0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
16
Okunma

Seni sevmek,
yarası kabuk bağlamayan bir baharı
avuçlarımda taşımak gibiydi.
Dokundukça kanayan,
kanadıkça çiçek açan
bir kalp bıraktın bana.
Sen gittin…
Ama gidişin bir vedaya benzemedi.
Bir evin bütün pencerelerini
içeriden kapatıp
anahtarını rüzgâra bırakmak gibiydi.
Ben hâlâ o kapının önünde,
sesini bekleyen bir akşamım.
Bilir misin?
Şiiri en çok
adını söyleyemediği kişiyi özlermiş.
Ben seni,
dilimde değil,
suskunluğumun en derin yerinde taşıyorum.
Çünkü bazı aşklar
şiir olmaz;
şairin kendisi olur.
Şimdi hangi yıldız düşse göğe,
onu sen sanıyorum.
Hangi yağmur omzuma değse,
parmakların dolaşıyor saçlarımda.
Ve hangi şarkı yarım kalsa,
içinde senin adının eksik hecesini duyuyorum.
Eğer bir gün
yıllar birbirini unutursa,
mevsimler yollarını şaşırırsa,
ve dünya bütün renklerini kaybederse…
Bil ki ben yine seni severim.
Çünkü benim aşkım,
zamana yazılmış bir cümle değil;
ölüme bile silinmeyen
bir alın yazısıdır.
Ey nazende mısralarımın tek sahibi…
Sana kavuşamadım belki,
ama senden vazgeçmeyi de öğrenemedim.
Şimdi her gece,
Tanrı’nın sessizliğine
adını fısıldıyorum.
Belki dualar göğe geç kalır…
Ama inan,
sana olan sevgim
hiçbir zamana sığmayacak kadar
sonsuz kaldı.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.