0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1689
Okunma

Müzikallerin, kabare oyunlarının ve
komedi türündeki sahne yapıtlarının
büyük ustası:
NEVRA SEREZLİ...
1970li yıllar; sanıyorum 1971-72 olacak, lise 1 veya lise ikinci sınıftayım. Yaş olarak ta; 15-16.
Hafta sonları iki uğrak yerim var: Ya Beyoğlu İstiklal Caddesindeki tiyatrolar, ya da Kocamustafapaşa semtindeki kışlık sinemalar ve ÇEVRE TİYATROSU.
Sanıyorum benim sahne tozunu yutmaya başladığım yıllar.
Rahmetli Altan Erbulaklı oyunlar; eşi Füsun erbulak, Metin Serezli ve Nevra Serezliyi, Deli Deli Tepeli, Nalınlar, Yüzsüz Zühtü gibi oyunlarda hayranlıkla seyrettim. 80li yıllarda ise Nevra Serezliyi Deve Kuşu Kabaredeki muhteşem muzikallerde yine severek izledim. Ayrıca Kemal Sunal ile oynadığı Zübük, Levent Kırca ile de Ne Olacak Şimdi filmlerindeki rolüyle Nevra Serezliyi unutmak mümkün mü?
İşte, o 1970li yıllarda yuttuğum sahne tozunu tekrar teneffüs etmek için zaman buldukça tiyatrosuz kalmamaya çalışıyorum. Yaklaşık yirmi beş yıldır yaptığım gazeteciliğimin son on beş yılını daha çok tiyatro sanatçılarımızla söyleşiler yapmaya ayırdım. Şimdi ise yıl 2010un Ekimi. 1970li yıllarda, Nevra Serezliyi seyrettiğim Çevre Tiyatrosuna müptela olduğum yıl(lar)dan yaklaşık 40 yıl sonra, Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinin kulisindeyim. Karşımda senelerdir hayranlıkla oyunlarını ve filmlerini seyrettiğim değerli oyuncumuz NEVRA SEREZLİ var.
Biraz sonra, değerli tiyatro oyuncumuz Cihan Ünal ile beraber Altı Haftada Altı Dans Dersi adlı oyunu oynayacaklar. Oyundan önce hem Nevra Serezli, hem de Cihan Ünal ile söyleşi yapacağım.
Gencay Gürünün genel sanat yönetmenliğindeki Tiyatro İstanbul, Amerikalı yazar Richard Alfierinin "Altı Haftada Altı Dans Dersi" adlı oyununu Yücel Ertenin çevirisi ve Cihan Ünalın rejisiyle sahnelemekte. Nevra Serezli ve Cihan Ünalın rol aldıkları oyunda, yalnızlığını dansla doldurmak için dans eğitimi almak isteyen yaşlı bir kadın ile yaşamında sorunlar olan gay bir dans öğretmenin öyküsü anlatılıyor.
... 1992den beri müzikallerde izlediğimiz Nevra Serezliyi onca yıl aradan sonra yeniden sahnede hem de dans ederken izlemek tiyatroseverler için her şeyden önce büyük bir şans. 1991den bu yana Türkiyede yaşayan ve Evitadan Kuşlara, Atları da Vururlardan Çalıkuşuna pek çok koreografiye imza atan Arnavut dansçı/koreograf Mikel N. Vidhinin çalıştırdığı danslar, oyuna gerçekten zevk ve renk katıyor. Nevra Serezli ve Cihan Ünal deneyimleriyle taçlandırdıkları varlıkları, devinimleri, tümcelemeleriyle izleyiciye doğrudan ulaşan bir enerji yayıyorlar. Bu özellik, bütün ayrımı oluşturuyor ve oyundaki iletiyi özümsetiyor.
Her iki oyuncu da, bedenin nasıl devindiğini görüyor, işitiyor ve duyumsuyor. Özellikle Nevra Serezlinin hareket içerisindeki ritmi görmesi ve duyumsaması, bedeninin üç boyululuğunu anlaması, kavraması; anatomik olanaklarına ve çekim gücüyle olan ilişkisine karşı duyarlılığı şaşılacak mertebede... Üstün Akmen-Tiyatronline
Nevra Serezli, aynı oyunlarında ve filmlerindeki gibi; sıcak ve cana yakın bir insan. Hani derler ya; sanki kırk yıldır tanıyormuş gibicesine... Kim demişse doğru söylemiş; ben onu kırk yıldır tanıyordum. Sanki onun da beni kırk yıldır tanıyormuş gibi sohbetimiz başladı. Biraz sonra oynayacağı oyundan başladı anlatmaya:
Duygusal ve komik bir oyun...
Amerikalı bir yazarın oyunu. Yaşlı bir kadınla (ben), genç bir dans hocası (Cihan Ünal) arasındaki dostluğun hikayesi. Kendi problemlerini birbirlerine anlatarak çözmeye çalışıyorlar. Aslında yalnızlığın da hikayesi. Kadın dans dersi alıyor ve yalnızlığını bu şekilde paylaşıyor. Çok büyük bir dostluğa, ana-oğul ilişkisine dönüşüyor ilişkileri. Hem komik, hem de acı tarafları var her ikisinin de. Oyunda paylaşım var, dertleşmek var, öfke var. Zaman zaman birbirlerine kızıyorlar; bağırıp çağırıyorlar. Ancak iki dakika sonra yine ana-oğul gibi birbirlerinin ellerini tutup dansa başlıyorlar. Çok duygusal ve komik bir oyun.
Ankarada doğmuş bir İstanbulluyum...
1944 Ankara doğumlu olmakla beraber İstanbulda büyüdüm. Birkaç aylıkken İstanbulun Bebek semtine yerleşmişiz. Bebek İlkokulunda okudum. Daha sonra ise Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde okudum. Hani derler ya şarkıcılar: Önce saçfırçasını mikrofon yaparak başladım şarkı söylemeye.. . Ben de ilkokul sıralarındayken, müsamerelerde mandolin çalar , Santa Lucia şarkısını söylerdim. Aile arasında da aile bireylerini taklit ederek, keyifli bir oyun halinde başladı bende tiyatro merakı. Daha o zamanlar başlamıştım alkış seslerini duymaya. Amcam ve yengem, her ikisi de Ankara Devlet Opera ve Balesinde müzisyendiler. Babam çok okuyan entellektüel bir insandı. Annem Ticaret Lisesi mezunuydu. Tiyatro oyuncusu olarak ben, ilkim ailede. Bir araya gelindiğinde edebiyat ve klasik müzik üzerine sohbetler olurdu. Babam sinema meraklısıydı. Filmler üzerine konuşurduk.
Kolej yılları...
İlkokuldan sonra girdiğim Arnavutköy Kız Kolejinde İngilizcemizi geliştirmek amacıyla sergilediğimiz tiyatro oyunlarında tiyatroya iyice gönül verdim. Ufak tefek çocuk piyeslerinde ezber yapıp sahne üzerinde oynamaktan büyük keyif aldığımı sezinledim. Kolejde geçirdiğim yıllar hayatımın en güzel yıllarıydı; hala özlerim o günleri. Dokuz sene Kolej Tiyatrosunda sergilenen oyunların hepsinde oynadım. Edebiyat hocamız İngiliz bir bayandı. Tiyatro eğitimi almıştı. Edebiyatçı Fahir İzin eşi Mrs. Dorothy İzdi. Aşırı derecede tiyatro düşkünüydü. Her sene sergilediği üç dört oyunun başrol oyuncusu hep ben oldum. Onunla okul sonrası da buluşarak, İngiliz edebiyatı klasikleri ve tiyatro üzerine sohbet ederdik. O yıllarda bilgi dağarcığım ve oyunculuğum pekişmeye başlamıştı. Her cumartesi tiyatroya gidilirdi; Kenterler ve Dormen Tiyatrosunun oyunlarını kaçırmazdık.
My Fair Lady müzikali...
Kolej bitirme oyunumuz olan My Fair Lady müzikalinde oynadığım rol ile çok beğenilmiştim. 1962 yılında AFS bursunu kazanarak bir yıllığına Amerikaya gittim. Orada, Copperfield High Schoolda tiyatro ve modern dans kurslarına katıldım. Beni sene sonu sergilenecek oyunda bir Türk kızını oynamam için seçtiler. Oyunun ismi Life is a Party idi. Amerikalı öğrencilerin arasında önemli bir rol vermişlerdi bana. Başarılı bulunmuştum. Bunun üzerine Amerikada burslu tiyatro eğitimi alabilmek için Türkiyeye müracat ettim. Maalesef kabul edilmedi. Türkiyeye, koleje döndüm ve 1965 yılında da koleji bitirdim. Tiyatro okumak istediğim halde devlet kabul etmemişti. Şaşırıp kalmıştım.
LCC tiyatro kursları... Dormen Tiyatrosu...
İstanbulda LCC diye açılan kursları duymuştum. 1966 yılında LCCnin tiyatro kurslarına başladım. Değerli hocalar vardı orada: Müşfik Kenter, Haldun Dormen, Yıldız Kenter, Beklan Algan, Ayla Algan, Seyit Mısırlı, Melih Cevdet Anday... gibi. Bir sene boyunca Türk tiyatrosunun bu değerli hocalarından ders aldım. Sene sonunda Haldun Dormen telefon etti ve beni bir oyunda oynatmak istediğini söyledi. Böyle şey filmlerde olurdu ancak, şaşırmıştım. Oyun Cengiz Hanın Bisikleti idi. Bu oyunda oynayan Ayfer Feray rahatsızlanmıştı sanıyorum. Onun rolünü ben oynayacaktım. Yani bu oyunla da profesyonel oluyordum. Sahneyi paylaşacağım usta oyuncular arasında Nisa Serezli, Turgut Boralı, Erol Günaydın, Altan Erbulak vardı. Babama sordum; Tabii, Haldun Dormenin tiyatrosunda oynayabilirsin dedi. 1966-67 tiyatro sezonuydu. Hiç unutmam, Gül Hanım rolüydü. Beni kolej bitiminde sergilenen İngilizce oynadığımız My Fair Lady müzikalindeki başarılı oyunculuğumu seyreden bir tanıdık Haldun Dormene söylemiş. O oyunda çok sükse yapmıştım. Ayrıca Haldun Dormeninde LCCden öğrencisiydim. Alaylı sınıfa girenlerdenim. Ancak ben senelerce kendimi sahne üzerinde pişirdim. Kendimle iftihar ediyorum. 1971 sezonuna kadar Dormen Tiyatrosunda çalıştım.
...................................................................................................
... İyi bir oyuncu olmak için konservatuar eğitimi şart mı? Bu soru bana bugüne dek yüzlerce kez soruldu.Yanıtım hiç değişmedi. İlle de şart değil ama olsa çok iyi olur. Tiyatromuzun Adile Naşit, Muammer Karaca, Şaziye Moral, Cahide Sonku, Vasfi Rıza Zobu, Gülriz Sururi ve Hazım Körmükçü gibi büyük adları, konservatuar eğitimi görmeden parlamış yıldızlar, ama onlar da usta çırak ilişkisi dediğimiz önemli bir eğitim biçiminin deneyimlerinden geçip bir yere varmış kişiler. Bizim tiyatronun yetiştirdiği ve bir konservatuara girmiş gibi eğitilenler arasında Metin Serezli, Altan erbulak, Erol Günaydın, Nevra Serezli, Ayfer Feray, Erol Keskin, İzzet Günay, Hadi Çaman gibi bugün Türk tiyatrosunun duayenleri arasına girmiş büyük yıldızlar var. Benim için tiyatro bir sevgi, bir aşk işi. İnsan bu işi gerçekten ama gerçekten seviyorsa ve her şeyi göze alarak yapabiliyorsa, başarı kazanmamasına olanak yok... Haldun Dormen-İkinci Perde S:214
.......................................................................................................
AST... Genco Erkal...
Dormen Tiyatrosunda oynarken, AST (Ankara Sanat Tiyatrosu)dan bir müzikalde oynamam için teklif geldi. Genco Erkal ile Durdurun Dünyayı İnecek Var adlı müzikalde oynayacaktım. Kabul ettim. Bu müzikal çok tutmuştu. Bu oyunla müzikal oyunculuğumu kabul ettirdim.
........................................................................................................
... 1966-67 sezonunun ortaları. Ankara Sanat Tiyatrosu olarak Durdurun Dünyayı İnecek Var adlı müzikli oyunu sahneleyeceğiz. Bu oyun için çok önemli bir hanım sanatçı gerekiyor. Çünkü dört ayrı rol üstlenecek. Genç, güzel, yetenekli olacak ve ayrıca da şarkı söyleyebilecek. Bizim tiyatromuzda böyle bir eleman o sıralar yok. Durumu Haldun Dormene açıyorum. Tereddütsüz Nevra Şirvan diyor. Rahatça bu işin altından kalkabilir, diye de ekliyor. Nevra o sıralar Dormenin daha bir yıllık sanatçısı. Yalnız önemli bir sorun var. Nevranın ailesi kızlarının Ankarada otelde kalmasına kesinlikle karşıdırlar. Eşim Güneşle konuşuyorum ve onu evimizde misafir edeceğimizi söylüyorum. İzin çıkıyor ve Nevra, 1966-67 sezonunun son bir ayı ile, 1967-68 sezonun ilk iki ayı bizim evimizde kalıyor. Nevra, Durdurun Dünyayı İnecek Var oyununda harikalar yaratıyor. Durdurun Dünyayı İnecek Var ASTın kendi salonunda matine ve suare olarak 53, turnelerde de 58 olmak üzere toplam 111 temsil veriyor ve yaklaşık elli iki bin seyirci bu oyunu büyük bir zevkle izliyor. Nevra Serezli, müzikallerin, kabare oyunlarının ve komedi türündeki sahne yapıtlarının büyük ustası... Bülent Akkurt-Salyangoz ve Tiyatro
.....................................................................................................................
Çevre Tiyatrosu...
1971 yılında Altan-Füsun Erbulak, Metin Serezli ve ben Kocamustafapaşa semtinde kendi tiyatromuzu; ÇEVRE TİYATROSUnu kurduk. Muhsin Ertuğrulun da bir projesi vardı: Tiyatroyu halkın ayağına götürmek. Biz de bu nedenle orayı seçmiştik; seyircimizin ayağına gidelim diye. Tiyatroların çoğunluğu Beyoğlundaydı. Biz, Çevre Tiyatrosu olarak, Beyoğluna turneye giderdik. Çevre Tiyatrosu sekiz yıl sürdü. Bu süre zarfında sergilediğimiz bütün oyunlar kapalı gişe oynamıştı. O yıllar mükemmel yıllardı. Hasan Zengin o tiyatroyu yapmıştı. Düşünebiliyor musunuz? 1970li yıllarda Kocamustafapaşa semtine bir tiyatro inşa eden bir mütahit. Yıllarca, 1971-78, o tiyatroyu çalıştırdık. Arkamızdan gelenler hep orada tiyatro yaptı. 1977 senesini sonuna kadar, o kötü günlere, silahların patladığı, insanların korkudan çıkamadıkları günlerde kapatmak zorunda kaldık. O yedi sene boyunca hep dolu dolu olduk. Kandemir Kondukun Yüzsüz Zühtü oyunuyla açmıştık sahneyi. Kapılar kırılmıştı seyirci yoğunluğundan. Arkasından Deli Deli Tepeli gibi oyunları oynadık. Sayı olarak az oyun oynadık. Çünkü bir oyunu iki sene gibi uzun bir zaman oynuyorduk.
..........................................................................................................................
... Ve HALİKARNAS BALIKÇISInı dinledik birgün. Ne diyordu biliyor musunuz? Sanatçı toplumuna borçlu doğar diyordu. Evet sanatçı ya doğuyor, ya da doğmuyordu. Tanrı vergisinden söz edilen sanatçı gerçek sanatçıydı ve toplumuna borçlu doğuyordu. Toplumuna borçlu olduğunu inkar eden sanatçı başaramadığından içinden yetiştiği toplumu suçluyordu... Beni anlamıyorlar Oysa ki O anlatamıyordu. İşte tüm bunlar dank etti kafamıza ve toplumumuza borcumuzu ödemeye başladık, elimizden geldiğince... ÇEVRE TİYATROSU bu koşullar altında oluştu. Gösteri sanatlarında bireysel olmanın yanlışlığını ve evrime ters düşüşünü kanıtladık... Birlikte yaptık her bir şeyleri. Bir kenara ittik hep aynı kişilerin baş rol oynama olayını vazgeçtik hiç bir yararı olmayan oyunları oynamaktan. Ve bu toplumun, (içinden yetiştiğimiz bu toplumun) bütünü ile yararına olacak ve tüm dertlerini dile getiren oyunlar oynamaya çabaladık, başarımızın onur payını seyircilerimizle paylaşıyoruz. Biz, Çevre Tiyatrosu olarak bir bütünüz ve hepimiz daha yetenekli olmak ve her birşeyleri topluma daha iyi aktarabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Biz sizinle varız... Delikır ile Kırmızı Başlıklı Seyirci-Füsun-Altan Erbulak
......................................................................................................................................
Altan Erbulak...
Sahnede çok keyifli oynayan bir oyuncu arkadaşımızdı. Espri yeteneği müthişti. Çok çabuk algılaması vardı. Nefis karakterlere bürünürdü. Onunla birlikte aynı sahneyi paylaşmak çok keyifliydi. Kulisi de çok hoştu. Füsun Erbulak ta aynı şekilde. Ben, Metin ve Altan-Füsun Erbulak çifti, anlaşan bir dörtlüydük. Politik şartlar olmasaydı belki de aynı tiyatroda oynuyor olacaktık. Çevre Tiyatrosunu kapatınca Metin birkaç sene hiçbir şey yapmadı. Altan yine gazetedeki karikatur işine döndü. Ve dağıldık. Benim, kabare ve müzikaller devrim başladı. Daha sonra ise Metin Haldun Dormenle bulvar komedilerini oynadılar ve çok büyük sükse yaptılar.
Metin Serezli...
Metin ile tanışmam Dormen Tiyatrosunda oldu. İlk oyunda Metinin rolü yoktu. Daha sonra Aşk diye bir oyunda beraber oynadık. Absürd bir oyundu. İki kadın bir erkek oynuyordu. Şirin Devrim sahneye koyacaktı. Kadın oyuncu arandı. Bulunamadı. Haldun Dormende Nevra oynasın demiş. Metin ise biraz genç kalır demiş. Haldun Dormen becerir demesi üzerine, Metin saç ve makyajla idare eder cevabını vermiş. Şirin Devrimin kabul etmesi üzerine provalara başlamıştım. Metinle tanışmam bu oyunda oldu. Aşk adlı oyun, bizim aşkımızın oyunu oldu çıktı. Metinin sahnede değil de, sahne gerisindeki duyarlılığı ve kişiliği beni çok etkiledi. Metin çok yakışıklı bir insan. O yıllarda da hep genç kızların beğendiği, hayran olduğu bir sanatçıydı Metin Serezli. O zamanki şöhretinin de oyunculuğunun da zirvesindeydi. Görsel olarak ta etkilemişti beni. Tanıdıkça daha çok sevmek ve aşık olmak ayrı bir şey. Güzellik geçici. Yıllar sonra hala kişiliğine aşıksanız, o Aşk ölür evlilik kalır, Aşk kısa sürelidir lafları havada kalır. Çünkü onun kişiliğine aşıksınız; o hep kalıcıdır.
Oyuncu Metin Serezli...
Her zaman sahnede müthiş disiplinlidir. Zamanlaması mükemmel olan, karşısındaki oyuncuyla mükemmel kontakt kurabilen, rolünün içine çok giren, çok rahat, oynamıyormuş gibi oynayan, Türk tiyatrosunun ender komedi oyuncularından biridir. Onun rejisörlüğü de çok önemlidir. Şimdi daha az oyun sahneye koyuyor. Ben onun rejisinde çalıştım. Çok iyi bir yönetmendir. Keşke daha az oynayıp, daha çok oyun yönetse Metin Serezli...
Ve müzikaller...
Benim ilk müzikal oyunum koleji bitirme oyunu olan My Fair Lady müzikalidir. Daha o zamanlar bu müzikal ile etrafımda tanınmıştım. Daha sonra ise 1966-67 sezonunda AST için Genco Erkal ile Durdurun Dünyayı İnecek Var adlı müzikalde oynamıştım. Çevre Tiyatrosunu kapattıktan sonra Kastelli Vakfı ile Geceye Selam, arkasından Egemen Bostancı ile Hisseli Harikalar Kumpanyası, Şen Sazın Bülbülleri geldi. Sonra dört sene Devekuşu Kabarede Şahane Züğürtler ve Çılgın Sonbahar ve 1996 yılından bu yana da Tiyatro İstanbulda oynuyorum. Burada da oynadığım son oyunlar: Altı Haftada Altı Dans Dersi, Sylvia, Acaba Hangisi? ve Çetin Ceviz...
Nevra Serezli, Türkiyenin en iyi oyuncularından biridir. Harika müzikal yeteneği vardır. Bence, müzikaller için biçilmiş kaftandır. Kendisiyle Hisseli Harikalar Kumpanyası, Geceye Selam, Yolun Yarısı gibi müzikallerde beraber çalıştım. Çok keyif aldım. Kendisiyle yeniden müzikallerde beraber çalışmak isterim. Haldun Dormenle yaptığım bir telefon konuşmasından alıntı. (Adem Dursun)
Ödüller...
Çılgın Sonbahar oyunuyla En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü ve Türk Dil Kurumu Ödülü
Avni Dilligil En Başarılı Kadın Oyuncu Ödülü ve Ankara Sanat Kurumu En İyi Kadın Oyuncu Ödülü,
Kültür Bakanlığı En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Rotary ve Lisons Ödülleri...
Film çalışmalarım...
Kemal Sunal ve Şener Şen ile birkaç filmde oynadım. Sinemadan da keyif aldığım söylenebilir. Ancak bugün geriye dönüp baktığımda; Zübük ve Levent Kırca ile çevirdiğim Ne Olacak Şimdi filmleri hariç, çok güzel oynadım diyebileceğim filmler olmadı. Benim Türk sinemasında şimdi oynayabileceğim filmler olmalı diye düşünüyorum. Olgun kadın rolleri, anne rolleri, daha dramatik roller... gibi. Tiyatroda ve dizide komedi oynamayı çok seviyorum. Ancak, sinemada daha ağır rollerde, daha dramatik oynamayı isterim. Bu benim içimde ukde kalmış bir şey. Tiyatroda otomatikman hepimiz komedi oynadığımızdan, dram ağırlıklı, klasik rolleri fazla oynayamadık.
Televizyon dizileri...
Televizyon dizileri de tiyatro ile başladı. Sayısız dizide oynadım. En son Altın Kızlarda oynadım, kısa sürdü. Metin ile en son Sylvia adlı oyunda beraber oynadık. 1990lı yılların sonlarıydı. 10-12 sene filan oldu aynı sahneyi paylaşalı. Fakat televizyon dizisi Sihirli Annemde oynadık beraber. Kocam rolünü oynamıştı.
Oynadığım tv dizileri ve filmler...
Altın Kızlar, Sevgili Dünürüm, Unutulmayanlar, Mühürlü Güller, Sihirli Annem, Anne Babamla Evlensene, Vay Anam Vay, Melek Karım, Kadınlar Kulübü, Kılıbık, Renkli Dünya, Zübük, Ne Olacak Şimdi, Şıpsevdi, Özgürlüğün Bedeli, İntikam Meleği, Saffet Beni Affet, Sonradan Görmeler, Ekran Aşıkları, Önce Canan, Kavanozdaki Adam, Şendul Şaban, Aşık Oldum, Atla Gel Şaban, Metres, Dönme Dolap, Bülbül Ailesi, Ahududu, Aman Karım Duymasın... gibi.
ADEM DURSUN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.