5
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
272
Okunma
Ne zaman memlekete yolum düşse, büyüğüm olan ablama bir fırsat uğrar, hasret gidermeye çalılırdım. Ve ne zaman bir araya gelsek, mutlaka benden bir parça hikâye anlatırdı.Yine bir memleket ziyareti ve yine ablamdan bir hikâye…
Gür ormanların yükseldiği, doğanın yemyeşil otlarla kaplandığı, kuş seslerinin cıvıl cıvıl yankılandığı, kulağa adeta bir musiki gibi geldiği Aşır Yaylası’na yaylamaya gitmiştik. Eskiden yaz gelince hayvancılıkla uğraşanlar yaylaya çıkardı. O günlerde rüzgârın ormanın içinden getirdiği o huzurlu sese, iki yeni doğmuş bebeğin “ınga ınga” diye yankılanan sesi karışmıştı.
Yedi kardeşten sonra annemin ikiz çocuk dünyaya getirmesi, onun içinde tuhaf bir utanca dönüşmüştü. Babamla dedem o sırada yayladan köye gitmişlerdi; ikizlerden haberleri yoktu. Oysa ben çok sevinmiştim… İkiz kardeşlerim olmuştu.
Ama bir süre sonra o tatlı “ınga” sesleri kesildi. İçime bir merak düştü. Çadıra baktım, yoklardı. Hemen dışarı fırladım, sağa sola bakındım. Az ileride, dağın dereye bakan yamacında annemi gördüm. Elinde kamıştan yapılmış bir sepet vardı, kucağında ise bebeklerden biri…
Nereye gittiğini çok merak ettim. Ses etmeden, ağaçların arkasına gizlenerek peşine takıldım. Peşisıra usul adımlarla yürüdüm. Çoşkun akan, neredeyse bir ırmak gibi kükreyen, dereye kadar sürdü annemi takibim.
Ve sonra… Annem, sanki seni yok etmek istercesine sepete koyup suyun kenarına bıraktı.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Annem diğer bebeği kucağına alıp çadıra doğru yürümeye başladı. Ben saklandığım yerden fırladım, çoşkun nehir seni akışına katıp götürmeden yetişip çıkardım. Tam o sırada annemin geri dönüp geldiğini gördüm; belli ki yaptığından pişman olmuştu. Beni görünce hem sevindi hem de panikledi. Ve ellerim de sen vardın. Bir annenin ömür boyu çekeceği bir vicdan azabından onu kurtarmıştım bir nebze de olsa.
Hayatımda ilk defa anneme bağırdım belki de “Anne, ne yaptın sen! Ne yaptın!"
Annemin gözyaşları, deredeki sudan daha coşkun akıyordu sanki. Koşarak geldi, seni kucağımdan aldı, bağrına bastı.
Ablam burada bir an durdu. Gözlerim dolmuştu. “Abla,” dedim, “insan evladına bunu nasıl yapar?”
Ablam derin bir nefes alıp devam etti: “Yedi kardeştik… Bir de ikiz olunca annen, ‘Bu kadar çocuktan sonra babamın yüzüne nasıl bakarım?’ diye düşünmüş. ‘Bari birini suya bırakayım’ demiş…”
Çadıra döndük. Akşam olduğunda babamla dedem köyden yaylaya geldiler. Ben olanları dedeme anlattım. Dedem çok kızdı anneme: “İkiz torun her kula nasip olmaz!” dedi ve anneme anlamlı anlamlı baktı. Belki de bir tokat belki de kınamayı andıran bir bakış...
Sonra ikinizi kucağına aldı ve isimlerinizi koydu: Hasan ve Hüseyin.
Ablam anlatırken sesi titriyordu. Ben de dayanamadım, gözyaşlarımı tutamadım. O an aklımdan Hz. Musa geçti… Suyun hikmeti, kaderin ve bir annenin çaresizliğinin anlam dolu hikâyesi…
Annem rahmetli olana kadar bana hep, “Hakkını helal et kuzum,” derdi.
Oysa helallik isteyen evlat olurdu… Ama annem…Hakkım helal olsun bin canım olsa bini sana feda olsun. İçim burkuldu. Ablama baktım ve "biliyor musun abla canımı yakan en acı şey nedir?" Ablam gözünü silerek "nedir kardeşim" dedi.
"Bir yaşında kardeşimi can yoldaşımı Rabbim cennetine aldı beni burda onsuz koydu çok özlüyorum onu.."dedim.
Ablam tekrar gözlerime baktı ve "Allah neyi murad ederse o olur seni doğduğunda almayıp onu alması..." Yine sarıldık ablamla içimden bir ah gibi gözyaşı düştü yanağıma.. "Ah ablam ah..." dedim.
Bazen hayat insana ikinci bir yaşama şansı verebiliyormuş...
Bu şansı ablam sayesinde yakalamış olmam bir mucize olsa gerek...
Ve o mucize hala nefes alıyor...
Beyzade /Hüseyin Ekici
10.05.2026
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.