Ba Bayram KAYA 1
389 şiiri ve 1043 yazısı kayıtlı Takip Et

Kurtuluşun felsefesi 155



“Egemenlik milletindi”. Kime karşı milletindi? demez iseniz sorunun cevabını alamazsınız. Siz egemenliği veren süreçleri yitirmedikçe egemenliğin farkında olamazsınız. İttifaklar mütekabiliyeti süreçlerle başlamakla ikinci tür egemenlik belirmişti. Görünüşte belli belirsizdi.

Egemenliğin temeli üretim ve üreten ilişkidir. Üretiyorsanız ve üreten bir ilişkiniz varsa, önce doğa karşısında, güdülmekten kurtulup egemen olurdunuz. Sonra da üreten başka bir üretim ilişkisi olan grup karşısında; muktedirlikle egemen olurdunuz.

İnsanlık üretmekle doğa karşısında egemen olmuştu. Ön ittifaklar içinde de diğer totem meslekli üreten grup sektörler karşısında, ilahi temsilci ilikle egemendiler. Üreten ilişki de üretim de kolektifti. Sahiplik te kolektifti. Dolaysıyla egemenlik de kolektifti.

Kolektif egemenlik kolektif mülkün özelleştirilmesiyle, mülk sahibi kılınan efendi saltanatı karşısında yitirilmişti. Artık egemenlik saltanat olan güce karşı verilecek olan bir kitle ve sınıf mücadelesiydi. Saltanatın gerisinde de El vardı.

Şu halde egemenlik saltanata ve onun inşacı mana anlayışı olan El ‘e karşıydı. Böylece egemenlik demokrasi tarihi ve özgürlük uğraşı olacaktı. Bu tutum üçlü bir sarmal egemenlikti.

Üçlü sarmal içindeki, güç te; mütekabiliyeti tutum olan demokrasi de; özgürlük te; kolektif olandı. Şu halde egemenlik şimdiden sonra yitirilen kolektif oluşun güncel şartlar içinde, güncel duruma göre, güncel konusu içinde; kolektif orjinli kökenin, adım adım geri alınmasıydı.

El, kendilerine mal-mülk vermediği kişiler karşısında kimilerine zenginlik vermişti. Böylece El ’in bu eylemi sınıfları veya kast sistemini doğurmuştu. El ’in keyfi paylaştırma yapan bu takdiri bütün kendi kötülüklerini ve çatışmacı çelişkilerini ortaya koymuştu.

Takdirde bulunduğu sürecin çatışma ve çelişkilerinden sonra El mülksüz olanların sefaleti karşısında mülksüz olanlara vaat etmeye, acımaya, lütfetmeye başladı.

Böylece El ’in ikinci bir karakteri belirecekti. Sonraki süreçte tevhidi olmak isteyen El’ in bu tür ikili karakteri El’ in kendi düalizmini ortaya koymuştu.

El mana anlayışına göre El istemedikçe siz ne emek harcamanızla ne de çalışmanızla malın mülkün sahibi olamazdınız. El ’in bu tür söylemleriyle tüm tarihi süreç, karartılmıştı.

El söylemi tek heceli ilk tür konuşma dilinin "L" sesinin al, el, ıl, il gibi sabit olmayan heceli okunuştu. El kolektif olana karşı kolektif olmayan ilk sahiplik ve özelleştirme ifadesini belirten mana anlayışıydı.

Mülk benim. Ben mülkümü dilediğime dilediğim kadar veririm. Dilediğime de vermem. Ve ben dilemedikçe kuluma hak ettiğinden başkası yoktur diyen bu söylemleri ile EL, tarih sel gerçeğin üzerine şal örtüyordu. Dahası bu tarz El mantıklı bu strateji bir gerçeği aramak yerine inanmayı tarihin başına bela edecekti. Bu inanma tarihsel olan groteskti anlamadan da çok farklıydı.

Üzeri örtülen gerçekliğin gizemi (okültizmi) adeta açığa çıkarılması gereken bir kara delik etkisi veren, kara enerji çekimini oluşturmuştu.

İnşacı ve tarihsel süreç kolektif birim zamanlıydı. Ola gelen nesnel ve somut süreçti. El ’in geçmişi yok sayıcı en belirgin söylemi, kuluma hak ettiğinden (kaderinden) başkası yoktur söylemiydi.

Kişi için hak edilen gerçeklik ve somutluk kolektif birim zamanlı çalışması ve bu çalışmaya katılan emek gücü filan değildi. El ’e göre hak, "Mülk benim" diyenin keyfi bir rızk takdiriydi.

El söylemine göre emek ve çalışma mülk sahibi olmaya meşruiyet veren bir dayanak değildi. Mülkün iyeliğine dayanak ve meşruiyet olan şey El ’in size mülk vermesi gibi afaki ve gerçek olmayan bir anlayıştı.

Mal mülk sahibi beyler, efendiler bu tür anlayış içinde; kolektif ve somut belirmenin üreten iradesi olan ilahın yerine geçen; özelleştirmeci ve soyut belirmenin mülkünden veren irade olan El gibi sanal bir meşruiyet üzerine oturmuştu.

Şimdi ezilen kesimlerin mülksüz olmaları, geçmişteki kolektif yaşayış içinde oldukları zamanı gizemli bir varlığın çekimini, düşünce dünyası içinde çağrışıyordular.

Kendisini belli edip, kendisini çağrışan çekim; kolektif birim zamanlı, kolektif bir irade olan EGEMENLİKTİ. Kayıp üreten bileşenli kolektif paydaşlıktı. Kaybedilen kolektif oluştu. Kayıp yeni fark edilmişti.

Bu kayıpla EGEMENLİĞİN farkına varmışlardı. Kayıp olan EGEMENLİK, ÖZGÜRLÜK ancak ve ancak kolektif birim zamanlı, kolektif güçle ortaya konurdu. Tekil süreçlerin egemenliği ve özgürlüğü yoktu.

Aksi olan durum belirmedikçe; bir durum zıddıyla kıyas olmadıkça neyi yitirdiğinizi bilemezdiniz. Keyfi mülk dağıtımı karşısında maldan mülkten yoksun kalan mülksüz lük; kolektif iliğini bilmişti. Neyi yitirmiş iseniz, neyi bulacağınızı da bilirsiniz. Eş deyişle ne bulacağınızı bilmezseniz, neyi bulduğunuzu da bilemezsiniz.

EGEMENLİK tarihi diyalektiğin ya da tarihi bilincin; kendi yitiği ve kendi aradığıydı. Bu süre durum halkın "hakimiyeti millet" te dediği, şimdiki koşullarda halk egemenliğiydi.

Yaşam içinde olup biteni beyazı siyahla; küçüğü, büyükle; uzunu, kısa ile özelleştirmeyi, kolektif karşıtı ile öğrenmiş olan insanın, bu tür imaj düşünceleri kişinin düşünmesine, aklı işletmesine bol bol yetiyordu.

Çözümleme ve birleştirme düşünmesini yapan yetenekli kişi, tarihsel süreci analiz ediyordu. Kolektif düşünce ve kolektif deneyler içinde inşacı olmuştu. Bu inşa içinde yaptığı kolektif üretimlerle ortaya konan süreç; olup biten nesnel süreçti. Bu nedenle insan kolektif oluşu, kolektif egemenliği, kolektif özgürlüğü; gördü.

156

Bu nedenle insan; egemenliğini ve hâkimiyeti milliyesini, kolektif birim zamanlı tek meşru yapı değeri üzerine oturtuyordu. Trans Atlantiki bununla yapıyor, uzaya bununla gidiyor, kanseri bunula yeniyordu.

Çünkü doğadaki sosyal oluş yanında "toplum sal üreten oluşuyla insani kolektiflik" doğada şimdilik tekti. Bugünkü sistem de sömürü varyantlarıyla tekti.

Değilse bugünkü sistem yine "kolektif bilinçli, kolektif miras paydaş süreçlerle kolektif üretiyordu. Pay yaparken kolektif değildi.

İlk başlarda hayatın ve kişinin tekil zamanlı yaşamı olan kişi çıkarla meşruiyet, sosyal bencil oluş üzerine oturdu. Bu tutum doğada avcılık toplayıcılıkla sağlatan bir sosyal kolektif oluştu. Kolektif birim zamanı ortaya koyuştu.

Ne zamanki kolektif birim zamanlı süreçle "üreten bir sosyal oluş ve toplumsal oluş süreci" başladı; işte o zaman kişi kişisi bencil oluşun dışında, kişisi bencil oluşa dönük sağlatmalarıyla, kolektif ligi ve kolektif bencil oluş özgeciliğini ortaya koymuştu.

Artık bundan sonra kişisi bencil oluşun önünde ve çevresinde kolektif oluş vardı. Kolektif oluş kolektif sinerjini enerjisinden ötürü kişi ve kişilerin çevresini saran bir AKI olan buluttu, ruhtu.

Artık kişisi bencil zaman akışı yerine, kolektif akı’lı bencil akış, vardı. Kolektif bencilik üzerinde, kişisi bencilliği karşılama vardı. Artık kişi üzerinde kolektif bencillik ile sosyalleşme ruhu ve kolektif koşullu oluşmanın sosyal öğrenmeli entegre süreçleri vardı.

Kişi ruhu yanında bir de kişilerden bağımsız ama kişilere göre de olan kolektif sosyo toplumsa ruh vardı. Bu ruh sosyo toplumsa enerji olmanın akısıydı.

Kolektif oluş kendisine taalluk oluşla kişinin kendisinden, düşüncesinden ve kişinin isteklerinden bağımsız bir var oluştu. Kolektif oluşun hemen koşutunda ve eş zamanlı beliren mana anlayışı da ÖZGECİLİKTİ.

Kolektif akı’lı bir sosyo toplumsa başlangıçtan beri kolektif yapı akı’lı inşacı bir başlangıç vardı. İşte hâkimiyeti milliye kolektif akı içinde oluştan beri önce farkında olunmayan; sonra da kaybı yaşanmakla farkında oluştan beri meşruiyetle, kolektif birim zamanlı bu kolektif koşulların üzerine oturur olacaktı.

Kişisi bir birim zaman içinde olan bir kişi ancak bir türlü tutumla dalda meyve toplayan kişi olarak eylemli olacaktır. NASA saniyenin milyarda birini ölçmekle, 1 saniyeyi bir milyar tane parçadan oluşan entegre süre durumlar yapıyordu.

Bu durum ancak atom altı kuantum süreçlerle böyledir. Oysa biz kuantum süreçle davranamıyorduk. Kişinin bir parçalı durum içinde bir türlü olmaktan daha fazlasını yapamadığı bir birimlik süresi, kişisi birim zamandı.

Kişi bir birim zaman içinde: aynı anda hem ot toplayıp hem böcek toplayıp hem meyve toplayıp hem av peşine düşüp hem geride kalan yavrusunu gözetip hem de kendisine vaki olacak tehdidi, aynı anda yapamaz.

Bu örnekten anlayacağımız gibi bir kişi hiçbir zaman kendi birim zamanını bu tür altı parçalı bir süre durum kılamaz yani bir birim zamanda altı işi birden aynı anda yapamaz.

Oysa örnekteki gibi, hayat çok parçalı; eş anlı birçok belirmelerini aynı anda ortaya koymakla kişi adeta kuantum süreçler içindeydi.

Tıpkı kişinin yalıtımlı olan kendi vücudunun içi de eş anlı entegre durumla bu türden bir kuantum süreçti.

Vücudun içinde her biri kendi bir birimlik süresi içindeki kendi işlevi içinde olup biten kalp, karaciğer, börekler, mide, immünolojik sistem, hematol, hematol basınç, enzimler, nöron sistemi, PH ortamı, hormonsal sistem gibi eş anlı birçok parça işler ayrı ayrı organ birimler üzerinde bir anda olup biterler.

İşte doğadaki gibi vücuttaki gibi birçok durumla bir anda ve eş anlı süreçlerin kişiye bir yansıması vardı. Çevre içinde olunmakla çevre içinde olup biten süper zamanlar analojisi; adeta kuantum süreçlerdi.

Dış ortam içinde birbirinden bağımsız ya da birbiriyle ilintili aynı anda oluşan birçok yönlü belirimler kişiyi "kendi birim zamanı içinde" olmak kaydıyla, kendi dışındaki kendi gibi kişiler bağıntısı içinde çok parçalı olmaya zorluyordu. Bu kabil çok parçalı oluşun ilki, doğada sağlatan kolektif bir sosyal oluştu.

Farkında olunmayan süreler boyunca beliren bu zorunluluk ancak kişimizin yanında ikinci, üçüncü, beşinci, yüz beşinci vs. kişilerin bir arada entegre olması ile zorunlu ve olasıdır. Bu zorunlu olasılık ta kolektif birim zamanlı PAYDAŞLIKIKTIR. KOLEKTİF BİRİM ZAMANLI ORTAK PAYDADIR.

Yine bu durum da kolektif birim zamanlı ORTAKLIKTIR. Yani kısaca tarihsel olup biten inşa KOLEKTİFLİKTİR. Kişisi mal mülk sahipliği karşısında "kolektif egemenliktir". HAKİMİYETİ MİLLİYEDİR. Milliye veya milli sözünün kendisi zaten kolektifliktir.

Beğen

Bayram KAYA 1
Kayıt Tarihi:22 Haziran 2019 Cumartesi 18:08:18

KURTULUŞUN FELSEFESI 155 YAZISI'NA YORUM YAP
"Kurtuluşun Felsefesi 155" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.