14
Yorum
14
Beğeni
0,0
Puan
2684
Okunma


"Sıracalı mikrop!" diye söylene söylene yan tarafta ki koltuğa oturdu.
“Böylesi güzel kadınların yanında, bunun gibi bir adamın olması hiç hoş değil. Baksana kızım şu adama, hem çirkin, hem de fodul!” Dedi.
Elimde, ekranına baktığım telefomundan başımı kaldırdım. Yüzüne doğru bakıp
“Anlamadım teyze bir sorun mu var?" Dedim.
“Şu öndeki oturan karı koca var ya onlardan bahsettim. O kadar dalmışın ki, telefonun ekranına, içine düşeceksin!” dedi. Sanki dövecek gibiydi bakışları ve ses tonu.
“Ne demiştiniz? Özür dilerim, tekrar eder misiniz?” diye sordum.
“Şu öndekiler diyorum, öndekiler! Çok uyumsuzlar! Allah’ı var, kadın çok güzel. Adamın tipine bak, at hırsızı kılıklı! Aboov yok yok! Bir de pis pis hem ter hem de cuvara kokuyor,” dedi, önde oturan çiftin ensesinden suratını ekşiterek...
Tabii, bana bunları söylerken başında sarılı olan, mavi boncuklu tülbentin öne sarkan ucuyla ağzını kapatıp “mın mın” ediyordu. Normal değil miydi anlamamış olmam?
“Hımm,” dedim ve tekrar telefonun ekranına döndüm. Aslında telefon da baktığım bir şeyde yoktu. Sâdece şiirimsi birşeyler karalamaya çalışıyordum not defterinde...
“Ee kızım, ne var bu meretin içinde? Gözün ağrımıyor mu? Az camdan dışarıyı izle hele… Bak bak! Vooo şooo tepelere! Her yer gül, çiçek, börtü böcek, şeker pancarı, günebakanlar, mısır tarlaları…
Buğdaylar sarısını giyinmeye yüz tutmuş
iğde ağaçları kokuya bürünmüş, yamaçlarda patika yollar,
her taraf çayır çimen,
yalıngı otları ile dolu, izle ki için açılsın" Dedi. Ellerini dizlerine yavaşça vurdu.
Cam tarafına doğru hafif yüzümü çevirdim.
Gerçekten de doğa rengârenkti.
“Aynen teyze, tepeler de pek yüksekmiş,” dedim.
Azarlar gibi bir ses tonuyla: “Haa sen beni yine dinlemiyorsun,” diye söylendi.
“Dinliyorum da teyze, bize ne yahu evli çiftlerden? Onlar belki de birbirinin kalbine bakıyordur, belki de çok mutlu bir aile olabilirler. Bilemeyiz... Belki de adamcağız çok çok iyi biridir, eşini de çok seviyordur. Dedikodu yapmayalım, dedim.”
“He, iyi yaaa, iyi iyi, çok iyi!” dedi, kafasını sağa sola salladı. Bir müddet sessiz kaldı.
Ardından ani bir çıkış yaptı ve...
“Ben onlara laf ettim amma, kusura kalma e mi kızım. Otobüse binmeden evvel O, çirkin adam, güzelim kadına öfkeleniyordu. Adama o yüzden hayıflandım. Kadıncağız da sessiz sessiz ağlıyordu. Bir an çok üzüldüm...” derken, birden bire yine bir çıkış yaptı heyecanlıydı bu defa ses tonu: Beden dilide değişti bir an yeri dar olmasaydı ayağa kalkacak gibi oldu ardından
“Yok anam, yok gııı" diye dilinden dökülen kelimleri uzattı. "Çirkin adamın içi de çirkin olur. Aynı, benim aygır gibi!” dedi. Yüzünü daha da çok kırıştırdı.
O an anlamadım "Aygır" olan kimdi acaba?
Soru sormama bile izin verseydi soracaktım fakat
Hemen ardından...
Herkesin duyacağı bir şekilde seslendi:
“Bana bir su ver hele evladım. Su..." diye bağırdı muavine.
Muavin, anında suyu getirdi. Teyze şapur şupur "ohhh" diye, diye bir güzel içti suyunu ve ardından
“Yarabbi şükür!” dedi. Yine önüne sarkan mavi boncuklu tülbentin ucuyla, önce ağzını, sonra da terlemiş yüzünü, gözünü iyice sildi.
Gerçekten de "Yarabbi şükür" dedim içimden bende.
Çünkü biraz kendine gelmiş gibi gözüküyordu bu tatlı Teyze.
"Çok amaçlı," dedim.
"Neyy yavrum?" Diye sordu.
"Tülbent." Dedim. Dudaklarımı hafif esneterek gülümsedim.
"He öyle, öyle! Namahrem görmez saçımı başımı. Güccük yaşımdan beri başımı sararım. Allah’ım, Allah’ım! Kurbanın olam Mevlam! Yakma ha, yakma! Cehennemde, şu çıbıldaklar gibi!” dedi.
Yorgun ve kararmış avuçlarını açıp ellerini yüzüne sürdü.
Bu defa dışımdan gülümsedim. Hoşuma gitmedi değil bu sözleri söylerken kendinden emin halleri.
" Oyy teyzem, sen cennete gidersen beni de yanına al e mi?" Diye bir an sarılasım geldi.
"Kocan güzel mi gııı? Diye yine kelimeleri uzatarak eliyle şak diye vurdu omuzuma.
"Bilmem, fena sayılmaz." Diye gülümsedim.
"Onu da mı cennete alacaksın? Neden sordun ki?"
"Ahh kuzummm! Benim herif çok çirkin. Üstelik kaba saba, küfürbaz,
Ağzını açar açmaz, direk sülaleni, ceddini, ananı, bacını birbirine katar karıştırır. Ağzı çok bozuk...
Oysa anam ölmüş, ceddim toprak olmuş! Cennete onunla girmem. Bu dünyada çektim, ahirette çekmem başka koca isterim!" Dedi ama o anı sanki yaşıyor gibiydi hal ve hareketleri...
Yok anam, yooookk! Cehenneme giderim de, yine onu istemem! diyor, dudağıyla da sürekli “cık cuk” diye sesler çıkarıyordu.
Üzülsem mi ? Gülsem mi? Bilemedim.
Yine de güldüm. Ve ekledim.
"Haa Teyze, sen değişiklik istiyorsun?"
"İsterim ya, istemem mi! Ahirette bari yanımda olmasın ömrü kesilsin!" Dedi... Sustum.
Aklımdan geçtikçe Teyzenin bu sözleri durdum durdum duramadım, gülümsedim desem yalan olur; içimden dışıma yankılanan bir kahkaha attım bir an da.
Etraftaki yolcular dönüp dönüp bana baktı, biraz utandım...
Teyze kaldığı yerden lafa devam ediyor ve arada bir: “Başın ağrıdı mı gızım?” diye soruyordu hâlâ.
"Yok teyzem yok! Seninle sohbet çok organik, üç gün üç gece dinlerim ben seni konuş konuş," diye cevap verince çok sevindi...
Toprağın bağrından çıkıp gelmiş bir kadın...
Buram buram Anadolu kokuyordu. "İzle bak" dediği yol kenarında ki dağlardaki tüm çiçeklerin, iğdelerin kokusu üzerine sinmiş gibiydi sanki. Dinlemekten sıkılmak ne mümkün.
"Yedi çocuk doğurdum, beş kız, iki erkek… Hepsini yoklukla, zorlukla büyüttüm. Çapaya gittim, bostan ektim, tavuk, cücük besledim, sattım, kattım, savurdum. Allah razı olasıcalar, şimdi anam ne haldesin demiyorlar! Yok mu o gelinler yok mu?
Oğlanların kellesi iki olunca unuttular beni!" Dedi.
"O ne demek oluyor teyze, kellesi iki olmak?"
"Yani güzel kızım , tek olan başları çift oluyor evlenince... Gece hocaları var ya, onlar işte onlar…
Gece olunca, oğlanları koynuna alınca ders veriyorlar okutuyorlar," dedi ve sözlerine devam ederken arada bir derin derin nefes alıyordu.
Belli ki çok dertliydi gelinlerinden.
"İlk gelini alınca, kapıda davul gümüleyince çok sevinmiştim. Rahmetli anam “Kızım kızım, boşa sevinme, gözün aydın! Aha düşman geliyor!” demişti. Ne de haklıymış!
Gelinler, oğullarımı yaklaştırmıyor bize, dedi ve derin bir nefes boyu ah çekti.
Üzüldüm doğrusu… Zaten yılların çilesi yüzünden belliydi.
Güneşin yaman sıcağı hiç masum davranmamış olmalıydı ona. Ellerinin üstü yüzünün derisi kırışıklıklarla doluydu. Her iz onda bir hikâyesi olan geçmişin meşakkatli yolu gibiydi.
"Ben basma entari giyerim. Ahıra girerken şalvarımı üstüme çekerim, başıma tülbent sararım. Ellerim ceviz temizlemekten yeşerir; benden huylanıyor el kızları. Amma ki… Cevizi kışın yerken huylanmıyorlar!
Yufka ekmek açıyorum, tereyağı, peynir yapıyorum, yolluyorum; yerken huylanmıyorlar!
Ama yanlarında gezdirmeye utanıyorlar.
Bakma sen kılığıma, kıyafetime; hepsini okuttum, evlendirdim, yerine yerleştirdim.
Büyük gelinimle oğlum avukat, Allah var, büyük gelinin aslansaygısızlığını görmedim. Evine gidince anne diye başına taç eder
Ama güccük gelin öyle mi? Köy kızı hem de bacımın kızı, öz teyzesiyim!
Aldık getirdik çapa tarlasından, hanım eyledik oğluma.
Özü kuruyasıca, şimdi beni beğenmiyor! Oğlumun parasıyla kızlarımla bana caba satıyor. Dedi.
Bir nevi hayat dersi alıyor gibi hissettim kendimi
Sözlerini bölmeden dinlemek istiyordum. Öyle de yaptım sessizce dinliyordum hâlâ.
Birden bire biraz sesini yükselterek;
“Sonradan görme, gavurdan dönme irezil!” dedi.
Belli ki küçük gelinden hiç hazzetmiyordu.
Şimdi onun yanındaydım. Üç gün durdum da…
“Yüzünün eğrisi doğrulmadı, bir defa bile gülmedi! Kalktım da evime gidiyorum." Dedi.
Kulağına doğru eğildim; fısıldarcasına
"Oğlun “Kal anne,” demedi mi?" Diye sordum.
"Yok! Kal gitme anam der mi hiç? Gece hocası dersini sabaha kadar iyi ezberletmiş.
Boynuma boğazıma sarıldı, ’İyi yolculuklar anacığım,’ dedi, otobüse bindirdi. Canı sağolasıca."
"Boş ver, üzülme," dedim teselli olsun diye sadece.
Bilmem teselli oldu mu acaba? Evladın sözü incitir anneyi ama evlat bunu bilmez. Kadıncağız çok incinmişti.
"Nerelisin kızım sen?" Diye sorarak evladından bahsetmekten vazgeçti ve konuyu değişti.
O an anladım ki oğluna toz kondurmak istemiyordu.
"Kahramanmaraşlıyım."
"Neresinden, hangi köyünden? De hele de!"
"Köyümüz yok!"
"Anan, baban sağ mı?"
"Hayır, sizlere ömür…" dememle birlikte yine ellerini dizlerine vurarak;
"Vahh, pekte tezesin, üzüldüm!" dedi ve sustu bir müddet. "Teze" onun şivesiyle taze demek. Genç mahiyetinde. Anlamıştım bu defa ne demek istediğini Teyzenin.
Sonra...
"Kızım kızım, yanlış anlama beni. İçim dışım dert dolu. Onca yolu gelinim, oğlum için kat ettim; yüz bulamayınca arkama bakarak evime dönmek zoruma gidiyor.
Gel gör ki… Onca sene yokluk çektim.
Hem dayak yedim, hem de tövbe dilim varmıyor o çirkin adama hizmet eyledim kadınlık yaptım!" Dedi.
"Aygır" eşi oluyormuş bu arada anladım yani.
"Yıllar geçti, hâlâ düzelmedi. Az nazlansam, bu yaşta bile eline geçeni başıma çalıyor. Evi barkı yıkıyor.
“Namussuza naz neylesin, kokmuş ete tuz neylesin!” dedi, ağlamaklı bir ses tonuyla.
Vakit geçmiş zaman daralmış ömür boş yere geçip gitmişti. Bu yaştan sonra düzelecek düzeltecek bir şey de kalmamıştı.
"Çocukken de bir sevgi görmedim daima çileyle büyüdüm.
Kocam için evlatlarım için çektiğim çile bile boşaymış, erin eşe demezse alem paşa demez yavrum" dedi, kendi şivesiyle…
İnsanın eşi yüceltirse o kadını evlatları dahil olmak üzere çevreside yüceltir... demek istedi.
Zaten ufak tefek, minyon tipli bir teyzeydi. Bunları söylerken bir o kadar daha küçüldü, o kadar küçüldü ki, oturduğu koltukta adeta eriyip, yok oldu üzüntüden.
Hüzün dolu gözlerinden yaşlar yanağına süzülüp basma eteğine dökülüyordu.
Bu defa başındaki mavi boncuklu tülbentin önüne sarkan ucuyla gözyaşlarını sildi.
O an yüreğim o kadar çok ezildi ki anlatamam. Sanki karanlığın ortasında kalmış gibi oldum. Otobüsün camından dışarı bakınca ne çiçekler, ne dağlar, ne de iğdeler kalmıştı… Gün, geceye dönmüştü. Ve ne kadar yol kat ettik bilmiyorum. Vakit artık gece olmuştu. Başımı öne eğdim; göz pınarlarıma dolan gözyaşlarımı ona göstermeden, tekrar yüzümü döndüğüm telefonun ekranına akıttım.
“Onca yolun sonu üzüntüden ibaretmiş…” dedim içimden.
Bu güzel teyzenin hayat yolculuğu, ikimizin birlikte yaptığı bir günlük yolculuktan daha uzun olsa da, evlatlarının onu misafir etmemesi; geçmişte yaşadığı tüm zorluklardan daha ağır gelmişti.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.