mehsani
55 şiiri ve 38 yazısı kayıtlı Takip Et

Kadın ve edebiyat



Kaldırımlarda düşmüş bir burun görürseniz, hiç şüphesiz o bir erkek burnudur. Ardından çekemediği ağırlıktan koparak, kokusunu aldığı cinselliğin cazibesine kendisini heba etmiştir. Kelin veya körün böyle bir fanteziye realitede kabul görür hiçbir mazereti olamaz.

Olasılıkların, olmuş bitmiş olayların, düşüncenin fevri bir yanı olduğu gibi onun aşırısı bilinç altıda vardır. Yaşam kültüründe, erkeğin ve kadının oturduğu veya oturtulduğu yerler her ne kadar bariz ve belli olsa da, cinsiyet farlılıklarından gördüğümüz yeni farklı aktiviteler ilk etapta bizleri şaşırtır ancak zamanla anlarız ki, bütün gelişmelerde olduğu gibi buda doğallığın bir gereğidir. Nasıl ki geçmiş zamanlarda kadın genel olarak, salt anneliğe vazifeli, dış dünya ile arasında duvarlar örülü, evinin içinde hayat sürer, mahremiyeti yoğun bir varlık olarak kabul edilirdi.

Diğer yandan cinsellik her zaman vardı ama o sahipsiz kalmış veya özgürlüğü genelleştirilmiş bir kadına giydirildiğinde cazibe merkezi oluyordu. Hakikatte yakınlaşamadığı cazibeye kişi, düşüncelerinde kumpas kurar, hayallerini genişletir, böyle bir varlığın esenliğini yakın veya uzak yaşardı. Daha doğrusu kadını tarif eden yazan ve tahayyüllerini ifşa eden, hikâyeleştiren, edebiyatını yapan erkekti.

Neden sonra, (deyim yerindeyse!) kadın kalemi eline aldı. Elbette dünyaya geldiğinden beri düşünüyordu, hayalleri ve kuramları vardı ancak çığır açacak kanalları henüz yoktu derken çağın getirmiş olduğu imkânlar, fikri düşünceyi, ifadeyi kadın duygusallığında okuyup anlamamıza, öğrenip aydınlanmamıza neden oldu. Şimdilerde (belki) hala bu gelişmenin kabullenilmesinde bocalayanlarımız olabilir.

Erkek egemen düşüncenin ve onun kurumsallaştılmasının savunucuları olanlar, kadının yüksek sesli söylemleri karşısında muhafazakâr tavırlar takınarak, şu veya bu şekilde karşı duruşlarını sergileyebilirler ki, doğrusu kadın fikren ve zirken erkeğin diğer yarısıdır. Hangi taraf olursa olsun, tek tarafın egemenliği eksik ve yanlış olacak olup birlikte olunan her alanda birlikte fikir geliştirip, birlikten huzur ve refah aranmalıdır.

Kadının yaratılışında, edebiyata konu olan erdemin, yaratılıştan nükseden endam ve cazibesi üzerine, kalkıp birde “edebiyat yapması” (bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek) olursa, kendi özgürlük alanı sınırlarını o oranda daraltmış, kısıtlamış olur. Bu göze gelmekle göz doldurmak arasındaki farkı izah etmek gibidir. Bir cazibenin varlığını hissetmek, bir kısmını görmek, kısmen haz duymak, yaşamak veya o eğretileme içerisinde tesirinde, esiri olarak yaşamak arasındaki fark, çok açık bariz bilimsel veriler ortaya çıkarabilir.

Anladığım o ki; Her dişi (edebi manada) kadın değildir ve kadının taşıdığı, temsil ettiği Afifeliği, erdemi temsil etmez, açık edildiğinde takatlerinde bulunan baş döndürücü büyüyü barındırmazlar. Yaratılmışların içerisinde, üzerlerine akıl emanet verilen ve varlığından en çok müteessir olunan sanat eseri, varlığı duruşu ve mazbut görüşü ile bir bütün olan, Allah’ın Rahim sıfatını temsil eden ihtişam, kadındır. Hissi kalbi ve görsel algılamaları genellikle merhamet endazelidir. Kindar olmayan sıfatları duyumsadığı renk tonlarına koyar ve bütün ufukları sevgiye barışa boyar.

Sayfaları bembeyaz olan defterin arasından, bir kırmızı gül çıkmışsa, hiç kuşkusuz o bir kadın konuludur. Dünya dört bir yandan iman ve çare üretse, bütün şartlar ve hayaller mamur olsa ki, içerisinde bir kadın veya bir kadının zarafeti yoksa onca şey hiçbir şeydir.

Değil edebin edebiyatını yapmak, bir kadının edebiyatını yapmak bile (bu manada) boş uğraşıdır. Zira övülmeye, methedilmeye ihtiyacı olmayan ana unsur, ziyasıyla göz kamaştıran, akıllara durgunluk ve rehavet veren nadide varlık, kadındır.

Yüce Yaratıcı var olanı, olması gerekeni onda ikmal etmiştir. Mükemmelliğin sınırları cüzi iradesine mukabil, meleklerin ötesine kadar uzatılmış, keyfiyetine hasredilmiştir. Her ömrün nihayet perçeminde, onun endamından ve letafetinden mutlaka vakur duruşlu izler, işaretler, alametler vardır.

Aidiyet iyelerine vefakâr ve hakka riayetsizlikten husule gelen zulme karşı, ikrar ve itiraf masumluğunda, aklın gelip gidebildiği her türlü efkârda zikirde, şükürde, selamda sevgi yumağı, teşekkürdeki güzellikten en büyük pay sahibi olan yine kadındır.

Emekleyip yerde sürünürken kalkıp yürüyen bebeklerin., Bir dönem medeniyetlerde hazine ve hassasını gizlemek için yapılmış olan dağcık öbeklerin., Bir can iken bir başka cana hamil olan göbeklerin.,

Tarlaların yurtların hududunu ibraz eden beklerin ve iyiliğe başka bir güzellik katıp kazandıran çalışmaların, çabaların, gayretlerin ve zamana vakit katan fevri eklerin, asıl sebebi şahaneliği, vakarı hakikati, mahreci (ola ki) kadındır.

Sahilini dalgaların dövdüğü kıyıda, cılız bir ışık aksine kıvılcımlar saçarak bir güneş gibi doğmaya sancılanan ve bulunduğu yeri berekete sağan, beldeleri yurt, yurtları vatan eden bir kadın, kadının yüreği şefkati, muhabbeti Sıtkı ve sadakatidir. Hangi merdin yiğidin, kahramanın, hüdavendigarın, hangi Peygamberin, nebinin yüzünü yaslayıp huzur bulduğu el avuç bir kutlu kadın eli göğsü değildir?

Elim gerçek, bariz hakikattir ki, yine üzerine akıl emanet edilenler tarafından, (bu günde dâhil) ötelerden beri en çok istismar edilen, şiddet gören, acı çeken, ismi cismi laneteyn kullanılan yine o kutlu varlık, maalesef kadındır. Kaldı ki, her canım yandığında “of anam! ” dediğim, (Allahtan sonra.,) sığındığım, yüreğinde huzur bulup şefkat gördüğüm insan kadındır.

Öyle ki, her badirenin eşiğinden kişiyi temiz elleri ile tutup ayağa kaldıran, onu o yıkılmışlığından alarak, sınırsız sevgisiyle yarına, geleceğe, umuda ve aşka daldıran, hayata dolduran yine o azim varlık kadındır.

Kalbinde hile ve desiseye yer olmayan, tasavvurlarına kan kin ve göz yaşını koymayan, ürettikçe artan mutluluğa hayranlıkla güzelliğe doymayan ve yüreğindekilere, elinin altındakilere, kapsama alanındakilere her daim sıcak olan, şefkatle dolan, samimi sıcak soğumayan ve asla aşkı inkar etmeyen ki, her sevginin semeresi olarak “insan oğlu insanı” doğuran ve onu doyuran sadece bir kadındır..,

Bir kapının yüzeyine yapışıp kalmış bir çift göz görürseniz veya eşiğinde dizlerinden kırılmış ayaklar yada tokmağında asılı kalmış kol, etrafa saçılmış gövde türevleri ki, içinden buhar çıkan köz yangını bir yürek veya makus talihine sitem edercesine göğe bakar silueti ile bir kafa tası görürseniz, vakanın kesitlerindeki en kalın çizgilerin en makul sebeplerin dayanağı muhakkak bir kadına olan arzu, aşk, hayranlık veya bağlılıktan renk ve şevk almış olması çok muhtemeldir.

Bir kamyon kazasındaki ölümün, bir cinayetteki cürümün, bir tatlı kazançtaki sürümün, bayramın, nişan, nikâhın, sünnetin, düğünün, elemin kederin ve kişilerin en mutlu gününün yine en mutena yerinde, sebep veya sonuç, özlem ve hasret olarak kadın vardır.

Bir düşte, bir hatırada, bir notta, bir anekdotta, demirde bakırda, anot ve katotta, elektrotta, suda saydamda, ağaçta denizde ve toprakta ki, bir haklı nedenden dolayı düşüncede düşlere sığdırılamayan efsane kadın vardır.

Kiri pası arındıran, anlamı ve aidiyeti itibarıyla, özünde alakayı sevgiyi ve vefayı ve merhameti barındıran “Allahın mucizesi” seven sevdirip sevindiren, koruyup kollayan, büyütüp besleyen, okşayıp süsleyen, ellerine küsmeyen ancak (ana.,) kadındır.

Annelerin annesi ve hatta bütün babaların annesi yine kadındır. İhmal edilmesine kesinlikle cevaz verilmeyen, üzerine el kaldırılması haram olan ve cennetin ayaklarının altına verildiği mukaddes varlık olan “ana” kadındır.

Aklı başında her erkeğin tahayyüllerinde, gerçeğini aradığı, ilham aldığı veya var olan, ameliyesinde, tahtında taç giymiş bir kraliçe kadın vardır.

Farklılıkların algılanması, farkında lığın yerinde ve zamanında nüksetmesi, erdemin ve erdemsi değerlerin yerli yerince kategorize edilmesinde, en ufak bir kalbi alakaya, ilgiye şefkatle yönelip tertemiz duygularla karşılık veren, verebilecek olan ancak bir kadın kalbi, yüreği ile mümkün olabilir.

Zarif bir eserin, hissiyatı kimi zaman kuşatıp kimi zaman o zarafete hasret koyması neticesinde, o tatlı sürurun edebiyatı yapılır. Bizleri bu günlere taşıyan ve halen (hayalen dahi olsa) çocuksu yanlarımızı doyuran sevgi numunesi, başların tacı varlığımızdır, bir yüzü ana olan kadın. Buna rağmen vakarı hakikat olan mevzu sulandırılarak, ondan özündeki mukaddes mananın dışında istismara ve abes iştigale meyyal anlamlar türetmeye çalışmak.,

Onu manevi mukaddesatından soyutlayarak üzerinden fayda, çıkar sağlanır bir araç, vesile haline getirip dönüştürmek ve bu basit bayağılığın edebiyatını, ticaretini, felsefesini yapmak ve bu çeşit anlayışı tabi karşılamak, bu tür gelişmeleri benimseyip hoş görü ile bakmak, o anlayışın basit ve bayağılığını teyit eder.

İnsanlığa ana olma şerefine nail olan kadının yeri yüreğin başköşesi, o şerefe yakışır şekilde gönül evi ve gönülde olmalıdır. Ki, erkeğe nazaran çıkarcı düşüncede ve fiziki mevcudiyetinde naif olan bu onurlu duruş, ancak bir taştan, kayadan doğma (sözüm ona) insan tarafından alaya alınarak, onun sevgi saygı ve şefkatli serzenişleri “kadın edebiyatı” cümlesiyle mürekkep edilerek küçümsenebilir.

Her insan kadın gibi bir annenin yavrusudur. Bir annenin evladına fedakârlıktaki son sınırları, yüce Yaratıcının muhabbet, merhamet sınırlarına kadar dayanır. Diğer yandan, bir eşin erine kadınlığı, ruh-beden bütünlüğü ile karşı duruşu, o derece takdire şayandır.

Kadın edebiyatı, realiteye yakın düşüncede ve tahayyüllerinde esas itibarı ile kurnazlıktan, insani değeri olmayan çıkarcılıkları felsefesinde ilke edinmeyen, fikri bünyesinde galatı barındırmayan, art niyetsiz sevgi dolu kalbi yaklaşımı, samimiyeti sembolize eder. Bu şefkatli mefkûrelerin encamında, ruh ve beden bütünlüğü ile kadın, mümkün olan her safhada, hemcinslerinin yaptığı yapabildiği işleri, yararlılıkları yine mümkün olan harikuladelikte yapar, yapabilir.

Kadınlık, erkeğin siret en kazanamayacağı ayrıcalıklı bir erdemdir. Bunca mükemmellikle donatılmış bir insan isterse, nazım ve edebiyatı da hiç kuşkusuz kabiliyeti mukabilinde en güzel ve güzide şekilde yapar, yapabilir. Olaylara bakışı, yaklaşımı itibarıyla, insancıl yanlarının öne çıkması, önsezilerinde hissi kabiliyet kuvvetlerinin iktiza etmesi, daha barışsever affedici, bağışlayıcı olmaları onların kadınsı haysiyetlerinin gereğidir. Dolayısıyla bir anlatım ve ifade şekline, bu özelliklerden atıfla “kadın edebiyatı” terimi yakıştırılarak, güya hafife alınması da doğru bir yaklaşım olmadığı gibi etikte değildir.
Kadının edebiyatında vefaya sözlü aşk, narin ellerin kaldırıp baş üstüne koyabileceği, (onun onuru, şerefi ve şahaneliğini temsil eden.,) bütün çiçeklerden donatılmış taç vardır.

Milletler, tarihlerinden gelen edebi kültür, inanç, sanat ve gelenekleri ile yoğrulurlar ki, bu ve benzeri değerleri sentezleyen bilinç, fikri düşünceyi, siyaseti ifa etmeye kalktıklarında veya edebiyat yaptıklarında, geçmişin kazandırmış olduğu değerleri ve bu değerleri anlayış sitillerini karakterize ederler ki, dünya literatüründe Fransız, İngiliz, Rus veya Türk edebiyatı gibi isimlendirmelerle kategorize edilir.

Bireylerin toplumsal gerçeği olduğu gibi veya olduğundan farklı alarak ele alıp roman, hikâye, resim ve şiir türünde edebi eser vermesi, genelleştirmesi, kişiselliğe indirgemesi, erdeme atıfta bulunması, ahlaki sınırlar dahilinde eleştiri yapması, doğruyu ve güzeli araması, sorgulaması, düşündürmesi ve bunu yapanların kadın-erkek diye ayrıştırılması hiçte doğru bir tutum ve anlayış değildir, bence..

İnsanlığın her zaman olduğundan daha çok düşünüp aydınlanmaya ihtiyacı olan günümüzde, açlığın, haksızlığın ve her türlü çirkinliğin acilen zihinlerden silinmesi bakımından, hiçbir ayırım gözetmeksizin öncelikle fikir ve düşünce üretmeliyiz ki, önemli olan bunu yapanın Fransız veya Rus ya da kadın veya erkek olması değil, insan olmasıdır.

Bizlerin zıtlıklar üzerinden avantaj, üstünlük sağlama arayışında olmaya pek vaktimiz yoktur, aslında., Hangi inanç ve kültürden gelirse gelsin, iyi doğru ve güzel olanı alıp, daha paylaşımcı daha müşfik, daha huzurlu, daha adaletli olma yolunda müreffeh bir gelecek için yarışta olmalıyız.

Sosyal gerçeğimiz etnik farklılıklarıyla, inanç çeşitleriyle, genci ile yaşlısıyla ve en önemlisi kadını ve erkeği ile bütün çalışma ve çabalarımız, siyasetimiz ve edebiyatımız barış ve huzur olmalıdır..

09.12.2006

Mehmet Sani Özel

Not: Bu yazıyı başta başımızın tacı sevgili anneciğime ve sevgili eşim hanımefendi ile can parelerim sevgili kızlarıma ve sevgili kadınlara, annelere ve mazlum insanlara saygılarımla ithaf ediyorum..,

Beğen

mehsani
Kayıt Tarihi:22 Aralık 2006 Cuma 13:31:00

KADıN VE EDEBIYAT YAZISI'NA YORUM YAP
"Kadın ve edebiyat" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
loader
11 Şubat 2007 Pazar 16:07:31
üstat leyali söylemiş gerekeni saygılarımla.

Cevap Yaz
leyali
22 Aralık 2006 Cuma 21:38:08
USTAM SÖZ VE YAZIM SANATINIZIN ÖNÜNDE SAYGI İLE EĞİLİYORUM.ZİKRİNİZ FİKRİMİN AYNEN İFADESİDİR.
KADININ META OLARAK GÖRÜLÜP SADECE ŞEHEVİ VARLIĞINA PAHA BİÇİLDİĞİ GÜNÜMÜZDE ONLARI BU KADAR MUKADDES TEHAYYÜL EDEN BİR BABALARI OLDUĞU İÇİN EVLATLARINIZ ÇOK TALİHLİ.ONLARA ASALETLERİNİ VE MANEVİ VARLIKLARININ AĞIRLIĞINI HATIRLATARAK KUTSİ BİR MİSYON YÜKLEMİŞSİNİZ.ALLAH ONLARIN BAHTLARINI AÇIK ETSİN.
HÜRMET VE MUHABBETLE...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.