Yahya Oğuz
53 şiiri ve 28 yazısı kayıtlı Takip Et

Eksik kalan




Sabahın ilk saatleriydi. Bir sokaktan geçiyordum. Biraz sonraki yokuş ana caddeye çıkıyordu. Az ilerde cicili elbiseler giymiş on-oniki yaşlarında iki kız çocuğu konuşmalarından halaları olduğunu anladığım bir kadınla konuşuyorlardı. Kadın biraz önce açık bıraktıkları bahçe kapısında duruyor ve onları gitmemeleri konusunda tembihliyordu. İçi dışarıdan net görülen bahçenin gölge yerinde bayanların çay sohbetleri için tanzim edildiği anlaşılan bir masa ve sandalyeler duruyordu. Yalnız, yeni olduğu anlaşılan bir dağınıklık vardı. Sandalyeler devrilmiş ve her şey toz toprak içindeydi. Kızların halaları olduğunu tahmin ettiğim bayan, kızlardan bu dağınıklığı toplamalarını istiyordu. Oldukça varlıklı oldukları şımarıklıklarından iyice anlaşılan kızlar sanki kimseyi duymamış gibi gülüşerek uzaklaştılar. O esnada altı yaşlarında, dudağına ruj sürmüş başka bir kız çocuğu sokağa çıkmış; kendisini beklemeleri için peşlerinden ağlıyordu. Oradan geçerken aklıma ister istemez küçük kızım geldi. Henüz iki yaşını yeni bitirmişti ve ilk çocuk olması nedeniyle oldukça şımartılmıştı. Ne olacak bu çocukların hali, diyerek derin düşüncelere daldım.

Telaşımla uyumlu hızlı adımlarla yokuştan caddeye çıktım. Önümde çok şık giyimli, yavaş yürüyüşlü, benden on yaş kadar büyük bir adam, zaten dar olan kaldırımda bir sağa bir sola kavisler çizerek yolda yürüyor ve yolumu kapatıyordu. Ya sarhoşun teki ya da manyağın biriydi. Onu geçip hızlıca çarşı tarafına gitmeliydim, ama hangi yönden geçmeye kalkışsam önümde beliriyordu. Böylesi zengin tipler neden arabaya binmeyip yürürler ki? Tam sağa vardığı anda iki metre arkasından sol tarafına bir atak yaptım. Ancak adamda en inatçı şeyin inadı var gibiydi. Beni kaldırımın dışına itecek kadar yoluma tekrar çıkmıştı. Ani bir refleksle dirseğimle beline hafifçe vurup öne hızlıca geçtim. Tam o esnada arkamdan tampon bölgemin tam ortasına tekmeyi yedim. Düşerken ayaklarımı geriye savurdum. Bu son hamlemle birlikte o da benimle aynı anda yere kapaklanmıştı. Müthiş bir sinirle elime yerden aldığım yumruk boyutunda bir taşla kalkıp adamın üzerine yürüdüm. O da can havliyle yerden kapıp sıkıca kavradığı, daha büyük bir taşla beni bekliyordu. Şakaklarımdan damarlarım patlayacak gibiydi,öfkeden kıpkırmızı kesildim. Küçükken yediğim birkaç dayağı saymazsak hiç buna benzer bir şeyin başıma geldiğini hatırlamıyorum. Ayrıca cesaretime, ellerimin hiç titrememesine de şaşıyordum doğrusu. Sol elimle adamın yakasından tutup “Özür dileyeceksin ulan!” diyerek diğer elimdeki taşı gözlerinin önünde salladım. Adam, uzun bir süre kafasına nedense inmeyen taşı seyrededursun birden arka taraftan babamın yanımıza varmak üzere olduğunu gördüm. Nasıl bir rastlantıydı ki final sahnesindeki gerilimle hiç uyuşmuyordu. Evet, bu yaşıma rağmen babamdan bayağı çekiniyorum. Şimdi bana “ Hemen eve git, sana kaç defa dedim belaya bulaşma diye!” gibi laflar edecekti. Burada olmasını en son istediğim kişi oydu ve tesadüf onu böyle bir anda çıkarmıştı.

Adam, gelenin babam olduğunu nereden anladı bilmiyorum ama babamın beni uyarıp ikimizi ayıracağına güvenmiş olacak rahatlamıştı ve sırıtıyordu. Babam tam konuşmaya teşebbüs edecekken parmağımı sallayarak “ Orda dur baba, sakın karışma, tek bir söz dahi söyleme, söylemedi deme !” diyerek uyardım. Tabii ki ilk bağırışım ve saygısızlığımdı babama, bir kabahat işlemiş çocuk gibi sessizce kenara çekildi. “Vay canına, ben neymişim!” diyerek yakasından tuttuğum bu zengin kendini bilmeze “ Yemin ederim ki özür dilemezsen...’’ diye meşhur bağırışımla tekrar haykırdım. Yemin etmem kararlılığımı gösterecekti ve adamda ödüyle ilgili sıkıntılara sebep olacaktı. Ve bana ne dedi biliyor musunuz? “Altınları satıyor musun?” Aklıma bir- iki ay önce yatırım amaçlı ama yüksek fiyattan aldığım ve maalesef zarar ettiğim altınlar geldi. Bu adama kaçtan satacağımı kafamda hesap etmeye başladım. Bir dakika, ne oluyor? Ne alaka şimdi anlayamadım. Bir kere adamda kuyumcu tipi yoktu. Gerçi belirgin bir kuyumcu tipi nasıldır; uzun burunlu mu kısa mı, kel mi gür saçlı mı olur, Ali Şen gibi mi paraya bakarlar onu da bilemem; ama bildiğim benzemediğiydi. Ellerine, ayaklarına baktım; çok şükür cin taifesinden de değildi. Kahretsin, taş nerede? Üstümde bir şey geziniyordu. Gözlerimi açar açmaz kızımın yorganın üzerinde kendi kendine oynadığını gördüm.

Siz de biliyorsunuz ki böyle öykülerin sonu hep “Sonra uyandım.” ile biter. Acayip bir rüyaydı ve yazılmaya değerdi. Benim gibi sakin insanlar böyle maceraları ancak rüyalarda yaşar, o da var. Tabii ki bu da iyi, biraz heyecan yaşamış oluyorsunuz. Yine de merak ediyorum, acaba ne yapacaktım! Adamın ellerine en azından birkaç dişini verip “Hadi artık git.” deseydim, kaldırımları benim gibi orta tabaka insanlara devredip arabaya binmesi gerektiğini belki kavratırdım. Rüyada olsun biraz kahramanlığı bana çok görmeyin. Ama rüyalar bile böyledir, kimseyi umursamazlar. Tabirini takıntı haline getirmiş insanlara hep yarım kalmış bir hikâye ve yığınla soru işareti bırakıp çekilirler. Rüya, bir yoruma göre “dilek gerçekleşmesi” ise bu rüyamın bana anlatacak çok şeyi olmalı. Galiba çok şeyi içime atıyorum ve rüyada bile sıra dışı olay örgüsüyle böylesi filmler yapan beynimi tebrik etmeliyim. Durum bundan farklıysa ey ilim sahipleri rüyamı tabir edecek var mı? Yoksa bana “Karmaşık rüyadır.” mı diyeceksiniz? O kadar değil.

Yahya OĞUZ

Beğen

Yahya Oğuz
Kayıt Tarihi:3 Ekim 2014 Cuma 01:37:24

EKSİK KALAN YAZISI'NA YORUM YAP
" EKSİK KALAN" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
saadet mutlu
11 Kasım 2014 Salı 00:52:39
Rüyalar genelde bilinç altına aldıklarımızın bir yansıması.bazan o kadar etkileniriz ki gun boyu bizi mesgul eder durur.sonra unutur geceriz.sonra ruyada gorduğumüze benzer bir parca yasariz hayatımız icinde.bunu daha once ruyada gordügümuzü unutur aynı olayı daha önce gercek hayatımızda tekrar yaşamışız gibi hayret ederiz.bize ilginç gelir.
Yazınız diğerleri gibi oldukça güzeldi.zevkle okuyorum.tebrik ederim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Yahya Oğuz 11 Kasım 2014 Salı 21:48:03
çok teşekkürler hocam, bie edebiyatçının öykülerimi beğenmesi gurur verici. saygılar.
ccelayir
10 Ekim 2014 Cuma 23:38:40
Bence rüyanın bi yorumu yok! Daha çok psikolojik hallerin rüya olarak bize yansıması. O sıralar daha bir hassas, birilerine kızmış ve altın konusunu kafaya takmış olabilirsiniz. Rüya yorumumla aram iyidir. :) Ama yorumlanacak belirgin bir şey bulamadım.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Yahya Oğuz 10 Ekim 2014 Cuma 23:59:20
ben de öyle düşünüyorum. ama bazı insanlar önemli bir olay olmadan önce o olayın işaretlerini gördüklerini söylüyorlar, mesela uzak bir yakınının öldüğünü rüyasında görüyor, diğer gün söz konusu kişinin gerçekten ölmüş olduğu haberini alıyor. böyle bir durum varsa genelleştirilebilir. işte rüyanın gelecekle ilgili kısmı insanı şüphelendiriyor. teşekkürler.
ccelayir 11 Ekim 2014 Cumartesi 00:15:25
Her rüya yorumlanmaz. Elbette bazı rüyalar bir şeyleri işaret eder. Bazısı geçmişle alakalı muammalı bir noktayı açığa kavuşturur, kimisi gelecek ile ilgili. Kişi zamanla hangi tür rüyanın ne anlama geldiğini çözer.
Ve yorumlar subjektiftir. Kişiye özel. Aynı şey farklı kişiler için farklı anlamlara gelebilir.
Mesela ben babam vefat etmeden üç gün önce babamın bir çekmecede yattığını gördüm. Ve o çekmeceyi morg olarak yorumladım. Bir iki gün geçti endişe etmekten vazgeçtim, demek öyle bir şeye işaret değil dedim kendime. Diğer gün oldu babam vefat etti. Sabah gittim morga.
Yahya Oğuz Yazının sahibi
4 Ekim 2014 Cumartesi 21:39:53


yahyaoguz tarafından 10/4/2014 9:40:07 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
nitemtran
3 Ekim 2014 Cuma 21:59:49
Şükür hayattayım demek en doğrusu olur, herhalde!

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Yahya Oğuz 4 Ekim 2014 Cumartesi 21:48:26
evet olayın olumlu taraflarından biri bu. bir de rüyaların bilinci rahatlatmak gibi faydaları var. belki de bundan dolayı rüya amacına ulaşmıştır. ama bazen daha fazla adrenalin ararız hayata anlam katmak için. yeteri kadar olmayan hiçbir şey insanı tatmin etmiyor. ve hiçbir şey yeteri kadar değildir. insan genelde hep olumsuz tarafları görüyor maalesef. yorumunuz için teşekkürler, saygılar
Bir tutam hayat
3 Ekim 2014 Cuma 11:16:50
Bu gün yayınlanan yazıları, defterde yer alış sırasına göre okumaya ve uygun bulduklarımı yorumlamaya başlamıştım biraz önce.
İş arasında gerçekten güzel oluyor bu uğraş,
inanılmaz dinlendiriyor beni.
Tam ''Eksik Kalan'' başlıklı yazıyı okumaya başlamıştım ki,(Bu arada, yazarının bu günlerde yazı yazma konusunda biraz geç kaldığını da düşünüyordum bir yandan)
özel mesaj penceresinden bir yazar arkadaşın notu geldi.
Bana göre, gerçekten çok hoş yazdığım bir yorum nedeni ile fırça atmaktaydı.
Kendimden emin ve hep iyi niyetli olduğum için,(Eleştirilerde dahi)
acayip bozuldum, çokça da sinirlendim yazdıklarına.
Belli bir olgunluk ve saygı çerçevesi dahilinde mesajına cevap yazdım.
Sonra da gidip yazdığım yorumu inceledim yanlış bir şey mi yazdım diye.
Her şey gayet normaldi.
Neyse...
Olmuş bir yanlış anlama ama, benim de moral yerlere çakıldı bu arada.
Dolayısı ile,
bu güzel çalışmayı okumak ve yorumlamak biraz geçe kaldı.

Çok hayal kırıklığına uğrattı beni hikaye.
Rüya olduğunu öğrendiğimden değil ha!
Bu mükemmel anlatımın erken nihayetlendiği için.
Öyle dalmışım ki cümlelerin ahenkli akışına,
rüyadan uyanış bölümü, soğuk bir duş etkisi ile,
uyandırdı bizi daldığımız güzelliklerden.

Gerçekten çok hoş sunulmuş yazı.
Hani, babanın geldiği sahne vardı ya;
o kısımdan geçerken,
şimdi babası bunu kenara çekecek, adamı bir yumrukta iki doksan yere serecek dedim kendi kendime.
Öyle aktarsaydın var ya, ağzım kulaklarımda olacaktı uzun bir süre.

Ama,
yine de güzel aktı olay.
Bu altın meselesinde şaşırdık, meraklara düştük.
Nasıl açıklayacaksın diye beklerken olayı,
rüya ile sıyrılıverdin olayın içinden.

Valla,
güzel hikaye idi.
Sabah yediğimiz haksız fırçadan sonra, ilaç gibi geldi.

İyi bayramlar efendim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Yahya Oğuz 4 Ekim 2014 Cumartesi 21:40:35
bir yazıyı okuyup yorumlama zahmetine girdiğiniz halde bir yanlış anlama sonucu fırça yemeniz doğrusu çok garip geldi bana. mesela ben yazıları pek okuyamadığım için yorum yazamıyorum. çok kayda değer bir yazı görürsem mesaj yazıyorum. yani demek istediğim mesaj yazarak kayda değer bulduğunuz bir yazının yazarı tarafından fırça yemek adil gelmedi bana. bazılarının kompleksleri vardır, bazıları kendini büyük bir yazar olarak görür sorun bence bunlardan biri olabilir. kaldı ki eleştiri yapılmasını istemek demek pohpohlanmayı istemek demekmiş gibi algılanıyor. şahsen ben yazının eksik taraflarının da diğer yazar arkadaşlardan belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum. birbirimize tavsiyelerde bulunabiliriz. bu kendimizi geliştirmemiz açısından daha faydalı olur. güzel yorumunuz için çok teşekkürler, saygılar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.