sa sami biberoğulları
515 şiiri ve 1427 yazısı kayıtlı Takip Et

Tekerrür eden tarih—dün arnavut ciğeri, bugün patates-soğan--- 1. bölüm ---



TEKERRÜR EDEN TARİH—DÜN ARNAVUT CİĞERİ, BUGÜN PATATES-SOĞAN--- 1. BÖLÜM ---



Bugünden itibaren bir tarih dizisine başlıyorum. Dizinin ana başlığı ‘’Tekerrür Eden Tarih ‘’ Olacak ama her bölümün kendi özel başlıkları da olacak ( Bugünkü gibi ) Ancak olaylar bir tefrika roman gibi birbirinin devamı olacak, günümüzle benzerlikler ortaya konmaya çalışılacak.

--------------------------------------------

01.06.2019 Tarihli yazımda ( Dün ) 6 Mart 1821 Tarihinde Aleksandr İpsilanti’nin Boğdan’da başlattığı Yunan isyanının onlar açısından fiyasko ile sona erdiğini anlatmıştım. Lakin isyan sadece Boğdan’da değildi. Aleksandr İspilanti Boğdan’da isyanın fitilini ateşlerken bir kaç gün sonra kardeşi Dimitrios İspilanti de 17 Mart 1821 de Mora yarımadasında bir iyan başlattı.Bu İsyanda da tabii ki baş aktörlerden birincisi Fener Rum Patrikhanesiydi.

İsyanın başlarında 25.000 Kişilik bir orduyla Mora’ya gelen Mahmut Paşa daha isyancılarla karşı karşıya gelmeden ordusunda bulunan yedi bin Arnavut askeri ulufe (askere üç ayda bir verilen maaş ) alamadıkları gerekçesiyle geri dönünce Osmanlı Devleti için hazin son başlamış oldu.( Umarım ‘’Osmanlı Ordusunda Arnavut’un ne işi var? Orduya devşirmeyi alırsan olacağı bu.’’ Gibi yorumlar yapılmaz...) Ulufe meselesi daha sonra Müslüman- Türk askerlere de bulaştı ve ‘’ Ulan biz de alamadık maaşı anasını satayım. Bizim başımız kel mi? Arnavut savaşmıyorsa biz de savaşmıyoruz.’’ Demeye başladılar. Yani artık sırf Allah rızası için cenk eden delilerin,dervişlerin,cavlakların devri sona ermiş ‘’ Maaş yoksa savaş da yok ‘’ Dönemi başlamıştı.

Türk tarafındaki bu karışıklıktan faydalanan Yunan asiler kısa süre içinde on binlerce Müslüman Türk ve bu arada Yahudiyi katlettiler girdikleri şehirlerde... Bir yıl içinde öldürdükleri Müslüman Türk sayısı kırk bini aştı. Kısacası koskoca Devlet-i Âliye bu isyanı bastıramıyordu. Bu arada Yunan isyanının başarıya ulaştığını gören Sırplar, Bulgarlar, Romenler, kısaca tüm Balkan milletlerinin de kafayı kaldırdığını söylemeye gerek yok.

13 Ocak 1822 de Yunan asiler Epidavrum kentinde ( Bugünkü adı Cavtat ve Hırvatistan’ın Dubrovnik Kentine bağlı ) bir kurucu meclis kurup anayasalarını ilan ettiler. Yani resmen bağımsızlıklarını ilan edip yine bizden biri olan Fener’li Aleksandr (Georgios) Mav­ro­cor­da­to’yu Hükumet Başkanlığına getirdiler. Bu arada isyan Girit, Sakız gibi adalara da sıçramıştı ve Osmanlı Devleti bu süreç içerisinde sadece Yunan isyanına fiilen destek olduğu için Fener Rum Patriği Grigorius’u 22 Nisan 1821 de Partikhanenin orta kapısına asarak idam etmişti. Ama bu hareket isyanı daha alevlendirmekten, Rusya için bir savaş bahanesi üretmekten başka işe yaramadı.( Fener Rum Patrikhanesi kabullenmese de bu kapı ‘’Kin Kapısıdır’’ ve 22 Nisan 1821 tarihinden bu yana kapalıdır.)

Yine Lise tarih derslerinden hatırlanacağı üzere Osmanlı Devleti bu İsyanı bastırması için Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi ve ona Mora ve Girit valiliklerini vermeyi vaat ederek bu yardımı ancak sağlayabildi.

Evet bundan sonrası baş döndürücü bir hızla devam etti ve mini minnacık bir Mora yarımadasından başlayan isyan Osmanlı Devletinin sonu oldu.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa geldi ve isyanı bastırdı. Ancak onun bu isyanı bastırması Rusyanın beklediği şey asla değildi.Havayı koklayıp uygun zamanı kollayan Rusya’yı nihayet 1826 Yılında harekete geçti.

Rusya Osmanlı Devleti ile aralarında imzalanmış olan 1812 tarihli Bükreş Antlaşmasının şartlarının yeniden gözden geçirilmesini istedi ve 1826 Yılında Osmanlı Devletini masaya oturtarak Akkerman Antlaşmasını imzalattı. Bu antlaşma ile Ruslar hem Karadeniz’de gemi bulundurma hakkı elde etti, hem de Balkan milletleri üzerinde daha önce sahip olduğu imtiyazları genişletti.

Osmanlı Devleti niçin bu kadar aciz peki? Neden kuzu kuzu böyle bir antlaşmayı kabul ediyor?

Rusya havayı kokladı derken boşa laf etmedim elbette. Rusya neden 1826 da harekete geçiyor? Zira bu tarihte Padişah II. Mahmut yeniçeri Ocağını kaldırmış. Yerine kurulacak olan Asakir-i Mansure-i Muhammediye daha teşkilatlanacak da, toparlanacak da, uzun hikaye...Ayrıca Yeniçeri ocağının ortadan kaldırılması bu ocağı ortadan kaldıran sipahileri de tedirgin etmektedir. Ya Padişah Sipahi ocağını da kaldırmaya kalkarsa? Rusya için bundan güzel fırsat olur muydu? Osmanlı’nın en güçsüz olduğu an...

Rusya’nın Osmanlı Devletinde nüfuz elde etmesi İngiltere ve Fransa’nın hiç hoşuna gitmedi. Onlar da Osmanlı Devletine bir nota verip ‘’ Derhal Yunanıstan’ın Özerkliğini kabul et. Yoksaa..’’ Demeye başladılar. Yunanistan, bir anda bir sürü baba tarafından ‘’Evladım benim. Sen benim evladımsın. Senin ananı ben s....miştim.’’ Diye bağırlara basılan bir yavru oldu ve tabii ki bu durumdan son derece memnundu.

Rusya ‘’ Yahu siz durun hele. Ben hallederim Osmanlı’yı ‘’ Diyerekten 1827 de Navarin’de Osmanlı Donanmasını yaktı. Kanuni zamanında bir elçisi öldürüldüğü için Macaristan’a savaş açan Osmanlı Devleti bu sefer sadece cılız bir sesle ‘’ Ayıp bu yaptığınız. Gemilerimizi niçin yakıyorsunuz arkadaş, tavuğunuza mı kışt dedik? Valla kusura bakmayın ama tazminat istiyoruz.’’ Deyince Rusya ‘’ Ulan sen benden nasıl tazminat istersin? Bu resmen bana savaş ilan etmektir. Madem öyle ben de sana savaş ilan ediyorum ‘’ Diyerekten Osmanlı devletine savaş açtı.

Söylemeye hacet yok. Osmanlı devleti perişan...1829 yılı Ağustos ayı itibarıyle Ruslar doğuda Kars ve Erzurum’a kadar girerken batıda Edirne ve Kırklareli’ye kadar girmişlerdi.

[ Sanki 1877- 1878 Osmanlı- Rus Savaşını anlatıyorum değil mi? Orada da Ruslar doğuda Erzurum’a girmişlerdi de Nene Hatun ve Erzurumlular kovmuştu onları. Batıda da Plevne’de Osman Paşa onlarla savaşmış ve defalarca püskürtmüşse de sonuçta Ruslar Çatalca, hatta Yeşilköy’e kadar gelmişlerdi...Evet,Tarih hep tekerrür ediyor... Bu konuya ileride tekrar değineceğim.]

Çar Nikola bir anda birbirinden bu kadar uzak iki cephede birden savaşmanın tehlikeli olacağından korktu. Doğuda İran, batıda diğer Avrupa devletleri her an arkaya geçip puan alabilirlerdi. ( Oysa namussuz şerefsiz İran ömrü hayatı boyunca sadece Osmanlı’ya saldırmıştı zayıf olduğu anlarda... İran’ın Türk ve İslam düşmanlarına saldırdığı neredeyse görülmüş şey değildi. ) Prusya’nın arabuluculuğu ile 14 Eylül 1829 da Edirne Antlaşması imzalandı.Bu Antlaşma Osmanlı Devletinin 1774 Küçük kaynarca Antlaşmasından sonra imzaladığı şartları en ağır antlaşmalardan ikincisiydi.

Rusya’nın bu antlaşma ile en büyük kazancı artık Boğazlardan serbestçe ticaret ve savaş gemilerini geçirebilecek olmasıydı ki Osmanlı’nın başını yakan da bu maddeydi ileride görüleceği gibi....

Savaştan önce ‘’Özerk bir Yunanistan’ı asla kabul edemem’’ Diyen, bu yüzden savaşmayı göze alan Osmanlı Devleti bu antlaşma ile bırakın özerkliği, Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olduğunu resmen kabul etmişti. Bununla da kalmıyordu. 1812 Bükreş Antlaşmasıyla-lehine- bir takım ıslahatlar,reformlar yapmayı kabul ettiği Sırbistan, Eflak ve Boğdan da artık özerkliğe kavuşuyordu Edirne Antlaşmasıyla.

Sanırım dikkatiniz çekiyordur bağımsızlık isteklerinin önce ıslahat, reform istekleriyle, bu sağlanınca özerklik istekleriyle, bu da sağlanınca direkt bağımsızlık istekleriyle geldiğini. O bakımdan bugün bazı kendince uyanık bölücü Kürtlerin ‘’ Biz bağımsızlık istemiyoruz ki. Bağımsız yaşayamayız zaten. Biz özerk olmak istiyoruz’’ Demeleri asla masum söylemler değildir. Biz bu hikayeyi ta 1800 lü yıllarda dinlemeye başladık. Ama ne yazık ki tarihi masal diye dinliyoruz, ders alan yok.

Kısaca iki zaaf Osmanlı Devletinde Balkan topraklarının çorap söküğü gibi elimizden çıkmasına yol açmıştı.

1- ‘’Vak’a-i Hayriye’’ ( Hayırlı olay ) Diyerek kutsadığımız Yeniçeri ocağının kaldırılması.
2-Bir isyanın bastırmak üzere düşmanın üzerine göndermiş olduğumuz askerin maaşını ödememiş olmak.

Velhasılıkelam bugün ‘’ Patates-soğan’’ Diyerek küçümsediğimiz olay aslında hiç de küçümsenecek bir olay değildir. O yedi bin Arnavut asıllı Osmanlı askerine maaşları zamanında verilseydi, onlar da ailelerine Arnavut ciğeri götürebilselerdi, Yunan isyanını kendi kuvvetlerimizle bastırabilirdik. Yunan İsyanını kendi kuvvetlerimizle bastırabilseydik Kavalalı Mehmet Ali Paşa haininine muhtaç olmazdık. Ona muhtaç olmayınca kimse bize hasta adam diyemezdi.
Yok yok ‘’ Ninemin testisleri olsaydı dedem olurdu.’’ Demeyin. Kar topu çocukların oynadığı masum, bir avuç kardan ibarettir ama bir dağın doruklarından yuvarlandığında o çığ olur ve işte o zaman çok büyük bir felakettir.
.............................................

Gelecek bölümde Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve devamındaki gelişmeleri ele alacağız ve basit gördüğümüz bir Yunan İsyanının Koskoca Devlet-i Aliye’yi nerelere getirdiğine şahit olacağız.



Beğen

sami biberoğulları
Kayıt Tarihi:3 Haziran 2019 Pazartesi 00:09:00

TEKERRÜR EDEN TARİH—DÜN ARNAVUT CİĞERİ, BUGÜN PATATES-SOĞAN--- 1. BÖLÜM --- YAZISI'NA YORUM YAP
"TEKERRÜR EDEN TARİH—DÜN ARNAVUT CİĞERİ, BUGÜN PATATES-SOĞAN--- 1. BÖLÜM ---" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ahmet Zeytinci
3 Haziran 2019 Pazartesi 17:19:22
Kısaca bu zibidilerin hiç birine geçmişte güvenilmemişti şimdilerde de fazlaca güvenmemeli... Devletler arasında her zaman menfaat ilişkileri vardır kimse kimsenin kara kaşına kara gözüne diğer bir develete yanaşmaz... Dünyanın en büyük üç imparatorluğundan biri olan Osmanlı İmparatorluğu ki böyle uzun süre dünya hakimiyetini eline alan başka da bir örnek yok tarihte, illaki uğraşacaklardır bizim dedelerimiz ile şimdilerde de bizim ile uğraştıkları gibi... Demokrasi ile yönetilmeye çalışılan tek İslam Ülkesiyiz... İt ürür kervan yine yürür diyelim lafımızı bağlayalım... İyi bayramlar diliyorum Sami Hocama da...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 3 Haziran 2019 Pazartesi 19:15:10
Çok güzel ifade etmişsin sevgili Ahmet. Devletler arasında dostluk denen bir şey yoktur. Çıkar ilişkileri vardır. Nitekim yazının ilerleyen bölümlerinde şu anlattığımız olayın üzerinden ( mesela Akkerman antlaşmasının ) henüz bir kaç yıl geçmiştir ki Rusya ile canciğer kuzu sarması olmuşuzdur. Sonra yirmi sene geçmeden yine baş düşman... Selam ve sevgilerimle hayırlı bayramlar dilerim.
Yekta Attila
3 Haziran 2019 Pazartesi 12:19:19
Değerli hocam, tarihin tekerrür ettiğini farkedebilseydik, toplumsal dinamiklerin önüne çıkarılan veya çıkarılabilecek engelleri öngörür, yapılan siyasetlerin neye hizmet ettiğini anlar, dolayısyla Tek Bayrak+Tek Millet+Tek Vatan+Tek Devlet paradigmasının bu tarihsel-toplumsal süreçteki gerçekçiliğini takdir ederdik...
Ne yazık ki, söz konusu takdirin nicel ve nitel yönden beklenen seviyede olmamasının önemli bir nedeni, eğitim sisteminin bu zorunluluğu taşımaması olduğu kadar, mesela anlı şanlı, tv ekranlarından eksik olmayan tarihçilerimizin buna (toplumsal dinamiklerin önüne çıkarılan veya çıkarılabilecek engellerin öngörülmesi) vurgu yapar biçimde bir söylem biçimini önplana çıkarmıyor olmalarıdır...
Tarihin bir malumat yığını olmadığı, onun da bir matematiği olduğu, hele hiç magazinleştirilemeyeceği, böyle olursa 'tarihin tekerrür ettiğini farketme' kültürünün güdükleşeceği söylenebilir...
Değerli hocam, başlattığınız bu yazı dizisinin-Aslında bütün tarih yazılarınız bu hayra hizmet ediyordu- bir zorunluluğa hizmet olacağına inanıyorum...
Bayramınız mübarek olsun.
Selam ve saygılarımla.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 3 Haziran 2019 Pazartesi 19:17:04
Çok teşekkürler değerli üstadım.

O kadar güzel bir yorum ki bu üzerine yazacak tek kelime bile yok.

Selam ve sevgilerimle hayırlı, huzurlu bayramlar diliyorum.
sami biberoğulları 3 Haziran 2019 Pazartesi 19:17:10
Çok teşekkürler değerli üstadım.

O kadar güzel bir yorum ki bu üzerine yazacak tek kelime bile yok.

Selam ve sevgilerimle hayırlı, huzurlu bayramlar diliyorum.
Demircioğlu
3 Haziran 2019 Pazartesi 00:28:21
Devamını bekliyorum hocam. Saygılarımla

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 3 Haziran 2019 Pazartesi 19:18:43
Allah nasip ederse bayramdan sonra devam edeceğim.

Sağlık ve huzur içinde daha nice bayramlara ulaşmanız dileklerimle selam ve saygılar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.