Bizler, bulduğumuz yavru kedileri, dedemin kızacağını bile bile korumak için bizim bahçeye taşıyan masum çocuklardık.Her zaman tek hedefimiz vardı; OYUN. Her şey, oyundan ibaretti bizim için. Kedilerin, annesi olurduk. Bazen dedemin taklidini yapar, eğlendirirdik ufacık yüreğimizi. Baktık karnımız acıkıyor, bir soluk eve koşup, yarım yamalak doyurup karnımızı, tekrar oyuna koşardık. Hatta bazen, sırf tekrar çıkabilelim diye, arkadaşlarımızı da sürüklerdik evimize. Annemiz kızmasın ve tekrar yollasın diye. Bazen gece yarılarına kadar birlikte vakit geçirirdik mahallenin çocuklarıyla. Mahalleye yeni taşınan bir çocuk varsa hele, canla başla aramıza katmaya çalışırdık. Onu tüm oyunlara çağırır, bizden olsun diye uğraşırdık. Çünkü o zamanlar; dil, din, ırk ayırmıyordu hiç bir çocuk. Ne günlerdi.. Ne "güzel" günlerdi öyle..
Toplumumuz, kabul etmiyordu, sindiremiyordu hiç bir suçu. Toplumumuzda, suç yok denecek kadar azdı. Kapılar kilitlenmiyordu, daha ne olsun? Toplumumuz, duyarlıydı bir zamanlar. Şimdi, kulaklarını tıkayıp, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek sürdürüyor yaşamını. Şimdi toplumumuz, sadece kendi çocuğunu düşünüyor. Ve işte şimdi bizler , korkan anneler, korkan babalarız! Sapık düşünceleriyle, çocukları katleden onca insanın, sırf aşık olduğunu için" hafifletici neden" olarak gösterilmesiyle , her an çıkabilmesi korkusuyla yaşayan, korkak anne babalarız!Çocuğumuzun dışarıya çıkmasından bin bir evhama kapılan, Okuldan dönerken, birinin onu kaçırması korkusuyla, kapının önünde çocuğumuzu bekleyen, aciz anne babalarız. Oysa ben, bu yaşıma kadar, birinci sınıf hariç, hep tek gittim okula. Onca arkadaşımla beraber, gidip geldik yolları. Kimse kaçırmak istemedi, kimse " seni babana götüreceğim" demedi bize. Kimse, şekerle kandırmak istemedi. Kimse, ablamızı sevdiği için, yakmak istemedi bizi!
Ne ara bu halde geldik biz? Neden masum binlerce cana kıyabilecek kadar kararttık kalbimizi? Küçük bedenlerle derdimiz neydi bizim? Hiç mahalle tadı tadamadan büyüyen çocuklara yaptığımız bu haksızlıkta neyin nesi? Ben, doyasıya yaşamışken çocukluğumu, şimdi ki kardeşlerimin yaşayamaması ve ölüm korkusuyla kavrulması hiç sızlatmıyor mu içinizi? Annelerin gözyaşları, ıslatmıyor mu sizi de? O gözyaşlarında boğulacak gibi olmuyor musunuz benim gibi? Peki ya, o minik bedenlerin tecavüze uğradığı, yakıldığı, bıçaklandığı, kuyuya atıldığı, boğulduğu,organlarının çalındığı bir dünyada susmayı nasıl başarabilir bi vicdan?
...
Devamını oku »