Devrim Boran
65 şiiri ve 32 yazısı kayıtlı Takip Et

Sevdalı bulut



Sevdalı Bulut

Ne söz vardı, ne de yazı.
Bulut vardı, yalnızca bulut…
Yeryüzüne inmiş bir buluttur Meryem Ana.
Kibele ise erdemi bulutun…

Bulut idim. Sevdalı bir bulut. Yeryüzüne sevdalı bir bulut.

Yıllar yılı hayranlıkla seyreyledim ‘yeryüzü’ adlı cenneti. Dağlara sevdalandım. Yeryüzünün göğe dokunan elleri dağlara sevdalandım… Çocuk idim henüz. Dilimde şen bir türkü ile Çin’den Hindistan’a doğru yol alıyordum. Yeryüzünün çatısı Himalayalar’dan süzülürken Everest’e raslamıştım. Ve Everest’in buzdan kalbine karlarımı serpiştirmiştim… Çocukluğumun son demleri idi. Kızıldeniz’den Madagaskar’a doğru yol alıyordum keder içinde. Afrika’nın kavruk göğünde süzülürken Klimanjaro’ya raslamıştım. Ve Klimanjaro’nun uçurumlarına serpiştirmiştim son damlalarımı… Irmaklara sevdalandım. Yeryüzünün can suyu ırmaklara sevdalandım. İlk gençlik yıllarımdı. Pasifik’ten Sibirya’ya doğru yol alıyordum hüzün içinde. Bir fırtınaya tutulup Mezopotamya’nın göğüne sürüklenmiştim. Ve uygarlık yaratan Dicle’nin hırçın akışını Zağroslar’dan Basra Körfezi’ne dökülene kadar izlemiştim tutkuyla… Çocukluktan ilk gençliğe henüz adım atmıştım. Kafkasya’dan Mağrib’e doğru yol alıyordum can sıkıntısı içinde. Akdeniz’in göğünde süzülürken, piramitler ülkesi Mısır’ı doğuran Nil’in deniz ile buluşmasına tanıklık etmiştim… İnsanı doğanın boyunduruğundan kurtarıp özgürleştiren yeryüzünün şehirlerine sevdalandım. Suyun bağrında çiçek açan Venedik’i unutamam hiç. Venedik’in göğünde büyülenmiş kalmıştım bir yaz boyunca… Hele de Mardin’i! Taşın şiire dönüştüğü Mardin’i bir rüyada gibi izlemiştim geceler boyunca…

Yıllar yılı hayranlıkla seyreyledim yeryüzünü. Kah yağmur olup yağdım. Toprağın umudu oldum. Kah kar olup yağdım. Dorukları kapladım… Göğünde süzülmediğim ne bir kara parçası kaldı, ne de bir su birikintisi. Ve ruhumu kanatan bir çelişkinin ortasında buluverdim kendimi. Yeryüzüne sevdalıydım. Oysa, imkansız bir aşk idi benimkisi. Bir gökyüzü sakini idim çünkü. Ya bulut olarak kalıp vuslatsız aşkımı kalbime gömecektim. Ya da bulut olmaktan vazgeçip yeryüzüne inecektim… Uzunca bir gelgitten sonra aşık yanım ağır bastı ve yeryüzüne inmeye karar verdim. Evet, kararımı vermiştim artık: Yeryüzüne inecektim. Aşkıma kavuşmak için yeryüzüne inecektim.

Bahar idi. Pırıl pırıl bir bahar. Güneş ışıklarını döküyordu dünyaya. Ve güneşin kollarında renkten renge bürünüyordu doğa. Altımda bir turna sürüsü kanat çırpıyordu. Yeryüzüne son kez baktım. Yıldızlara el sallayıp gökyüzüne veda ettim. Ve tek bir damlaya dönüşüp bıraktım kendimi boşluğa… Düşüyordum yere. Usul usul düşüyordum. Sabırsızlık içindeydim. Yeryüzüne kavuşmanın sabırsızlığı içinde. Merak içindeydim. Neye dönüşeceğimin merakı içinde. Yeryüzü yolculuğumu ne olarak sürdürecektim acaba! Derken, sürünün sonunda kanat çırpan bir turnanın kanadına düşüverdim. Ve ruhumu turnaya geçirdim. Bir turnaydım artık… Sürünün peşinde Avustralya’ya kadar uçtum. Bahar boyunca Avustralya’nın sonsuz kırlarında kanat vurdum. Tek dişi kalmış canavara direnen Aborjinler’in ezgilerine eşlik ettim. Ve mevsim yaza dönerken, bir yolcu gemisinin güvertesinde Brezilya’ya doğru yola çıktım. Sao Paulo Limanı’ndan kanat vurup Amazon Ormanlarına uzandım. Amazon’un derinliklerinde doğanın gizlerine daldım. Dev bir akasya ağacının dallarından yere doğru süzülürken bir ceylana rastladım. Ve ruhumu, dere kenarında su içen ceylana geçirdim. Bir ceylandım artık. Sürüsünü yitirmiş bir ceylan… Amazon cangılında ürkekçe gezinirken avcıların tuzağına düşüp tutsak edildim. Neden sonra, bir hayvanat parkının demir parmaklıkları arasında buluverdim kendimi. Paris’te bir hayvanat parkında tutsak idim artık. Yeryüzü maceram sona ermişti işte!

Bir kafesinin ardında insanların dünyasını anlamaya çalışmakla geçip gitti yıllarım. Öğrenmiştim ki, gökyüzünden ‘cennet’ diye hayranlıkla izlediğim yeryüzü, aynı zamanda bir ‘cehennem’ imiş. İnsanların yarattığı bir cehennem! Nice zulmün kol gezdiği insanların dünyası, bir çelişkiler yumağıydı. Bir kıta açlıktan kırılırken, bir başka kıta doygunluğun doruklarında geziniyordu. Bir ülke kan gölü iken, bir başka ülke huzur içinde uyuyordu… Havyanlar hakkında uydurulan ‘orman kanunu’, insanların yarattığı uygarlığın özü idi. Ve bu çirkin özü, doğanın özgür çocuklarına mal ederek kendilerini aklıyorlardı…

Yeryüzüne inmiş bir bulut idim. Ve ruhumu bir insana geçirerek yeniden özgür olmak elimde idi aslında. Oysa, direniyordum ben. Ruhumu insana geçirmemek için direniyordum. Bir yanım, ‘özgürlüğe yelken aç artık!’ dese de direniyordum. Yeryüzünde rastladığım sayısız canlı arasında ruhuma korku salan tek canlı insan idi çünkü. Üstelik, özgürlüğümü de çalmış bir canlı idi. Özgür olmak pahasına ruhumu böyle bir varlığa geçirmek kara kara düşündürüyordu beni…

İnsan olup olmamak ikilemini yoğunca yaşadığım bir sıra Paris’ten bir gemi ile İstanbul’a gönderildim. Afrika’dan yavru ceylanlar getirilmişti çünkü. Ve ben yaşlanmaya yüz tutmuş bir ceylan idim… Üç günlük karanlık bir yolculuğun ardından İstanbul’da açtım gözlerimi. Topkapı Sarayı’nın dibindeki Gülhane Parkı’na kapatılmıştım şimdi de… İkilemimin doruğa vardığı bir anda bakıcımın bir boş anından yararlanıp kafesimden kaçıverdim. Yıllar sonra yeniden özgürdüm işte! Sarayburnu’ndan dönüp Galata Köprüsü’ne çıktım. Ve insanların arasında çaresizce kaçışırken Taksim Meydanı’nda buluverdim kendimi… Bir karar vermeliydim artık. Ya yeniden tutsak edilip kafesime dönecektim. Ya da yeryüzü serüvenimi insan olarak sürdürecektim. Ve Taksim Anıtı’nın önünde durmuş, şaşkın gözlerle dünyaya bakan bir çocuk ile göz göze gelince verdim kararımı. Ruhumu çocuğa geçirdim. Bir insandım artık. Sevdasını arayan bir insan….

devrim BORAN * mayıs 2008 * İstanbul

Beğen

Devrim Boran
Kayıt Tarihi:13 Mayıs 2018 Pazar 23:09:33

SEVDALı BULUT YAZISI'NA YORUM YAP
"Sevdalı Bulut" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.