1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma

Bir gölge geçti ömrümün aynasından,
adını aşk sandım,
meğer zamanmış beni sessizce soyan.
Ey kalbim,
hangi tahta kuruldu mahkemen?
Hangi suçtu
bir çift göze sonsuzluğu yüklemek?
Güller açtı…
Sonra aynı güller
kendi dikenlerine yaslanıp öldü.
Mevsimler bile verdiği sözü tutmadı;
yalnız acı,
her sabah kapımı çalan sadık bir elçi oldu.
Ben seni yıldızlara yazdım,
gökyüzü yağmur olup sildi.
Denizlere söyledim adını,
dalgalar kıyıya vurup unuttu.
Taşlara kazıdım,
taşlar bile benden önce eskidi.
Nedir insan?
Bir nefeslik saltanat,
bir avuç kül,
ve kapanırken perde,
alkış bekleyen yalnız bir oyuncu.
Öyleyse niçin kibir?
Niçin ihtiras?
Niçin uğruna kardeşin kardeşe sırt çevirdiği
o geçici taçlar?
Sevda da beyhude,
kin de…
Zafer de bir gün mezar taşına yaslanır,
yenilgi de.
Çünkü ölüm,
kralla dilenciyi
aynı sessizlikte kucaklar.
Ey vakit!
Sen en zalim şairsin.
Yazdığın her mısra
insanın yüzüne bir çizgi daha düşürür.
Ve ben şimdi anladım:
Bütün yolculuklar
aynı kapıya varıyormuş.
Biz ömrü yaşadığımızı sanırken,
ömür bizi tüketiyormuş.
Perde kapansın…
Mumlar sönsün…
Rüzgâr son cümleyi fısıldasın:
“Beyhude imiş ölümsüz olmak isteyen insanın telaşı…
Kalıcı olan yalnız,
sevgiyle söylenmiş birkaç kelimedir.”
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.