Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın. norman vincent peale
hüzünlükent
hüzünlükent
VİP ÜYE

Bir güzel teyze

Yorum

Bir güzel teyze

14

Yorum

14

Beğeni

0,0

Puan

2684

Okunma

Okuduğunuz yazı 28.7.2021 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Bir güzel teyze

Bir güzel teyze

"Sıracalı mikrop!" diye söylene söylene yan tarafta ki koltuğa oturdu.
“Böylesi güzel kadınların yanında, bunun gibi bir adamın olması hiç hoş değil. Baksana kızım şu adama, hem çirkin, hem de fodul!” Dedi.

Elimde, ekranına baktığım telefomundan başımı kaldırdım. Yüzüne doğru bakıp
“Anlamadım teyze bir sorun mu var?" Dedim.

“Şu öndeki oturan karı koca var ya onlardan bahsettim. O kadar dalmışın ki, telefonun ekranına, içine düşeceksin!” dedi. Sanki dövecek gibiydi bakışları ve ses tonu.

“Ne demiştiniz? Özür dilerim, tekrar eder misiniz?” diye sordum.
“Şu öndekiler diyorum, öndekiler! Çok uyumsuzlar! Allah’ı var, kadın çok güzel. Adamın tipine bak, at hırsızı kılıklı! Aboov yok yok! Bir de pis pis hem ter hem de cuvara kokuyor,” dedi, önde oturan çiftin ensesinden suratını ekşiterek...
Tabii, bana bunları söylerken başında sarılı olan, mavi boncuklu tülbentin öne sarkan ucuyla ağzını kapatıp “mın mın” ediyordu. Normal değil miydi anlamamış olmam?
“Hımm,” dedim ve tekrar telefonun ekranına döndüm. Aslında telefon da baktığım bir şeyde yoktu. Sâdece şiirimsi birşeyler karalamaya çalışıyordum not defterinde...

“Ee kızım, ne var bu meretin içinde? Gözün ağrımıyor mu? Az camdan dışarıyı izle hele… Bak bak! Vooo şooo tepelere! Her yer gül, çiçek, börtü böcek, şeker pancarı, günebakanlar, mısır tarlaları…
Buğdaylar sarısını giyinmeye yüz tutmuş
iğde ağaçları kokuya bürünmüş, yamaçlarda patika yollar,
her taraf çayır çimen,
yalıngı otları ile dolu, izle ki için açılsın" Dedi. Ellerini dizlerine yavaşça vurdu.

Cam tarafına doğru hafif yüzümü çevirdim.
Gerçekten de doğa rengârenkti.
“Aynen teyze, tepeler de pek yüksekmiş,” dedim.
Azarlar gibi bir ses tonuyla: “Haa sen beni yine dinlemiyorsun,” diye söylendi.

“Dinliyorum da teyze, bize ne yahu evli çiftlerden? Onlar belki de birbirinin kalbine bakıyordur, belki de çok mutlu bir aile olabilirler. Bilemeyiz... Belki de adamcağız çok çok iyi biridir, eşini de çok seviyordur. Dedikodu yapmayalım, dedim.”

“He, iyi yaaa, iyi iyi, çok iyi!” dedi, kafasını sağa sola salladı. Bir müddet sessiz kaldı.
Ardından ani bir çıkış yaptı ve...
“Ben onlara laf ettim amma, kusura kalma e mi kızım. Otobüse binmeden evvel O, çirkin adam, güzelim kadına öfkeleniyordu. Adama o yüzden hayıflandım. Kadıncağız da sessiz sessiz ağlıyordu. Bir an çok üzüldüm...” derken, birden bire yine bir çıkış yaptı heyecanlıydı bu defa ses tonu: Beden dilide değişti bir an yeri dar olmasaydı ayağa kalkacak gibi oldu ardından
“Yok anam, yok gııı" diye dilinden dökülen kelimleri uzattı. "Çirkin adamın içi de çirkin olur. Aynı, benim aygır gibi!” dedi. Yüzünü daha da çok kırıştırdı.
O an anlamadım "Aygır" olan kimdi acaba?
Soru sormama bile izin verseydi soracaktım fakat
Hemen ardından...
Herkesin duyacağı bir şekilde seslendi:
“Bana bir su ver hele evladım. Su..." diye bağırdı muavine.
Muavin, anında suyu getirdi. Teyze şapur şupur "ohhh" diye, diye bir güzel içti suyunu ve ardından
“Yarabbi şükür!” dedi. Yine önüne sarkan mavi boncuklu tülbentin ucuyla, önce ağzını, sonra da terlemiş yüzünü, gözünü iyice sildi.
Gerçekten de "Yarabbi şükür" dedim içimden bende.
Çünkü biraz kendine gelmiş gibi gözüküyordu bu tatlı Teyze.

"Çok amaçlı," dedim.
"Neyy yavrum?" Diye sordu.
"Tülbent." Dedim. Dudaklarımı hafif esneterek gülümsedim.
"He öyle, öyle! Namahrem görmez saçımı başımı. Güccük yaşımdan beri başımı sararım. Allah’ım, Allah’ım! Kurbanın olam Mevlam! Yakma ha, yakma! Cehennemde, şu çıbıldaklar gibi!” dedi.
Yorgun ve kararmış avuçlarını açıp ellerini yüzüne sürdü.
Bu defa dışımdan gülümsedim. Hoşuma gitmedi değil bu sözleri söylerken kendinden emin halleri.

" Oyy teyzem, sen cennete gidersen beni de yanına al e mi?" Diye bir an sarılasım geldi.
"Kocan güzel mi gııı? Diye yine kelimeleri uzatarak eliyle şak diye vurdu omuzuma.
"Bilmem, fena sayılmaz." Diye gülümsedim.
"Onu da mı cennete alacaksın? Neden sordun ki?"
"Ahh kuzummm! Benim herif çok çirkin. Üstelik kaba saba, küfürbaz,
Ağzını açar açmaz, direk sülaleni, ceddini, ananı, bacını birbirine katar karıştırır. Ağzı çok bozuk...
Oysa anam ölmüş, ceddim toprak olmuş! Cennete onunla girmem. Bu dünyada çektim, ahirette çekmem başka koca isterim!" Dedi ama o anı sanki yaşıyor gibiydi hal ve hareketleri...
Yok anam, yooookk! Cehenneme giderim de, yine onu istemem! diyor, dudağıyla da sürekli “cık cuk” diye sesler çıkarıyordu.
Üzülsem mi ? Gülsem mi? Bilemedim.
Yine de güldüm. Ve ekledim.
"Haa Teyze, sen değişiklik istiyorsun?"
"İsterim ya, istemem mi! Ahirette bari yanımda olmasın ömrü kesilsin!" Dedi... Sustum.

Aklımdan geçtikçe Teyzenin bu sözleri durdum durdum duramadım, gülümsedim desem yalan olur; içimden dışıma yankılanan bir kahkaha attım bir an da.
Etraftaki yolcular dönüp dönüp bana baktı, biraz utandım...

Teyze kaldığı yerden lafa devam ediyor ve arada bir: “Başın ağrıdı mı gızım?” diye soruyordu hâlâ.
"Yok teyzem yok! Seninle sohbet çok organik, üç gün üç gece dinlerim ben seni konuş konuş," diye cevap verince çok sevindi...

Toprağın bağrından çıkıp gelmiş bir kadın...
Buram buram Anadolu kokuyordu. "İzle bak" dediği yol kenarında ki dağlardaki tüm çiçeklerin, iğdelerin kokusu üzerine sinmiş gibiydi sanki. Dinlemekten sıkılmak ne mümkün.

"Yedi çocuk doğurdum, beş kız, iki erkek… Hepsini yoklukla, zorlukla büyüttüm. Çapaya gittim, bostan ektim, tavuk, cücük besledim, sattım, kattım, savurdum. Allah razı olasıcalar, şimdi anam ne haldesin demiyorlar! Yok mu o gelinler yok mu?
Oğlanların kellesi iki olunca unuttular beni!" Dedi.

"O ne demek oluyor teyze, kellesi iki olmak?"
"Yani güzel kızım , tek olan başları çift oluyor evlenince... Gece hocaları var ya, onlar işte onlar…
Gece olunca, oğlanları koynuna alınca ders veriyorlar okutuyorlar," dedi ve sözlerine devam ederken arada bir derin derin nefes alıyordu.
Belli ki çok dertliydi gelinlerinden.

"İlk gelini alınca, kapıda davul gümüleyince çok sevinmiştim. Rahmetli anam “Kızım kızım, boşa sevinme, gözün aydın! Aha düşman geliyor!” demişti. Ne de haklıymış!
Gelinler, oğullarımı yaklaştırmıyor bize, dedi ve derin bir nefes boyu ah çekti.
Üzüldüm doğrusu… Zaten yılların çilesi yüzünden belliydi.
Güneşin yaman sıcağı hiç masum davranmamış olmalıydı ona. Ellerinin üstü yüzünün derisi kırışıklıklarla doluydu. Her iz onda bir hikâyesi olan geçmişin meşakkatli yolu gibiydi.

"Ben basma entari giyerim. Ahıra girerken şalvarımı üstüme çekerim, başıma tülbent sararım. Ellerim ceviz temizlemekten yeşerir; benden huylanıyor el kızları. Amma ki… Cevizi kışın yerken huylanmıyorlar!
Yufka ekmek açıyorum, tereyağı, peynir yapıyorum, yolluyorum; yerken huylanmıyorlar!
Ama yanlarında gezdirmeye utanıyorlar.
Bakma sen kılığıma, kıyafetime; hepsini okuttum, evlendirdim, yerine yerleştirdim.
Büyük gelinimle oğlum avukat, Allah var, büyük gelinin aslansaygısızlığını görmedim. Evine gidince anne diye başına taç eder
Ama güccük gelin öyle mi? Köy kızı hem de bacımın kızı, öz teyzesiyim!
Aldık getirdik çapa tarlasından, hanım eyledik oğluma.
Özü kuruyasıca, şimdi beni beğenmiyor! Oğlumun parasıyla kızlarımla bana caba satıyor. Dedi.

Bir nevi hayat dersi alıyor gibi hissettim kendimi
Sözlerini bölmeden dinlemek istiyordum. Öyle de yaptım sessizce dinliyordum hâlâ.

Birden bire biraz sesini yükselterek;
“Sonradan görme, gavurdan dönme irezil!” dedi.
Belli ki küçük gelinden hiç hazzetmiyordu.
Şimdi onun yanındaydım. Üç gün durdum da…
“Yüzünün eğrisi doğrulmadı, bir defa bile gülmedi! Kalktım da evime gidiyorum." Dedi.

Kulağına doğru eğildim; fısıldarcasına
"Oğlun “Kal anne,” demedi mi?" Diye sordum.
"Yok! Kal gitme anam der mi hiç? Gece hocası dersini sabaha kadar iyi ezberletmiş.
Boynuma boğazıma sarıldı, ’İyi yolculuklar anacığım,’ dedi, otobüse bindirdi. Canı sağolasıca."

"Boş ver, üzülme," dedim teselli olsun diye sadece.
Bilmem teselli oldu mu acaba? Evladın sözü incitir anneyi ama evlat bunu bilmez. Kadıncağız çok incinmişti.

"Nerelisin kızım sen?" Diye sorarak evladından bahsetmekten vazgeçti ve konuyu değişti.
O an anladım ki oğluna toz kondurmak istemiyordu.
"Kahramanmaraşlıyım."
"Neresinden, hangi köyünden? De hele de!"
"Köyümüz yok!"
"Anan, baban sağ mı?"
"Hayır, sizlere ömür…" dememle birlikte yine ellerini dizlerine vurarak;
"Vahh, pekte tezesin, üzüldüm!" dedi ve sustu bir müddet. "Teze" onun şivesiyle taze demek. Genç mahiyetinde. Anlamıştım bu defa ne demek istediğini Teyzenin.

Sonra...
"Kızım kızım, yanlış anlama beni. İçim dışım dert dolu. Onca yolu gelinim, oğlum için kat ettim; yüz bulamayınca arkama bakarak evime dönmek zoruma gidiyor.
Gel gör ki… Onca sene yokluk çektim.
Hem dayak yedim, hem de tövbe dilim varmıyor o çirkin adama hizmet eyledim kadınlık yaptım!" Dedi.
"Aygır" eşi oluyormuş bu arada anladım yani.
"Yıllar geçti, hâlâ düzelmedi. Az nazlansam, bu yaşta bile eline geçeni başıma çalıyor. Evi barkı yıkıyor.

“Namussuza naz neylesin, kokmuş ete tuz neylesin!” dedi, ağlamaklı bir ses tonuyla.
Vakit geçmiş zaman daralmış ömür boş yere geçip gitmişti. Bu yaştan sonra düzelecek düzeltecek bir şey de kalmamıştı.

"Çocukken de bir sevgi görmedim daima çileyle büyüdüm.
Kocam için evlatlarım için çektiğim çile bile boşaymış, erin eşe demezse alem paşa demez yavrum" dedi, kendi şivesiyle…
İnsanın eşi yüceltirse o kadını evlatları dahil olmak üzere çevreside yüceltir... demek istedi.

Zaten ufak tefek, minyon tipli bir teyzeydi. Bunları söylerken bir o kadar daha küçüldü, o kadar küçüldü ki, oturduğu koltukta adeta eriyip, yok oldu üzüntüden.
Hüzün dolu gözlerinden yaşlar yanağına süzülüp basma eteğine dökülüyordu.
Bu defa başındaki mavi boncuklu tülbentin önüne sarkan ucuyla gözyaşlarını sildi.


O an yüreğim o kadar çok ezildi ki anlatamam. Sanki karanlığın ortasında kalmış gibi oldum. Otobüsün camından dışarı bakınca ne çiçekler, ne dağlar, ne de iğdeler kalmıştı… Gün, geceye dönmüştü. Ve ne kadar yol kat ettik bilmiyorum. Vakit artık gece olmuştu. Başımı öne eğdim; göz pınarlarıma dolan gözyaşlarımı ona göstermeden, tekrar yüzümü döndüğüm telefonun ekranına akıttım.
“Onca yolun sonu üzüntüden ibaretmiş…” dedim içimden.
Bu güzel teyzenin hayat yolculuğu, ikimizin birlikte yaptığı bir günlük yolculuktan daha uzun olsa da, evlatlarının onu misafir etmemesi; geçmişte yaşadığı tüm zorluklardan daha ağır gelmişti.







Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Bir güzel teyze Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bir güzel teyze yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Bir güzel teyze yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sahir Neva
Sahir Neva , @sahirneva
29.7.2021 23:55:04

Valla öyle tanıdık geldi ki arka koltuktan dinlemiş gibi dinledim teyzeyi :)

Dönüş yolunda teyzenin kocası ile tesadüf ettim onu da ben anlatırım bir gün bakalım o neler diyor avradı ve gelinleri için :P

Öğrenciliğim boyunca o kadar çok denk geldim ki bu teyzelere ve amcalara yazı aldı götürdü o uzun otobüs yolculuklarına ...


Tebrikler sevgiler Hüzünlükent
Aygün Deniz
Aygün Deniz, @aygun-deniz
29.7.2021 22:35:55
Kutluyorum günün güzel , bir o kadar da doğal yazısını, öyküsünü. Çok sevgimle hüzünlükent...
Rû //
Rû //, @r --
29.7.2021 21:57:42
ne kadar doğal bir anlatım...
ve ne kadar hayatın içinden...

tebrik ediyorum kaleminizi

sevgilerimle
deniz-ce
deniz-ce, @deniz-ce
29.7.2021 21:49:23
çok tanıdık çook…

sevgiler.
Gule
Gule, @gule
29.7.2021 19:48:55
Yazı kurgu mu, yaşanmış bir hikãye mi diye bocalarken böyle ikilemde kalmanın çok da bir önemi olmadığını, kimseye fayda etmeyeceğini anladım. Demek istediğim bu buruk hikayenin kurgu olması belki biz okurların yüreğine birazcık su serpecektir ama bu ve benzeri hayatların günümüzde varlığını sürdürmekte olduğu gerçeğini de unutturmayacaktır tam tersine daha da derinden perçinletip, daha da kamçılayıp acı bir şekilde hissettirecektir.

cinsiyetçi bir tavır takınmadan, tarafsız bir gözlemle şunu söylemek istiyorum; kadın olsun erkek olsun böyle kök söktürenlerimiz, hayatı birbirine zehir edenlerimiz maalesef ki var...acı tarafı ise bu sürünmeceyi, bu devinmeyi mezara kadar götürmek istemeleri ya da götürmek zorunda olmaları...kimi zorunluluktan, kimisi çaresizlikten, kimi de bağımlılıktan, aile-toplum baskısından, çatışmasından v.s...kiminin de gidecek yeri olmayışından belki...gidecek yerden bahsettiğim şey ise başlarını sokabilecekleri başka bir taş binadan söz etmiyorum...aradığı huzuru orda da bulamayacağı düşüncesi ağır basıyor içimde çünkü...'hiç yoktan iyidir!' diyenler olacak biliyorum ama ben bir ruhun temelden çöküşünü ve diri diri gömülüşünü hissederken mutluluk ve huzurun uzaklarda bi yerde kaldığını ve onca senenin açtığı yara ve izlerden sonra hiçbir şeyin o insanı iyileştiremeyeceğinin de farkındayım...o gürültüden çıkar, kafasını dinler bi süre ama geçmişini yakasından kurtaramaz bi türlü...kendini tüketmenin yolunu bulur bi şekilde...erkeklere nazaran özellikle kadınların kalıtsal yapısı-yetisi-eğilimi buna daha yatkındır...biz çok güzel tükeniriz, öyle güzel tüketiriz ki kendimizi kimse bunun ayırdına bile varmaz...böyle de mütevaziyiz yani kimseye hissettirmeden, duyurmadan sessizce olanları sindirip köşemize çekilmek...bunları hayat arkadaşımıza anlatacak gücü bulamayız kendimizde, artık yorgunluktan mıdır? bıkkınlıktan mıdır? tahammülsüzlükten midir? yoksa bir yıkımı daha kaldıramayacak oluşumuzdan mıdır? aynı evin, aynı çatının altında aynı kaderi, kederi paylaşırken, azar azar çürüyüp giderken; duvarda çınlayıp yankılanan sesleri farklı algılayıp duyumsamamızdan mıdır? orası başka bir boyut ve sonsuzluk...

ama öyle, ama böyle yılları elimizde çitileyip dururuz...aynı damın altındakilere çaktırmayıp durumu idare ederken sonra bi yerde yabancı biri çıkar karşımıza böyle çorap söküğü gibi ona kurtlarımızı dökülürüz:)

bir ömürü paylaştıktan, tükettikten sonra bir cehennemi beraber yaşamayacak olmak da ayrı bir dram...'ya hep! ya hiç!' yeminini kendi elimizle değil de yine inanç ve kadere bağlayıp çözmek isteyişimiz de ayrı bir parodi...

neresinden tutsam elimde bir şeyler çarpuk çurpuk, paramparça kalıyor...

çok uzattım bağışlayın ama şunu da söylemeden geçmek istemiyorum...nedir bu asırlardır süregelen gelin kaynana çatışması? anlamıyorum...bi gelin nakaratıdır almış başını gidiyor...evlatlar annelerin yumuşak karnıdır zaten, kötü rol de hep geline düşer böylece...'oğlum böyle yapmaz da! oğlumun fikri değil de, gelinimin başının altından çıkıyor bunlar! gelinim beni sevmiyor da! gelinim beni istemiyor da!'...

peki anacım sen ne kadar seviyorsun bu el kızını?

bunu da sormak, irdelemek lazım ama...

sevgiyle...




GülRa
GülRa, @gulra
29.7.2021 19:13:26

Ah dedim boynum bükük, üzülerek rahmet diyarındaki anacığım aklıma geldi.
Evlatlarını ne zahmetle büyüttü de, torunu dediği gelinin bir lokma ekmeği zehirledi kanını, erken çekildi gitti.
''Evladım dedi, gelin bunu götürün yanınıza da iki ay uzak durayım dedi.
Şimdi kendi uzaklarda.
İnsan, insanı yedi bitirdi.
Yazı da beni.

Tebrikler saygılar.
Mehmet Burhan AKIN
Mehmet Burhan AKIN, @mehmet-burhan-akin
29.7.2021 16:17:51
Çok hikaye okuduk bu sitede; yazdık, karaladık, yorumlar yaptık hepsi de birbirinden güzel hikayeler diyebiliriz. Ama öylesi vardır ki; seni, beni, onu anlatır... hepimiz içindeyiz, koca Anadolu'nun tümü...
Mekanlar, köyler, iller, bölgeler ayrı olabilir belki, kuşaklar arasındaki farklılıklar aynı.

Anadolu'nun köylüklerine bakıyoruz; yaşlı kuşak saf yürekli, içinden geldiği gibi konuşur organiktir, kültürlerini beğenmesek de gerçektir.
Kuşaklar arasında sadece yetişme tarzları vardır; biri organik, diğeri sözde uygar. Cahil yetişmek ile yanlış yetişmek arasında çok fark görüyorum. Hatırlarım; tarlasında harmanında, bağında bahçesinde, malı davarı peşinde koşanlar, hele bir de okuma yazmaları yoksa toplum nezdinde onları cahil kesim olarak gördük. Kendini uygar olarak görenlerin çoğu yanlış yetiştiler ve... sizin anlattıklarınız ortaya çıktı.

Değerli kalemden, dünyalar değerinde bir öykü okudum.

Saygılarımla Efendim.
Ely
Ely, @ely
29.7.2021 15:30:48
Kutluyorum güne gelişini canım
Müsait vaktimde okuyacağım yollardayim❤️
Kazım Gök
Kazım Gök, @kazim-gok
29.7.2021 11:25:56
Koca yürekli bir çınar
Köklerinden ıslanan mavi boncuklu tülbentini
Kahraman kentli bir fidananın dallarına sermiş
Kurumadan okuduk

Yüreğine sağlık hemşehrim
Suat Zobu
Suat Zobu, @suat-zobu
29.7.2021 10:18:59
Çok güzel. Gerçekten günü hak ediyor.
O teyzenin yaşadıkları maalesef günümüz gerçeği.
Şu zamanda yaşlı olmak çok zor.
Hele eşlerden biri vefat etmişse.
Hele bakıma muhtaç hale gelinmişse... Çok zor.
Allah ölümün bile hayırlısını versin.
Sağlıklı günler.
ilhanaşıcı
ilhanaşıcı, @ilhanasici
29.7.2021 08:45:46
o teyzenin jenarasyonunda son bulsun artık Anadolu'm kadınının çektikleri ve meydan kahvelerinin sür cahil zevzeklikleri...

yazmak anlatmak değildir, yaşatıp dokumaktır...

d/okudum...

Şadiye gürbüz(zaralıcan
Şadiye gürbüz(zaralıcan, @sadiye-gurbuz-zaralican
29.7.2021 00:35:58
Günü selamlayan...Sizi okumak iyi geldi...kaleminiz nur olsun...sevgimlesin küçük kız kardeş
Etkili Yorum
Ümmühan Yıldız
Ümmühan Yıldız, @ummuhanyildiz
28.7.2021 09:42:25
10 puan verdi
Gündelik yaşamın akışı içerisinde, içsel dünyamızda yaşanan çalkantılar, hayaller, arzular, o kadar çok yoğunlaşıyoruz ki; sahip olduğumuz büyüklere saygı kültürünü unutuyoruz.

Hayatın gösterişine o gurubun bir parçasına dâhil olmak için ailesini yok sayan,ailesinde utanan insanları gördükçe tarifsiz üzülürdüm. Ailesi kapalıydı ve bunu saklardı...

Yaş aldıkça beklentilerin karşılıksız kaldığında ve seni gerçek anlamda sevenin aile olduğunu zamanla anlıyorsun.

Gençlik heyecanının, merakının, coşkusunun, ilgisinin, beklentisinin; anne/aile olmayınca eskisi gibi etkiyi yaratmadığını.

Paylaşacağın hissettiği tüm duyguların karşılığını verebilecek güzel insanların azalırken kendini daha çok sevmeyi öğreniyorsun

Ve zamanın darlığını, azaldığını ve hatalarının göğsüne sığınamayacak kadar büyüdüğünde ne yapacak, nereye saklanacaktır düşünürken gençliğin gittiğinin farkına varıyorsun

İnsanoğlu çocukluğunda kurduğu hayalleri içerisine yaşlanacaklarını koymuyorlar.

İlgisizlik; yüreğini hassas ve kırılgan hale getirirmiş o güzel teyzenin ellerinden öperdim,

Bize tertemiz, kültürünü koruyan ninelerimizin, duygu sömürüsü olmayan saf sevgisi lazım.


Yok, yok, yok oluyor


Günümün yazısı


sarnıç
sarnıç, @sarnic
28.7.2021 09:39:46
gönlü güzel yüreği güzel bir yurdum insanın
iç burkan öyküsü....
keşke bu yaşananlar hep hikayelerde olsaydı
demekten kendisini alamıyor insan...

doğal hali ve kederiyle güzel bir anlatımdı
mavi boncuklu tülbentli teyzenin hikayesi..


tebrikler saygılar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL