İ.Çamalan
362 şiiri ve 2 yazısı kayıtlı Takip Et

Notlar



kepaze(beceriksiz kişi )/keçesinı sudan çıkaramayan/ deyim
kuyruklamak/kışkırtmak
yük devesi/evin tüm işlerini omuzlayan yükü çok olan kadınlara denir
gadırmak/koydurmak
ben kendimi güdemiyom/bakamıyorum anlamında
tosun boku/kimseye sokulmayan asosyal insanlar için
tatlısı/un zeytin yağı ile kavrulur pekmez konur
kaşıkla tepsiye dizlir
hümsüze varıp dövünmekten hırsıza varıp övünmek iyidir

hümsüz beceriksiz elinden iş gelmeyen kişi
deli tebbeg/ gelişi güzel konuşan
ver umara yaz duvara(hesapsız kitapsız davranma harcamak
gazı gozu anlamak yanlış anlama dikkatli dinlemeden
kayınvalide gelini beğenirse(yoğurdun yapılır doğurduğun öpülür
ninemle görümcesi atışmış
duvar yüzünden görümce:koklyacak gülün yok
dayanacak dalın yok demiş(çcocuğu olmadığı için)
ninemde kuzu başı keçi başında daha tez bişer
tuttuğun dalalr kırılsın yürüdüğün yollar kurusun demiş

ilgi göstermeme pelpes etmek
oldu olcek kırıldı nacak yapacak bir şey yok demek
çocukların ayağının kesilmesi/ yürümeye başlayan çocuklar için
ipler çocuğun ayağına bağlanır
kaynamaış yumurtayı töpöleyecek(ayakları ile yuvalamak)çocuk yumurtaya doğru haraket edecek çocuk yürümeyi öğrensdin diye

kız çocukları çeyiz sandığıın üsütne oturtulurmuş
zengin olsun zengin yere gelin gitsin diye
çok ağlayan çocukların başına kazan geçirirlermiş çocuğu korkutmak içinbir kız evleneip ailesi boşanmasını isterse çeşitli sebeblerden
şöyle dermiş büyükler
eğdin dalını yoldun gülünü
evlendin çocuğun oldu iş bitti ayrılabilirsin gibi

atiye ninemin ilk eşinden çocuğu olmamış
onu boşamış atiye ninemi almış
yine çocuğu olmayınca annemi evlat ednmişler

olsunda deve tepmesi olsun/bedava olsunda ne olursa olsun
meydan sinisi/eskiden zengin aileler kızlarına büyük sini yaptırırmış dışarıdan
çeyiz

erkek eşeğin anırması olmaz/erkek her istediğini yapabilir

eskiden buldan mezarlığı şimdiki belediyenin olduğu yerde imiş şimdi halıllar tarlası denilen yere taşınmış kafataslarını dibek kahve kulallananlar bile olmuş

eğer sirke yapan kişi güler yüzlü ve neşeli olursa sirkesi geç olurmuş mayalanırmış
kişi sinirli bağıran biri ise sirkesi çabuk olurmuş sirkesi dönermiş sirkem döndü oldu mayalandı
eskiden toprak testiler kırıldığında buzdolabı yok iken gövde kısmı sağlamsa içine su dolrup patlıcanları sapları suya değecek şekilde koyarlar patlıcanlar uzun süre taze kalsın

sayfa 1
bugün Sarayköy’e indim
gelep, elemle, hepsini bırakıp kaçıp
tren istasyonuna vardım.

Her hafta sonu aynı saatte orada olur
mutla senin açık pencereden
ovaya deniz kokusu sinmiş saçlarından
rüzğarla birlikte yayılmasını hayal ederdim
bir keresinde seni İstanbul’da ziyaret eden
çulfacı Burhan’ın karısı cak cak Naciye
evimizin önünde anlatırken duymuştum
saçak altı dedikolurı yaparken.

"-ga’laaa İstanbol’a götüdü gocam beni
gidelim ölmeden hazretleri ziyaret edem
deniz gör deye,
bizim mahalenin o kıvır kıvır saçlı Azize’sini
gödüm maşallah
gözleri sanki deniz gibi bakıpba
saçları deniz gibi kokupba
öğlenin ödünde
ben Buldan’da kimsede gömedim "öküzde ben" gibi
öyle güzel gülüpba,
öyle güzel gülüpba deme gitsin
moramıt gibi dudakları va gari bırış gibi"

o an yüreğimde ki
"muhra" kalktı yeniden kanamaya başladı Azize.

İyice yüz göz olmuş onlarda bana alışmıştı
tren istasyonunda ki kondüktör Musa
istasyon şefi Tahsin

"-geldi gine bizim "çultutmaz"
"hırkayı başına çeke" oturu,
Azize incegmi trenden deye

"-len garışma "tosun boku"
kendine bag gari
sen "keçesini sudan çıkaramayan" adamsın Musa
deli depbeg gonuşup durma
sevda dediğin bu katarla gibidir
çekmesini bili(r)sen
yükün ne gada ağır olusa olsun ağır gelmez çekesin
emmeeeeee
her şekilde çekesin".

Beni nedense çok mutlu ederdi çocukluğuma götürürdü
motorlu trenin çuf çuf sesleri
raylarda ki tak takarak diye çıkardığı melodi
ha dedim nerde o çocuklar
hayaller kurardım bu tren ile tüm dünyayı gezecek
köyleri, insan yaşamlarını ,

beyaz altın toplmaya gelen gündelik işçiler
o yük voganlarına doluşur inerken
babamın tezgah çukurunda yazın alnını sildiği
peşkir gibi kokardı
sert keskin ama alın teri
karışırdı Menderes nehrinin sularına,

eğer yakından geliyorlarsa
pamuk toplamaya rençberler
"taş arabalar" ile gelirdi
"Celillerin Mustafa" dayı taş rabası ile
delikli kuruşlarla yük taşıdığını anlatırlardı
toprağı bolsun.

Kiraz toplayan sonra
Yenice bağlarında
sevda yeli başından daha uçuşmamış,
göğüsleri yeni yeni filizlenmiş genç kızlar
bağlarda,
asma fidanları arasın bağ yaprakları toplarlar
"naşırfa" ellerinde hep bir ağızdan
şen şenimet şekilde

"sildim sildim de çıkmadı naşırfa’nın galayı
bozulmasın gızla hiç birimizin alayı"

derdi ki yol kenarında
bağ aralarında Yenice’li Ismıhan nineden duyardım
"çizmeli hamama" ugrardım arada bir o zaman

"- nerde göce görse
banıverir köylü kısmı gatmerini!" derdi

gocası atılı hemen
"- vay unuddun len goca garı
gara üzüm pekmezini,
o olmadan sofra mı gurulur?"

Ismıhan nine gızar;
"-huysuz adam
"elesen dünyayı kalbura koysan
yine benim gibi garı bulamazsın"

işte Azize arkamdan neler demiyorlarki
aldırmıyorum inan alıştım

cak cak Nuriye bile
"hümsüze varıp öğünmektense,
hırsızza varıp övünmek iyidir" deyipba
son tren geliyor,
kulakrımı eğilip raylara dayadım
bu sefer başka çıkıyordu sesler
gözlerimi kıstım önce dumanu göründü uzaktan....

sözler deyimler

Celillerin Mehmet’in Tatar Arabası

Bu fotoğrafta Celillerin Mehmet Çaylan’ı tek koşumlu tatar arabasıyla Tabakhane Mahallesi Tabaklar Çıkmazı’ndaki evinin önünde görmekteyiz.

bugün Sarayköy’e indim
gelep, elemle, hepsini bırakıp kaçıp
tren istasyonuna vardım.

Her hafta sonu aynı saatte orada olur
umutla senin, açık pencereden
ovaya deniz kokusu sinmiş saçlarından
rüzğarla birlikte yayılmasını hayal ederdim
bir keresinde seni İstanbul’da ziyaret eden
çulfa’cı Burhan’ın karısı cak cak Naciye
evimizin önünde anlatırken duymuştum
saçak altı dedikolurı yaparken.

"-ga’laaa İstanbol’a götüdü gocam beni
gidelim ölmeden hazretleri ziyaret edem
deniz gör deye,
bizim mahalenin o kıvır kıvır saçlı Azize’sini
gödüm maşallah
gözleri sanki deniz gibi bakıpba
saçları deniz gibi kokupba
"öğlenin ödünde"
ben Buldan’da kimsede gömedim "öküzde ben" gibi
öyle güzel gülüpba,
öyle güzel gülüpba deme gitsin
moramıt gibi dudakları va gari bırış gibi"

o an yüreğimde ki
"muhra" kalktı yeniden kanamaya başladı Azize.

İyice yüz göz olmuş onlarda bana alışmıştı
tren istasyonunda ki kondüktör Musa
istasyon şefi Tahsin

"-geldi gine bizim "çultutmaz"
"hırkayı başına çeke" oturu,
Azize incegmi trenden deye

"-len garışma "tosun boku"
kendine bag gari
sen "keçesini sudan çıkaramayan" adamsın Musa
deli depbeg gonuşup durma
sevda dediğin bu katarla gibidir
çekmesini bili(r)sen
yükün ne gada ağır olusa olsun ağır gelmez çekesin
emmeeeeee
her şekilde çekesin".

Beni nedense çok mutlu ederdi çocukluğuma götürürdü
motorlu trenin çuf çuf sesleri
raylarda ki tak takarak diye çıkardığı melodi
ha dedim nerde o çocuklar
hayaller kurardım bu tren ile tüm dünyayı gezecek
köyleri, insan yaşamlarını ,

beyaz altın toplmaya gelen gündelik işçiler
o yük voganlarına doluşur inerken
babamın tezgah çukurunda yazın alnını sildiği
peşkir gibi kokardı
sert keskin ama alın teri
karışırdı Menderes nehrinin sularına,

eğer yakından geliyorlarsa
pamuk toplamaya rençberler
"taş arabalar" ile gelirdi
"Celillerin Mustafa" dayı taş rabası ile
delikli kuruş karşılığında
yük taşıdığını anlatırlardı
toprağı bolsun.

Kiraz toplayan sonra
Yenice bağlarında
sevda yeli başından daha uçuşmamış,
göğüsleri yeni yeni filizlenmiş genç kızlar
bağlarda,
asma fidanları arasın bağ yaprakları toplarlar
"naşırfa" ellerinde hep bir ağızdan
şen şenimet şekilde

"sildim sildim de çıkmadı naşırfa’nın galayı
bozulmasın gızla hiç birimizin alayı"(1)

derdi ki yol kenarında
bağ aralarında Yenice’li Ismıhan nineden duyardım
"çizmeli hamama" ugrardım arada bir o zaman

"- nerde göce görse
banıverir köylü kısmı gatmerini!" derdi

gocası atılı hemen
"- vay unuddun len goca garı
gara üzüm pekmezini,
o olmadan sofra mı gurulur?"

Ismıhan nine gızar;
"-huysuz adam
"elesen dünyayı galbura goysan
yine benim gibi garı bulamazsın"

işte Azize arkamdan neler demiyorlarki
aldırmıyorum inan alıştım

cak cak Nuriye bile
"hümsüze varıp öğünmektense,
hırsıza varıp övünmek iyidir" deyipba
son tren geliyor,
kulakrımı eğilip raylara dayadım
bu sefer başka çıkıyordu sesler
gözlerimi kıstım önce dumanı göründü uzaktan....

sözler deyimler

gelep/beş ağızlıktan oluşan iplik turası
elemle/masur ipilik sarmaya yarayan alet
öğlenin ödünde/öğlen sıcağı güneş tepeye çıktığında
öküzde ben gibi/nadir görülen çok sık rastlanmayan
moramıt/yabani böğürtlen
muhra/yaranın üstündeki kabuk
peşkir/küçük yüz silmeye yarayan el dokuması el havlusu
çultutmaz/derbeder, serseri, avare

hırkayı başına çekmek/bir köşeye çekilip çevresiyle ilgisini kesmek
tosun boku/kimseye sokulmayan asosyal insanlar için
keçesini sudan çıkaramayan/kepaze becerekisiz
deli debbeg(tepbek)/gelişi güzel konuşan
şen şenimet/neşeli olma hali
naşırfa/kulplu su kapı maşraba

göce /Buğday taş değirmende yarılır yani parçalar halinde kırılır. kırılmış buğday taneleri yıkanır. su ve tuz konarak kaynatılır.
suyunu çekince içine sarımsaklı yoğurt konur ve karıştırılır.
servis yapılırken üzerine tavada kırmızı biberle eritilmiş tereyağı dökülür.

katmer/oklavayla açıp kızgın yağda kızartılma yoluyla hazırlanan balla ya da pekmezle yenilen bir hamur işi.

hümsüze varıp öğünmektense,
hırsıza varıp övünmek iyidir/

hümsüz/elinden iş gelmeyen kişi

(1)sildim sildim de çıkmadı naşırfa’nın galayı
bozulmasın gızla(akideşle) hiç birimizin alayı/Güneyli Aliksan

taş arabası/at arabası yada "Tatar" arabası diye bilinir

fotoğraf/
Celillerin Mehmet’in Tatar Arabası

Bu fotoğrafta Celillerin Mehmet Çaylan’ı tek koşumlu tatar arabasıyla Tabakhane Mahallesi Tabaklar Çıkmazı’ndaki evinin önünde görmekteyiz.

Beğen

İ.Çamalan
Kayıt Tarihi:27 Kasım 2019 Çarşamba 16:12:00

NOTLAR YAZISI'NA YORUM YAP
"notlar" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.