Bir Dünyevî
514 şiiri ve 299 yazısı kayıtlı Takip Et

Öğretmenin (hocanın) yolculuğu





Tarih öğretmeniydi. Sınıfa bir göz gezdirdi, yarısı dinlemiyordu kendisini, diğer kalanın yarısı dinliyormuş gibi yapıyordı, diğer yarısının yarısının da anlayıp anlamadığından emin değildi. Ancak sınavlarda çoğu başarılı bir işaretleme yapıyorlardı. Ya öğrencileri çok akıllıydı, ya da soruları çok kolay soruyordu.

Türklerin kurduğu ilk devletler .... diye anlatımına devam ederken, bir öğrencisi parmak kaldırmıştı. İndir parmağını, soru sorma, dinleyin soruları sonra sorarsınız diyecekti ki, öğrencisine baktı, masumluğunu gördü, gözlerindeki şüpheye kilitlendi,

Evet arkadaşlar , Özgür’ün sorusu var, dinleyelim dedi..

Hocam, Türklerden bahsediyorsunuz, eğer biz Yunan olsaydık Yunanlıların kurduğu ilk devletler mi olacaktı dersimizin konusu??

Telefonu titredi cebinde, telefonuna baktı, eşi akşam alınacakların listesini göndermişti. Cebindeki parayı, kredi kartı taksitlerini düşündü..Cumhurbaşkanı maaşı öğretmen maaşıyla eşitlense hayat bu kadar zor mu olurdu diye geçirdi içinden. Ekonomi haberleri dönüyordu düşüncelerinde.. Market, manav, sanayi, fatura ..üzerine çığ gibi düşüyordu gittikçe..Peki ya işsizler dedi, peki ya Khk’lılar, peki ya emekliler, Peki ya küçük esnaf,...

Seslerin yükselmesiyle kendine geldi..

Hocam, Özgür’ün sorusu çok saçma, tutmuş Yunanın tarihini soruyor..

Yunan mısın oğlum sen, önce kendi tarihini öğrensene..

Tarihle alakası yok hocam, dersi kaynatmak için soru soruyor..

Cahiller de hemen Türklüğe Yunanlığa konuyu çekerek zilin çalmasını istiyorlar..Sigarasızlık başlarına vurdu..

Hocam tarihte kurulan ilk devlet hangisi, bizim kurduklarımız mı?
...

Sınıfta kıpırdanma başlamıştı, kimi kitabını kapatıyor kimisi telefonlarını sıranın üstüne çıkarıyordu,

Sanırım zil çalacaktı, zilin çalmasına ne kadar kaldığını öğrencilerin hareketlerinden çıkarmak çok kolaydı..

Zil çalmıştı..

Özgür öğretmeninin yanına yaklaştı,

Hocam soruyu cevaplamadınız, inanın ben bu sınıftaki soytarılardan daha Türk’üm.

Cevabımı alabilir miyim?

Öğretmen sınıfa döndü, herkes otursun, telefonlar ortadan kalksın...Özgür sen de otur yavrum yerine..

Çocuklar emredici ve ciddi ses tonuyla gelen istekleri hemen yerine getirmişti.

Evet arkadaşlar, Özgür’e özel bir ödev verelim. daha iyisi herkese veriyorum bu ödevi, Yunanistan 7. sınıfında hangi tarih konularını işliyor.. sizlerden araştırma yapmanızı istiyorum.. Ödevlerinizi güzel yapanlar sözlüden tam puan alacak. İlk üç kişiye tam puan vereceğim..

Özgür, anlaştık mı, umarım sen 100 puan alanlardan olursun..

Şimdi çıkabilirsiniz..

...

Akşam gelecek misafirler için yapılan hazırlıklarda eşine yardım etmiş, güzel bir akşam geçirmişti. Artık uykuya dalabilirdi.Günler her zaman yorucu oluyordu. Ve sabah güneş doğmadan yola çıkması gerekiyordu..

Ve bu gece beyninin kendiyle konuşmasını uykusunu kaçırmasını istemiyordu artık.

Beyni sanki cevap veriyordu kendisine, uykunun kaçmasına gerek yok, rüyalarından devam ederiz yolculuğumuza..

Kendi kendine güldü, sanki deliriyordu...

Gözlerini kapadı, keçileri saydı, olmadı tespih çeker gibi kuşları havalandırdı..Sonunda uykuya geçmeye başlamıştı.

...

Düşünüyorum da sen, küçük bir gölette binlerce balıktan birisin. Gölün sakinlerini tanıyorsun. Sakinlerin hangi bilgilerden bahsettiğini, bilginin sınırının gölün sınırı olduğunun da farkındasın.. Bana gölü anlatır mısın hocam? diyen sesler rüyasına girmeye başlamıştı bile..

Gölü anlatıyordu. Bir ormanın içindeydi, yer altı, yağmur ve kar sularıyla beslenen bir göldeyiz. Gölün kuzeyinde ortasında derinliklerinde doğusunda vb yaşayanları anlatmaya başladı. O anlattıkça gözlerini daha merakla açan rüyadaki sesin kendisini dikkatle dinlediğini görüyordu sanki..

Evet gölümüzün batısına yakın ortasında camii var, balıklar camiden besleniyor, iyiyi ve kötüyü camii belirliyor. sonra diğer doğusunun ortasında cemevi var, yine balıklar cemevinden besleniyor, sonra güneyde ve kuzeyde cami ve cemevi bir araya geliyor kendi aralarında bilek güreşine tutuşuyorlar, tüm balıklar bu bilgi karmaşasına alışmış, kim nereye yakınsa onu savunuyor, kimi büyük balık küçük balığı yutuyor, itirazlar kesiliveriyor..

Peki başka göllerde, daha büyük göller de var mı hocam?

Olmaz mı, hadi kanatlanalım daha büyük bir göle götüreyim seni..

Rüya birden sevinmişti, sonunda sahibini gölden çıkmaya ikna etmişti.. Acaba hangi gölü anlatacaktı kendisine??Yeni göller, denizler öğrenmek istiyordu..

Daha büyük bir gölün üstüne vardıklarında , bak görüyor musun? Bu göl yeraltı suları, kar ve yağmur sularının yanında ırmaklarla da besleniyor, aşağıdan iki, kuzeyden gelen akarsular, doğudan, bak ,şuradan da bir akarsu.. hadi kaç tane akarsu dökülüyor bu denize sayalım mı.. kaç tane, 10 tane hocam.. evet..

akarsuların baş harflerini yazalım mı seninle...

Olur hocam, çok isterim.. Rüya iyice keyfe geliyordu. Sahibi artık kabuğunu kırıyordu sanki, o da yeni bir şeyler öğreniyordu..

i-u-e-e-k-t-s -s - k.. gördün mü 10 tane akarsu besliyor bu gölü de..

Bu akarsuların en büyüğü en uzunu hangisi acaba.. gidelim mi??

Hocam yavaş olun, daha bu gölü anlatacaksınız bana..

Evet tamam, haklısın.. Bak şurada bir kilise var, şurada camii, şurada cemevi, şuradaki yeri görüyor musun, orası da şamanların toplandığı yer..

Ne anlatmamı istiyorsun ki, aynısı burada da geçerli.. devamlı münakaşa edip duruyorlar birbirleriyle, kimi kendi içlerinden bile kavga ediyorlar..aynı diğer gölde olan olaylar burada da yaşanıyor..

Aaa bak, şu hale bak, birisi diğerinin kafasına odunla vurdu, diğeri diğerine kurşun sıkıyor, bak şu ikisi bir araya gelmiş şuna saldırıyor..hep aynı bunlar.. düşünce engelli topluluklar diyorum ben bunlara..

Evet hocam, ne kadar kan döküyor bunlar..

Hadi burdan da gidelim, sana daha büyük bir deniz göstereyim..

Hoca rüyasından derinlere, enginlere açıldıkça açılıyordu, artık Rüyasının sesini bile duymuyordu..

Bir denizi gezdi, her yerini dolaştı, derinliğini ölçtü, yüzölçümünü hesapladı, kıyısındaki ülkelerin isimlerinin baş harflerine yazdı bir kenara..

Sonra bir boğazdan girdi başka bir denizden çıktı.

Daha büyük bir deniz gördü, içinde büyük adalar yarım adalar vardı...

Gez gez bitiremedi, büyük denizin fırtınaları daha büyük oluyordu, şimşekler çakıyor, fırtınanın hızı engelliyordu gezintisini, sonra yoruldu, bir albatros kuşunun sırtına bıraktı kendini, aşağıyı göremiyordu ama iyi gelmişti kuş tüyü bu yatak..

Gözlerini kapadı tekrar, rüyanın içinde uykuya dalıyordu..

Sonra birden uyandı, albatros sırtından atmıştı kendisini, sulara dalmıştı, bu sular daha tuzluydu sanki, bir boğaz daha gördü, o boğazdan da geçmeliydi, daha büyük denizler, okyanuslar çıkardı elbet karşısına..

Her su birikintisi daha çok bilgi veriyordu kendisine..

Boğaza yöneldi, boğazdan geçti, tekrar havalandı.. bu denizsin kıyısı yoktu, uçu bucağı görünmüyordu.. vay anasını diye geçirdi içinden..

Bu büyük denizin derinliği, yüzölçümü, kıyısındaki ülkeler... hemen hesaplamalıyım diye daldı tekrar suya..

Sonra ayağına bir şey dokundu.. Hiç umursamadı, sonra yine dokundu..Bir baktı ki kendisinden bile büyük bir balık..

Hop vatandaş nereye gidiyorsun, diye seslendi kendisine..

Çevresine başka büyük balıklar da toplanmaya başlamıştı..

Ortalarına geçti ve seslendi..

Ben dedi, hoca, öğretmen, ben bilirim, alemin en şerefli ve en güçlü yaratığıyım, sizler de kimsiniz ve ne cüretle bana engel oluyorsunuz.

Cibilliyetinize sıçarım lan sizin...

Hop hoca, yavaş ol bakalım, diyen başka bir büyük balık, bir kuyruk darbesiyle hocayı sersemletti..

Hoca kendine zar zor gelirken, başka bir büyük balık, bak hele şuna ne kadar da tatlı, sevecen derken gözleri parıldıyordu, bir den dişlerini gösterdi balık, hoca ürktü..

Hoca bir kulaç darbesiyle kendini aşağıya attı, aşağıdan başka bir balık burnuyla sürmeye başladı hocayı...

Ulan bir kurtulursam sizi tavada kızartacağım olum neslinizi kurutacağım sizin, orospu çocukları..

Balıkların sağdan soldan üstten alttan her yerden hocayla su topu oynar gibi oynuyorlardı...

Sonra birden uyandı hoca... saat çalıyordu sanki..

İstemsizce elleriyle bacaklarına aradı, ohh bee dedi, bacaklarımı kopartacaklardı, tam zamanında uyandım..

Acele etme hocam dedi, Rüya..

Şuan sen uyanmadın, öldün sanki..

Başın nerede konum bilgisine bir bakar mısın dedi Rüya?

Hoca ekrana baktı

Başını büyük bir balığın içinde sömürülürken gördü..

Bir ayağını başka bir balık, kollarının hangi balıklar indirmişti midesine konum bilgisi alarm veriyordu...Darmadağın dağılmıştı..

Hoca Rüya ya döndü, şimdi ne olacak, hepsi senin suçun, beni sen bu hale soktun diye suçlamaya başlamıştı Rüyayı..

Rüya birden kabusa dönerken...

Kapa çeneni , rüyanın süratı vahşi bir hale bürünmüştü..

Hoca ne yağacağını bilemiyordu, daha balıklardan bedenini kurtaramamışken bu sefer de bir kabusun içine düşmüştü..

Rüyası düşman olmuştu kendisine..


Beğen

Bir Dünyevî
Kayıt Tarihi:6 Ocak 2020 Pazartesi 01:58:29

ÖĞRETMENIN (HOCANıN) YOLCULUĞU YAZISI'NA YORUM YAP
"Öğretmenin (Hocanın) Yolculuğu" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ethem_Namık
6 Ocak 2020 Pazartesi 16:07:37
Toplumun hazır olarak bize dayattığı her şeyden kurtulmak mümkün müdür?... Yani ruyadaki "su"ların dışında başka bir dünya aramak.

Ve o topluma başka toplumların enjekte ettiği dayatmalar...

Ve olmazsa olmazımız Rönesans'ımız.
Bana diyor ki analitik düşün ve akılcı ol. Öyle git yaşamın kendisine.

Peh! Hadi ordan yemişim senin moderniteni.

Bana özgürlüğümü ver, amigo. Gerisi lakırtı,tatava....

"Hayrola hayırdır inşallah."

"Hayrın karşı gele."denmeli yazıya.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 6 Ocak 2020 Pazartesi 17:29:45
üstad senin sunduğun toplum nasıl olur acaba? nasıl bir toplum isterdin çevrende:)
toplumun bir dini olmak zorunda mı??
diğer toplumların herşeyi (burada batı kültürü)hiç mi iyi yanları mı yok, peki arapların iyş yanları nedir??
buiki kültür arasında eziliyoruz, ki cumhuriyrti de 1950 lerden beri boğa boğa nefessiz bıraktık artık...

biz kimiz, ne olmak isteriz?

deseler ki, uzaya gönderilip şu gezegende az çok hayat var gibi garanti değil, (buradada garanti süremiz belirsiz), bırakılacak 100 kişi aranıyor , yazılır mıyız listeye??


Ethem_Namık 6 Ocak 2020 Pazartesi 19:14:00
Sorun, nitelikli toplum olup olmamakta değil, nicelik daha ehvendir toplumun geleceği için.

Sorun, nicelik toplumundan nitelik toplumuna geçiş surecindedir. Bu geçiş istekteginde bulunanlar, egemenler için tehlike teşkil edenlerdir.

Nasil ki aslında bilinç altımız ve bilincimiz hiç bir şeyimiz değildir.

Kerli ferli adamlar yazmış durmuş bizde okuduk durduk. "he... He..." deyip duruyorum şimdi.

Rofulmancı "Gustav haklıymışın be gardaş !" diyorum.

Şimdilerde bir taşa tünedim, üflük çalıp geçene bakıyorum. Selâm vermek için duran olmuyor da değil hani...

Diyojen değilim ama;
" Gölge etme, az kenara çekil"diyorum.

Selâm olsun.
muslumbayram
6 Ocak 2020 Pazartesi 11:38:01
Evrende her bir varlığın kıymetli olduğunu anlasak
dine ne gerek olurdu

güzel bir düşünceye sevk eden
içinde yüzdüren bir yazı
tebrikler

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 6 Ocak 2020 Pazartesi 15:31:00
ülkemizde üniversite olmadığından dem vuruyordu bir profesör.. ??
haklı mıdır çok su götürür, hiç olmamasından iyidir lakin dökülüyor akedemi camiası da..ülkemizde dökülmeyen fazla bir şey kalmadı sanki..

din mi? nhiç olmasaydı diyorum acaba nasıl olurdu:))
sevgilerimle abim
nicelere..
Konsantre Karanlık Madde
6 Ocak 2020 Pazartesi 03:25:18
Nesildaşım, rüyalar bazen filogenetik gelişimi de içerir. Eh, dededen toruna aktarılan, balıktan insana da aktarılabilir. Yalnız birisi bilinçte, diğeri bilinçdışına atılmıştır milyon tane yılın da yardımı ile... Basmakalıp yorumlamalarla ya da dini yorumlamalarla geçiştirilemeyecek rüyalar vardır. Genelde ard arda görülür. Ya da uykudan uyandırır insanı. Bilinç ve bilinçdışını dengeleyen unsur demiştir Carl Gustav Jung. Anlaşılmaz bir rüyayı ele alınca da anlamaya çalışmak ya da yorumlamaya çalışmadan önce bağlam kurmamız gerektiğinin altını çizer durur. Deniz konusunu da kolektif bilinçdışının sembolü olarak ele alır rüyalarda. Yorucu değil mi Dostum bu toplum? Yorulduk. Orta yaşımızı yaşayamadan pek, yaşlı olduk. Emekliliğim yaklaşıyor, uzaklaşacağım içlerinden.

Bu adam enteresan bir adamdır. Ölümünden sonra bir çekim için evine giderler. Çok sevdiği bir ağaç vardır Jung'un. Öldüğü gün ağaca bir şimşek isabet etmiştir. Bir kısmı yanmıştır. Yine de kendini yenileyip, hayatına devam etmiş bu ağaç. Set ekibi son sahneyi çekmeden önce bir yemek molası verir. Yemeğe giderlerken hava günlük güneşliktir. Fakat döndüklerinde sağanak başlar. Tam öldüğü gün gibi. Son sahnede ağaç çekilecektir. Ağaca tekrar şimşek isabet eder son sahne çekilirken. Alın size 'bilim' dercesine. Vakti ile çok eleştirilmiştir çünkü, bilim dışı teorileri araştırdığı ve Gül - Haç Cemiyetine üye olduğu için. Hala Freudyenler tarafından sevilmez. Ancak Freud sağlam bir bağımlı idi. Bilinenin aksine cinsel hayatı da pek aktif değildi ve bu sebeple bağımlı olmuştu. Bir tarafta bir maddeye saplanan tıbbi psikolog, diğer tarafta kendini maddeyi aşmaya adamış bir tıbbi psikolog. Koyu Hristiyan bir ailede büyümüş ve Hristiyanlığı reddederek kendi dinini kendisi bulmuştur. Eh, dini de yasaklamamış olacak ki cinsel hayatı pek aktifti ve genelde evlilik dışı ilişkilerle bilinirdi.

Benim de rüyalarıma bir sürat motoru peydah oldu. Haftada 2 kez gazlıyorum bir sürat motoruyla. 17 yaşımda iken motor kazası yapıp tövbe etmiştim bu işe. Benim suçum olmayan bir kazada baya yaralanmıştım, o gün dedim, ben dört tekerden aşağısına binmem. Ama niyeti bozduracak rüyalarım. Annemi düşünüyorum sadece. Kendimi de biliyorum, kafa bir yerden, kol bir yerden, vücut bir yerden toplarlar bir noktada motorla beni. Racing'den başkasına da binmem!

Yazı mı? Gelişimin gözler önünde. Eksik bir şey yok. Lütfen yazmaya devam et böyle yazılar. Her şey dönüşür ama vazgeçilmeyen şey dönüşürken gelişir. İnat ettiğimde beceremediğim şey olmadı inan. Yunan tarihi de güzeldir ve aslında birbirimize en çok benzettiğim millettir Yunanlar. Eh, Roma genleri bize de peydah olmuş bence bu topraklara gelince. Tembellik biraz da oradan sanki. Yoksa çadırda yaşayan adamın tembel olmak gibi lüksü yoktur. Benim din ile hiç alakam olmadığı zamanlardı lise zamanlarım. Dersleri de pek dinlemezdim. En arka cam kenarı diyeyim. Camdan dışarıyı izlerken 1.sınıfta, din kültürü öğretmeni sertçe adımı seslendi, ''bak ben burada Hinduizmi anlatıyorum. İslamı ebelerinden, dedelerinden, annenden, babandan duydun, biliyorsun bir şeyler. Ama ya bu dinden bir şeyler bulacaksan kendinde? Hadi, dersimi dinle!'' dedi. Sonra mı? Lise bitene kadar 99 bile almadım bu adamın yazılılarından. Hep tam puan. (:
Böyle öğretmenleri çok yordular nesildaş, bu yüzden de toplum da seni beni yoruyor. Sıfır liyakat, artık eksilerde...

Güzel rüyalar gör, güzel gecelerin olsun.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Bir Dünyevî 6 Ocak 2020 Pazartesi 15:43:21
nesildaşım sana bu kadar döktürdüyse bu karalama yazı. ne diyebilirim ki..
eksik olma penceremden ...herşey zamanını bekler derler ya, o yüzden keşke demiyorum daha önceden tanışsaydık veya sanaldaş olsaydık diye.. zaten daha önce ihtimal anlaşamazdık...

yazılık ve şiirlik havam yoktu, lakin alışkanlık yapmış.. yazı ekle diyorum, ilk cümleden sonra kendisi dökülüyor.. sizler kadar emek harcamıyorum sanki.. emeksiz olunca da tad vermiyor.. lakin dediğin gibi toplumun bir kaç tık üstündeyiz, böyle bir düşünce de bizleri toplumdan koparıyor..

bizim neslin daha doğrusu bizim nesilden devamlı bir şekilde düşünmeyle,yazmayla, okumayla, şiirler, internetle hemhal olanların mutlu ve huzurlu olması pek düşünülemez. "çünkülere lanet ederek" diyebiliriz ki hem alttan hem üstten bir vasat halinde her kurum ve sivil toplum. ortasındayız çemberin, hangi yöne baksak afedersin *ok götürüyor..

nasıl devam edebilirsiz bu ülkede.. daha doğrusu dünyada.. zamanımızı doldurmayı bekliyoruz öylesine..

nice güzel yazılarda buluşmak dileğimle..
esen kal, sağlık seni korusun..
tanrı veya türevlerinin canı cehenneme..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.