Varlıktan hiçliğe gidebiliyoruz da hiçlikten varlığa sefer koymamışlar. Varlığı yaşayabilmen için eskilerin deyimiyle, ağzında altın kaşıkla dünyaya gelmen gerekiyor. Ama şahsen bazı ademoğullarının elma şekeriyle kutsandığını düşünürüm. Tabi bunlar günümüz şartları için geçerli, ülkemiz için geçerli. Eskiden çalıştığının karşılığını alabiliyordun ve kenara para da koyabiliyordun. Şimdi bir tane eli yüzü düzgün telefon alabilmek için asgari 6 ay çalışman gerekiyor, yemeden içmeden. Ee eve nasıl bakacaksın, faturaları ne yapacaksın, kirayı, mutfak masraflarını nasıl karşılayacaksın? Çocukların da varsa iyice açmazdasın. Eskiyip gittiğinde, güncelleme almadığında çöp olacak bir telefon için 6 ay emeğin, ömrün gidecek. Reva mı bu? Elma şekeriyle kutsanmış Ademler için reva...
Ne güzel oluşturmuşlar sistemi. Bütün gün kan ter içinde, güneşin alnında çalış. Eve gel lüks hayatları izle, normalmiş gibi. Bir ben böyleyim diye düşün. Herkes yolunu bulmuş diye düşün. Müthiş bir yanılsama bu. Kimse öyle değil, çoğunluk senin gibi. O tripleks evinin katlarında asansörle dolaşanlar sadece azınlık. Seni sadece ucuz iş gücü olarak görüyor patronlar. Eve gelip bir kase kiraz yediğinde mutlu oluyorsun, borcunu biraz azaltabilsen mutlu oluyorsun. Ama bunlar anlık mutluluklar oluyor. Kalıcı değil, çünkü gün başladığında yine borçlanacaksın, eve geldiğinde yine lüks hayatları izleyeceksin. İmreneceksin, öyle ki ömrün bir hayale kavuşma derdiyle yitip gidecek..
Dünya insanlar için cehennem de cennet de. Oğluna pantolon alamadığı için hayatına son veren babalar, çocukları üşümesin diye fön makinesini çalıştırıp yan odada kendini asan analar. Vay, vay, vay.
Bu sosyete özentiliğini bir kenara bıraksak ülkece biraz olsun rahatlayacağız aslında. Çünkü kör göze parmak sokuyorlar. Eski dizilerden, filmlerden bahsedelim. Mesela İkinci Bahar, orada bu kadar şatafatlı yaşamlar var mıydı? Yedi Numara, Ayrılsak da Beraberiz, Çiçek Taksi, Süper Baba vs. Bunlarda böylesine insanları imrendirecek hayatlar var mıydı? Herkes kendinden bir şeyler bulurdu, samimi insanımıza, samimi içerikler sunulurdu.
Hiçlikten varlığa sefer koymadıkları gibi, insanları hipnotize ediyorlar. Çarklar dönsün de mutlu azınlıklar sefa sürsün diye. Halkın üzerinden dozerlerle geçiyorlar.
Yaşayanlar gölge yaşıyor, ölenler bir günde unutuluyor. Ülke böyle, dünya nasıl olursa olsun...
Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bu güzel üslubun serzenişine nasıl bir katkı yapılabilir ki veya bu güzel üsluptan ne öğrenebilirim? İncitmeden meram anlatılamayacak olayların ve koşulların içindeyiz.
Ekonomik reset ile bir defalık eşitlenme yapılmak zorunda. Bu konu çok su kaldırır, kuraklığa bile yol açabilir. 5 bin yıllık siyasi, sosyal, kültür ve inançların resetlenmesine kadar gider.
Teknoloji 5 yılda eskiye, ıskartaya çıkıyor maalesef. Pazar durumunda olan ülkemizin bunu engelleyebilecek kanunu bile yok. firmalar sattığı malın güncellemesini en az 20 yıl garanti etmek zorunda olmalılar. bir kanunluk iş, yapmayacak mısın kardeşim, o zaman benim ülkeme mal satamazsın haydi güle güle. İktisatta veya ekonomide bir defa ipin ucunu kaçırdın mı tekrar yakalamak çok çok zor. Dünya savaşlarının özü aslında ekonomi. İkinci dünya savaşı almanya ve fransa arasındaki kömür madenlerinin paylaşılmasından çıkmadı mı, 1. dünya savaşı ham madde yüzünden ve fabrikaların satışlarını artırmak düşüncesinden çıkmadı mı? Biz maalesef ipin ucunu kaçırmış bir coğrafyanın varlığıyız. Nedenleri bu yoruma sığmaz ki.
Her paragrafın ayrı bir teleskop ve mikroskop gibi üstadım. Senin ikinci paragrafındaki derinliği ben Y kuşağı olmama rağmen anlamakta zorlanıyorum kaldı ki sen bunu hacı amcaya, ırgata hatta toprak ağasından tut da valiye kadar nasıl anlatacaksın. Zihinleri ve hayalleri ele geçirilmiş tarihe ve tarihte kalmışlara, durmadan tarihi kişilerden alıntı yapanlara, hayale ulaşmanın ne demek olduğunu nasıl anlatacaksın? Kurt adam filmi izlememiş birine dna'dan, uzay filmi izlememiş birine teknolojik atılımdan ve kolaylığından anlatmanın yolu yok. Ki onlar 3000 yıl öncesinin öğretilerini birazcık ama çağa hitap etmeyen güncellemeleri ile senin bu paragrafının açılımını anlasalar kazığa oturmaya dünden razılar, seni çivili fıçıda yokuş aşağı yuvarlamayı sevap sayarlar.
Zihinler ve hayaller arasındaki farklar, avrupalılar ile kızılderililerin durumu gibi. Kızılderililer ile Anadoluyu kıyaslamaya çalıştığım bir yazı vardı denk gelirsen okumanı isterim.
Her paragrafında çekici daha da sert vuruyorsun? Bu gözler bu kulaklar bu çağda, ülkemizde, ailesinin geçimini sağlayamayacağını düşündüğü için bahsettiğin gibi; önce çocuklarını sonra eşini en sonda kendini öldüren kaç tane haber okudu. bu haberleri sen okudun gördün de devlet mi görmedi, siyasiler mi görmedi, gördüler de işin nasıl bir boyuta geldiğini anlamadılar veya anladılar da zaten milleti düşürmek istedikleri durum bu muydu? bilinçli bir felaket için ve bu felaketten kurtulamayacağımız düşünüldüğü için mi bu durumlara düşürülüyoruz? Ve manşetlerle, mikrofonlara verem gösterilip sıtmaya razı mı olduruluyoruz. Hani şükür inancı var ya; tam da bunun için, verem var sen sıtmaya şükret, zaten yönlendirmeye açık 1000lerce yıllık bir birikim var bizim ve çevremizdeki toplumlarda. Ortaçağ ve önceki kafası ve kafataslarıdır çatı kaşık, gönlü ve zihni hatta inançları o sorunlu insanlar ki; müjdeyi ölümden sonrasına öteleyenler. Kime ne anlatacaksın.
Bu sosyete... paragrafından itibaren bu güzel yazının sonuç bölümü sanki çivi betona, granite gelmiş gibi hissettirdi bana. Hiç inşaatta çalıştın mı veya çivi çekiç etki tepkisini izledin mi bilmem, bu bölümde işte çiviyi de çekici de granit veya kaya gök itimi uygulamış gibi geldi bana. Elbette güzel sonuç da çıkarılabilir çünkü; insan zihni ne düşünür de sonucuna varamaz ki lakin; gerçeklik ile gerçeklikten kopuk görüntülerin çelişkisi midir yani vardığımız sonuç. "Dozer" ifadesi bile çok hafif kalmış burada. Dersen ki sen yaz böyle bir yazı, derim ki; sanırım yazamam.
Çağ yangının içinde bırakan bir kültürün içinde cayır cayır yanıyoruz, cehennem tırıs gelir tırıs gider bizim zihinlerimize. Cennet yetmez, hediye, ödül sunamaz, erişemez bizim hayallerimize.
Korkuyorum 70 yaşındaki ata ve anamı kaybetmekten hem de öylesine bir korkuyorum ki, anlatamam. Lakin 70 yaşını devirmiş hala siyasette demogoji yapanların, şairciklerin, küfürbaz ve lanetlenmiş inançlıların, ideolojilerin, yarın değil yarından da yakın zamanda; varsa azrail tarafından, ölümle, varsa mikail tarafından deprem sel yangın yıldırımla, ve varsa.... nereye gönderileceklerse gönderilmelerini canı gönülden de istiyorum. Lakin yine düşünüyorum onların da vardır evlatları. Lakin onlar milletin evladını, ulusun geleceğini düşünmeyi akıllarından ucundan bile geçirmiyorlarsa benim iyiliğimden zihnimin güzelliğinden ne gelir. Benim insanlığım kuduz kurda ayıya kaplana vahşi sansargillere karşı hayatını devam ettirmeyi nasıl başarabilir. Bilmiyorum.
Değerli kalem, lütfen yaz. Kısa kısa yazıların bile bir soluk bir nefes verecek insanımıza, zihinlerimize. Ülkemizin bu duruma gelmesinin nedeni; çağı okuyamayan eski basım kitapların yazarları, şairleri değil midir? Fikir önderi derler, toplum önderi derler, kocca kocca şair derler, üstad derler bir çoğu için, lakin; senin ve senin tarzındaki kalemlerin ve zihinlerin tırnağı bile olamayacaklarından eminim.
Ben yorum yaparken çok yoruldum yine de sürçi klavyem olduysa affediniz.
İnsani yazıyı boşluk kalmayacak bir şekilde aydınlattığın için teşekkür ediyorum. Gerçi siz her yorumunuzda yazıların şiirlerin hakkını veren açık gördü mü dolduran bir yazarsınız. Anlaşılmak güzel bir şey, sizler gibi derinlemesine ölçüp biçerek yorum giren insanlar sayesinde, hep yazasım, hep dışavurasım geliyor. Eksik olmayınız, saygılar ve selamlar benden.
''Varlıktan hiçliğe gidebiliyoruz da hiçlikten varlığa sefer koymamışlar''
Yazının giriş kısmını okuduğum zaman metnin içeriğinin tasaavufi veya felsefi olabileceği kanaati oluştu bende.
Ne var ki herkesin bildiği Bilip te söylemediği Söylese de bir kıymetinin olmadığı Güncel sorunların en büyüğü olan Gelir adaletsizliğine vurgu yapmışsınız.
Sihirli kutuyla gösterilen seraplar ve yaşanılan gerçekler arasında ki uçurum artık Dayanılmaz bir hal aldığı günümüzde
Her gün toplum mühendislerinin kitle iletişim araçlarını kullanarak halkı pisikolojik, sosyolojik ekonomik vs vs konularda etkilemek için ortaya koydukları projelerle algı operasyonlarıyla ki bunlar gerçeklikten uzak şeylerdir;Toplumları yönlendirmek ve kontrol altında tutabilmek adına inşaa edilen bir dizi proje dünyasında yaşıyoruz.
Kişilerin kutsallaştırıldığı Kurumların dokunulamaz oldukları Yetki sahiplerinin pervasızca davranışlarını allı pullu boyalarla topluma empoze edilmesi Yani hepsi bir noktadan çıkan planlı ve programlı işlerdir.
Güney Amerika ülkelerinin bir çok darbeci yöneticileri üç (s ) formülünü kullanarak yıllarca toplumu kontrol altında tutmayı başarmışlardır.
Toplumu uyutmanın sihirli yolları Salsa -Dans Seks Spor
Ülkemizde ise kullanılan metotlar kanımca şunlardır.!
Adaletin işlevsiz hale getirilmesi. Kişileri kutsallaştırılması Milliyetçilik Din YALAN Haberler Denetim mekanizmalarının olmayışı
Bizler toplum olarak Düşünce ve bakış açımızı değiştirmediğimiz zaman Adalet temelinde taleplerde bulunmadığımız sürece Maalesef yaşadığımız şu Vatan toprağında ne karnımız doyar nede toplumsal huzurumuz olur.
Not O şaşalı dizilir içinde şunu söylemezsem içimde dert kalır
''Anam demiş göster ama verme ''diye bir değim vardır işte o diziler tam anlamıyla bu sözün karşılığı oluyor.
Zenginliği izleyebilirsin ama sahip olamazsın.
Dışa vurum adlı yazınızdan dolayı sizi kutla çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Selçuk bey çok teşekkür ederim bu derinlemesine irdeleyişinizden ötürü. Evet herkesin bildiği konular, söylense umursanmayacak konular. Ama dediğim gibi bir dışavurumdu sadece. Katkıda bulunduğunuz için tekrar teşekkürler. Saygılarımla..
Selçuk bey çok teşekkür ederim bu derinlemesine irdeleyişinizden ötürü. Evet herkesin bildiği konular, söylense umursanmayacak konular. Ama dediğim gibi bir dışavurumdu sadece. Katkıda bulunduğunuz için tekrar teşekkürler. Saygılarımla..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.