6
Yorum
17
Beğeni
4,8
Puan
1122
Okunma
Soğuk, insanın adını unutturan cinsten bir şeydi. Rüzgâr dışarıdaydı ama sesi içimdeydi; sanki birileri bütün tellerime aynı anda dokunmuştu. Korkuyordum. Korkunun bir şekli yoktu, bir adı da. Adı olmayınca kaçacak bir yer de olmuyordu. Sadece vardı. En sahici hâliyle.
Orada bir sessizlik duruyordu. Canlıydı. Yanımdan geçerken ayağıma takılıyor, kaçmama izin vermiyordu. Elleri kocamandı, gözleri de. Bakmıyordu; çekiyordu. İçine alan bir şeydi bu, dibi olmayan bir kuyu gibi. Bakınca düşüyordum. Ölecekmişim hissi bir düşünce değildi; oldu, yerleşti.
Oda cılız bir ışıkla doluydu. Sarıydı, yorgundu. Camlar buz tutmuştu. Ses, camlarda bir pervane gibi dönüyordu; durmadan. Yaşlı adamın ciğerinden çıkıyordu o yankı. O zamanlar adını bilmiyordum; sonradan öğrendim.
Dengbej.
Çok eskiydi ve bana ait izler taşıyordu.Ama annemin sustuğu yerler, babamın yarım bıraktıkları o sesin içindeydi. Kimse konuşmuyordu; her şey konuşulmuştu.
Ben küçüktüm. Korku büyüktü. Aynı odadaydık.
O gece bitmedi. Sadece sustu. Sonra büyüdüm; odanın ölçüleri değişti. Adam küçüldü, ses uzaklaştı. Ama bazı geceler aynı sarı ışık, çağrılmadan bir yerden sızıyor. Sessizlik yine duruyor; aynı yerinde. Artık kuyunun içine bakmıyorum ama kenarını biliyorum. Düşmeyeceğimi biliyorum; çünkü düştüğüm yeri tanıyorum.
O ıssızlık hâlâ dolaşıyor: annemin sustuğu yerde, babamın yarım cümlesinde. Ben artık korku değilim. Korku bende. Ve bu, hatırladığım için değil; yaşadığım için.
Bir yerlerde bir nefeste.
5.0
80% (4)
4.0
20% (1)