sa sami biberoğulları
515 şiiri ve 1427 yazısı kayıtlı Takip Et

Darağacında üç adam



DARAĞACINDA ÜÇ ADAM

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 29.5.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

12 EYLÜL DARBECİLERİNİN YAPTIĞI EN HAYIRLI İCRAAT.

Bugün 27 Mayıs...

Bundan elli dokuz sene önce yani ben henüz altı yaşındayken bu ülkede bir askeri darbe yapıldı ve işte o darbe 3 Nisan 1963 de alınan bir kararla Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandı.

Demek oluyor ki ben ilk okul üçüncü sınıftayken başlamıştık 27 Mayıs ihtilalini Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlamaya ve bu kutlamalar ben eğitim hayatımı bitirip öğretmen olduktan sonraki üç sene boyunca da devam etmişti.

1960 Darbecilerinin getşrdiği bu uğursuz bayram 1980 Darbecileri tarafından 18 Nisan 1981 de bir başka Bayramla birlikte kaldırılmıştı. O bayramın adı da 1 Mayıs idi ama darbeciler ‘’ Hazır elimiz değmişken’’ Diyerek 1 Mayıs İşçi Bayramını da 1 Mayıs bahar bayramını da kaldırmışlardı. Bu arada gazete haberinde de görüldüğü gibi 23 Nisan sadece ana sınıflarında ve ilkokullarda kutlanan bir bayrama dönüştürülmüştü. Büyüklere tatil filan olmadığı gibi anma filan da yoktu.

Neyse, konumuz 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı...

Biz tam olarak neyin bayramını yapıyorduk?

Adı Hürriyet ve Anayasa bayramı olduğuna göre Hürriyetin ve Anayasanının bayramını yapıyorduk (!)

Peki 1960 İhtilaline kadar hür değil miydik?

1961 Anayasası yapılmadan önce bir anayasamız yok muydu?

Önce birinci soruya cevap verelim:

1960 İhtilali ile birlikte ilk kez Örfi İdare yani Sıkı Yönetim denen bir kavramla karşılaştık. Bu sıkı yönetim 1925 Yılında Şeyh Sait isyanı, 1930 Ağrı İsyanı, 1937-1938-1939 Dersim İsyanı sebebiyle yürürlüğe konan sıkı yönetimlerden sonraki ilk sıkı yönetimdi ve daha öncekilerden farkı bu sefer devlete karşı isyan edenin bizzat ordu olmasıydı.

Peki sıkıyönetim olan bir ülkede hürriyetten bahsedilebilir mi? Elbette hayır. Yani ilk etapta 1960 İhtilali ile hürriyet gelmiş değil tam tersine hürriyetler kısıtlanmış, hatta belirli saatlerde insanların sokaklara çıkması, ve hatta hatta beş kişinin bir araya gelerek konuşması bile yasaklanmıştı.

Ya anayasa? 1961 Anayasası öncesinde bir anayasamız yok muydu? Elbette kş vardı. Hem de ülkenin başında Mustafa kemal Atatürk varken yapılmış olan 1924 Anayasası vardı.

Bu durumda 27 Mayıslarda aslında neyi kutluyorduk?

Açık ve net: Zamanın Başbakanı Adnan Menderes’in, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilmesini kutluyorduk Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak.

Bu üç isim idam edilmeli miydi? İdam edilmeleri adil bir karar mıydı hep tartışıldı ve öyle sanıyorum ki daha da tartışılacak. Öyle sanıyorum ki ülkemizde bazı vatandaşlar bu isimler için ‘’ Demokrasi şehitleri ‘’ Demeye devam ederken bazı vatandaşlarımız da ‘’ Bir değil bin kez idam edilmeleri gerekiyordu’’ Diyecektir ama hemen şunu söyleyeyim. 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı bu ülkede hiç bir zaman bir 23 Nisan, bir 19 Mayıs, bir 30 Ağustos, bir 29 Ekim, hatta bir 1 Mayıs gibi coşkuyla kutlanmadı. İnsanların içine sinen bir bayram olamadı hiç bir zaman.

Milletin bir kısmının için için göz yaşı döktüğü bir günün bayram olarak kutlanması mümkün değildi zaten.

İdam edilen bir insanın boynuna geçirilen ipin parasının daha sonra ailesinden hem de icra yoluyla tahsil edilmesi 27 Mayısın ne kadar acımasız bir bayram olduğunu göstermesi açısından oldukça önemli bir delildir. Evet yanlış okumuyorsunuz...Boynuna geçirilen ipin parası, hapishanede yattığı günlerde yediği yemeklerin, kullandıkları ilaçların, hatta kefeninin parasından bahsediyorum. Bu olayı açıklayayım mı biraz:

Adnan Menderes’in idamından sonra evine polis bir kağıtla geliyor.
“Kağıdın üzerinde Adnan Menderes Anayasayı ihlal suçundan 17 Eylül saat 13.30 da idam edilmiştir’’ Yazıyor. Kağıdı kapıya asıyor. Bir hafta boyunca bu yazı kapıda asılı kalıyor.

Bir hafta sonra tekrar polis geliyor. Bu kez icradan bir ödeme emri getiriyor. İdam edilen Adnan Menderes’in cellat parası, ip parası ve kefen parası...

Yukarıdaki resimlerden birinde Yassıada mahkumlarından biri olan millet vekili Agah Erozan’ın hapis yattığı koğuşu görmekteyiz. Yattığı yatak ve tuvaleti...

İşin ilginç bir başka noktası da 1963 Yılından başlayarak Hürriyet ve Anayasa bayramı diye bir bayram kutladık ama 1961 Anayasası da bu milletin içine öyle fazla sinmemişti. Nitekim bu anayasa % 61 evet oyuna karşı % 39 Hayır oyu ile kabul edilmişti ki ‘’ Adnan Menderes Merhum’’ Demenin bile hapse atılma sebebi olduğu yıllarda bu kadar ‘’ Hayır ‘’ Oldukça manidardı.

Velhasılıkelam 1980 Darbecileri, 1960 Darbecilerinin bizlere Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak itelediği bu bayramı kaldırarak belki de yapabilecekleri en hayırlı işi yaptılar.

Gerek 1960 gerekse 1980 İhtilalini kuzu kuzu seyreden, her iki dönemde de yapılan anayasalara kuzu kuzu ‘’Evet ‘’ Diyen bu milletin 15 Temmuz 2016 da ‘’ Hayır ‘’ Demiş olması işte bu bakımdan oldukça önemlidir ve inşallah bu ülkede bir daha ne 27 Mayıslar ne 12 Eylüller yaşanacaktır. Gayet eminim ki bir kez daha 15 Temmuz yaşatmak isteyenler ise gereken cevabı en şiddetlisinden bir kez daha alacaklardır. ‘’İnşallah böyle bir girişim bir daha yaşanmaz.’’ Diyerek noktalıyorum.

Beğen

sami biberoğulları
Kayıt Tarihi:28 Mayıs 2019 Salı 00:29:24

DARAĞACINDA ÜÇ ADAM YAZISI'NA YORUM YAP
"DARAĞACINDA ÜÇ ADAM" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
mirim
30 Mayıs 2019 Perşembe 02:56:46
Kafadan şunu bütün samimiyetimle söylemek istiyorum; BU İDAMLARI ASLA VE ASLA TASVİP ETMİYORUM !

Deniz GEZMİŞ, Adnan MENDERES, Mustafa PEHLİVANOĞLU, Velican ODUNCU ve diğerleri... Asla asılmamalıydı ! Bir insanın hayatına son vermeyi gerektirecek suçlar vatana ihanet ve sübyana tecavüzle sınırlı olmalıdır.

Adnan MENDERES'le ilgili bölüme özellikle dalmayacağım. İdamını meşru görme gibi bir kavram kargaşasına yol açmamak adına...

Ama şu 15 Temmuz meselesi var ya, acayip canımı sıkıyor. İdamlardan yola çıkıp işi 15 Temmuz'a dayandırıp konuyu tartışmadan korkma cihetine sokmanı sevmedim.

Sizlerin hoca Efendi Hazretleri diye hitap ettiğiniz dönemlerde o şerefsize benim Fetoş, Zebani dediğimi herkes bilir. Ama bakıyorum neredeyse beni fetocu ilan edeceksiniz ! Siz diye hitap etmemi yadırgama çünkü bir birimizi gayet iyi tanıyoruz !

2002 de iktidara gelip bir avuç itin kalkışmasını bastıracak bir emniyet teşkilatı ve ordu oluşturamayan, hatta o gücü ordu ve emniyet teşkilatının elinden alan, ordunun ve polisin yapması gerekenleri vatandaşa havale ederek 251 insanın öldürülmesine zemin hazırlayan, bu şehitlerin gölgesinde kalan, hiçbir şeyden habersiz masum askerlerimize yapılan adi muameleleri hatırladıkça kanım donuyor. Bu şerefsizce girişimi bahane ederek askere olan nefretlerini o hiçbir şeyden habersiz yavrularımız üzerinde tatmin edenleri de unutamıyorum !

O çocuklar ki, "kandırıldık, millet bizi affetsin" bile diyemeyecek kadar konudan bihaber halen içeride yatıyor !

Elmayla başlayıp armutla biten yazının güne gelmesine şaşırdım doğrusu.
Bu yazı güne gelmeyi hangi yönüyle hak etti bilmiyorum.

Gelelim darbe meselesine.
Ben 12 Eylül'ü yaşamış, işkence görmüş bir adamım. Ama bakıyorum 12 Eylül öncesinde ve sürecinde anasının eteği altına yada masanın altına saklananlar kahraman edasında vır vır ötüyor.

Her neyse...

O dönemde bile ben Kenan EVREN'e hakaret etti diye birilerinin yargılandığına, gazetecilerin içeri tıkıldığına, darbecilerin desteklediği parti seçimi kaybetmesine rağmen en ufak bir dalavereye şahit olmadım. Ama şu yere batasıca dönem yok mu ?! Ben ne okuduğum ne de yaşadığım tarihimizde bu kadar adaletsiz, hukuksuz ve zalim bir düzene şahit oldum ve olacağımı da sanmıyorum.

Sanmıyorum diyorum. Çünkü her şeyin gerçekten çok çok güzel olacağına inanıyorum. Tıpkı Osmanlıda etnik kimliğini saklamak zorunda kalan Türklerin Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde hak ettiği konuma gelmesindeki inancın ve kararlılığın devam ettiğini görüyorum. Bunun en bariz örneğini 31 Mart'ta gördüğümüz gibi inşallah 23 Haziran'da da göreceğiz.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !



mirim tarafından 5/30/2019 3:29:32 AM zamanında düzenlenmiştir.

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Serhat BİNGÖL 30 Mayıs 2019 Perşembe 16:46:55
Kıymetli Ahmet hocam çok enteresan birisin ve gerçekten çok farklı yorumlarınla kendine has bir ayrıcalığa da sahipsin. Ya da başka bir değişle türünün tek örneğisin yani yakın siyasi tarihide sözcü gazetesi ağzıyla yorumluyorsun ya pes doğrusu….

Demek kenan evren dönemin de yani o dönemde bile sen, Kenan EVREN'e hakaret etti diye birilerinin yargılandığına, gazetecilerin içeri tıkıldığına, darbecilerin desteklediği parti seçimi kaybetmesine rağmen en ufak bir dalavereye şahit olmadın. Öyle mi?....:))

İlahi hocam. Her sene istiklal de Galatasaray lisesinin önünde toplanan cumartesi annelerinin gözaltında kaybolan ölüsünden bile haber alamadıkları çocuklarının spor yapmak için koşarken ormanda kaybolduğunu onun için haber alamadıklarını falan mı sanıyorsun?
kenan evren kendisini desteklediği partinin kazanacağından o kadar emindi ki, bir talimatla bakkal, manav, kasap vs her yere kendi posterinin asılmasına rıza gösteren halk, doğal olarak onun desteklediği partiye kesin oy verirdi. Eğer oy vermeyeceğinden en küçücük bir şüphesi olsaydı sen o zaman görürdün alavereyi dalaveriyi. Neyse ki cuntacı zekâsı işte, o kadar detaylı düşünemediler onlar sadece propaganda döneminde halka üstü örtülü tehditlerle yetindiler.

15 temmuz darbe girişiminde sen Maldivlerde falan mı yaşıyordun?!’’ Diyeceğim ama çok iyi hatırlıyorum defterde idin. Demek bir avuç çapulcu ha! Ülkenin genel kurmay başkanı ve ordunun en üst düzey komuta kademesi, evinde, düğünde nerede bulunursa apar topar toplanıp derdest edilmiş, polis teşkilatının Ankara'daki özel harekat binası bombalanmış kimin kimden emir aldığı alacağı beli olmadığı bir kaos ortamında seversin sevmezsin bir lider kalkıp soğukkanlılıkla halkın gücünü devreye sokup halkına çağrıda bulunup ülkenin istikbalini kurtarmış sırf bu başarıyı baltalamak için bir avuç itin kalkışması diye olayları küçümseyin öyle mi?’’ eğer o liderin dik duruşu olmasaydı yani geçmişteki siyasetçiler gibi şapkayı alıp kaçsaydı. Fetö nün en yakınında olanların itiraflarına göre, önceden ölüm listeleri hazırlanmış ve en az bir milyon insan katledilecekti. Sen böyle bir trajedinin yaşanmasına engel olan bir liderin başarısını eleştiriyorsun. Hey gidi Ahmet hocam hey Eyvallah muhalif olun olunda muhalifliğinizin biraz tutarlılığı olsun.

Ha! Bu arada yorumunun ilk satırında bahsettiğin veli can oduncu idam edilmedi. İçeride kendi dava arkadaşları tarafından şişlenerek öldürüldü. Zaten bildiğim kadarıyla siyasal anlamda bir ülkücü değil tam anlamıyla psikopatın tekiydi. Geçmişte veli can oduncunun psikopat lığıyla ilgili yaşanmış bir hikâye dinlemiştim. İstanbul’un Zeytinburnu telsiz mahallesinde devrimci bir genci katletmek için pusuya yatan veli can oduncu ve bir gurup arkadaşı bekledikleri solcu gelmeyince diğer arkadaşları veli can’a hadi gidelim demiş. Onun verdiği cevapta tamda ruh haline yakışır bir cevap olmuş; Ben bu kadar bekledim birini indirmeden gitmem demiş, nihayetinde oradan geçen konuyla hiçbir alakası olmayan ve sonradan ülkücü olduğu öğrenilen bir öğretmeni öldürmüş Bunu da küçük bir dip not olarak düşmek istedim.

Osmanlıda etnik kimliğini saklayan Türkler ha! Cumhuriyetin kurucu kadrosu Mozambik ordusunda mı subay ve paşa olmuşlardı?

Birde yorumunu ne mutlu Türküm diyene şeklinde sonlandırman oldukça esprili olmuş hiç güleceğim yoktu ALLAH iyiliğini versin emi….:))))))

Selam ve sevgilerimle.
sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:21:31
Kıymetli Ahmet Kardeşim.

Ben kendi hesabıma konuşacak olursam hiç bir zaman Fethullah Gülen'e Hoca Efendi demedim. Kırık Testi adlı kitabı dışında kitabını okumadım, sızıntı dergilerinden bir kaç sayı okumuşluğum vardır. Hiç bir zaman hiiet adı altında bir para bağışı yapmadım hiç kimseye veya örgüte. Ancak hiç bir zaman karşısında da olmadım Fethullah Gülen'in. Ona karşı Nötrdüm. hatta diyebilirim ki şimdi sizim kanka olduğunuz devrimci kardeşleriniz, deist ve atesit takımı, chp li çarşaf yırtan ablalar, okullarda ikna odaları kuran şimdiki yoldaşlarınız bu herife karşı olmasalardı. Onun aleyhine konuşup durmasalardı kesin ben de düşman olabilirdim Fethullah Gülen'e...Daha doğrusu eskiden düşman mıydınız artık şüphe içinde olsam da şimdi yoldaşınız olanlar Fethullah Gülen'e dindar görünüşünden dolayı değil de gerçekten kötü olduğu için kötü deselerdi ben bu kadar nötr olmaz direkt karşısında olurdum...Neyse, böyle bir tehlikeye karşı nötr olmak bile bir gafletmiş. Bunu kabul ediyorum.

Abdullah Öcalan'ı bu memleket için Recep Tayyip Erdoğan'dan çok daha hayırlı biri olarak gören bir insanla aslında neyi, niçin tartışıyorum onu da bilmiyorum. Yani sana ne yazarsam yazayım hiç bir şey değişmeyecek ki.

Ve Abdullah Öcalan'ı bu ülke için Recep Tayyip Erdoğan'dan daha hayırlı olarak gören sen sonra bana çıkıp 12 Eylül döneminde şöyle işkence gördüm, böyle eza cefa çektim diyorsun ama yine aynı dönemin bu dönemden daha iyi olduğunu söylüyorsun. Yazdıklarını da '' ne Mutlu Türk'üm Diyene'' Diyerek noktalıyorsun. Ne hakla?

Al hayrını gör o Abdullah Öcalan'ın...Ama sakın onun bu ülkeye Recep Tayyip Erdoğan'dan çok da az zarar verdiğini bir şehit cenazesinde, şehit yakınlarının yanında söyleme. Seni kemal Kılıçdaroğlu'ndan çok beter ederler. '' Ne mutlu Türk'üm Diyene'' Diye yırtınman da sökmez oralarda.


Defalarca sordum cevap alamadım: Bir kez daha sorayım. Belki senin bir cevabın vardır:

Biz diyelim ki zamanında bir *oku kaşık kaşık yedik.Kabul edin ya da etmeyin gerekçelerimiz de vardı ve bu gerekçeleri defalarca yazdım. Peki şimdi siz aynı *oku niçin kepçe kepçe yiyorsunuz? Neden ille ''Siz yediniz, biz sizden daha çok yiyeceğiz''in peşindesiniz? Sizin gerekçeleriniz nelerdir?

Ve son söz:

Güzellik izafi bir kavramdır. O sebeple ben '' Allahtan her şeyin en hayırlısı'' Diye dua ediyorum. Müneccim gibi kehanette bulunmuyorum. Rabbim neye müstehaksak zaten onu verecektir.

Ha o kadar kaptırmayın kendinizi. En fazla Ekreminiz İstanbul Belediye başkanı olacak, Türkiye'nin cumhurbaşkanı değil... Ulan o değil de bir CHP li bir Ülkücünün (!) Umudu, geleceği, her şeyi oldu ya gel de şaşma şu dünyanın düzenine...






sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:23:02
Ha unutmadan..

Yazının güne gelmesi benim için de şok...Allah belamı versin şaşırdım ben de..Lakin benimle alakası yok. Seçkide her kim ya da kimler varsa o arkadaşların takdiri.
Keskinkalemzaman
29 Mayıs 2019 Çarşamba 20:13:12
İdamlar keşke olmasaydı,malesef
şuda bir gerçek ki 1961 Anayasası ileri ve geniş bir anayasadır,isteyen inceleyebilir uzun uzun,uzun anlatmak istemiyorum,80 darbecileri bu anayasa size geniş geldi diyerek insanları boğan,hak ve adaleti gasp eden bir yasa getirdiler,DP seçimle gelip nisan 1960 da menderes hükümetinin kurduğu tahkikat komisyonu. savcıların, sivil ve askerlerin bütün yetkileriyle donatılmıştır bu komisyonun üstünde bir merci yoktu ve kararları kesindi muhaliflerini susturmak ve korkutmak için kullandılar, hükümet tarafından demokrasiye indirilmiş sıkı bir yumruktuan bir dayatmalar terörü getirmişlerdir,şunu da unutmamak lazımdırdır,çok sıkarsan bir yerde patlar,pandoranın kutusu açıldığında olacakları kestirmek imkansız olur,büyük bir ateş yaktılar ortasında kaldılar malesef unutmamak lazım.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:26:08
Yorum için teşekkürler sevgili Turan.

Aslında DP hiç bir zaman sütten çıkmış ak kaşık değildi. Mesala ben Kore'ye asker göndermemizi, askerlerimizin hiç oğruna öldürülmüş olmasını kabullenmem hiç bir zaman.

Selam ve saygılar.
ikiodabisalon
29 Mayıs 2019 Çarşamba 03:17:46
Bir insan ne yaparsa yapsın, öldürülmesine karşıyım. Hele i ile başlayan bazı kelimelere ayar olmam bu yüzdendir. İptida, intihar, ip, ilmek, ihtilal ve İDAM.
Arabasının motoru bozuldu diye arabasını yakan görmedim hiç. Ama şuurun işlediği bir suçu bedene çektirmek isteyen çok idam çığırtkanı gördüm, diyebilirim.
Bu ülkede suçlu arıyorsak önce kendimize bakmalıyız. Belki idamlık suçlar işlemiyoruz ama gücümüz o kadarına yetiyor, o kadarının kuyruğuna basıyoruz, halbuki imkan verilse bir bankayı hortumlayabiliriz mesela. Oysa gücümüz ‘ fiş almazsam ne kadara olur abicim’ çapında olduğundan ve çok insan yaptığından masum bile görülebiliyor. Aslında hırsızlık niceliğe bakmamalı, niteliğe parmak basan bir zihniyet meselesi olmalıdır.
Sizin gibi Adnan Menderes’e merhum diyemeyeceğim. Çünkü ülkemiz, demin bahsettiğim gibi nicelik bakımından hırsızlığı kutsadığı için, Adnan Menderes’in CHP döneminden sonraki dikey geçişinin, Türkiye’nin en büyük toprak ağalarından birisi olmasıyla olan bağıntısını göz ardı ediyor ve yeterince araştırmıyor diye düşünüyorum. Bir insan mütedeyyin insanların hoşuna giden demeçler veriyor diye bu onun ahlaklı ve dürüst olduğunu göstermiyor.
Ve kesinlikle hiç bir ihtilal diğerinden demokratik, çağdaş filan falan diye de meşrulaştırılamaz. Bu konuda söylediklerinize katılıyorum.
Ayrıca bir kalkışma, devlet dediğimiz kurum tarafından değil de halk tarafından tepki görüp engellenmeye çalışılmış ve bunda da halk galip gelmişse, bu devletin utanç bayramından başka bir şey olamaz. 250 tane insanın ölmesini engellemek için haklı sokağa davet etmekten başka planı olmayan bir yönetim, en azından benim için, kendimi geçtim, iki tane oğlum için düşündüğümde, o güven ortamını hissettiremez. Devlet aciz olursa taciz eden çok olur. Saygılar.

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:38:32
Değerli yazar.

Merhum, bildiğiniz gibi rahmetli demektir. Biz tamamen masum olmasa da mazlum insanların arkasından öldüklerinde merhum deriz. ( ben derim daha doğrusu, herkesi karıştırmayayım) Ha,Yüce Rabbim kime rahmet eder, kime etmez işte o kısma da karışamayız. Dolayısıyla çok çok önemli değildir Menderes'e merhum demek ya da dememek.

250 Kişinin ölümüne yol açan bir darbeyi devlet değil de halk önlüyorsa bu onun utanç bayramı mı olmalıdır?

Size göre evet.

Bana göre değil.

Çünkü halk sokağa çıkmasa darbeye taraftar olmayan asker de ''Ulann halk zaten dünden razıymış, o halde battı balık yan gider, ben de katılıyorum darbeye'' derdi. İşte o zaman zaten ortada devlet diye bir şey kalmazdı. Hem devlet dediğiniz nedir? Devlet, devlete karşı isyan bayrağını açmışsa buna kim dur diyecek?

Ancak şu konuya da açıklık getirmek lazım: 15 Temmuz darbesini sokağa çıkan halkın bizzat kendisi etkisiz hale getirmedi. Yine askerimiz, polisimiz etkisiz hale getirdi. Ama dediğim gibi halk sokağa çıkıp da '' hayır bu sefer istemiyoruz'' Demeseydi şu nada bile sokak ve caddelerimizde tanklar dolaşıyor olacak, gece belirli bir saatten sonra sokağa çıkamıyor olacak ve hepsinden önemlisi yüzlerce idamın arkasından konuşuyor olacaktık.

Selam ve saygılar.

ikiodabisalon 1 Haziran 2019 Cumartesi 18:10:18
Sizin yazılarınızda bilgi eksik olda da bir ciddiyet hakim. Ama yapılan yorumlar eleştiriyse, verdiğiniz cevaplar komediye dönüşüyor. Size daha önce de demiştim daha çok okuyun.
Siz de hırsızlara, katillere merhum demezdiniz de, şimdi merhumun tanımını yapıyorsunuz, komik olan bu.
Devlet böyle bir kalkışmayı istihbarat teşkilatıyla en güçlü döneminde göremiyorsa ve bunun için bir B planı üretememişse acizdir.
Kelimeleri ayıklayıp ayıklayıp işinize gelene işinize geldiği gibi cevap vermeniz bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.
ATV ve A Haber yüklemesini fazla yaptığınızı görüyorum.
Allah’ın da ilk emrinde dediği gibi OKU’yun.
sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 20:09:10
Sürekli beni bilgi eksikliği ile itham ediyorsunuz. ( Bunu daha önce de yaptınız) Okumaya, daha çok okumaya davet ediyorsunuz . Eyvallah diyelim. Kabul edelim bir an. Bendeki bilgi eksikliğini gidermek için siz ne koyuyorsunuz ortaya hiç?

Bakın ben öyle dediğim dedik, inadım inat bir insan değilimdir. Daha önce yazdığım bir yazımda gemileri karadan yürütme işinin ilk kez fatih değil Umur Bey tarafından gerçekleştiğini yazmıştım. Bir arkadaşım Umur Beyden de öncesi olduğunu yazdı. Yani eksiği, yanlışı düzeltti. Ben de yazımda kullandım...

Siz peki?

'' Size daha önce de demiştim daha çok okuyun ''

Eee başka bir arzunuz? Ne okuyalım onu da lutfedin bari. Tv de hangi kanalları izleyelim? Halk Tv veya FoX uyar mı?


Ben de size '' okuyun, bol bol okuyun. Okuyun da cahil kalmayın'' diyebilirim. Bu her zaman en kolay ve en kestirme eleştiridir. Daha doğrusu insanlara yukarıdan bakmadır.

Evet, siz daha fazla okuyun ki belki yorumunuza cevap veren insan size '' Selam ve saygılar'' Diye hitap ettiğinde siz de okuduklarınız sayesinde o kişiye en azından nezaketen bir selam gönderirsiniz.





ikiodabisalon 1 Haziran 2019 Cumartesi 21:19:27
Evet bildiğim bir şeyi hatırlattığınız için teşekkür ederim. Ben cahilim, ve okudukça araştırdıkça ne kadar cahil olduğumu bir kez daha görüyorum. Ama her fikirden her düşünceden her dinden her milletten okuyorum. Ve cahilliğimin dibini görüyorum.
Kimsenin öğretmeni değilim. Alman dili edebiyatından bahsetmiyorsunuz, yakın Türkiye tarihinin belgelerini sunmak gibi de bir görev almıyorum üstüme.
Sıkıntı şu ki; kendinin cahil olduğunu bilmeyen cahillere, cahil olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Hepimiz cahiliz ama siz cahil olduğunuzun farkında olmayacak kadar cahilsiniz.
Tekrar söylüyorum okuyun. Bunu da selam olarak kabul edin.
Ahmet Zeytinci
28 Mayıs 2019 Salı 18:08:45
Çok hüzünlü bir olay gerçekten. Allah rahmet eylesin... 27 Mayısa gelince biz ilkokulda iken şarkısı bile vardı ''Yirmi yedi mayıs cuma hürriyeti verdin bana.'' diye sözleri vardı... Sonradan Kenan Evren'in bunu kaldırması çok isabetli olmuş. Dileyelim bir daha yaşanmasın ne 12 Eylül ne 27 Mayıs ne de 15 Temmuzlar... Kutlarım içtenlikle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:39:39
Allah razı olsun Ahmet kardeşim. Selam ve sevgilerimle. Kenan paşanın belki de tek hayırlı işi bu bayramı kaldırmak oldu.
Yekta Attila
28 Mayıs 2019 Salı 16:22:55
Değerli hocam, filmi geri sardıkça görürüz ki, toplumu oluşturan unsurlar birbirilerinden uzaklaşır, bazılarının bugüne göre uzmanlıkları fakirleşse de dokunulmazlıkları güçlenir, hatta tabu halini alır...
Filmi sultanlar çağına kadar geri sararsak ifade etmeye çalıştığım durum iyice netleşir...
Durum bugün öyle değil; ekonominin alt-yapıdan başlayın, politikadan diplomasiye, eğitimden teknolojiye, istihbarattan oyun kuruculuğa kadar her kuvveti belirlediğini, dolayısıyla toplumu oluşturan unsurları birbirine yaklaştırdığını ve bunun da toplumsal sinerjiyi yükselttiğini farkedebiliyoruz...
Öyleyse, şimdi vesayetçiliğin neye tekabül ettiğini, dolayısıyla vesayetçi imajların nasıl insafsız bir istismara uğratıldığını kolayca anlayabiliriz...
Demek ki, 'Demos' dünkü 'Demos' değil, demokrasi de daha anlamlı ve temel şart...

Selam ve saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 1 Haziran 2019 Cumartesi 14:40:21
Çok teşekkürler sevgili Üstadım. Selam ve sevgiler.
muslumbayram
28 Mayıs 2019 Salı 10:01:18
Saygılar Hocam

BİR ÜLKEDE NE KADAR AZ GELİŞMİŞLİK AZ DEMOKRASİ VE DE DİKTATÖRLÜK
BİR ÜLKEDE NE KADAR ÇOK GELİŞMİŞLİK ÇOK DEMOKRASİ EŞİTTİR ÖZGÜRLÜK

YAŞADIĞIMIZ FELAKETLERİN HEPSİNİN KÖKENİNDE BUNLAR VAR
BU NEDENLE ACİL DEMOKRASİ DİYORUM
BU NEDENLE ACİL GÜZEL EĞİTİM DİYORUM
BU NEDENLE HER TÜRLÜ GERİCİLİĞİ RET EDİYORUM

SAYGILARIMLA

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 28 Mayıs 2019 Salı 12:45:12
Çok teşekkürler sevgili Müslüm. Çok doğru diyorsun, çok doğru şeyler istiyorsun.

Selam ve sevgiler.
Serhat BİNGÖL
28 Mayıs 2019 Salı 08:59:05
Kıymetli hocam, sosyolojik yönüyle bakacak olursak ‘’askeri darbeler’’ demokrasi kültürü gelişmemiş korkak ve ‘’kuş kadar beyni olmayan kişilerin, devletin silahlı gücünü kullanarak milletin ve hatta ‘’deha denilebilecek insanların hayatını karartabildiği yasa dışı bir eylem olarak ta tanımlanabilir.

Darağacındaki üç adam sadece sembol isimler. Yoksa darbecilerin katlettiği demokrasi şehitleri bu üç insanla sınırlı değil. Kaldı ki katledilen sadece belli sayıdaki insanlar da değil. Bir ülkenin geleceği bir milletin istikbalidir. Dolayısıyla naçizane bedduamdır. Üniformalı veya üniformasız nerede bir darbe heveslisi ve şakşakçısı postal yalayıcısı varsa, siyasi düşüncesinden başka hiçbir suçu olmayan,(kaldı ki suçu ne olursa olsun)insan hakları ihlaline uğramış işkence masalarında acılar içinde can veren kız ya da erkek gencecik insanların çığlıkları kulaklarından hiç eksik olmasın. Öyle ki katledilen o insanların soluk almakta zorlandığı gibi darbeciler ve darbe yanlıları da boğuluyormuş gibi yataklarından kan ter içinde uyansınlar.

Anlamalı bir yazıydı kaleminize sağlık.

Saygı ve sevgilerimle

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 28 Mayıs 2019 Salı 12:47:06
Allah razı olsun sevgili Serhat. Yorumundaki dileğine ve duana can-ı gönülden katılıyorum.

Selam ve sevgilerimle.
levent taner
28 Mayıs 2019 Salı 08:10:36
Kıymetli hocam

Darbelerin, müdahalelerin ağa babasıdır 27 Mayıs
Üstelikte ordu hiyerarşisine aykırı olanı
Rahatlıkla erken seçimle çözülecek bir konu dallanıp budaklanır bir anda
Eğer ihtilal hürriyet adına yapılsaydı Yassıada peyda edilmezdi
Teatral bir mahkeme icat edilmezdi

27 Mayıs'ın muhtelif nedenleri elbette var da hocam; tetikleyen ve olmasını tüm iyi niyet kaidelerine rağmen muhakkak kılan faktör hükûmetin Sovyet Rusya ile iktisaden yakınlaşma içine girmesi, rahmetli Menderes'in bir Rusya gezisine hazırlanması

Nitekim darbecilerin ihtilal günü radyodan NATO ve CENTO'ya bağlılık mesajları vermeleri de manidar

Öyle ya, bu kurumlara zaten mensup değil miydik?
Allah çarpsın bağlıyız ya havası estirilmesi ne kadar saçma normalde
Yani ihtilalin ne milliyetçilikle ne de yurtseverlikle alakası yok

Nihayet

Yüreğinize, emeğinize, kaleminize, kelamınıza bereket hocam
Saygı ve selamlarımla...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 28 Mayıs 2019 Salı 12:48:42
Çok teşekkür ederim değerli üstadım. Selam ve sevgilerimle.
deniz_tayanç
28 Mayıs 2019 Salı 03:21:30
İktidar olsan da, muktedir olan başkaları.
Türk siyasal hayatının özeti bu...
İğrençlikten öte bir şey; bakan başbakan asmak.

Çok saygımla Hocam.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 28 Mayıs 2019 Salı 12:49:59
Çok teşekkürler sevgili Deniz.

Selam ve sevgiler.
sabri ayçiçek
28 Mayıs 2019 Salı 01:15:08
Sami Hocam,bu içimde bir "ukde" olarak kaldı hep.
Halkın seçtiği "temsilcilerin" hayatlarının gasp edilmesi nasıl hürriyet bayramı olurdu diye zaman zaman çok sordum kendime.
O yıllarda görev yapan "eğitimcilerin" bu anlayışa ortak olmalarında da bir sorun vardı.Bir özrü de gerektiriyordu bu "ortaklık."
Ben 1968-72 yıllarında ilkokul öğretmeni,1978 'den sonra da ilköğretim müfettişi olarak "çalıştığım "için bundan dolayı,darbelere hayır diyen ve halkın iradesinin demokrasinin mihenk taşı olduğuna inanan herkesten özür diliyorum.
Tekrar edeyim:Özür diliyorum!

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 28 Mayıs 2019 Salı 12:59:14
Değerli hocam.

Ben 65 yaşındayım ve 1968 de henüz liseye bile başlamamıştım. Demek oluyor ki siz yaşça benden çok çok büyüksünüz. benim hayal meyal ( belki de anlatılanların canlandırması ) hatırladığım pek çok şeye siz bizzat şahit oldunuz. Hatta eminim Menderes'in başını yakan sebeplerden biri olan 6-7 Eylül olaylarını da oldukça iyi bilirsiniz. Aslında konuyla ilgili olarak sizin engin bilgilerinizden ve anılarınızdan faydalanmak çok güzel olurdu.

Özür konusuna gelince: Orduyu peygamber mesabesinde kutsallaştırmış bir milletin bir ferdi olarak '' olmaz böyle bir şey, kabul etmiyorum'' Deseydiniz dahi hiç bir şey elinizden gelmezdi ki.

Ben 1982 Anayasasına evet derken hiç bir baskı, zorlama olmadan evet dedim. Ülkede akan kan durduğu için seve seve, can-ı gönülden evet demiştim darbenin anayasasına...

Selam ve sevgiler.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.