2
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
342
Okunma
Dün öğlen üzeri çocukluk ,gençlik yıllarım hakkında çok bilgisi olan bir arkadaşımla pazar yolunda karşılaştık. Hal durumların güzel olduğunu, birbirimizden netleştirip biraz eski günlerden günümüze örnek teşkil eden bir iki anın kulağını büktük .
Nitekim bazı kadınlara öpüşmek ve koklaşmak çok yakıştırılır ve bana göre sadece yakışır ötesi özel hayat içine girer.
Arkadaşım gözlerini gözlerime manalı manalı bir şekilde gezindirerek bugünümü,yani pabucu yırtık şairliğimi düşünmüş olmalı ki döndü dolaştı sözü benim ilk kimle öpüştüğüme getirdi.
"Anlat bakalım ilk öpüşmen kimle oldu ve sende ne etki bıraktı "deyince
Ben biraz daha konuyu bugüne davet edecek şekilde ıssızlaştım, düşünceden düşünceye daldım.. O ilk öpüşme anının hafızamda tekrarını yapıp cins bir gülüş patlattım.
"hahah!!,"
Evet, o vakitler ben on sekize yakın bir yaştayım. Daha çok benle evlenme ihtiyacı duyan annemin akrabaları olurdu.
Belki onlara göre kolay bir lokma sayılır belki de bilmişliğim çok hoşlarına gidiyordu.
Bizim kırsal gibi değil ,koca şehirler kirlenmiş aşkların kalıntıları ile doluydu. Son dönemlerde evden kaçan, kötü yola düşen, kızların sayısı o kadar fazlalaşmıştı ki.İyi aile oğlanlarının anneleri gelin adaylarını bizim gibi köy kızlarından seçerlerdi.
Hanım yenge de, annemle konuşup hayırlı işi anlatmış ve memlekete gelmek için biletlerini almışlardı.
Annem oğlan hakkında methiyeler dizer iken, ben aşkı bir çift mavi gözden yakalamışım bile kim tutar beni...
Günler sonra Hanım yenge aslan parçası oğlunu İstanbul dan yanına katıp gelmişti .Sabahın ışığı dik saatlerinde, beni göresi gelen oğlanın adı Mehmet Ali, bir seksen beş boy, tam bir Rus askeri ,yürüyüşüne dönüp bakan bir daha bakıyordu.
Hanım yenge ise çakma İstanbul hanımefendisi dar arkadan yırtmaçlı bir etek giyinmiş yürürken çiçekli donu, alttan sırıtıyordu. Diz üstü lastik çorapları ,omuzlarına ise kırmızı selanik örgüsü olan bir hırka atmıştı.
Saçları küt kesilmiş başındaki yazması boynuna düşmüş kaşları sinemamızın gülen yüzü Adile Naşit kaşları içe oyuk oyuktular.
Hanım yengenin memlekete gelişi ile gezme meraklısı akraba komşu kadınları soluğu bizim evde almışlardı.
Gelen bizim eko Hanım yenge değilde,sanki büyük bir kabilenin reisiydi. Her konuştuğu onu dinleyen kadınlar tarafından havada yakalanıyordu.
Ve Mehmet Ali iki de bir dışarı çıkıp Samsun sigarasını bir fırt içip içip bize hava atıyordu.
Lakin biz babamın yurt dışından getirdiği malboraları gizli gizli içerken duman üflemenin anasını ağlatmıştık.
Mehmet Ali’nin elinde tutuğu ve hiç de kimsenin alışık olmadığı siyah bir nesne vardı. Işıklı fener , radyo benzeri bir şey üzerinde gözlerini ayıramıyordu. Aniden ona bir haber gelecek ayaklarındaydı.
Mehmet Aliyi bir farklılaştıran o kara kutunun ne olduğunu akıl edip soran ortanca halamdı. .’’ Hanım yenge bu Mehmet Ali’nin elinde ki siyah alet nedir "dedi.
Hanım yenge omzundan hafif kayan kırmızı hırkasını düzeltip rahat orta boy bir kavun büyüklüğünde göğüslerini ileriye dikip halama!" Ne kız bacı o telefondur .Bizim oğlanın çalıştığı şirket ona vermiş. Eyle senin bildiğin telefonlardan değildir. Ben o gün Mehmet Aliyi aradım;ne ki arayım. Karşı tarafta güzel bir kadın sesi bana aynen şöyle cevap verdi. Hanım hanımefendi Mehmet Alinize şu an ulaşılmıyor. Daha sonra arayın. "
Anladım ki kendisini dinleyen diğer kadınlar ,ses kayıtla konuşan Hanım yengeye hayran kalmışlardı.
Dünyayı yeni icatları dergi ,gazetelerde takip eden beni çok iyi tanımıyorlardı.
Diğer oda da ise bizim ailenin gençleri almışlar Mehmet Aliyi aralarına
İstanbul hatun kaynıyor oda nerede Menekşe Sahilde .İlk defa belki yarı çıplak bir kadını orada görmüştür.
Ailenin gençleri ile Göl Yazıya doğru bir yürüyüş fikri bana da iyi geldi Mehmet Ali iki gözümün çiçeği büyük şehrin nasıl olduğunu herkese anlatırdı da, bana tek kelime anlatamıyordu.
Ve yanımda asker yürüyüşünü abideleştirmişti.
Sonbahar bizim oralarda yabani meyvelerinde tam zamanı yol kenarında dağ armutları beni yemeyeni döverim güzelliğindeydi. Mehmet Ali dönüp bana" Armut toplayım, ister misin?" deyince iki eli armut dallarının arasından bir avuç toplayıp benim avuçlarımın içine bıraktı.
Vay be!! ne büyük başarı dememe kalmadan.Herif şaak! Yapıştı dudaklarıma bir iki ıslaklık dilime değindirip geriye çekildi.
Bense onun avuçlarıma koyduğu armutları toprağın üzerine fırlatıp bizle arayı açan aile gençlerine yetişmeye çalıştım.
Mehmet Ali süt dökmüş kedi Mehmet Ali den ateşi harlanmış kocaman bir adamdı...
5.0
100% (1)