Amelie Plath
1 şiiri ve 40 yazısı kayıtlı Takip Et

Varoluşsal sanrılar



’Bana sordular mı dünyaya gelirken?’ dedi. Daha yeni açmıştım buz dolabının kapağını, sırtım masaya dönük, içecek bir şey var mı diye bakınırken. Ev arkadaşımın sevgilisi, bir bankada gişe görevlisi olarak çalışıyor. Cuma akşamı, haftanın yorgunluğunu atmak için bizde toplanmıştık. Kimsede, iş yerindeki janti kılıktan eser kalmamıştı. Pijamalarla, ortalığın dağınık oluşuna aldırmadan, tembellik ediyorduk. Hafta içinde başımıza gelen, o an belki çok sinir olduğumuz enstantaneleri, gülerek birbirimize anlatıyorduk. Hem, ne patron ne de müdür karışamazdı şu kısacık akşam sefalarımıza. Dilediğimiz gibi oturup, boş boş muhabbet edebilirdik. Değil mi? İnsanın boş yapmaya da ihtiyacı oluyor ara sıra.

Ne dedin sen az önce? diyerek, konuya dahil olmak için soruyu attım masaya. Sandalyeyi çekip oturdum karşılarına. Ev arkadaşım Nihat, bir lisede edebiyat öğretmeniydi. O daha çok işin teknik kısmıyla ilgileniyordu. ’Ben dersimi anlatıp, çıkarım’ mantığı biraz. Kitap okurken ya da bir şiir karalarken görmemiştim henüz. Maaşını çekmek için gittiği bankada tanışmışlar Büşra ile. Hoş, Büşra’da onun memur yönüyle ilgileniyordu zaten. Yıldırım aşkı diye tarif ediyorlar aralarındaki münasebeti. İçimden: ’hadi lan ordan!’ diyorum, tebessümle dinlerken. Ama işte, ev kirasının önündeki üç sıfır geliyor aklıma ve Mithat, benim iki sıfırlı hanelere inmemi sağladığı için susuyorum. Şimdi düşününce, benim Büşra’dan bir farkım yokmuş. Bende Mithat’ın memur yönüyle ilgileniyorum. Diğer tarafları çekilecek gibi değil zaten.

- Öyle değil mi abi! Bana mı sordular dünyaya gelirken? Valla iş yerindeki o suratsız kadınlarla birlikte çalışacağımı bilseydim, hiç gelmezdim daha iyi. O ne öyle ya! Akşama kadar arkamdan konuşup, yüzüme gülüyorlar. Ay Büşra’cım, haftasonu mutlaka görüşelim, diyorlar. Sonra? Ne arayan var ne soran! Ben bilmiyorum sanki ciğerlerini!

O an, durdurdum zamanı. Büşra’ya baktım. Sinirden iki kaşının arasındaki damar şişmiş, dudağının kenarı titriyordu. Mithat’ın kucağına sokulmuş, şımarık bir çocuk gibi, yakınıp duruyordu.
Babasının torpiliyle girmiş bankaya, tüm maaşını üstüne başına, kişisel bakımına harcayan, koca avcısı. Henüz üç ay önce onun varlığını fark edip, kendine yüz vermeyeceğini düşündüğü için, Büşra’yı bana böyle anlatmıştı Mithat. Bu erkekler de bir tuhaf arkadaş! Önce açıl kıza, şansını dene bi. Sonrasına bakarız. ’O seni hak etmiyordu kardeşim, sana kız mı yok?’ faslını bana bırak. Bak işte, kız ne güzel karşılık vermiş ’hislerine!’. Tencere kapak. ’Dünyaya geliş sebebi’ isimli güzel bir felsefi tartışma çıkar mı acaba burdan demeye kalmadan zil çaldı. Şaşırdım! Çünkü, üçümüzden başka kimseyi beklemiyorduk bildiğim kadarıyla. Hem gerek de yoktu. Kapıyı açtım, daha önce hiç görmediğim bir kadın. Elinde küçük bir valiz. Noluyor?
- Ah canım! Hoş geldin Meliha. Buyur geç içeri. Çantayı şöyle bırak. Geciktin! Bizde yeni çay koymuştuk. İç bir bardak, için ısınsın.

Gelen, Büşra’nın mahalleden çocukluk arkadaşıymış. Mış diyorum çünkü, haberim yoktu geleceğinden. Haftasonu iki günlüğüne Abant’a gidecektik. Meliha’da evi uzak olduğu için, sabah yetişemez diye akşamdan gelmiş davet üzere. Her ne kadar eleştirsem de, bizim uyuşuk Mithat’ı çekip çevirecek kız Büşra. Bütün planlamayı ona bırakmış. Oteli bile o ayarlamış. Bunları, masada heyecanla hafta sonu ’Şunu yaparız, bunu yaparız’ diye aralarında konuşurlarken duyuyorum.

Fotoğrafın arkasında on altı şubat iki bin on üç yazıyor. Beyazlar içinde, Abant’ın kenarında çekilmiş. Ortada Büşra ve Mithat. Kenarlarında ben ve Meliha. Aradan dokuz ay geçmiş.

- Aşkım! Aklına gelir miydi ilk fotoğrafımızı çektirirken henüz sevgili olmayacağımız? Ne tuhaf cidden! Ben seni ilk gördüğümde, ’ne kadar soğuk bir adam’ demiştim. Kapıyı açıp, bön bön bakmıştın yüzüme. Allah’tan Büşra içeri davet etti de senin öküzlüğüne maruz kalmadım daha fazla.

Dedi, ellerimin arasına ellerini koyup, sesli bir şekilde kahkaha atarken, Meliha. Tebessüm ettim haliyle, onun bu çocuksu anlatım biçimine. Ne de olsa özünde gram kırma niyeti yoktu. Daha bir sıkı sarıldım sıradan oluşuna. Kusurlarıyla sevebilmek adına, bana kendini olduğu gibi tanıttığı için teşekkür ettim içten içe. O, iki günlük hafta sonu tatilinde, neredeyse benimle hiç konuşmamıştı. Kendiliğinden sohbet açan biri olmadığımdan, fazla zorlanmamıştı zaten suskunluğunu bozmak için. Yine de tesiri kalmıştı bende. Günlerce, haftalarca atamamıştım aklımdan. Zihnimin bana oynadığı o ince medcezir oyunlarını fark etmeye kalmadan, hoşlanmıştım bile.
Şimdi bir kafede, tavla oynuyorduk sahlep eşliğinde. Ve o dayanamazdı fazla yanıma sokulmamaya. Oyundan sıkılmış gibi yapar otururdu dibime.

Aradan bir kaç yıl geçmişti. Büşra ve Mithat tek celsede boşanalı dört ay olmuştu. Ama ben bunu duyalı iki gün olmadı sanırım. Zaman mefunu kaydı gitti. Meliha ve ben sözlenmeden ayrılalı kaç ay geçti saymıyordum artık. Sahi biz neden ayrıldık? Çok yersiz bir soru. O zaman ağzımdan ateş püskürüyordu. Meliha ise bana sesini duyuramamanın verdiği üzüntüyle ağlıyordu. Yine de parmaklarını birleştirip, cümleye ’Bak aşkım!’ diye başlıyordu, bilmem kaçıncı kez. Belli ki, kayıp giden şeylerin izahatını yapıyordu kendince. Ama ben sevilmenin verdiği sarhoşlukla, hem kördüm hem de sağır. Nasıl olsa bırakmaz beni diyordum. O beni sever. Yanılmışım. Bana rağmen, beni sevmek yıpratıcı olabiliyormuş. Haklısın Meliha, haklısın.. Ama mutsuz olduktan sonra, biliyorum ki seninde haklı olmakla bir derdin yok.
Mithat, tayin istemiş gitmiş memleketi Elazığ’a. Sosyal medyada paylaştığı fotoğraftan gördüm. ’Yeni görev yerim hayırlı olsun’ yazmış altına.
Bırak Allah aşkına Mithat! Kimi koparıyorsun? Yapmacık pozitif tavırlar. Ben bile anladım, o kadar soğumasına rağmen aramız. ’Hem o kız seni hak etmiyordu kardeşim. Sana kız mı yok?’ Cuk oturdu Mithat! Şimdi git kiminle gönül eğlendiriyorsan eğlendir. Kitap okumayan edebiyat öğretmeni mi olur lan!

Şimdi, sonu üç haneyle biten bir ev kirası ve fatura ödemek için gittiğim bankada beni görmezden gelen müdür ’Büşra Hanım’ var. Benim için ise bunlar dert değil, Meliha’nın yokluğunun yanında. Ve hiç acele etmiyorum akşam üstü yahut gece yarısı eve dönerken. Nasıl olsa yüz üstü kanepeye kendimi atıp, sırt ağrılarıyla uyanacağım haftasonlarına. Bedava tatil kazandınız deseler, yine de gitmem Abant’a. Sabahları kırıyorum iki yumurta, tam demini almadan döküyorum çayımı. Perdeler kapalı, duvara karşı. İçerden, geceden kalma televizyonun sesi. Sırf yalnız hissetmemek için. Maksat evde ses olsun.

Beğen

Amelie Plath
Kayıt Tarihi:17 Kasım 2019 Pazar 04:37:08

VAROLUŞSAL SANRıLAR YAZISI'NA YORUM YAP
"Varoluşsal Sanrılar" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Konsantre Karanlık Madde
17 Kasım 2019 Pazar 16:26:37
Uzun kollu bir şeyin üstüne mont giydim bu yıl ilk kez.
Üşüdüğümden filan değil, kasım olduğunu anlamak için.
Kasım'da aşk başkadır; bilmem, ben bir kez aşık oldum ve hiç de hoş değildi.
Ne kasımı ne de temmuzu...
''Bugün adını kesinlikle ağzıma almayacağım'' diyerek başladığım günlerde başarısız oldum bir kaç yıl kadar.
Eski bir arkadaşım ''bir kez şöyle şöyle yapmıştık, sen, ben, o, Hatice'' diyor, zorluyorum zorluyorum hafızamı yok. Hafızam da kuvvetlidir, 2 yaş öncesinden enstantaneler hatırlarım oysa. ''Bir kere de 4'ümüz abanta gitmiştik'' dedi geçenlerde, yemin ederim ki hatırlamıyorum. Belki katettiğim karayolu 2 milyon km ye yaklaştığındandır.
İmtiyazın ne olduğunu öğretti, görevinin o olduğunu yıllar yıllar sonra kavradım. Bugünlerde haberleri geliyor ve pek hoş değil, intihar haberi hiç şaşırtmayacak. ''Ben demiştim''den başka bir şey de düşünemez olmuşum.
Hayatta bitmez dediğim hissiyatlardı. Geçenlerde soyadını hatırlayamadım bir süre. Haftada 1 görüşen çiftlerden de değildik, hep birlikte idik.
Zamanla alakalı bir durum ve hepimizin kimyası özünde aynı. Süreç farklı. Farklı çünkü zaman da düşünme ile alakalı. Düşünerek izafiyetine yön verdiğin bir kavram. Düşünüş biçimleri farklı olunca da süreçler ayrı oluyor.

Bir iki gün önce aynı arkadaşım play station oynarken, onun evine malum durumlar için götürdüğüm bir başka kadından bahsetti. Ne adını, ne simasını ne de tadını hatırlamıyorum.

Zaman düşünmekle geçer ve ne düşüneceğimizi kontrol edebiliriz. Çok düşünüp, zaman geçirerek anladım bunun böyle olduğunu da...

Kırılan yerlerden bağımsız düşüncelerin olması dileğimle.
Saygılar...

Konsantre Karanlık Madde tarafından 11/17/2019 4:36:14 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Amelie Plath 17 Kasım 2019 Pazar 21:45:36
Çatlamazsa duvar, filizlenmezmiş çınar. Tavsiyeni canı gönülden hıfz eyledim dost. Akşamın güzel olsun.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.