1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
Ah!
Göğün kırılmış bileğinden sızan
Son beyaz kandı belki ben,
Rüzgârın unuttuğu bir uçurumdan kopup
Adına doğru savrulan
Sessiz bir felaket.
Düşmek değil bu,
Bir yıldızın kendi küllerine gömülmesi,
Senin teninde eriyip
Kendi yokluğuma karışmak.
Ah, kent...
Paslı bir saatin içinde sıkışmış kış.
Sokaklar donmuş aynalar gibi
Kendini seyrediyor.
Bacalardan yükselen dumanlar,
Göğe yazılmış yarım ağıtlar.
Her çatlakta,
Zamanın dişleri arasında kalmış
Biraz sen.
Pencerelerde büyüyen kırağı,
Beyaz bir ormanın kökleri gibi
Camın kalbine ilerliyor.
Gece…
Siyah bir nehir olup
Binaların omuzlarından akarken,
Ayaz…
Sessiz bıçaklarını biliyor tenimin.
Ah, ben...
İçimde göç eden mevsimlerin ardından
Boşalmış bir kuş göğüyüm.
Kanatlarımda senin adınla çoğalan
Binlerce uzaklık.
İsterse karanlık
Yıldızların kemiklerini kırsın.
İsterse gece
Bütün yönleri yutup körleşsin.
Ben yine,
Senin sabahına doğru eğilen
Bir ayçiçeği sabrıyla beklerim.
Ah, sen...
Dokunamadığım bir yangının ışığı,
Sesini kaybetmiş bir nehrin denizi,
Ömrümün ortasında açılmış
Derin ve gizli bir kratersin.
Bir düşüşün yankısı gibi
Büyürsün içimde,
Yaklaştıkça uzaklaşan,
Uzaklaştıkça çoğalan.
Ah...
İçimde uğuldayan bütün fırtınaları
Bir avuç karanlığa gömüp,
Aynı göğün altından
Aynı yokluğa,
Aynı sana
Yağmayı bilirim.
Her dönüşümde biraz daha eksilen,
Her eksilişimde biraz daha
Sana benzeyen.
29.07.2026
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.