0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
120
Okunma

Bazı tereddütler yaradan beterdir, o yangıyı aratır.
Hayaller hayalîliklerinin gereğini yapıp, çokça kırılıyorlardı, yeryüzüne lanet gibi çökmüştü bu sanrı. Onların huyuydu kırılmak, bizim içgüdümüz ise inanmaktı Ortada kazanan yoktu, savaş da yoktu, her yanımıza batan sayısız kırıklıklar vardı yakından ya da uzaktan isabet eden. Sonrasında içinden geçen soğuk bir ürpertiyle karışık; ya hiçbir şey olmamış gibi olursak bir gün… Olacaktı, bir gün her şey, hiçbir şey olmamış gibi olacaktı. O güne kadar kırıklarımıza sahip çıkmaya, daha fazla acının denk gelmemesini dileyerek ve onarabildiğimiz kadar her şeyi, olduğuyla birlikte sevmeye çalışarak zamanı geçirmeye bakıyorduk.
Kayıp olduğum zamanlarımı bilmiyorsun, içimden kaybolduğumu, kendime yittiğimi, içimden tükendiğimi, sessizce, hiçbir yitiriliş emaresi göstermeden. Farkına varmıyorsun, tüm dillerde öksüzlüğümü yüzüme vuruyor bu farkına varamayışlar, kendi içimde kendimi yalanlıyorum buldukça, varlığımı en çok gözlerinden alıp, gidiyorum, tüm dinlerde inkâr ediyorum sendeki yokluğumu. Hiçbir yere sığdıramadığım kalbimi, sefasını süremediğim tüm zamanlarımın içinde, seni de içinde gizlediğimi, kendime bile söyleyemediğim tüm dillerde susuyorum. Başkalık diye başladığımız her yolun saçma bir çıkmaz sokağa çıktığında, sevinmelerimin yerini hep devinmelerim aldığında, içinden düşüyorum, o kadar sessiz oluyor ki her şey, başka bir yere taşındığımı bile göremiyorsun, o kadar güzel bitiyor ki her şey, hiç bitmemiş gibi oluyor, hangi yönden bakarsan bak, hep oradayım gibi oluyor, kendimde yok saydığımı sende itiraf eylemi geveliyor dudaklarım, suskunluğa bulandığım için göremiyorsun.
Artık bir daha inanamayacağını öğrendiğin yerde başlıyorsun ölmeye. Belki uzay boşluğunda bir şekilde denk gelir birbirimize içimizden geçirdiğimiz cümleler. Herkes kendi başına zaten geldiği için fark edemediği bir hile gibi şu zamanda olanlar, en yakındakini göremez ya insan, önce kendini göremiyor, görülmeyenlerin ilk sırasında bizzat kendi yer alıyor. Rastgele olmuş ya da dizilmiş olamaz bunca saçmalık, düzen ve hileyle alakalıydı belki de her şey ya da görülmenin bile bu kadar bildiremediği, anlatamadığı…
İçimden sana yakıştırdığım isimleri bilsen ne çok sevinirdin. Nilüfer gibi suya her indiğimde saçlarımla ruhum arasında o kadar çok hiç birikiyordu ki zihnimde, seni tüm hiçlerden artırıp, içime, hep içinde yeni bir iç doğuran başka bir için de içine gizlediğimi sular bile bilmiyordu. Yüzdükçe balık, uçtukça kuş gibi zannediyordum yüreğimi, heves diye bir şey gelip, çörekleniyordu içime, az daha ayağım kayacak, yine düşecektim, kanmayı bıraktığımı unutup, az daha inanacaktım. İçimde içler tükenirken, içimde yeni içler doğuyordu, her iç başka bir için içinde hiç oluyordu. İçim içimi yiyordu yine her zamanki gibi, içim içime sığmıyordu. İçten konuşmalar yiyip, bitirecekti beni bu gidişle. İçle dış birbirinin yancısı, yara ile kan birbirinin gizlisi, yanmak ile kül birbirinin yarası, başlamak ile bitiş bir diğerinin hikâyesiydi, başlamak ve bitmek birbirinin aynı gibi ya da sadece bitişler vardı, başlayan her şeyin bittiğine dair gerçekler ömrümü törpülüyordu. Gül gibi güldüm, kül oldu gülüşlerim, bir daha böyle gülemeyeceğim zannettim, sonra zannım gerçeğe dönüştü.
Seni zamanın bir yerinde beklemişim, beklediğimden habersiz. Zaten sınırlı olan o zamandan sonsuzluk dilemişim, uyumuşum kâbus dolu gecelerin kollarında, sarılmışım yağmur seslerine, uyuyunca geçer zannetmişim, yeni kâbuslardan habersiz. Dönüp, devrilince bir şeyler düzelir zannetmişim, alt üst olsun, bu defa olsun, bu sefer denk gelir, denk düşeriz hayatın bir yerinde bir tesadüfün içinde, tamamlanmayacak şeylerin hatırına biteriz zannetmişim bu defa. Donmuş, öylece kalmış her şeyin içinden sıyrılıp, kuş sesleri susmasın istemişim, sağırlığımı unutup. Hep dilemişim içten içe, içeriliğimden, rüyalarımda yalvarmışım, zamanın simsiyah, buğulu bir boşluğun içinde olduğumu bilmeden, hiçbir yere uygun değil, hiçbir zamana ait değildim oysa, beni vermeyecektin o uzaklara, içimi bırakmayacaktın, tüm yaz yanan içimi, kışın hiçbir şey olmamış gibi dirilen içimi, hiçbir âna uymayan varlığımı. Şimdi dondu dilim, ellerim gibi, hareketsiz, varlığımı kanıtlayamadım, yokluğumu anlatamadım. Seni dileyemedim.
Varmışız, olmuşuz, dolmuşuz gibi yapmaktan başka neyiz şu gezegende? Zaman israfı, onu bile beceremiyoruz, oysa sıkılmalı insan dediğin, canı çok sıkılmalı, sıkılmıyormuş gibi yapıp, zaten bölünen zamanı daha da parçalara ayırıyoruz, tek bir parçası bile kalmayıncaya dek.
Mucize olsa ne olur, yazının dışına çıkamadıktan sonra, kendini sığdıramadığın dünyada, kendi içine sığmaların olmasa. Seni saklayacak hiçbir kucak, hiçbir kalp henüz hayatın sahnesinde gösterime girmedi, ya da bizi körleştirdi zaman, içinden çıkamadıkça. Bu filmden sokakta kaldık, şehirler almadı, gündüzler almadı, kâbuslu gecelere sığınırız zannettik, ant içtik, inandık olurlara, olacaklara, olacak her şeyin içinde bir tutsak gibi kaldık, yenildik, yenileniriz diye inandık, yeni hiçbir şeyin olmayacağını içten bildiğimiz hâlde. Bekledik adımlarımızı yollarda, biz gittik, onlar gelmediler, yakınlarımıza uzaktık, sustuk, uzakları yakın yapabiliriz zannettik, bu denklem böyle yürümüyor muydu? Denklemler mi yanılıyordu, biz mi aldanıyorduk daha fazla? Neden bu kadar üşüdük kalabalığın içinde? İki satır diye çıktığım yolda, sayfalarca konuşsan ne olur, kelime israfından başka, hangi kitapta yazılırdı bunca sessizlik, sürekli konuşulduğu hâlde?...
Çünkü ikimizin yanlışlarının toplamı çok ağır geliyor artık bu dünyaya. Biz bir arada oldukça çarpanlarına ayrılıp, bölünüyor tüm hikâyeler. Bizi bağlamıyor hayat, bağlasa bile bir yerde koparıyor, biz biraz daha ayrılmış, bir miktar daha kopuk oluyoruz. Birleşemeyeceğimiz bir hayatın kaldırımlarında yürüyoruz, üstelik başka sokaklara, bambaşka evlere, evlerin içine, uzak gözlerin de içine. Bizi mahveden artık hissedilmeyen şeylerdi, varlığı sabit ama bilinmeyen, görülmeyen, bilinmek istenmeyen, o kayıtsızlık, değişmiş olmanın inancı ve yok olmuşluk. Bizi bitiren bakılmamak değil, görülmemekti. Nefret bile değildi bizi ayıran, eksiklik, birimizin diğerinden eksilişi, silinişi sessizce, diğerinin her şeyden artmış gibi kalması yeryüzünde. Hayal ile olanlar arasında dağlar vardır bazen ve sen o dağları da yenebileceğini düşünürsün, buna inandığın anda başına gelen hayatın hep katı bir oyunudur, dağlar gerçekten yıkılabilir. Belirsizlik dediğin, senin sen olmadığını anladığımdı, artık kendimin de ben olmayacağımla baş başa kalmıştım. İki belirsiz bir araya gelince bile beliremeyecek şeyler vardı, çarpı işleminin sanki tersine işlemesi gibi, biraz daha yokluktu içimizi kaplayan. Biraz daha hayal, biraz daha uzak, biraz daha silinmek, defterden silmek gibi değil, hayatın bizi silkmesi gibi, birden yok olup, zaten hep yokmuş da bir gece rüya görmüşsün gibi silinmesi.
Nevin Akbulut
14.01.2026 11:00