ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Gerçek aşk çok nadirdir, ama gerçek dostluk derecesinde değil. LA ROCHEFOUCAULD Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

Editörden... Kediye, Güneşe, Ömrümüze

Masallardan mektuplara uzanan keyifli bir yolculuk için...

23.01.2017

Editörden... Kediye, Güneşe, Ömrümüze



“Su başında durmuşuz  

Su serin  

Çınar ulu  

Ben şiir yazıyorum  

Kedi uyukluyor  

Güneş sıcak  

Çok şükür yaşıyoruz  

Suyun şavkı vuruyor bize  

Çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze. “



Sevgili Nazım’ın “Masalların Masalı” şiirinin tamamını mutlaka okumuşsunuzdur. İçinde sadeliği, sükuneti, sevgiyi, güneşi, aşkı ve bu kainatın tüm güzelliklerini ne güzel anlatıyor. Bakınca görüyorsunuz. Şiire bakılır mı diyeceksiniz? Evet, bir şiir böyle güzel anlatılmışsa ve okurken karşınızda bir film gibi akıyorsa çok rahat görüyorsunuz. İçine eklemek istediğiniz şeyler mutlaka olur ya da görünce hissedeceğiniz dizeler sizi sarar. Hayata karışır böylelikle.


Nazım Hikmet, Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Dünyaca tanınmış bu çok güzel adamın geçen hafta doğum günüydü. Ben bu kadar kısmı yazmış fakat rahatsızlık nedeniyle tamamlayamamıştım yazımı. Bu hafta kaldığım yerden devam etmek istiyorum.


Bu geçtiğimiz hafta boyunca ünlü yazar ve şairlerin sevgililerine yazdığı mektupları okudum. Hangisi çok keyifliydi derseniz; Nazım ile başlayalım. Umut dolu, bir mucizenin adımlarını izlemek gibi her günü, her saati kötü düşüncelerden uzak tutarak yazılmış her bir satırı sizlere de tavsiye ederim. Çünkü okurken, yıllarca hapishanelerde kalmış, sürgün yemiş ve sevdiklerinden uzakta yaşamış birinin kötü sözlerini, perişan hallerini anlatan, sürekli şikayet etmesini beklediğimiz sözcükler arıyoruz. Yok! İşte bu yüzden daha çok seviyorum seni. Okudukça kendi şikayetlerimi ve üzüntülerimi düşündüm, birer hiçmiş!


Nazım Hikmet’ten Piraye’ye


Karıcığım,

Bu seferki ilk mektubuma senin için yazdığım bir şiir ile başlıyorum:

Saat dört yoksun, Saat beş yok / Altı,yedi ertesi gün ve belki kim bilir… /Hapishane avlusunda bir bahçemiz vardı. /Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı./Gelirdin,yan yana otururduk, Kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde…

Kuzum karıcığım, bu şiirleri iyi oku. Yazdıklarımın en ustaları değilse de en yalansızlarıdır. Seni nasıl yalansız, süssüz, sanatsız seviyorsam, bunlar da öyle…”


Yine Nazım ile devam edelim...


 “Sana benim yazmak isteyip de bir türlü düsturlaştıramadığım en güzel hisleri, en kuvvetli fakat en feci şekilde sen mektubunun sonuna yazmışsın: Sen olmasan ben ölürdüm, diyorsun… Ben de öyle bir tanem. Ve bu böyle olduğu, birbirimizi bu kadar, yaşamanın manası olacak kadar sevdiğimiz için, her şeye rağmen, yaşamaya en çok hakkı olan iki insanız… Ve son nefesimize kadar, bütün dertlerimize, ızdıraplarımıza rağmen, tam manasıyla yaşamanın ne olduğunu anlamış iki insan saadetiyle birbirimize kopmaz bağımızı her gün her saat biraz daha kuvvetle öreceğiz, düğümleyeceğiz… Sen olmasan ben yaşamayacaktım, karıcığım…” Nazım Hikmet


Nazım ile başladım fakat devamı geldi. En ünlülerinden herkesin bildiği Kafka’nın Milena’ya Mektupları, evet gerçekten etkileyici. Onun kitaplarını uzun süre okuyamadım. Her okuduğumda içimde bir sıkıntı, boğazımda bir el beni nefessiz bırakıyordu. Kitabı usulca bırakıp bulunduğu yerden kaçıyordum. En sonunda onları Önder’e verdim, artık Önder benimle görüşmüyor. Resmen onu zehirledim, ellerime kızıyorum, keşke vermeseydim… Ama mektuplarını okurken çok eğlendim. Bir türlü susmayan kafamın içinde beni rahatlatan ve gülümseten çok şey buldum. Okuyanlar hatırlayacaktır bu mektubu, güzel bir azar ile başlıyor.



Franz Kafka‘dan Milena’ya


Hayır Milena, size yazmam için bir başka olanak daha yaratmanızı, sizden bir kez daha rica ediyorum. Postaneye boşuna gitmemelisiniz, o küçük postacınız bile -kimdir o?- gitmemeli, hatta postacı kadına bile boş yere mektup sormamalısınız. Başka hiçbir olanak bulamıyorsanız, duruma dayanmak zorundasınız, ama hiç değilse biraz çaba harcayın, yazmam için olanak yaratın.


Dün gece düşümde sizi gördüm. Ayrıntıları anımsayamıyorum, bildiğim tek şey birbirimizin içinde eriyip ağladığımız. Ben sizdim, sizse ben. Sonunda nasıl olduysa alev aldınız. Ateşin kumaşla söndürüleceği aklıma geldi,eski bir ceket alıp üzerinize vurmaya başladım. Ama bu kez görünümümüz de değişmeye başladı, değişti, değişti, sonunda artık görünmez oldunuz. Bu kez ben yanıyordum, ceketle alevleri döven de bendim. Ama dövmemin bir yararı olmadı ve bu tür şeylerin yangını söndüremeyeceğine ilişkin eski korkumu doğruladı.


 Bu arada itfaiyeciler geldi ve nasıl olduysa sizi kurtardılar. Ama eskisinden farklıydınız, hayalet gibiydiniz, karanlığa tebeşirle çizilmiş çizgilerden oluşuyordunuz sanki, sonra kollarıma yığıldınız, ölmüştünüz ya da belki kurtarılmış olmanın verdiği sevinçten bayılmıştınız. Ama burada da şekil değiştirmenin belirsizliği devreye girdi, belki de birinin kollarına yığılan bendim.”



 Uzun uzun okuyup not aldığım, tekrarladığım, paylaştığım, anlattığım bu mektuplara uzanma sebebim, az önce bahsettiğim gibi çok rahatsızdım ve evden çıkamadım. Bir hafta en güzel ne yapılır? Tabi ki kitap okunur. Film izlenir ve bol bol yazılır. Yazma kısmını evet ihmal ettim ama çok güzel sayfalar eşlik etti bana. Mutluyum… Şimdi bu hafta için başka bir konu aktarmak istiyordum size. Fakat hafta ortasında, sanırım çarşamba günü başlayacak kar yağışı ve müthiş soğuklar geri dönüyor haberleri var. Elbette rabbim bilir ama evde mahsur kalacaklara güzellik yapmak istedim. Bu mektuplar sizi hem mutlu edecek, hem keyif verecek, hem zamanınızın nasıl akıp gittiğini anlamayacaksınız. Şimdi sizin de gerçekten beğeneceğiniz bir mektup ile baş başa bırakacağım. Ben bayıldım!



Albert Einstein'dan Eşi Mileva'ya


“Sevgili Pisiciğim, az önce, Leonard’ın ultraviyole ışıktan katot ışınlarının elde edilmesine dair muhteşem bir makalesini okudum. Bu güzel yazının etkisiyle öyle bir mutlulukla doldum ki senin de bundan mutlaka payını alman lazım. Moralini bozma sevgilim ve kuruntulara kapılma. Seni bırakmayacağım ve her şeyi mutlu sona vardıracağım. Sadece birazcık sabır.” 




Yeni başlayan hafta hepimize mutluluk ve huzur getirsin. Güzel görmeyi, güzel düşünmeyi ve güzel bakmayı ihmal etmeyin lütfen. Çünkü hayatınıza kattıklarınız size yön verir. Sait Nursi’nin Mektubatlarında geçen bu muazzam sözü hatırlamadan da geçmeyelim. Tek bir cümlenin sayfalar dolusu içeriğe sahip olduğunu hatırlatarak. “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”




Sevgiyle

@banukalyoncu

şiir edebiyat roman nazım kafka banukalyoncu mektup masal
Yorumlar
Mesaj Yaz 27.01.2017 12:01:02
Sayın Göktürkmen,

İlk yazdığınız yazı içindeki üslup, fazlasıyla rahatsız edici. Siz şimdi kalkıp bana bir çok şey söyleyip benim susmamı istiyorsunuz. Ya da bana öğretmeye ve vurgulamaya çalıştığınız şeylere boyun eğmemi. Bana bir şeyler öğretmenize gerek yok, yaşım itibari ile okuduğumu iyi anlayıp, aklımda tutabiliyorum. Ayrıca burası polemik yeri asla değildir ve ben böyle şeylere yazılarımın altında çok fazla müsade eden biri değilim. Tartışmayalım demiyorum ama benden büyük olmanız benden çok şey biliyorsunuz anlamına asla gelmiyor. Bu tavrınız bile uzatmayacağım anlamına gelmektedir.

Eğer bir delil ve bilgi olmuş olsaydı, ilk verdiğiniz örneklerde doğrularını yayınlardınız. En azından alıntı yaptığınız yerlerin doğruluğunu kontrol edip yazmanızı beklerdim. Bu kadar ince ince üzerinde duruyorsunuz ya.

Benim derdim Kafka değil, Nazım değil, Said Nursi'de değil. Yazımın inceliğini kirlettiniz.

Üzgünüm.





Mesaj Yaz 27.01.2017 06:17:12
Değerli Banu Kalyoncu hanımefendi, yazdıklarınızı ilgiyle okudum.

Ne yalan söyleyeyim çok şaşırdım, öncelikle de cevap verme nezaketiniz için teşekkür etmeliyim.

Şaşırma sebebim o denli hakim olup, çok da emin olduğum ve büyük bir kaynak zenginliği ve birikime sahip olduğum bir gerici-rövanşist hareket hakkında beni bilgisizlik ve okuduğum yerleri çarptırmakla suçlamanıza yöneliktir.

Bunların itirazı gayri mümkün kaynak ve belgeler olduğunu, polemik ilerledikçe ilgi ve bilgilerinize sunacağım.

İlk önce polemik ve soyut malzeme zenginliği konusuna bir açıklama getirmeyi yararlı buluyorum.

Yaş itibariyle sizden büyük olduğumu varsayıyorum.

Bu konuya yönelik olarak eldeki kaynakların baskı yılları farklılıkları ve bazı yerlerin ilk baskılar ile sonraki baskılarda bir ayıklamaya gidilmesi durumun gerçeğini dikkatinize sunuyorum.

Bunu bizzat kaynakları birebir karşılaştırma yapmış birisi olarak gözlemlediğimi ve tespit ettiğimi söyleyebiliyorum.

Polemik ilerledikçe, çok açık şekilde, inkarı gayri mümkün sabit belge zenginliği ile sizi bu konuda kesinlikle ikna edebileceğimi düşünüyorum.

Hatta bundan eminim.

Polemiği de sadece edebi ve bilimsel anlamda sürdürecebileceğimizi öncelikle belirtmek istiyorum.


Gereksizleşme ve seviye sorunu olursa, kırıcı olmayacağımı ve bunu sürdürmeyeceğimi söyleyebiliyorum.

Said-i Kürdi'nin 1950'li yılarda NFK ile birlikte ve Bayar-Menderes kliğinin etkisiyle politize olmalarını, altlarına araba ve ceplerine örtülü ödenekten para tahsisiyle Demokrat Parti siyaseti doğrultusunda gerici ve cumhuriyet devrimleri konusunda alenen karşı-devrimci faal vazife gördüklerini, hatırlatmak isterim.

Kısa bir dönem, yani milli mücadelenin ilk döneminde Ankara'dak milli kurtuluş hareketini, aklınca angaje etme amaçlı suret-i Hak'tan görünmüşlükleri olduğunu biliyorum.

Bu nedenle, M.Kemal ATATÜRK ile Ankara'ya gelerek mecliste görüştüğünü ve anlaşamadığını, o vakitten itibaren de tam bir cephe alışla ölümüne değin kin ve din siayaeti mimamrı olduğunu biliyoruz.

Ama çok dikkatli ve hareketi uzaktan izleyerek, hareketin başarı sansı arttıkça, ilgisinin doğru orantısal arttığı gibi bir idare-i maslahatçı akl-ı evvel yol takibi içinde olduğunu söyleyebiliyorum.

Bunu nereden biliyorum?

Söz konusu zatın Kürt Teali ve İslam Teali Cemiyetler'inden üyelik ve görevleri, İngiliz Muhipleri Cemiyetler'inde aldığı görevler ve yazıkları ile bahsettiğiniz son döneme ait (Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye) akademisideki faaliyetlerinden diyebiliyorum.

Bu akademi ve üyelerinin milli kutuluşa yönelik fetva ve faaliyetleri su götürmez açıklıkla önümüzdedir.

Milli kurtuluş mücadelesine yönelik verilmiş bu hasmane ve fetva ve faaliyetleri polemik ilerledikçe açıklıkla yazacağımı belirtiyorum.

Son olarak, yazınıza en çok karşı oluş nedenimi belirtmekle kalıyorum.

Çünkü bir çok suçlamalyla beraber cımbızlama yöntemselllikle konuyu istismar ettiğime yakın şeyler yazmışsınız.

Cahillikle de suçlanmışım,


Hanımefendi, görülen o ki, sizinle çok büyük bir peolemik, katkı, önermeler manzumesi mücadeleye gireceğiz.

Ben size Kürd-i Said'in gerici, Kürtçü-bölücü, Abdülhamid-i Sani'ye dahi kazık atabilmeyi düşünmüş bir aklı evvel, bir Türk ve cumhuriyet düşmanı olduğunu kendi fikir ve eylemleri ve takipçilerinin ihanetleriyle anlatacağım.

Emin olabilirsiniz.

Bir de şunları yazmalıyım:

Nazım asla ve kat'a gerici değildir,heterodoksal mistizmi belki vardır, ama ortodoksisi kesinlikle yoktur,

Kafka ha keza, yine tuhaf cinsel tercihleri ve aşk tercihleri olsa da asla gerici değildir, hatta ateizme yakın inançları olduğunu biliyorum..

Einstein'in sıkı bir siyonist olsa da bilime sonuna kadar açıktır.

"Radyoda melekler konuşuyor" filan diye açıklamalarla fizik bilimine alenen kastetmişliği filan yoktur.

Son olarak tezimi yazmış oluyorum.

Said-i Nursi içlerinde Feto'nun da olduğu, daha sonra kendi aralarında etnik köken ve ruhbanik çıkarlar ayrımı nedeniyle papaz olmuş kişilerden olan bir ilk kuşak nurcu kuşak hocaefendi tipi eğitimciler yetiştirmiştir..

Yaş itibari öznelite nedeniyle çok şeyi yanlış biliyorsunuz,

Göstereceğiz,. göstermek bilgi birikim ve bilinç hiyerarşisine katkı sağlamak demek oluyor.

Gerek Kürd Said ve gerek başta Feto olmak üzere tüm bu ekip, ( Osman Bektaş hariç) ilk andan itibaren, başta Said efendinin girişimleriyle diyalogcu, hristo-judaik dejenere bir İslam anlayışının başlatıcısı ve takipcisi olmuşlardır.

Papayla da Feto evveli Feto olmak anlamında ilk "dinler arası diyalog", "İbrahim dinller", "hoşgorü"yü bizatihi kendileri başlatmıştır.

Tehlikenin kaynağı Kürd Said'in kendileridir.

Esenlikler dilerim, gününüz aydın olsun...



Mesaj Yaz 27.01.2017 02:46:25
Sayın Göktürkmen,

Değerli yorumunuz için teşekkürler. Fakat sizinle bazı konulara katılmıyorum. Nurculuk ile Fetoculuk aynı şey değildir. 15 Temmuz akşamı bu olayların başladığı ve elinde tüfekler ile boğaz köprüsü kapatıldığı an, o askerlerin oraya çıktığına bizzat şahit oldum. Pendik'ten bir toplantıdan Şişli'ye evime dönüyordum. Geçmemize izin verilmedi. Akşamın o saatlerinden karşıya geçmem ve eve dönmem de gecenin bi saatini buldu. Ders almadınız mı derken??? Herkesin bi aklı var. Aldığı bir derste vardır illaki.

Feto yıllarca Said Nursi'nin kitaplarını kendince yorumlayıp, kendi yorumlarını yeniden yazmış ve zorla okutmuş, bu milletin müslümanlığından yararlanmış ve ister açık açık deyin, ister üstü örtülü milleti sömürmüştür. Üniversite yıllarında bir kaç toplantılarına şahit olmuş ama asla içlerinde varlık göstermemişimdir. Çünkü benim inancım ve bildiklerim onun yaptığı ve anlattıkları ile örtüşmüyor. Çok şükür benim ailem cahil insanlar değil. Biz anne, babamızın elinde her gün gazete, kitap durmadan okuyan, öğrenen ve öğreten bir evde büyüdük.

Ayrıca sizin konuyu Said Nursiye nasıl getirdiğinizi anlayamadığım halde; “Hadi değiller deyin?” demişsiniz ya, diyeyim. Değiller. Kendinden sonra hocaefendiler ve gruplar yetiştirmedi çünkü. Risale-i Nur Külliyatı ona yazdırılmıştır. Sanırım çok az bilgi sahibi olduğunuz için yanlış yorumlarda bulunmuşsunuz. O kitapları yazmış ve iman hakikatlerini anlatmış bir İslam alimidir. Bunu tüm dünya biliyor ve yazdırılan kitaplar 55 dile çevrilmiş, milyonlarca kişi tarafından okunmaktadır. Elbette ben de okudum.

“Sonra bakın kendileri neler buyurmuşlar:

"Müslümanlık,-Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır" Kaynak Emirdağ Lahikası,I (Saife 1712; Tarihçe-i Hayat Syf 434”

Demişsiniz. Bu verdiğiniz örnek hem yanlış, eksik ve bahsettiğiniz sayfa tamamen yanlış. Yani bir yerden alıntı yapmışsınız. Kafirun suresinin son ayetinde “sizin dininiz size, benim dinim bana” diye açıklanır. Yani surenin önündekileri hiçe sayıp burası öne sürülür, siz de aynı böyle yapmışsınız. Doğruluğunu araştırıp öyle yazmanızı beklerdim. Sizin de bakmanızı tavsiye ederim.

“"Birinci Dünya Savaşı'nda, bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır" Kaynak Kastamonu Lahikası,syf 45”

Böyle bir alıntı yapmışsınız. Sanırım bunu da bir yerden kopyaladınız. Ben size aslını vereyim.

“Bir zaman, eski Harb-i Umumî'de, düşmanların ehl-i İslâma ve bilhâssa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum. Fıtratımda şefkat ve rikkat ziyade olduğundan, tahammülüm haricinde azab çekerdim. Birden kalbime geldi ki: O maktul masumlar şehid olup veli olurlar; fâni hayatları, bâki bir hayata tebdil ediliyor ve zayi' olan malları sadaka hükmünde olup, bâki bir mal ile mübadele olur. Hattâ o mazlumlar kâfir de olsa, âhirette kendilerine göre o dünyevî âfâttan çektikleri belalara mukabil rahmet-i İlahiyenin hazinesinden öyle mükâfatları var ki; eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görüp, "Yâ Rabbi! Şükür Elhamdülillah" diyeceklerini bildim ve kat'î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ı şefkatten gelen şiddetli teessür ve elemden kurtuldum. Risale-i Nur - Kastamonu Lâhikası/75-76
Diye geçmektedir. Sizin bahsetmiş olduğunuz yerin doğrusu burasıdır. “bilhassa çoluk ve çocuklara ettikleri katl ve zulümlerinden pek çok müteellim oluyordum”, “o maktul masumlar” kısmına dikkat çekerim. Bu kısmı anlatmak sadece bir Osmanlı sözlüğü ile de yeterli gelmeyebilir!

“Zamanın papası ile şimdilerdeki Feto ve Nurculuğu dinler arası diyalogunu, İbrahimi din zırvası filan başlatan ellili yıllarda, yine odur ! “

Bunu da neye istinaden söylediğinizi bilmiyorum. İnternette okunan her bilginin doğru olmadığını ve okuyan bireyler olarak doğrusunu araştırıp, bilgi sahibi olmak için çokça vakte sahip olduğumuzdan eminim. İnsan yeter ki istesin. Bu kısım ile alakalı eğer bir diyalog olsaydı bu ortaya çıkar, bir belge, delil sunulurdu. Fakat yok. Bu dialog olayında Said Nursi’nin Papa’ya mektup gönderdiği söylenmişse de, risalenin iman hakikatlerini ispat konusundaki önemi zikredilen Zülfikar adında bir kitap gönderilmiş. Mondros Ateşkes Antlaşması üzerinden tam 55 gün sonrasında İngiltere’nin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden Müslümanların moralinin bozulmasını sağlamak için, dinî altı suâl sorulur ve Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyeye gönderir. O zamanlar, Bediüzzaman işgalden üç ay önce 18 Ağustos 1918 tarihinde Ordu-yu Humayun’un tavsiyesiyle Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye üyeliğine atanmıştır. Cevap olarak “tükürün” diyor, soruları ve herkesi hiçe sayarak. Hatta Milli Mücadeleye destek veren Said Nursi, bu olay üzerine Tanin gazetesinde yazısında gayet cesur bir ifade ile şunları yazmıştır. “Tükürün İngiliz lâininin (lânetli) hayâsız yüzüne / Ey ekpekü’l-küpekâdan tekellüp etmiş (köpeklerin en köpeğinden köpekleşmiş) köpek” diye ağır ifadeler kullanır. Bu da İngiltere lehine yapılan propagandanın tesirini azaltmıştır. Bu etki karşısında İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığınca ölü veya diri ele geçirilmesi için emir verilir; fakat İngilizler onu yakalamayı başaramazlar. Yani dialog içinde olmak isteyen biri, üstelik bir din alimi böyle cevap verir miydi?

Böyle böyle bir çok hikaye mevcut. Sap ile samanı ayırt edebilmek ve DERS ALABİLMEK için ben vaktimi okuyarak ve her günümü öğrenerek geçiriyorum.

İsterdim ki; bu yazımın altında onca mektup içinden ve yazının içinde cımbızla burayı çekip, tek bir isme takılıp yanlış örnekler vermemiş olsaydınız. Ne ben sizinle, ne de siz benimle aynı fikri ve düşünceyi taşımak zorunda değiliz elbette. Keşke siz de sevdiğiniz bir mektup ile eşlik etseydiniz. Onca yazının finalindeki o güçlü ve o muazzam sözün güzelliğini kaçırdığınız için de çok üzgünüm. Fakat, yazmış olduğum her kelimeyi tane tane okuduğunuz ve emek harcadığınız için minnettarım. Ben yine güzel bir sözle bitireyim. Sanırım Yunus Emre’ye lafınız olmaz.

Maharet güzeIi görebiImektir, sevmenin sırrına erebiImektir. Cihan, aIem herkes biIsin ki şunu; en büyük ibadet sevebiImektir…


Mesaj Yaz 26.01.2017 16:50:40
Cumhuriyet ve Türk düşmanı Said-i Kürdi, yani Kürd Said ve takipçileri harici güzeldi.

Ya Banu hnm, Onbeş Temmuz'da olanlar da mı aklınızı başınıza getirmedi, hiç mi ders almadınız !?

Bizzat yaşadığı dönem itibarıyla kendisi olsun, kendinden sonra yetiştirdiği hocaefendiler olsun, sonra ki takipçisi bütün gruplar olsun sorunlular işte !...

Hadi değiller deyin?

Sonra bakın kendileri neler buyurmuşlar:

"Müslümanlık,-Hristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır" Kaynak Emirdağ Lahikası,I (Saife 1712; Tarihçe-i Hayat Syf 434

"Birinci Dünya Savaşı'nda, bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır" Kaynak Kastamonu Lahikası,syf 45

Daha neler fazla uzatmak istemiyorum.

Zamanın papası ile şimdilerdeki Feto ve Nurculuğu dinler arası diyalogunu, İbrahimi din zırvası filan başlatan ellili yıllarda, yine odur !

Hadi bunu da geçtim ya bu adan Fetulah'ın başlattığı Amerina İslamının piridir, kendileri, yapmayın lütfen.



Mesaj Yaz 25.01.2017 23:13:24
Mektuplar çok güzeldi Banu Hn, kar müjdesi ayrıca çok güzel, çok yağmalı, heryer bembeyaz olmalı, sonra sıcacık güneş...İyi geceler


Yorum Yapın

Editörden... Kediye, Güneşe, Ömrümüze ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.