Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına taç olmaktan iyidir. (mevlana)
mesut.çiftci
mesut.çiftci

KAPAN

Yorum

KAPAN

( 1 kişi )

1

Yorum

6

Beğeni

5,0

Puan

361

Okunma

KAPAN

KAPAN

Artık öfkelenemiyordu bile. Hissizleşmişti. Sevinç, neşe, kahkaha, coşku, nefret ve öfke gibi duyguları hisseden bir adamın duyguları olurdu. Ama o bunlardan hiçbirini hissetmiyordu artık. Belki de o kadar yoğun bir duygunun derin dehlizlerindeydi ki başka hiçbir duyguyu göremiyor, duyamıyordu, duyumsayamıyordu. Önce mücadele etmiş, sonra kaybetmiş, sonra umut etmiş ve karanlığa düşmüş, depresyona girmiş; ruhsal çöküntü içerisinde hayatta kalmıştı.
Ancak artık bu şekilde olmuyordu, olamıyordu. Bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu. Aslında geriye pek de fazla seçenek kalmamıştı. Tekrar en başından başlayabilir miydi? Mücadele etmeye tekrar başlayabilir miydi? Sisifos gibi tepenin en uç noktasına kadar ittiği kaya tekrar başladığı yere döndüğünde en başından itmeye devam edebilir miydi? Ama o Sisifos gibi ölümsüz değildi ki; güçlü de değildi.

Kendini kapana kısılmış gibi hissediyordu, kapana kısılmış bir fare gibi. İki seçenek görüyordu bu kapandan kurtulmak için ve her iki seçeneğin de sonu pek hayırlı görünüyordu üstelik; ya bu kapandan kurtulmak için intihar edecek ya da kendini bu kapana kapatanları öldürecekti. Durumu kabul etmek ve kapanda kalmakta bir seçenek olabilirdi aslında. Ancak bunu bir seçenek olarak görmüyor, kabul etmiyor, edemiyordu. İntihar etmenin kendini kapana koyanların işine geleceğini tahmin ettiğinden ya da kendini kapana koyanların hiç umurunda bile olmayacağını düşündüğünden diğer seçeneği tercih edecekti. Kendini köşeye sıkıştıran bu adamların elinden en değerli şeylerini, yani hayatlarını alacaktı.

Peki, bu işi sessiz mi yapmalıydı yoksa oldukça gösterişli mi? Bu işi sessiz bir şekilde halledebilirse ki: bu pek de mümkün görünmüyordu; belki yakalanmayabilirdi. Bu işi sesli bir şekilde yaparsa zaten yakalanırdı. Her iki durumda da cinayet zanlısı olarak özgürlüğü elinden alınırdı. İntihar seçeneğinde toprağın altına girer, gün yüzü göremezdi. Cinayet seçeneğinde ise ya hapishaneye ya da tımarhaneye kapatılır, yine gün yüzü görmezdi. Aslında her iki seçeneğin de birbirinden farkı yok gibi görünüyordu. Ancak gerçek şu ki: yaşamak her zaman ölmekten iyiydi. Bu durumda elbette ölmemek ölmekten her zaman daha değerli oluyordu. Bu işi yapması gerekiyordu. Bu işi yapacaktı. Belki ağır tahrik indiriminin de faydalanırdı, belki de aklı dengesi yerinde bulunmayıp akıl hastanesine yatırılırdı. Kim bilir bu karanlık yolun sonunda kendini ne bekliyordu?

Ruhsal çöküntü içerisindeki depresif ruh hâlinden tüm bunları düşündüğü için biraz da olsun gerginliği başardı. Tuhaf bir enerji hissetti tüm bedeninde. Karanlığın enerjisi bu olsa gerek diye düşündü. İntihar ederek hayatına son veren kişilerde de intihar öncesindeki süreçte böylesi bir huzur, böylesi bir enerji ortaya çıkarmış. Bu huzur karanlık bir huzur, bu enerji karanlık bir enerji olmalıydı muhtemelen. Bu olsa olsa insanın sırtındaki yükü boşaltmanın rahatlığı olmalıydı. Şöyle ki, insan kendisini intihara sürükleyen nedeni ya da nedenleri bir yük misali sırtında taşımaktayken bu yük insanın belini büktükçe bükmektedir. İnsan ne zaman ki bu yükü intihar kararıyla sırtından indirir, işte o zaman bükülen beli rahatlar ve düzelir, kasları kasılmaktan kurtulur. İşte intihardan önceki ferahlamanın durumu tam olarak budur. Lakin o intihar etmeyecek, cinayet işleyecekti.

Cinayet işlemeye karar vermişti. Sırtındaki belini büken yükü bu karar ile yere indirmiş gibiydi. Belki de dışarıdan göründüğü gibi olmayacaktı hiçbir şey. Belki de beceremeyecekti bu işi; öldürmeye giderken öldürülecekti. Bu da bir ihtimaldi. Ancak bu ihtimalde onu intihar seçeneğindeki sonuçlarla karşılaştıracaktı. Seçeneklerden biri değil de bir diğeri gerçekleşmiş olacaktı. Bu da iyiydi.

O sabah karar vermiş olmanın huzuruyla uyandı. Her sabah olduğu gibi önce tuvalete gitti. Elini yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Mide koruyucu ilacını içip balkona çıktı. Her sabah olduğu gibi günün ilk sigarasını içti. Sonra mutfağa döndü, kahvaltısını edip günlük kıyafetlerini giydi. Dairesinden çıktı ve bu kez asansörü kullanmadan aşağıya indi. Senelerdir her sabah aynı şeyleri yapıyordu. Belki de düşündükleri gerçekleşirse yarın sabah bu rutinden kurtulmuş olacaktı. Belki nezarethanede uyanacak, belki de hiç uyanmayıp bir morgda bulunacaktı. Her zaman olduğu gibi arabasını işyerinin otoparkına park etti. Çalışanlarla selamlaşa selamlaşa odasına kadar çıktı. Bilgisayarını açtı. Bilgisayar açılana kadar pencereden dışarıyı izledi. Hava oldukça kapalıydı. Gri bulutlar gökyüzünü kaplamışlardı. Ne karanlık bir gün diye geçirdi içinden. Bilgisayar açılınca ilk işi: kendine bir word sayfası açmak oldu ve yazmaya koyuldu;


“Artık öfkelenemiyordu bile. Hissizleşmişti. Sevinç, neşe, kahkaha, coşku, nefret ve öfke gibi duyguları hisseden bir adamın duyguları olurdu. Ama o bunlardan hiçbirini hissetmiyordu artık. Belki de o kadar yoğun bir duygunun derin dehlizlerindeydi ki başka hiçbir duyguyu göremiyor, duyamıyordu, duyumsayamıyordu. Önce mücadele etmiş, sonra kaybetmiş, sonra umut etmiş ve karanlığa düşmüş, depresyona girmiş; ruhsal çöküntü içerisinde hayatta kalmıştı.
Ancak artık bu şekilde olmuyordu, olamıyordu. Bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu. Aslında geriye pek de fazla seçenek kalmamıştı. Tekrar en başından başlayabilir miydi? Mücadele etmeye tekrar başlayabilir miydi? Sisifos gibi tepenin en uç noktasına kadar ittiği kaya tekrar başladığı yere döndüğünde en başından itmeye devam edebilir miydi? Ama o Sisifos gibi ölümsüz değildi ki; güçlü de değildi.

Kendini kapana kısılmış gibi hissediyordu….”

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Kapan Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kapan yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KAPAN yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
mesut.çiftci
mesut.çiftci, @mesut-ciftci
28.5.2025 09:59:57
Sisifos, Ephyra (günümüzdeki Korint) kentinin kurucusu ve kralıdır. Kurnazlığı ve tanrılara karşı meydan okuyan zekâsıyla tanınır.

Neden Cezalandırıldı?

Sisifos, birkaç kez tanrılara karşı geldi:

Ölümlü sırlarını ifşa etti – Tanrıların saklamak istediği bazı sırları açığa vurdu.

Ölümü kandırdı – Hades’i zincirleyerek insanların ölmesini bir süreliğine engelledi.

Kendi ölümünü erteledi – Eşiyle plan yaparak yer altı dünyasına gitmeyi reddetti, böylece ölümsüzlük elde etmeye çalıştı.

Cezası:

Tanrılar onu sonsuz bir cezaya mahkûm etti:
Bir kayanın, bir dağın zirvesine kadar yuvarlanması... Ama tam zirveye ulaştığında kaya tekrar aşağı düşer. Sisifos da tekrar ve tekrar aynı işi yapmak zorunda kalır — sonsuz bir döngü.

Felsefi Yorum:

Albert Camus – “Sisifos Söyleni” (Le Mythe de Sisyphe)

Fransız filozof Camus, bu miti absürdizm felsefesinin bir metaforu olarak yorumlar.

Absürt:

İnsan, yaşamda anlam arar ama evren bu anlamı sunmaz. Bu çelişki, “absürt”tür.

Sisifos'un durumu:

Yaşamın anlamsızlığı karşısında umutsuzluğa düşmek yerine, insan bu durumu kabullenmeli ve yaşamaya devam etmelidir.

Camus, şöyle der:

“Sisifos’u mutlu olarak hayal etmek gerekir.”

Çünkü Sisifos, kaderine başkaldırmadan ama farkındalıkla devam etmektedir. Bu bilinçli başkaldırı, özgürlüğün ta kendisidir.

Sembolizmi:

Kaya: İnsan yaşamındaki yük, sorumluluklar, anlamsız tekrarlar.

Zirveye ulaşamamak: Nihai başarıya hiçbir zaman ulaşamamak.

Yine de devam etmek: İnsan iradesi, başkaldırısı ve yaşamın sürmesi.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL