Ön Önder Karacay
407 şiiri ve 142 yazısı kayıtlı Takip Et

İnsan ve toplum



İnsan ve Toplum

Evren içinde kendisini en az tanıyan canlı insandır. İnsanın kendisi dışında her konuda bilgili olmaya çalışmasının ve yetkin görünmeye çabalamasının bilinçaltında insanın kendisini çok iyi tanımaması yatar.

Doğanın en gelişmiş canlısı olma şansını yakalamış olmasına rağmen insan, sürekli bir inceleme ve gözlem konusu olmaya devam edecektir.

İnsan insana sırdır.

İnsan aslında davranışları ile kendisini tarif eder.

Söz konusu insanın davranışları olunca tarafsız bir değerlendirme yapmak güçleşir.

Freud insanı saldırgan ve yıkıcı bir varlık olarak tanımlar. Karamsar bir kişiliği olan Freud’un bu tespiti karamsarlığı olabilir diyenler çıkabilir.

Yalnız saldırgan ve yıkıcı özelliği ile insana oluşturduğu toplum penceresinden baktığımızda toplumun hastalıklı yapı olmasının altında yatan en önemli sebebin bu olduğu görülmektedir.

Normal dışı insan davranışları insanlık tarihinin her devrinde ilgi konusu olmuştur.

Ortalama insan davranışları konusuna ise yirminci yüzyıldan sonra ilgi duyulmaya başlanmıştır.

Normalliğin bir tanımı henüz yapılabilmiş değildir.

Her çağ insan davranışlarını kendine uygun bir şekilde değiştirmeyi başarmıştır.

Örneğin en bariz konu günümüzde kitle iletişim araçları çoğalmış olmasına rağmen insanlar birbirlerinden uzak, yüz yüze gelmekten çekinen bir yalnızlık içinde sosyal ağlar içinde iyileşme çabasını sürdürmektedir.

Zaman zaman bozulan insan davranışları gibi toplumlarda toplu hasta olabilirler. Hasta toplum bünyesindeki normal davranışları dışlayarak normal olmayanı dayatan toplumlara denir.

Bunun yine en canlı örneği son yıllarda yaşadıklarımızla bizim toplumdur.

Normalliğin temel ölçüsü insanın kendisini iyi hissetmesi, yaşamını istediği gibi sürdürebilmesi, dünya içinde kendine özgü bir yer edinebilmesine bağlı doyuma bağlıdır.

Bugüne kadar ve bugün çoğunluk neredeyse normal o kabul ediliyordu.

Yaşanan zulümler çoğunluğun normal olduğunu tartışmaya açmıştır.

İyileşme derdine düşen insan toplum içinde yalnızlaştıkça üç davranışlı örgütlenmeler ve bireysel mücadelelerle çoğunluğun barındırdığı tehlikelere karşı bunun doğru ve normal olmadığını sorgulamaktadır.

Hayat zaten mevcut durumdan memnun olup zamanın bu şekilde ilerlemesini bekleyenler ile bunu değistirmek isteyenlerin mücadelesidir.

Bekleyenler ne yaşıyorlarsa ona razı bir boyun eğiş davranışını, kabul etmeyenler ise çabalayarak değişime inanarak bir bedel ödemeyi göze alarak yaşarlar.t

İnsan kendisine zıt gelen davranışların nasıl geliştiğini ve dayatmaya dönüştüğünü bilmezse, özgür yaşaması için neyi aşması gerektiğini bilemez.

İnsan ve toplumlar geleceğinde bugün seçtiği ne ise onunla karşılaşır.

İnsanın ve toplumların seçimleri toprak gibidir oraya ne ekerse onu biçerler.

Bugün edindiğimiz bir bilgi işe gelecekte yarayabilir ve büyük değişimlere yol açabilir.

Mustafa Kemal bunun en güzel örneğidir. Osmanlı gibi hastalıklı bir toplum içinde biriktirdiği bilgi ve tecrübeyi kullanarak insanlık devrimi ile Türkiye Cumhuriyetini kurmasıdır.

Bilgi gardımızı nasıl almamızı sağlar.

Kendimiz ve çevremiz ile ilgili bilinmeyenlerin sayısını azalttıkça değişir.

Bilmeden sürekli bir ürküntü içinde savunmada kalarak enerjimizi tükettikçe gerçekleri algılamamızı ve kendimizi yaşayabilmemizi engeller.

Kendi içimizde oluşacak bir kargaşa en az dış dünyada yaşanan kargaşa kadar ürkütücüdür.

İnsana ve topluma ait tüm çelişkiler doğanın bir parçası olduğu halde doğadan ve doğasından kopuk olmasından kaynaklanır.

Acı bir gerçek olarak insanı ve toplum yaşamını politik düzenler bozmuştur.

Geçmişte politik düzenin oluşma sebebi sömürü için işgal ve savaşlardı. Bugün ise sömürü düzeninin sorunsuz işletilmesi için aracılıktır.

İnsanlık tarihinde barış içinde yaşayan tek insan ve toplumlar ilkel insan ve ilkel toplumlardır.

İlkel insan kendisini doğanın geçici bir misafiri olduğu konusunda çok ileri görüşlüydü.

Eskimolar yamyam Avrupalıları gördüklerinde; birbirlerini öldürmelerini, birbirlerinin topraklarını çalmaya kalkmalarını anlayamamışlardır. Hatta topraklarının buz kaplı olması, çoraklığı kendilerini bu saldırıdan koruduğuna inandırmıştır.

Dünyada barışı yaşatan ilkel insana ve toplumlara rağmen ilk kez bu barışı işgal ve sömürge ile Avrupa bozmuştur.

Bugün aynı yöntemi insan hakları, barış ve sözde demokrasi yalanı ve her ülkede buldukları iç işbirlikçileri yapmaya devam etmektedirler.

Batı ve günümüzün terör üreten gücü emperyalist Amerika sözde uygarlık adı altında dünyaya samimiyetsizlik yaymışlardır.

Sömürge ile başkalarının hakkını çalarak refaha ulaşmış toplumlarda hiç tanımadıkları duygularla tanışmak zorunda kaldılar.

İstedikleri her amaca ulaşma ve sahip olmanın ürettiği boşluğa düştüler.

Bu refahı hangi ahlaklı bir çabanın ürünü olduğunu hiç düşünmediler.

İnsanın yeniden doğaya geri dönme ve ilkel insanın yaşadığı barışı huzuru yakalaması imkansızdır.

Artan nüfus ve toprakların yapılaşmaya terk edilmesi buna en büyük engel olmakla birlikte şehir yaşamı üretmeden tüketme köleliğinin gönüllü veya zorunlu üyesi olması, borçlanarak geleceğine koydurduğu ipotekler boynuna bir halta olarak geçirilmiş ipleri de kısalmış alanı daralmıştır.

Bu cendereden insanın sağ çıkması mümkün değildir. Bugünün insanı hayatını maddi bir zenginliğe heba etmekte olduğu için yaşamı ıskalamaktadır. Bir insan bir ev sahibi olmak için bir hayat heba ediyorsa, o toplum bir zulüm toplumudur.

İnsan ve toplumlar sanattan, tiyatrodan, kitaptan uzaktır. Mutluluğa olan uzaklığını da bu durum artırmaktadır.

Kendini yönetmekte güçlük çeken insan sayısı bu çağda daha da artmıştır.

Kaderci uyuşturucular yine toplumların en asalak yapısı olarak karşımızda bir problem olarak durmaya devam etmektedir.

Devrimine sahip çıkmamış ülkemiz toplumunun geleceği çok büyük tehlikeler içinde barındırmaktadır.

Kentli olmayı bile öğrenmeden yabancı işgalcilere mülk satışı ile günden güne kendine yabancılaşmakta ve bu yozlaşma ile dışlanmaktadır.

Köylü özlemi çekip kentli olamamış olmanın acısını çok derin hissetmekteyiz.

Geleneksel toplumdan çıkış sancısı içinde çağdaş toplum olamama çatışmasının tam ortasındayız.

Geleneksel yapıda insan davranışlarının çoğu diğer insanların beklentilerini karşılamak içindi.

Çağdaş toplumlarda ise insanın iç dünyasını yaşamak adına davranmak öncelik taşımaktadır.

Baba, töre ve Tanrı gibi üst otoritelerin hakim olduğu, esneklik ve yaratıcılıktan uzak geleneksel toplumun iyi yönleri de gittikçe yıpranmaktadır.

Otorite kimlikler sarsıntı geçirmektedirler.

Politik bir inancı benimseyerek toplum içinde önemli bir kimlik olma çabası başka değişimlere gebedir.

Çok zor ve geç gerçekleşse bile yenilikleri benimseme kapasitesi her insanda değişim gösterir.

Çağımızın ve insan ile toplumların en büyük sorunu geçmiş ile gelecek arasında geçişin olduğu ana denk gelmiş olmasıdır.

Bugün kabul gören tüm değerler yarın tümden reddedilme riski taşımaktadır. Çünkü kabul gören eğilimin yanında toplumun için kabul görmeyen ve bunu değistirmek için çabalayan insanlar da değişimi değişime zorlayacaklardır.

Çok fazla sayıda insanla çok kısa süreli ve yüzeysel ilişkiler kurma eğilimi içindeki çağdaş toplumlarda bir çözülme ve kopuşun ürettiği yalnızlığın kucağındadır.

Birbirinin dikeninden rahatsız olan kirpilerin birbirine olan ihtiyaçları ortadan kalkmayacağına göre çağdaş toplum içinde insan kendini yalnızlıktan kurtaracak bir çıkış yolu bulacaktır.

Sosyal ağlar bu anlamda bir iyileşme sürecidir.

Sorunlar gibi çözümler de toplumun içinden çıkmaktadır.

Önder Karaçay

Beğen

Önder Karacay
Kayıt Tarihi:21 Haziran 2019 Cuma 05:17:47

İNSAN VE TOPLUM YAZISI'NA YORUM YAP
"İnsan ve Toplum" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
muslumbayram
24 Haziran 2019 Pazartesi 12:40:16
İnsanı konu alan güzel bir yazı olmuş

bazı cümleler başlı başına bir edebiyat konusu
kompozisyon niteliğinde... Güzel makaleniz için sizleri tebrik eder

saygılarımı sunarım

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.