ZÜBEYDE YALÇINKAYA
363 şiiri ve 98 yazısı kayıtlı Takip Et

Kavgam



İstanbul Bakırköy’ün kucağına yağmurlu bir günde hayata bir damla gibi düştü Kesra. Her yağmur damlası gibi hayatla kavgalı olarak. Gözlerini ilk kez hayata açan bebek yaşayacaklarından habersiz etrafa gülümsüyordu. Babası onu kucağına aldı ve kulağının birine ezan, diğerine ise onun ismini söyledi. Kesra, adın Kesra bundan sonra diyerek. Ve ismiyle birlikte bebeğin babası onun kaderini çizdi. O gün dışarıdaki yağmurda bu duruma şahitlik etmekteydi. Dışarıdaki yağmur sanki etrafa gizliden Kesra ismini ve onun kaderini fısıldıyor gibiydi.
Babası doğum ertesi Kesra ve annesini Mardin’e götürdü. Ve burada Balaban köyünde imamlık yapmaya başladı. Fakat mutsuzluğu gün geçtikçe artan adam eşinden ayrıldı. Bu da yetmemiş gibi art arda üç evlilik daha yaptı. Ve artık sayısı sayılmaktan vazgeçilecek kadar da çok çocuk. Adam çocuklara bakamaz ve evinin geçimini sağlayamaz hale gelince de çocuklarının hepsini devlet yatılı okullarına verdi. İşte Kesra’nın hayatla kavgası da böyle başladı. Hayata ilk tepkisi susmak ve konuştuğunda ise kekeleyerek konuşmasından utanmasına karşın kendini aşmaya çalışmaktı. Lise eğitimine kadar içine kapanıklığında fırtınalar yaşayan şair adayı lise eğitimi için imam hatip lisesine gitmişti. Böylece şairimiz babasının yolundan giderek imam olmak için aday olmuştu. Fakat bir sorun vardı. Kendini ifade etmekte zorlanan şaire öğretmenleri yoklamada varlığı fark edilen sıradan biri gözüyle bakıyordu. Arkadaşları ise onun bu durumunda sınıfta yok bir nesne gibi davranıyorlardı. Kesra giderek okulda yalnızlaşıyor ve mutsuzluğu giderek artıyordu. Sadece hayatında olumlu olan tek şey sınıfta sıra arkadaşının şairlere olan ilgisi ve bunun sonucunda ilk kez Kesra’da şiire karşı ilgi doğmaya başlamasıydı. Artık o çoğu zaman şiir yazmaya çalışıyor ve şiirlerini inşa ediyordu. Kesra bu sıralar bir karar aldı ve okulu son sınıfta bıraktı. İçindeki fırtına bir taraftan onu şekillendirirken diğer taraftan onu yeni fırtınalar içine sürüklüyordu. Kesra okulunu dışardan bitirme kararı aldı ve öylede yaptı. Okul bittikten sonrada beş yıl boyunca terör olaylarının çok olduğu ve köy öğretmenlerinin öldürüldüğü bir zaman diliminde Mardin köylerinde vekil öğretmenlik yapmaya başladı ve bu sırada da görücü usulüyle tanıştığı kızla evlendi. Başlarda her hangi bir sorun yok gibiydi. Kız çok güzel ve hanım hanımcık biri gibiydi. Ve tek kusuru okumamış olması gibi gözüküyordu. Dahası bu Mardin gibi yerde normal bir şeydi. Fakat zamanla kadının okumamış olması şair için bir hayal kırıklığına dönüştü. Çünkü o şiir yazdıkça onun şiirlerini okuyup ona fikir verecek kimse olmadığı gibi karşısında şiire muhatap olacak bir aşkta yoktu. Böylesi bir durumda şair şu sözleri kâğıda karalıyordu.
-Ruhum bedeni bir giysi gibi giyiyor. Ama nedendir içim ısınmıyor. Ve ruhumun çıplaklığı bedenimi de sarıyor. Ah yalnızlığım nasılda aşksız ıssızlaşıyor.
Günler geçiyor ama şairin arayışı geçmiyordu. Fakat hayatında bir mucize onun bu yavan hayatına renk katacak görünüyordu. Bu ise kızı Evşan’dan başka bir şey değildi. Mavi gözlü, sarı saçlı kız çocuğu Kesra için Allah’ın en büyük armağanıydı. Fakat köyde öğretmenlik yaparken köydeki kerpiç evde kalması şair için yeni yazgılar yazacaktı. Çünkü evin tavanı kavak ağacından, damı ise topraktandı. Ve bir gece kopan gürültü sonucunda kızı yıkılan tavanın altında kalarak hayatını kaybedecekti. Kesra ise yaşamaya dair umudunu. Evet, önceden tavanın yıkılacağını fark etse o bölgeye yeni bir kavak ağacı dikilirdi. Ve böylece tavan güçlendirilir hatta bu dikme üzerine çiviler çakılarak yeni bir elbise askı yeri bile elde edilebilirdi. Malum buralarda yaşanır mı felsefesi yerine burayı şöyle yapsak nasıl olur anlayışı hâkimdi. Ama şimdi her şey için geçti. Değil odun direği dikerek elbise askısı için çivi çakmak artık kızını yıkılan damın altından kurtarmakta imkansızdı. Kesra bu olay sonrası şiir yazmayı bıraktı ve köyde fahri imamlık yapmaya karar verdi. Genelde yakınını kaybeden diğer insanlar gibi onun eksikliğini dinde aramak ve dinle bu eksikliği tamamlamak gibi.
On yıl kadar fahri imamlık yapan şair içindeki şiir aşkını yenemiyordu ve bu nedenle gizliden de olsa cebindeki küçük deftere şiirlerini karalıyordu. Fahri imamlık yaparken insanlara muhtaç bir yaşamın altında olması ise gizliden gizliye onun beynini kemiriyordu. Çünkü dinle ilgili birinin fikrine ters bir şey anlatsa kişiler ona maddi yardım etmeyi kesiyordu. Bu yüzden karar verip üniversitede dışarıdan ilahiyat okumaya karar verdi. Ve böylede yaptı. Okul bitince de artık fahri değil tıpkı babası gibi gerçek bir imam olmuştu. Ama bu durumda çok uzun sürmedi. Kendisi çoğu zaman dine muhalefetti ve bu nedenle imamlık işini yürütemiyordu. Bu durumdan kurtulmak için Aile politikaları sosyal yardımlaşma vakfında görev almak için başvurdu ve başvurusu kabul oldu. Artık bu işi icra ederken bir taraftan da gizliden şiirler yazma eylemini görünür bir halde yapmaya başladı. Kendisi fark etmese de o şiir yazıyor ve şiir ise onun yaralarını iyileştiriyordu. Artık ölen kızını, anlaşamadığı eşini ve kekeme oluşunu unutmuştu. Tek tutkusu şiir yazmaktı. Bu nedenle yazan yaşamaz, yaşayansa yazmaya ihtiyaç duymaz diyerek gece gündüz şiir yazıyordu. Ve bunları kitaplaştırıp yayınlıyordu. Yani anlayacağınız Pablo Neruda gibi zirveye tırmanmaya çalışıyordu. Ve olanlar olmuştu. Bir gün mailine William Edebiyat ödülüne layık görüldüğüne dair yazı geldi. Büyük bir sevinç yaşayan yazar İngiltere’ye bu ödülü almak için yola çıktı. Bu onun için bir dönüm noktasıydı. Hem tanınacak hem de içinden fışkırarak dışarı yansıyan şiirler artık onu anlayacak birileri tarafından okunacaktı.
Kesra ödül töreninin yapılacağı alana bir saat önceden gelmişti. Ödül töreninden önce kokteyl vardı. Kokteyl masasının kenarına gitti ve ilk kez kendisini karısı gibi kültürsüz biri gibi düşündü ve bu durumdan diksindi. Yarım yamalak İngilizcesiyle etrafındaki insanlarla konuşmaya çalışsa da bir süre sonra bundan da vazgeçti. Daha sonra bir masa üzerine ödül alacak olan kitapların bölümüne baktı. Ama kendi kitabı bunların arasında yoktu. Üzüldü ve sonra programı yapacak sunucunun elindeki listeye baktı. Evet, orada da ismi yoktu. Sunucuyla konuştu ve o Kesra’yı organizasyonu yapan bayana yönlendirdi. Kadınla konuşan Kesra kadının onun karşısında mahcup konuşması sonrasında sahneye çağrılacağını anladı. Ve içi buruk şekilde,
-Olabilir canım bu tür organizasyonlarda. Kesin ödülde adım yazılıdır. Hem öyle olmasa kadın beni sahneye çağırtır mı, dedi. Sonra kokteyl masasına geri döndü. Bir tarafta keman sesi öte tarafta şair ve yazarlarla röportaj yapan sunucu. Biraz düşündü ve yazarlarla konuşma yapan sunucunun yanına gitti. Bir taraftan sıraya girmiş yazarlar otobüs kuyruğunda gibi sunucunun karşısına geçiyor ve konuştukları kamera ile kayıt altına alınıyordu. Bizimki de bu kuyrukta sıraya girdi ve konuşma yaptı. Artık bu durum onun ödül alacağının ispatıydı. Konuşma bittikten sonra organizatör kadınla karşılaştı. Kadın,
-Umarım benim hakkımda kötü şeyler söylememişsinizdir, dedi. Kesra bu ifadeye şaşırsa da kadına,
-Yok bir şey demedim. Ödül alacağım değil mi. Bu benim için çok önemli dedi. Kadın tabi ki de! En kötüsü benim alacağım ödülü sana veririm dedi. Kesra buna sevinse de hala başına geleceklerin farkında değildi. Gerçi ona sorsanız doğunun bağrından kopmuş biri için böyle bir ödül almak lüks gibi bir şeydi. Akşam saat 20:00’yi gösterdiğinde yazarlar ve diğer insanlar organizasyonun yapılacağı salonun içerisine alındı. O sırada şöyle bir anons geçti, -Yazarlar sadece protokole geçsin! Diğerleriyse arkaya! Kesra kocaman bir sevinçle içeri girip öndeki koltukları ortalarındakilerinden birine oturdu. Ondan daha ünlü yazarlar vardı. Bu sırada etrafına bakındı ve nede olsa oturma yerini garantiye almıştı. Etrafta bir koşuşturma ve yer kavgası vardı. Ben yazarım, sen değilsin. Ben kadınım, siz bey olarak bana yer verin lafları. En önemlisiyse Oscar adlı yazarın önde oturması için bir koltuğun bulunmayışıydı. Sunuculardan biri bir kadın yazara kırmızı bir koltuk verip onun yerine Oscar adlı yazarı oturttu. Ve bu kısa sürede olanlar yazarlar arasındaki ödül alma telaşını gözler önüne serdi ve bizimkinin nedensiz midesi bu durumdan dolayı bulandı. Bu organizasyon o kadar kötüydü ki, sunucu ödül alacak kişileri okuyor ve içeriden uzun bir bekleyiş sonrası ödüller getirilip sahibine veriliyordu. Bizimki de bir saat bekledi ve sonra dayanamayıp sahnenin arka tarafına gitti. Organizatör oradaydı ve ona,
-Beni ne zaman çağıracaksınız. Bu ödül benim için oldukça önemli, dedi. Kadın eliyle içerdeki masaları gösterdi. İşte ödülünüz bunlardan birinin üstünde bulun ve getirin. Bense sizi sahneye çağırıp vereyim, dedi. Kesra, elindeki telefonun feneriyle ödüllerin üzerinde ismini aradı. Aman tanrım yoktu. Burada da yoktu. Soluğu kadını yanında aldı. Kadın,
-Üzülme sana başka bir ödül vereceğim. Şu ödül alacağın kitabın ismi neydi, dedi. Kesra,
-Monalisa, dedi. Kadın saheye çıkıp şairi sahneye davet etti ve ona ödül törenine gelmemiş olan Rilke adlı yazarın ödülünü verdi. Kesra içinden,
-Olsun elimdeki başka birine aitte olsa bu sahneye çıkmam ödül aldığımın ispatı. Hem kadın demedi mi ödül töreni sonrası ödülün önündeki yazıyı değiştiririz diye. Ayrıca bu durumu benden başka kimse bilmiyor, dedi. Kesra ödülü aldı ve büyük bir gururla yerine oturdu. Artık o ünlü bir şairdi. Onu anlayacak bir eşi olmasa da, artık tüm şiir severler onu anlayacaktı. Ertesi gün ödülün önündeki yazı düzeltilerek eline verilen şair ödülün sevinciyle uçağa bindi ve yola koyuldu. Kendi kendine,
-Başardım. İşte bu! Arttık ünlü bir şairim diyordu. Fakat fazla heyecana yüreği dayanamadı ve uçakta öldü. Tüm eşyaları, ödülü ve şairin cesedi evine teslim edildi. Karısı umursamaz bir şekilde ödülü alıp, köydeki ahırın bir kenarına koydu. Bu ne işe yarar ki diyerek.


Beğen

ZÜBEYDE YALÇINKAYA
Kayıt Tarihi:16 Haziran 2018 Cumartesi 13:42:11

KAVGAM YAZISI'NA YORUM YAP
"Kavgam" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Noah
16 Haziran 2018 Cumartesi 23:45:12
bir solukta bitti :)

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.