1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
89
Okunma
Nikâh memurunun sorduğu o kutsal soruya refleks olarak verdiğim cevap olması gerekendan çok daha büyük bir heyecan ve alkışla cevap bulacaktı.
"Sonuna kadar değil.. sonsuza kadar evet"
Planlanmamış, tamamen içgüdüsel bir yorum. Zaten bugüne kadar yaşamış olduğum hayat da benim için böyle birşeydi. Doğal, hesapsız kitapsız, samimi vs..
Tabi bunun bir de arka planı var. Buzdağının görünmeyen yüzü, yada bilinçaltı diyebiliriz. Çocukluğumda öğrendiğim bir inancın etkisi.
"Kişi öldüğü zaman kiminle nikâhlıysa diğer alemde nikâhı onunla devam eder"
Oysa kendi nikâhıma kendi ailem katılmayacaktı. Semiha ve ailesini istemiyorlardı. Neymiş.. Onlar bizim aile yapımıza hiç uymuyormuş. Sebep.. onlar sonradan görmeymiş. Evde ayakkabı ile gezmeleri dışında buna katılmayacak ve nikâhımda beni yalnız bırakacakları için tam üç yıl boyunca kendi aileme küs kalacaktım.
Semiha, başak burcu ve burcunun özelliklerini tamamen taşıyan bir kadın. Temiz, titiz, düzenli, çalışkan, dürüst vs.. Tabi her "güzel" gibi bir kusuru var, o da damarına basılınca kendisini tutamıyor, yani biraz asabi. Anlık olarak çok fazla duygu değişimine girebiliyor.
"Kadı kızı da olsa bir kusur bulunur" diyerek her defasında geçiştiriyorum bu durumu. Bazen beni zor durumda bıraksa da rahmetli babannem geliyor aklıma, dedemin yaşadığı durumlar.
Dedemle tv izlerken "ben yatıyorum" diyen babannemin tv fişini çekip, tüm ışıkları kapatması. Dedemin de o sinirle "inşalah ben senden önce ölmem, seni kimse çekmez" diye söylenerek de olsa ona uyması.
Zaten Semiha’yı da rahmetliye çok benzetiyorum.
Dedemin duası tutmamıştı. Dedem vefat ettikten sonra bu süper babanne daha bir coşacaktı. Özellikle bizimle yaşadığı dönemler. Sabah namazı sonrası evden çıkan babannemi telefonla arıyoruz.
- Babanne nerdesin?
- Gönen’e kaplıcalara geldim ben, hadi kapat sen şimdi, sonra görüşürüz..
İstanbul nere.. Gönen nere!
Evde uyuklarken onu namazı hatırlatmak için uyandıran anneme söylenişi..
- Ezan okunuyor, hadi kalk..
- Bu ezan bir bana mı okunuyor, siz de kılın utanmazlar!
Amcamların bize geldiği zamanlarda küçük amcamın "sana bir klima alalım mı" sorusuna babannemin cevap vermeyişinin üzerine amcalarımın "yaşlandı artık kulakları da işitmiyor" diye konuşması ve babannemin kulağıma eğilerek "klima parasını karısına çocuğuna harcasın bu aptallar.. duyan da zengin sanır bunları.. bir de beni sağır zannediyorlar" diye söylenerek beni bile şaşırtması.
Erkek kardeşime kız istemeye gittiğimizde biraz dekolteli giyinen gelin adayının babanneme kahve ikram ederken babannemin "kim bu o..pu" diyerek ortamı buz kesmesi ve bizim "yaşlıdır, hastadır kusura bakmayın" diyerek durumu toparlama çalışmamız.
.. ve sonra gerçekten de hastalanacağı o ölmeden önceki son döneminde yıllar önce vefat eden oğlu Ali Osman’ın resmini kendisine gösterdiğimizse "kim bu güzel çocuk" deyişi gözümün önünden hiç gitmiyor.
Gelelim Semiha’ya..
Semiha huy olarak tamamen babannem olmakla birlikte gemiyi asla terketmeyen bir kadın. Varken yok gibi, yokken var gibi yaşayan, alnı öpülesi bir güzellik. En zor ânında yanında dimdik durur, şımarmaya başladığın ânda gerçekleri yüzüne vurur.
Bir özelliği daha var. Hangi durum ve hangi şartta olursa olsun doğruyu söyler, kim neye kırılacak diye öyle ince ve derin düşünmez. Yalandan da söyleyenden de nefret eder. Zaten anlatacağım olay da tam bununla alakalı.
Şükür ki yokluktan varlığa ulaştığımız o dönemde evde ağırladığımız akrabalar, eş, dost, misafirler artmıştı. Semiha yeme içme konusunda eli bol ve her misafiri de bir hediyeyle uğurlardı. Ben de herkesi arabamla evine kadar bırakırdım. Tuhaf olan şu ki o verdikçe biz daha da zenginleşiyorduk.
Bu kadını varlıkla mutlu etmek benim için büyük bir keyif olmuştu. Herşeyin en güzelini hakeden bu kadının o mutlu ve huzurlu koşuşturmasından aldığım keyfi başka hiçbir metada bulamadım.
O gün yine bir misafir ağırlayacaktık. Almanya doğumlu olan Semiha’nın yine Almanya’dan gelen zengin amcası, yengesi ve iki genç kız yeğeni. Oysa bu defa Semiha sofraya hiçbirşey koymayarak beni çok endişelendirecekti.
Sofrada sadece ekmek, tuz ve su vardı.
İçimde "rezil" olma hissi, "acaba bir hastalık mı oluştu" düşüncesi vs.. tedirgin olmuştum. Aklıma yine babannem gelmiş, tüm gözler üzerimdeyken sessizce olup biteni izliyordum. Ortam çok gergindi.
"Evet, buyrun sofraya"
O sessiz bekleyişte, "vardır karımın bir bildiği" diyerek normal bir durum gibi hiç sorgulamadan sofranın başına oturup "afiyet olsun" diyerek ekmeği tuza bandım yedim ve üzerine de o suyu içtim.
Tabi misafirler daha fazla oturmadan kalkacaklardı. Onları uğurladıktan sonra Semiha’yla başbaşaydım.
- Bunu neden yaptın?
Oysa Semiha çok neşeliydi.
Seninle evlenmeden önce "n’apacaksın bu çulsuzu, sen bununla evlenemezsin" dediler. Düğün dernek yapamadık, nikâhtan evlendik. "gördün mü bak, sen bununla boşanırsın" dediler. Kiralık eve çıktık "sürüneceksin" dediler. Sen bu evi satın alınca da "akıllı çocuktu zaten bu yakışıklı oğlan" dediler. Bugün buraya gelmeden önce de beni aradıklarında "sen çok güzel sofra kurarsın şimdi, bize o su böreğinden, tuzlu kurabiyenden, haşhaşlı pastandan vs. yap" dediler.
Ben de onların önüne seninle evlendiğim günde evimizde ne varsa onu koydum.
"Sen yine yedin, onlar çekip gittiler. Biz seninle gazete kâğıtlarının üzerinde de yedik içtik. Bu aslında sadece dört ayaklı bir masa.. ama biz seninle birlikteyken sofraya dönüşüyor"
(Güldüm)
- Ne gülüyorsun?
- Bugün annemler aradı. Müsaitsen yarın ev görmeye geleceklermiş!..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.