4
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
186
Okunma

Görünmez Yağmurlar: "Erkekler Ağlamaz" Yalanının Gölgesinde Yaşamak
Toplumun ruhumuza kazıdığı en keskin, en soğuk emirlerden biridir bu: "Erkekler ağlamaz." Daha çocukken, dizimiz kanadığında "Sen erkeksin, dik dur" telkiniyle başlayan bu süreç, zamanla bir karakter zırhına dönüşür.
Ancak kimse sormaz; o zırhın içinde nefes almaya çalışan insan, kalbi sıkıştığında nereye sığınır?
Aslında erkekler de ağlar. Hem de en derin, en sessiz ve en ıssız halleriyle Öyle bir ağlar ki hem de Hüngür,hüngür ağlar.
Ancak onların gözyaşları genellikle yanaklarından süzülüp bir mendille silinmez. Onların gözyaşları içlerine akar; her damla, dışarıya gösterilen o "sert" ve "tavizsiz" duruşun altında koca bir göle dönüşür.
Yalnızlığın En Keskin Hali
Bir kadın ağladığında —doğal olarak— teselli edecek bir el, omzunu yaslayacağı bir dost arayabilir. Toplum buna alan açar.
Ama bir erkek için ağlamak, hem de ulu orta yerde ağlamak genellikle bir zayıflık, bir "iktidar kaybı" olarak kodlanır. Bu yüzden bir erkek ağladığında, etrafında kimse olmaz. O gözyaşlarını silecek bir elin eksikliği, acının kendisinden daha ağırdır.
Çoğu zaman evinin direği, işinin sert patronu, çocuklarının sarsılmaz dağı olan erkek; gece yarısı tek başına kaldığında ya da direksiyon başında kimse yokken boşluğa bakarken aslında en insani haliyle vedalaşır. Hayatın ona yüklediği "mecburen güçlü olma" misyonu, aslında en büyük prangasıdır.
İşte bu yüzden erkeklerde ağlar. Ağlar ama hiç kimseye gösteremez ağladığını en yakın arkadaşına bile hissettirmez en kuytu köşelerde kimsenin onu görmediği göremeyeceği alanlarda ağlar tıpkı ölmek üzere olan bir hayvanın ölümünü sahibinin görmesini istemediği bir güvenli alan bularak ağlar zordur onun için ağlamak aslında
Güçlü Durmanın Bedeli
Dünya bizden hep şunu bekler: Fırtına kopsa da sarsılma. Yıkılsan da belli etme. Yaran olsa da kanatma.
Bu "mecburiyet", erkeği sadece toplumdan değil, kendi benliğinden de uzaklaştırır. Hayata karşı takınılan o sert maske, bir noktadan sonra suratına yapışır. Oysa gerçek güç, hiç kırılmamak değil; kırıldığında bunu kabullenecek kadar cesur olabilmektir. Ama ne yazık ki modern dünya, erkeğe bu cesareti gösterebileceği güvenli bir liman sunmaz.
Sonuç Olarak...
Gözyaşı, cinsiyeti olan bir biyolojik çıktı değildir; ruhun tahliye borusudur. Bir erkeğin gözyaşlarını silecek kimsenin olmaması, onun ağlamadığı anlamına gelmez.
Sadece o yağmurların kuytularda, kimsenin görmediği ormanlarda yağdığı anlamına gelir.
Belki de artık şunu kabul etmeliyiz: Bir erkeğin en güçlü olduğu an, "Ben de yoruldum" diyebildiği andır. Çünkü hayat, tek başına taşınamayacak kadar ağır bir yüktür ve kimse her zaman bir kaya kadar sert olmak zorunda değildir.
Bırakın o zırhlar biraz esnesin. Bırakın, o gözyaşları içine akıp ruhu boğacağına, dışarı çıksın ve iyileştirsin. Çünkü ağlamak zayıflık değil, insan kalabilme mücadelesidir.
05 NİSAN 2026 ALİ BALABAN
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.