Fırat Bal
392 şiiri ve 23 yazısı kayıtlı Takip Et

Başka Bir Dille Elveda



Başka Bir Dille Elveda

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 16.4.2015 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

İçimde bana itaat eden her bir yanımın savaşlarımdan göçerken; dışarıdaki dünyadan habersiz, nereye gittiklerini bilmeden yürüyordum. Yağmur bastırmıştı birden. Yüzüme çarpan sadist soğuğa aldırmadan adımlarımı bilinçsizce sıklaştırıyordum. Beni tanımayan bir şehre, kendimi tanıtmaya lüzum var mıydı, bilmiyorum. Bir yerlerde güzellikler, bir yerde ise heyecan alıyordu beni savunmasız halimden. Adresi söylememiştim. Çalıştırın arabayı hele, sonrasına bakarız demiştim. Ne zamandır duş almadığımı, ellerimin saçlarıma dokunduğunda fark etmiştim.
"Bu halde sanırım kimse beni beğenmez" diye düşünmüştüm. Aklıma birden, işim olmadığı zamanlarda, kurduğum hayaller gelmişti. Bir üniversite kazanacaktım. Sonra yüksek tahsilimi yapıp, kaliteli bir ortamın göbeğinde bulacaktım kendimi. Kitaplar yazacaktım. Herkes bana saygı duyacaktı.
Demek ki; düşündüğün hiçbir şey Tanrının yazdığı gerçeklere uymuyormuş. Subat aylarını hiç sevmiyorum. Hep üşüyorum. Evime gidip, mutlaka sıcak bir sarap içmem gerekiyor. Mum yakarım sonra belki. Biraz da ağlarsam hiç fena olmaz hani. Duşun altına girer, saatlerce suyla sevişirim. Nasılsa yarın iş yok...

Her gün biraz daha birbirine benziyor bu şehirde. Artık mutluluğumu bile sorgulamıyorum. Geçip, gidiyor zaman işte. Dünya ne kadar da gamsız diyorum.
Her şeye rağmen hâlâ dönmeye devam ediyor. Kimsenin umurunda olmadığımı öğrenmek beni her zamankinden daha fazla acıtıyor. Çok şükür ki İngilizcem var.
Kaçmalıyım buralardan diyorum. Nereye olursa. Bilgisayarımı açıp, biraz coğrafya bilgilerimi geliştiriyorum. "Bakalım, Türkiye’den başka nereler varmış.
Viyana güzel bir şehir aslında; ama bana sıkıcı geliyor artık orası. Kıta mı değiştirsem acaba? Afrika nasıl olur? Mısır hiç fena bir yer değil. Hem Nil nehri her zaman ilgimi çekmiştir."
O sırada telefonum çalıyor. Tanımadığım bir numara. Normalde açmazdım; ama açasım tutuyor. Ve telefonun cevapla tuşuna basıyorum.

- Alo, kimsiniz?

- Merhaba Jiyan, benim Atakan.

_ Atakan? Ha, evet hatırladım, sen şu Ankara’da tanıştığım yakışıklı, kibar görünümlü mühendis olmalısın değil mi?

- ( Gülüyor ) Evet, ta kendisi, nasılsın görüşmeyeli?

- Bilmem, nasıl olduğumu, nerede olduğumu ve naptığımı biri bana açıklayana kadar susmayı tercih ediyorum.

- Sesin hiç fena gelmiyor ama...

- ( Ben de gülüyorum ) Öyle mi, kendim adına sevindim o zaman.

- Neredesin şu an?

- Kocaeli’deyim.

- Senin eski oturduğun yerin postasına bir mektup gelmiş, onun için aradım seni.

- Ne mektubu?

- Bilmiyorum, önemlidir diye açmadım, senin okuman daha doğru olur.



"Benimle ilgili kim ne yazmış olabilir ki?" Akşam yattığımda bu mektubu düşünerek uyumuştum. Üç gün sonra mektup elime ulaşmıştı.
Hemen aceleyle mektubu açtığımda, mektubu yazanın ilk aşkım Yılmaz olduğunu gördüm. Hayretler içerisinde kalmıştım; çünkü yazıldığı tarih 16 Temmuz 1984 yılını gösteriyordu. Yani tam 14 yıl önce yazılmıştı. Daha açıklayıcı olursam ilişkimizin geçtiği yıllardı o sıralar. Her okuduğumda şaşkınlığım daha çok artıyor ve dudaklarımı ısırmaktan kendimi alamıyordum. Kızıyor muydum, küsüyor muydum, içimde bir şevkat mi oturuyordu, adını tam olarak koyamıyordum. Ne duygular içine girdiğimi kestiremiyordum yani. Sevgili Jiyan diye başlıyordu mektup ve seni hiç unutmayacağım diye bitiyordu. Mektubun içeriğinde seni her defasında aldattığımı, aslında hepsinde kendimi aldattığımı ve bu durumun bana zevk vermesinden öte, senden kaçmama fırsat verdiğini yazıyordu. Acaba benden neden kaçıyordu diye
düşündüm. Bir insan, sevdiği birinden neden kaçardı ki? Üstelik bir erkekti o. Kafam çok karışmıştı. Hemen gidip sıcak bir kırmızı şarap koydum kendime. Mektubun en altında yazılan bir not dikkatimi çekmişti. Okuduğumda notu asıl şoku o zaman yaşamıştım. Ve neden 14 yıl önce yazılmış bir notun şimdi elime geçtiğini daha iyi anlıyordum.

"Merhaba kızım, bu mektubu bulduğumuzda iki sene önceydi. Bir anne olarak ne kadar canımın yandığını bilemezsin. İki yıl içinde kendimle çok savaştım. Ama bu mektubu yazılan insana göndermem gerektiğini ve senin bunu hak ettiğini düşünerek gönderiyorum. Jiyan, oğlum 13 yıl önce vefat etti. Ne olursun kızma ona. Hemde hiç ama hiç kızma. Oğlum aslında çok iyi bir çocuktu. Ama kanserdi. Ve bunu sana söylemek istemedi. Veya söyleyemedi. O yüzden senden hep kaçtı. Seninle konuştuktan sonra da, seninle buluştuktan sonra da veya seni bize anlattıktan sonra da odasına çekilip hıçkırık yağmuruna tutuluyordu. Sadece şunu söylemek istiyorum güzel kızım. Yılmaz seni her şeyden çok sevdi."


Okurken yanaklarımdan süzülen yaşlara hakim olamıyordum. Otuz iki yaşındaydım. Bir insan yaşadığı süre boyunca kendine her saniyesi için lanet eder mi? Eder sanırım; çünkü ben kendime her nefes aldığım zaman için lanet etmiştim. Hiçbir şey yapmak istemiyordu canım. Boş bir kağıt aldım kendime, bir de pilot kalem. Mısır konsolosluğuna bir dilekçe yazmaya karar vermiştim. Bu ülkeyi terk etmek için artık daha büyük bir istek duyuyordum. Boğularak ölmekten ve o ilk sevdiğim adamın durumuna düşmekten korkuyordum. Yürürken bu şehirde, binalar üzerime yıkılcak gibi oluyordu sanki. Erken yatmıştım o gün. Sabah işe gittiğimde, o kadar istekli çalışmıştım ki. Sanki konsolosluk beni kesin kabul edecekmiş ve son iş günlerimmiş gibi her şeyimi veriyordum. Bütün çalışma arkadaşlarım, merhaba Jiyan, merhaba
güzellik, nasıl gidiyor hayat bakalım. Bir başkası da; ooo Jiyan hanım güzelliğiniz üstünüzde bakıyorum diyordu. Her birine boş boş bakışlarla bakıyordum.
Yalancı gülümsemelerle karşılık veriyordum onlara. Acaba yanlış bir yere mi geldim diye şüpheye düşmüştüm. Halbuki aynı iş yerindeydim. Şöyle düşündüm bir an için.
"Olumlu olursan eğer, olumlu karşılıklar görürsün." Ve ne kadar da tuhaftı hayat...

Sonunda postama, baş konsolosluğun gönderdiği yazı ulaşmıştı elime. Büyük bir heyecanla açtığımda, sevinç çığlıklarımı sanırım bütün Kocaeli duymuştur. Mısır beni kabul etmişti. Bu okuduğum en güzel şeydi benim için. Hemen müdürümü aradım. Yarın gel. istifa dilekçesi yazıp, son verirsin işine dedi. Sağolun müdürüm her şey için diyebildim sadece.

Kendimi son kez Kocaeli sokaklarına atmıştım. Bu sefer hava günlük, Güneş’likti. Hayat sevinciyle dolmuştu yüreğim. Savaşlarımdan göçen her bir yanımın
tekrardan bana göç ettiğini hissettim bir an için. Boşluklarımın hepsi yavaş yavaş doluyordu. İyice dolup taşmasın diye birden kapanan havadan yağmur istedim.
Bulutlar kararmıştı. Yürümekten ayak parmaklarım acıyordu. Öylece caddenin ortasında durup yağmurun başlamasını bekledim. Yanağıma konan ilk damlayı selamladım önce. Sonra bütün damlalar üzerime hücüm etmişti. Sırılsıklam olmuştum. Ellerimi açtım semaya, gözlerimi kapattım. Bu sefer de benim umurumda değildi çevremdeki herkes. Bir gün bu şehre tekrar geldiğimde, yağmur yağmayacak ve iliklerime kadar ıslanmayacaktım; çünkü vatanıma mutlu döneceğimi biliyordum. Sonra mutluluk diyorum, bazen uzaklaşmaktır. Bir çok şeyden uzaklaşmaktır. Sonra, sonra diyorum ki; Tanrım, ana dilinden de uzaklaşmaktır.

Ve caddenin ortasında bildiğim diğer bir dille avazım çıktığı kadar bağırdım. "Farewell, my country, I will never forget you." Sonra içime de Türkçesini fısıldadım. "Elveda ülkem, ben seni asla unutmayacağım."


Beğen

Fırat Bal
Kayıt Tarihi:15 Nisan 2015 Çarşamba 00:20:35

BAŞKA BIR DILLE ELVEDA YAZISI'NA YORUM YAP
"Başka Bir Dille Elveda " başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
lacivertiğnedenlik
16 Nisan 2015 Perşembe 12:47:37
Uruguay'a gitseydin keşke,Jose Mujica'ya selam gönderirdim. :)

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Bal Yazının sahibi 16 Nisan 2015 Perşembe 18:40:00
Uruguay, hmm ...

Uruguay, en güzel ülkelerden biri olarak gösteriliyor; fakat benim ilgimi çekmemiş demek ki.

Otantik yerler tercihim ter zaman.

Yorum için tşk ler ; )
Fırat Bal Yazının sahibi 16 Nisan 2015 Perşembe 18:43:39
Tercihim her zaman olacaktı :)

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Zên
16 Nisan 2015 Perşembe 09:53:59


sen... Harika şeyler yazdığının farkında mısın?
( Ne demek her yazdıkların ayrı ayrı güzel, ne demek kalemini kıskanıyorum (?) )


Çok iyisin, harfleri, kelime ve cümleleri yerli yerinde kuruyorsun. Yazı hak ettiği yere gelmiş ne kadar güzel...


Gönülden çokça tebrikler, dua ile.




1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Fırat Bal Yazının sahibi 16 Nisan 2015 Perşembe 18:41:52
Ben biraz utangacımdır :)

O yüzden bu güzel yorumunuza bir cevap bulamıyorum.

Çok sevindim ama.

Çok çok teşekkürler ...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.