çözümler üretilmesidir..oldukça yapıcı, içten bi tavır sergilediniz ne güzel...

çok teşekkür ediyorum...
Bir Eflatun Ölüm
7 Ocak 2020 Salı 23:22:26
Birisi bana, mutluluğun ne olduğunu sorsa; “kızarmış ekmek kokusu” derim. Nedense, bana her şeyin yolunda olduğunun göstergesi gibi gelir hep...

Sevginin, nefretin, hatta acının bile bir kokusu var sanırım. Kokuyla özdeşleştirdiğimiz anılar, mekanlar, insanlar... Hatırlamaktan imtina ettiğim bir anıyı anımsattığı için köşe bucak kaçtığım koku da var, her sabah iş yerindeki odama girdiğimde en kıymetli varlıklarımdan birini anımsattığı için derin derin içime çektiğim koku da...

Yazı, düşündürdüğü ve hissettirdiği şeylerle o kadar zengin ki. Bıraksanız; kasetlerle, seçeneklerle, duygularla, zamanla, hatta tarhana çorbası ile ilgili bile bir dünya konuşabilirim:) Ama, yazının can damarı “koku” idi, adı gibi.

Çok çok yakışmış bulunduğu yere. İkiodabisalon dolusu tebrikler:)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 8 Ocak 2020 Çarşamba 12:13:15
Çocukken bana renkleri kim öğrettiyse, yeşille maviyi ters öğretmiş. Yıllarca yeşile mavi, maviye de yeşil dedim. O kadar çok dalga geçtiler ki bu durumunla, artık tersini söylemenin vakti geldi diye düşündüm. İçimden yeşil demek geçse de sırf doğru olsun diye mavi diyordum. Çünkü çoğunluk daima haklıydı.
Duygularımızın da böyle bir popülasyonu olduğunu düşünüyorum. Ne hissettiğimizden ziyade ne hissetmemiz gerektiği öğretilir durur. Çünkü önümüzde adapte olmamız gereken bir toplum, kurallar bütünü ve yasaklar vardır.
İşte burda devreye koku girer, ses girer ya da mekan. Bizim duyguyu işaretlediğimiz ne varsa, o girer devreye.
Peki, duyguyu saf şekliyle yaşıyoruz diyebilir miyiz?
Ya da yaşadık diyelim, bu duruma ne derdi babaannemiz...

Teşekkürler Eflatun...
Hüşyâr_mest
7 Ocak 2020 Salı 19:03:57
Kokuları alan, susanları dinleyen biri de var.. Ama işte kendine ayna olmak, insanca daha acısı da kendine ayna olarak kendinin kalması,başkasına ayna olamamanın mı yoksa kendi kalma gayretinin bir bedeli mi.. her hâlükârda bu acıda orjinal bi tat var...

Tebrik ve selamlar..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 8 Ocak 2020 Çarşamba 10:16:58
Sanırım çoklu bir kombinasyondan bahsedebiliriz. Birbirimizin hayatlarına yaptığımız dokunuşlarla duygu açısından bir öğrenme oluşturuyoruz. Çağımızda buna kodlama deniliyor. Ama bir kelimeye sıkışamayacak kadar geniş bir evreni var.
Benzer bir olaya neşeliyken ya da öfkeliyken verdiğimiz tepkiler farklı oluyor. Aynada kendimize bakarken aslında kaç kişiye bakıyoruz acaba?
Teşekkürler...
Gülüm Çamlısoy
7 Ocak 2020 Salı 18:23:52


Tebrikler.
Yerini hak etmiş.
Saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 8 Ocak 2020 Çarşamba 10:10:58
Teşekkürler...
Ayten Tekin
7 Ocak 2020 Salı 15:58:48
Evet o kokuların hepsi biziz. Başka kokular da yayıyoruz. Kokulardır bizi karşı tarafa sevdiren veya sevdirmeyen. Hayvanlar bile kokusunu aldıktan sonra bir insana yaklaşıyor veya uzaklaşıyor. Yazınızı çok beğendim. Ellerinize sağlık.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 7 Ocak 2020 Salı 17:23:12
öğrendiklerimiz sayesinde kokuya, sese, eşyaya bir anlam yüklüyoruz.
o bizim tanımımız oluyor, bizim doğrumuz ya da bizim normalimiz.
acaba normal miyiz?

teşekkürler...
ilhanaşıcı
7 Ocak 2020 Salı 10:52:48
geçmiş geçememiş neyse ney...
inan bunların hepsi rüya... uyanacak mıyız o da muamma

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 7 Ocak 2020 Salı 17:19:58
rüya mı bilmiyorum ama tanımlarımızın çok büyük katkısı var yaşadıklarımıza veya yaşıyoruz sandıklarımıza.
teşekkürler...
Mavii KeLeBeK
7 Ocak 2020 Salı 01:29:41
Şiir kokuyorsun
güne gelen yazınızı kutluyorum
saygılar

Mavii KeLeBeK tarafından 1/7/2020 8:18:29 AM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 7 Ocak 2020 Salı 10:01:04
teşekkürler...
Konsantre Karanlık Madde
7 Ocak 2020 Salı 00:13:08
Belki de hayat soyuttur ve somuta götüren yol da soyut bağlardan geçiyordur.

Tebrikler. Saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ikiodabisalon 7 Ocak 2020 Salı 10:00:21
teşekkürler...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.