9
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
115
Okunma
Gurbet, yalnızca haritalarda işaretlenen uzak diyarların adı değildir.
Asıl gurbet; insanın doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmasından önce,
gönlünün alıştığı seslerden, yüzlerden ve hatıralardan uzak düşmesidir.
Kimi zaman ekmeğin peşine düşen bir yolculuk,
kimi zaman kaderin sessizce yazdığı bir hicret,
kimi zaman da insanın kendi içine sürgün edildiği bir haldir...
Gurbet düşmedi hiç, gönlümde dilde!
Dertlerim birikmiş, bu yaban elde!
Savrulurken her an, esen her yelde...
Ruhları kalpleri yaktırır gurbet!
Özlemek bir çile, sevdalar tokat;
Yorgun gözlerimde duygular kat kat;
Seccâdemde kaldı, o sonsuz şefkat;
Hüznü ilmek ilmek ektirir gurbet!
Bir dünya ki, döner haklar içinde!
Zihinler bulanık yoklar içinde!
Üst üste sorular şoklar içinde!
Her gün bir vedayı çektirir gurbet!
Şimdi ben sensizim, yollarım taştan,
Sanki örülmüştür bu düzen baştan.
Ne çileler çektik şimdi bu yaştan?
Kafaya maziyi taktırır gurbet!
Bir garip yolcuyduk, göçüp giderken;
Dert ve çile artıp, neşe biterken,
Geçen her kervana, hasretiz derken,
Gözlerden şimşekler, çaktırır gurbet!
Duvarlar çok soğuk, üşür her vicdan!
Ayaklar altında, ilim ve irfan,
Bitmeyen dertlerle, dolarken insan,
Atan şafaklara baktırır gurbet!
Güneş battığı an, kalır o sükût;
Yalnızlık çökerken, ruhlarda umut!
Bir kalbin içinde, her şey bir komut!
İnsanı sevdadan, bıktırır gurbet!
Ayrılalım artık, şu garip yerden!
Günler gelip geçmiş her gün seherden!
Alırız nasibi, belki kaderden!
Gözdeki yaşları, döktürür gurbet!
...andelip...
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.