0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
96
Okunma

Bir zamanlar, kimsenin adını koyamadığı bir yerde, ateş kendine fazlasıyla güvenirmiş.
Bir gün kibirle alevlerini savurmuş ve şöyle demiş:
“Ben öyle bir ateşim ki, suyu bile yakarım.”
Bu söz, yakınlardan sessizce akan suya ulaşmış.
Su gülümsemiş, acele etmemiş.
Sakin ama derin bir sesle karşılık vermiş:
“Öyleyse dene. Çünkü benim de söndüremeyeceğim bir ateş yoktur.”
Ateşle su yan yana gelmiş.
Ne biri geri çekilmiş ne diğeri boyun eğmiş.
Ateş harlandıkça harlanmış ama suyun içine işleyememiş.
Su ise ateşi söndürmeye çalışmış,
fakat alevlerin özüne dokunamamış.
Zaman geçmiş.
Ateş, yakamadığı suyun soğukluğuyla ürpermiş.
Su, söndüremediği ateşin sıcaklığıyla titremiş.
İkisi de birbirini yenememiş ama
birbirinden izsiz de çıkamamış.
Sonunda anlaşılan şu olmuş:
Aşk da böyledir.
Bir taraf yakar, diğer taraf söndürmeye çalışır.
Ama asıl olan, kimin kazandığı değil,
bu karşılaşmadan geriye ne kaldığıdır.
Bittiğinde anlarsın…
Bu bir iz midir kalpte kalan,
yoksa durduramadığın, sessiz bir iç kanama mı?
Funda Yılmaz
5.0
100% (2)