0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
45
Okunma

AZİYADE
Sağlı sollu mezarlıklar arasında
Uzun, dik ve kıvrımlı merdivenlerden
Eski zamanın küçük taşları üzerinde
Attığım her adım
yaşamak kadar ölümü de hatırlatıyordu
Ama
Korkmuyordum
Ben aşkın en görkemli mezarlığında büyümüştüm
Ve her adımım, kaybolmuş bir zamanın yankısıydı…
Günün yakıcı sıcağı ile
Haliç’in ağır kokusu çöktü üstüme
Sanki bütün çürümüş sevdalar
bu suda yıkanmıştı
Piyer’in kahvesinde gördüm İstanbul’un hüznünü
Ahşap masa, yaldızlı bardaklar
Vişne çürüğü renkli yelekleriyle
Siyah şalvarlı çoğu taşralı garsonlar
Tepsilerle çay taşıyordu…
İlk çayı yudumlarken
Tek nefeste yarıladığım sigaranın,
ilk dumanın
yarısını ciğerime, kalanı rüzgarın bağrına sapladım hançer gibi
Göğsümdeki titreyişle
Tepeden denize yuvarlandı gözlerim
Haliç’in içinde iki küçük ada gözlerin gibiydi Aziyade
Bekleyen keder
Yüreği saran nasır
Dili susturan zehir
Sevinci unutturan kahır
Haydi bakıver gri sulardan
Bakışı İstanbul huylu kadın…
Piyer’in ajandasında sen varsın İstanbul
Aziyade’nin sevdasında Piyer
Benim Piyer’e nefretim
Aziyade’ye öfkem var
Birde sana
Ey geceleri dul, İstanbul
Sen de benim kadar gururluysan
Ve gücün yeterse
Huzuru gündüzlerinde doğurduğun aç çocuklarında bul…
Ey İstanbul
Bir Fransız yazarın gölgesinde
sana âşık sahte kalabalıkların
Boynunda yıldızların esrarı
Koynunda yüzyılların sırrı var
Senin kendine hayran huzurun
Fotoğraf çektiren yüzlerde
huzurunun taklidi var
Sen, ateş gibi arzularken tarihini
Ben unutmayacağım suyun kadar kirli ihanetlerini…
Ey Pierre Loti!
Sen bir yazar değil
Bir ajandın Nazım’ın deyimiyle
Sen bu şehri yürekten değil
Bir kartpostal gibi uzaktan sevdin
Ama,
Ben bu şehri açken sevdim
Yürürken, düşerken, küfrederken sevdim…
Ve sen Aziyade…
Bir “ajanın” hayaline tutundukça küçüldün
Haliç’in ortasındaki iki ada
senin gözlerin değil artık
Bir rüzgârlık heves,
bir akşamlık yanılgıydın…
Erdal Karadağ
19 Haziran 2016
Pierre Loti (aşıklar) tepesi
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.