Söylediklerinizi duyurmak için kimseyi kolundan tutmayınız ; Zira insanlar sizi dinlemeye arzulu değillerse, onları tutacak yerde çenenizi tutmanız daha hayırlıdır.-- Chesterfield
E-mail adresiniz: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

KELOĞLAN'IN BECERİKLİ EŞEĞİ

KELOĞLAN'IN BECERİKLİ EŞEĞİ


Dekor: Arka planda ağaçlar, uzakta bir köy manzarası. (Bu pano önce sahnenin arkasına asılmış ama toplanmış vaziyette durmaktadır. Oyun içinde açılacaktır.) Sahne içinde, oyun düzenine uygun şekilde yerleştirilmiş kaya görünümünde eşyalar (3-4 tane) vardır.

KİŞİLER

1.Bölüm

2. Bölümde rol alacak oyuncular (6 Kişi ) tarafından veya oyuncu sayısı daha da artırılarak günlük giysilerle oynanır.

2.Bölüm (Sahneye Giriş Sırasına Göre)

1. Kişi = KELOĞLAN

2. Kişi = SÜMBÜL (Keloğlan’ın Eşeği)

3. Kişi = 1. HIRSIZ

4. Kişi = 2. HIRSIZ

5. Kişi = MUHTAR

6. Kişi = GÜLCAN (Muhtarın Kızı)

I. PERDE - 1. BÖLÜM

Oyuncular “Tiyatro Şarkısı”nı söyleyerek sahneye gelir.

TİYATRO ŞARKISI

Hoş geldiniz, hoş geldiniz sevgili çocuklar
Hoş geldiniz, hoş geldiniz oyunumuza

İşte bugün bizim günümüz gelin oynayalım
Hep beraber el ele verip neşe dolalım

Hoş geldiniz, hoş geldiniz sevgili çocuklar
Hoş geldiniz, hoş geldiniz oyunumuza

Çalışarak yok ederiz tüm güçlükleri
Hakkımızdır verin bize siz sevgileri

Hoş geldiniz, hoş geldiniz sevgili çocuklar
Hoş geldiniz, hoş geldiniz oyunumuza

Şarkının bitimiyle saklambaç oyununa başlanır.

EBE = ...80… 90… 100… Önüm, arkam, sağım, solum, saklanan, saklanmayan ebe sobe. (Sahnedeki eşyaların arkasına ve seyircilerin arasına saklanmış olan arkadaşlarını aramaya başlar. Seyircilere sorar. Oyunda, gerçek bir saklambaç oyununda görü­lebilecek her türlü espri ve anlaşmazlık aşırıya kaçılmadan sergilenir.)

1.OYUNCU = Bana ne, bana ne, ben oynamıyorum. Yeter artık. Başka bir oyun oynayalım.

2.OYUNCU = Arkadaşlar tıp oynayalım mı?

3.OYUNCU = Ne dedin, ne dedin? Pıt mı?

2.OYUNCU = Pıt değil tıp, tıp. Hadi arkadaşlar oynuyor muyuz?

OYUNCULAR = Evet evet hadi başlayalım.

3.OYUNCU = İyi ama ben bu, pıt mı tıp mı her neyse oyununu bilmiyo­rum ki.

4.OYUNCU = Bak, şimdi ben sana anlatayım önce...

5.OYUNCU = Dur, dur sen anlatma. Seyirci arkadaşlara soralım. Bakalım onlar biliyor mu?

4.OYUNCU = Evet evet iyi fikir.

6.OYUNCU = Arkadaşlar siz tıp oyununu biliyor mu­sunuz?

1. Oyun Düzeni (Eğer cevap “Evet, biliyoruz” ise.)

4.OYUNCU = Gördünüz mü? Çoğu biliyor.

3.OYUNCU = O zaman ben de onlara sorar öğrenirim. Arkadaşlar bana bu oyunu öğretir misiniz? (seyircilerden bilen varsa anlatır.)

2. Oyun Düzeni (Eğer cevap “Hayır, bilmiyoruz” ise.)

3.OYUNCU = Gördünüz mü? Onlar da bilmiyor.

4.OYUNCU = O halde dinleyin beni. Bakın şimdi birimiz ebe olacak ve 1, 2, 3 diye sayacak.

3.OYUNCU = Sayınca ne olacak?

2.OYUNCU = Susup dinlersen ne olacağını anlarsın.

4.OYUNCU = Ebe 3 dediğinde herkes o anda ne yapıyorsa öylece donup kalacak. İlk kim kımıldarsa ona ceza verilecek.

1. veya 2. Oyuna Bağlantı

1.OYUNCU = (3. Oyuncu’ya…) Tamam mı? Anladın mı?

3.OYUNCU = Evet, evet. İlk defa duyuyorum. Sanırım çok zevkli olacak.

6.OYUNCU = Tamam. Öyleyse başlıyoruz.

2.OYUNCU = (Seyirciye…) Arkadaşlar siz de oyunumuza katılır mısınız?

5.OYUNCU = Dikkat... Biiir, ikiiii, üç. (Oyun, seyircinin katılımına ve ilgiye göre 3-5 defa oynanır. Son oyunda 1. Oyuncu cezalı duruma düşer.)

OYUNCULAR =Kımıldadı, kımıldadı. Hadi ceza verelim, evet ceza verelim. (Herkes değişik cezalar önerir.)

5.OYUNCU = Durun durun. Anlaşıldı siz karar veremeyeceksiniz. (Seyirciye…) Arkadaşlar siz ne dersiniz, nasıl bir ceza verelim? (Seyirci yönlendirilerek eşek gibi anırma cezası verilir. Bu oyuncu 2. Bölümde Sümbül’ü oynayacaktır.)

4.OYUNCU = Hadi bakalım eşek gibi anır.

1.OYUNCU = (Eşek gibi anırır.) Aiiii… aiiii… aiiii...

OYUNCULAR = Çok güzel… Evet, evet bir daha anır. Bir daha, bir daha, Bir daha…

2. OYUNCU = Aiiiii… aiiiii… aiiii. Tamam mı, oldu mu?

6.OYUNCU = Tamam, tamam teşekkür ederiz. Peki şimdi ne oynayalım?

(Oynayacakları oyun seçimi ili ilgili hararetli bir tartışma başlar.)

2.OYUNCU = Arkadaşlar lütfen susun. Beni dinleyin. Bir önerim var. İzin verirseniz size bir masal anlatmak istiyorum. Din­lemek ister misiniz?

OYUNCULAR = İsteriz… isteriz…

2. OYUNCU = Tamam, tamam anlatacağım. Yalnız masalıma başlamadan önce bir şey söylemek istiyorum.

3.OYUNCU = Ne söyleyeceksen çabuk söyle de başla şu masala.

2.OYUNCU = Amma da sabırsızsın. Şimdi size anlatacağım masalı bana dedem anlatmıştı.

5.OYUNCU = İyi ya bunun nesini söylüyorsun. Benim bildiğim bütün dedeler masal anlatır. Öyle değil mi arkadaşlar?

OYUNCULAR = Evet, evet...

2.OYUNCU = Evet doğru söylüyorsunuz, ama ben başka bir şey söyleyecektim.

6.OYUNCU = Eeee uzattın ama. Ne söyleyeceksen çabuk söyle.

2.OYUNCU = Dedem bana masalı anlatmadan önce bana bazı şeyler söylemişti.

3.OYUNCU = Eee ne olmuş söylemişse?

2.OYUNCU = işte ben de dedemin sözlerini sizlere aktarmak istiyo­rum.

4.OYUNCU = (Sinirli) Heeyt tutmayın beni. Parçalayacağım seni. (Oyuncular

4. Oyuncu’yu tutmaya çalışırlar.)

2.OYUNCU = Heey ne oluyor? Deli mi ne? Ne güzel konuşuyoruz. Bağırıp çağırmanın ne gereği var. (Bütün oyuncular sinirlenmiştir. Yavaş yavaş hepsi birden 2.Oyuncu’nun üstüne yürümeye başlarlar.)

2.OYUNCU = Durun, durun. Sözümü bitiriyorum. Dedemin sözlerini aynen aktarıyorum. Dedem bana demişti ki... (Bütün oyuncular oldukları yerde donarlar. Oyunculardan biri, daha önceden hazırladığı baston, sakal vb. aksesuarlarla yaşlı bir ihtiyarı canlandırarak sahnenin ortasına gelir.)

DEDE = Sevgili çocuklar, bir masal dinlerken sakın sadece zaman öldürmek için dinlemeyin. Unutmayın ki masallar size yaşantınızda doğruları ve yanlışları iyi değerlendirebilmeniz için anlatılır. Dinlediğiniz her masaldan bir ders almalısınız. (Dede’nin sözü biter bitmez oyuncular tekrar canlanır. Dede rolü oynayan oyuncu da aksesuarlarını bırakarak oyuna devam eder.)

2.OYUNCU = Evet dedem bana bunları söylemişti. Ne zaman bir masal anlatılsa, ne zaman bir masal dinlesem onun bu sözlerini hatırlıyorum. Şimdi sizlerden bir ricam var.

5.OYUNCU = Hadi artık söyle söyleyeceğini de başla şu masala.

2.OYUNCU = Ricam şu: Ne zaman bir masal dinlerseniz siz de dedemin sözlerini hatırlayacağınıza dair söz verir misiniz?

OYUNCULAR = Söz... Söz veriyoruz... Evet, evet söz...

2.OYUNCU = (Seyirciye…) Ya sizler, sizler de söz veriyor musunuz?… O halde masala başlıyorum (Dans eşliğinde şarkı söylerler.)

2.OYUNCU

Bir masalım var çocuklar

Beni iyi dinleyin

Masalın vereceği dersi

Aklınızdan silmeyin

OYUNCULAR

Başlayacak bu masaldan

Bizler bir ders alalım

Sevelim, sevilelim

Her an mutlu olalım

2.OYUNCU

Yalancı olmayın sakın

Kötüye kanmayın sakın

Bir ders almak isterseniz

Gelin bu masala bakın

OYUNCULAR

Başlayacak bu masaldan

Sizler bir ders alınız

Seviniz, seviliniz

Her an mutlu olunuz

1.OYUNCU = Bir varmış bir yokmuş.

2.OYUNCU = Evveli evvel iken.

3.OYUNCU = Develer tellal iken.

4.OYUNCU = Kediler berber.

5.OYUNCU = Horozlar imam iken.

6.OYUNCU = Annem eşikte, babam beşikteyken.

1.OYUNCU = Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.

2.OYUNCU = Annem düştü eşikten, alnı yarıldı kaşıktan.

3.OYUNCU = Annem kaptı sopayı.

4.OYUNCU = Babam kaptı maşayı.

5.OYUNCU = Karıncaya vurdum palanı, kırk yerinden bağladım kolanı.

6.OYUNCU = Evvel zaman içinde ben öyle bir kabadayıydım ki karıncaya biner,

deveyi kucağıma alır, Tophane güllelerini leblebi diye yutardım.

1.OYUNCU = Bir gün bitpazarından geçiyordum.

2.OYUNCU = Baktım bir tarafta tozluk dumanlık.

3.OYUNCU = Bir tarafta sazlık samanlık.

4.OYUNCU = Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile.

5.OYUNCU = Bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile.

6.OYUNCU = Bir tarafta da düşman düşmana harp ediyor top ile tüfek ile.

1.OYUNCU = Veee masalımız başlıyor zevk ile.

2.OYUNCU = Eveeet, gelelim masalımıza. Söyleyin bakalım Keloğlan’ın masallarını sever misiniz?... O halde size bir Keloğlan masalı anlatayım. Önce isterseniz masalımızın kahramanları ile tanışalım. Ne dersiniz? Masalımız bir köyde geçiyor. (Daha önce toplanmış olan arkadaki panoyu açarlar. İşte bakın köyümüz burası. Nasıl, güzel mi? Söyleyin bakalım, köyün idarecisi, temsilcisi kimdir? Eveet, tabii muhtar. O halde oyunumuzda da bir muhtar olması gerekiyor. (Oyunculara dönerek) Söyleyin bakalım kim muhtar olmak istiyor? (Oyuncular aralarından muhtarı seçerler.) Şimdi de muhtarın kızı Gülcan’ı seçelim. (Gülcan seçilir.) Oyunumuzda iki tane de hırsız var (Hırsızlar seçilir.) Eee, Keloğlan’ın eşeği Sümbül’ü unutmayalım. Eşeği kim oyna­mak ister? (Oyuncular arasında tartışma başlar. 1.Oyuncu’ya…) Biraz önce çok güzel anırmıştın. En iyisi eşeği sen oyna. Eveeet, başka kim vardı acaba? Haaa tabii ya az kalsın onu unutuyordum. Keloğlan’sız Keloğlan masalı olur mu hiç? Evet Keloğlan’ı kim oynayacak? (Keloğlan seçilir. Keloğlan ve eşek rolünü oynayan oyuncu makyajlarını yapmak için kulise giderler. Diğer oyuncular hem onlara hazırlanmaları için zaman kazandırmak hem de ilişkiyi koparmamak adına onlar gelene kadar seyircilere tiyatro şarkısını öğreterek bir­likte söylerler. Dışarıdan duyulan kaval sesiyle bir­likte bütün oyuncular susar ve bir müddet bu sesini dinlerler.)

II.BÖLÜM 1.SAHNE

(Oyuncular-Keloğlan-Sümbül)

(Kaval sesi gittikçe yaklaşır. Nihayet Keloğlan kaval çalarak sahneye girer. Arkasında da eşeği vardır. Keloğ­lan’ın sahneye girişiyle oyuncular susar ve hareketsiz kalırlar. Keloğlan bir müddet oyuncular arasında kaval çalarak dolaşır. Kavalıyla onlara bir şeyler anlatmak, onların ilgisini çekmek ister. Daha sonra oyuncularla konuşmaya çalı­şır ama oyuncular heykel gibi hareketsizdir.)

KELOĞLAN = Heey merhaba… hişt... heey... Allah, Allah hiç konuşmuyorlar neden Acaba? Haa anladım bunlar heykel, heykel. Konuşmazsanız konuşmayın. Ben de seyirci arkadaşlarımla konuşurum. (Sahnenin önüne gelerek seyirciyle ko­nuşmaya başlar.) Merhaba arkadaşlar ben geldim... Hoş bulduk. Nasılsınız? Teşekkür ederim ben çok iyiyim. Şeey benim adım (Söylemekten vazgeçer.) bilin bakalım benim adım ne?

SEYİRCİ = Keloğlan... Keloğlan...

KELOĞLAN = Aaa nerden bildiniz? Kim söyledi? Zaten biliyor muydunuz? Yok yok size biri benim adımı söylemiş olmalı ama kim? Hah buldum (Sümbül’e…) sen söyledin değil mi? (Sümbül hayır dercesine anırır.) Demek sen de söylemedin. Haaa şimdi anladım. Benim yumurta gibi kafamı görünce hemen adımı bildiniz değil mi? Evet benim adım Keloğlan. (Keloğlan’ın sahneye girişiyle heykelleşen oyuncular ba­ğırarak Keloğlan’ın etrafında dolanırlar.)

OYUNCULAR = Keloğlan... keleşoğlan... Keloğlan... keleşoğlan...

KELOĞLAN = (Önce şaşırır, ne yapacağını bilemez. Sonra onları kovalamaya başlar.) Hey. Ne oluyor? Durun. Ben şimdi size gösteririm. Ne alay ediyorsunuz? Sizi yaramazlar sizi. Gidin! Çekilin! (Oyuncular kaçışarak sahneden çıkarlar. Keloğlan seyircilerle konuşmaya devam eder.) Evet, benim adım Keloğlan. Ama ne olur kel olduğum için benimle alay etmeyin. Biraz öncekiler gibi Keloğlan, keleşoğlan diye alay edildiğinde çok üzülüyorum. Sanki ben isteyerek mi kel oldum? Sadece benimle değil, ayağı sakat olanlarla, gözleri görmeyenlerle, akıl hastalarıyla. Kısacası tüm sakatlarla alay edilince de çok üzülüyorum. Sizin hoşunuza gidiyor mu? Onların sakatlıklarıyla alay etmek doğru mu? Tabii ya, doğru değil. (Sümbül yavaşça yaklaşıp kafasına vurur Keloğlan korkmuştur.) Anneee... Ne oluyor Sümbül, neden vuruyorsun? Zaten ufacık bir akıl var kel kafamda onu da sen mi alacaksın? (Sümbül çeşitli hareketlerle seyirciyle tanışmak istediğini belirtmeye çalışır.) Heey yine ne oluyor? Ne istiyorsun? Haaa şimdi anladım. Seni yaramaz seni. (Seyirciye…) Sizinle tanışmak istiyormuş. Siz de ister misiniz? Bu benim sevgili eşeğim… (Sümbül “memnun oldum" dercesine anırmaya başlar. Keloğlan ağzını kapatarak susturur.) Dur, dur diyorum. Sus da adam gibi konuşalım. Evet ne diyordum. Haa onun adını söyleyecektim. Evet bunun adı SÜMBÜL. Hadi şimdi arkadaşlara bir merhaba de. (Sümbül utanmıştır.) Hadi Sümbül. Bir selam ver, merhaba de. Çok ayıp oluyor… (Sümbül "bana ne" dercesine hareketler yapar. Seyirciye arkasını dönerek kuyruğunu sallar.) Sümbül ne yapıyorsun. Seni yaramaz seni. Bugün yine inatçılığın üstünde. Mademki dediklerimi yapmıyorsun, öyleyse yürü gidiyo­ruz. (Keloğlan giderken Sümbül seyirciye döner ve anırarak selam verir. Keloğlan sevinçle yanına gelir.) Aferin Sümbül sonunda adam oldun. Şey yani akıllandın diyecektim. (Sümbül Keloğlan’a bir şeyler anlatmaya çalışır.) Heey ne oluyor Sümbül, yine ne var? Ne? Haaaa şimdi anladım. Seni yaramaz seni. (Seyirciye…) Canı dans etmek istiyormuş. Laf aramızda, çok güzel dans eder. Seyretmek ister misiniz? Hadi öyleyse seyredin. (Kaval çalmaya başlar. Sümbül müzik eşliğinde dans eder. Bir süre sonra Keloğlan, hareketleriyle çok sıkıştığını ve tuvalete gitme ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışır. Kaval çalmayı bırakır.) Şey Sümbül... Ben çok sıkıştım. Sen arkanı dön de şuracıkta rahatlayayım. (Sümbül Keloğlan’a sırtını döner. Keloğlan da sahnenin bir köşesine gidip şalvarının uçkurunu çözmeye çalışır. Yan gözle şaşkın şaşkın Keloğlan’ı izleyen Sümbül Keloğlan’ın ne yapacağını anlamıştır ve birden bire anırmaya başlar. Keloğlan korku ve şaşkınlıkla…) Ne oluyor Sümbül? Ne var? Ne bağırıyorsun? Bakma, dön arkanı. Terbiyesizlik etme. (Sümbül arkasını döner. Keloğlan uçku­runu çözmüştür. Sümbül yine anırır. Keloğlan düşmek üzere olan şalvarını tutarak Sümbül’ün yanına gelir.) Ne oluyor Sümbül? Ne bağırıp duruyorsun? Bırak da işimizi görelim. Nerdeyse şalvarımı ıslatacağım. (Sümbül Keloğlan’a seyircileri göstererek ayıp olacağını anlatmaya çalışır.) Sus diyorum sus. Çabuk dön arkanı. (Keloğlan sonunda Sümbül’ün ne demek istediğini anlamıştır. Çok utanmıştır. Seyirciye dönerek…) Aaaa ben sizleri unutmuştum. Şeey... çok özür dilerim (Utanmanın verdiği telaşla ellerini bırakınca şalvarı düşer. İç donu ile kalmıştır. Sümbül gülercesine anırmaya başlar. İyice utanan Keloğlan koşarak sahneden çıkar. Gülercesine anıran Sümbül sahnenin bir köşesine gidip yatar.)

2.SAHNE

(Sümbül, 1. ve 2. Hırsız)

(Yorgun ve karamsar görünüşlü iki kişi sahneye girer)

1.HIRSIZ = Of... of. Yorgunluktan ölüyorum.

2.HIRSIZ = Vay, vay, vay ayaklarım. Yürümekten nasıl da şiştiler. Daha fazla yürüyemeyeceğim.

1.HIRSIZ = Benim de, benim de. Hadi şuracıkta biraz dinlenelim.

2.HIRSIZ = (Sümbül’ü göstererek…) Şuna da bak, nasıl da yatmış.

Galiba o da bizim gibi işsiz. (Keloğlan’ın kaval ve tefini görür.) Aaa bak, bak ne buldum? Kimin acaba?

1.HIRSIZ = Nerden bileyim? Kiminse kimin bize ne? Her halde unutmuşlardır. Birazdan gelip alırlar. Zaten benim derdim bana yetiyor bir de onları mı düşüneceğim? Kaç gündür dolaşıyoruz hâlâ bir iş bulamadık.

2.HIRSIZ = Kimden iş istesek "İş yok" diyor.

1.HIRSIZ = Neymiş efendim "Öğrenim durumunuz nedir? Daha önce ne iş yaptınız? Nerede çalıştınız?" Bilmem ne, bilmem ne.

2.HIRSIZ = Tabii onlara göre ne var? Biz açmışız, susuzmuşuz kime ne?

1.HIRSIZ = Karnım da öyle aç ki. Kaç gündür doğru dürüst bir şey yiyemedik.

2.HIRSIZ = Peki şimdi ne yapacağız?

1.HIRSIZ = Bilmem.

2.HIRSIZ = Bilmem de ne demek? Bir iş bulamazsak açlıktan öleceğiz.

1.HIRSIZ = İyi ama ne yapabiliriz?

2.HIRSIZ = (Tefi alarak kalkar. Sinirli ve çaresiz tefe vurarak dolaşmaya başlar.) Bu daha ne kadar böyle devam edecek? Olmaz böyle şey. Bu böyle yürümez. Bir şeyler yapmalıyız. (Hırsız tefe vurdukça Sümbül yattığı yerde ritmik bir şekilde hareket etmektedir. 2.Hırsız bunu fark etmiştir.)

1.HIRSIZ = Heey şuna da bak.

2.HIRSIZ = Ne var, ne oluyor?

1.HIRSIZ = Sen tefe vurdukça eşeğe bir şeyler oluyor.

2.HIRSIZ = Hadi canım sende. Eşek teften ne anlar. Her halde açlık senin başına vurdu. (Alay ederek elini arkadaşının alnına koyup…) Dur bakayım. Ateşin de normal ama.

1.HIRSIZ = Şakanın sırası değil. Gerçekten. Sen tefe vurdukça bu eşek birtakım hareketler yapıyor.

2.HIRSIZ = Tabii ya ne demezsin? Bakarsın biraz sonra da şarkı söylemeye başlar.

1.HIRSIZ = Benimle dalga geçme. İnan ki doğru söylüyorum. Bana inanmazsan çocuklara sor. Haklı değil miyim çocuklar?

2.HIRSIZ = (Seyircilere de inanmaz.) Hadi canım sizde. Olmaz öyle şey. (Sümbül’ün yanına gelip dalga geçerek…) Eşek hazretleri acaba ne tür mü­zikten hoşlanırlar? Klasik... modern... arabesk... oryantal... (Sümbül, hırsızlar arkalarını dönünce 2.Hırsız’a teper. O da arkadaşının teptiğini düşünerek kızar.) Heey ne oluyor? Ne tepiyorsun?

1.HIRSIZ = (Şaşırmıştır.) Ne? Kim? Ben mi? Ne tepmesi? Galiba açlık senin başına vurdu. Zavallı arkadaşım benim. (Alay ederek…) Gel şimdi de ben senin ateşine bakayım. Vah, vah, vah. (Seyirciye dönerek…) Benimle alay ediyordu esas kendisi kafayı üşütmeye başladı. (2 Hırsız da Sümbül’e sırtı dönük durumdadır. Sümbül bu defa 1.Hırsız’a teper. O da arkadaşının teptiğini düşünür.) Heey ne oluyor? Neden tepiyorsun?

2.HIRSIZ =.Kim? Ben mi? Asıl sen bana teptin. Bir de utanmadan be­ni suçluyorsun.

1.HIRSIZ = Hayır sen bana teptin. Ben sana tepmedim.

2.HIRSIZ = Yani şimdi sen bana tepmedin mi?

1.HIRSIZ = Yoo. Ya sen? Sen bana tepmedin mi?

2.HIRSIZ = Yooo. Ben de sana tepmedim.

1.HIRSIZ = İyi ama nasıl olur, biri bana tepti.

2.HIRSIZ = Bana da. (Seyirciye…) Çocuklar ne olur bize yardım edin. Galiba gerçekten deli olmaya başladık.

1.HIRSIZ = Biri bize tepiyor gibi oluyor ama ortada kimsecikler yok.

2.HIRSIZ = (1.Hırsız’a sarılarak…) Ben korkmaya başladım. (Sümbül ikisine birden teper.) Anneee yine tepiyorlar... Kim tepiyor?

SEYİRCİ= Sümbül... Eşek...

2.HIRSIZ = Neee bu eşek mi tepiyor?

1.HIRSIZ = Eşek mi? Tabii ya. Eşek tepiyor. Ben sana bu eşekte bir şeyler var demedim mi? Bak şimdi seyret! (Tefi alır bir kere vurur, Sümbül küçük bir hareket yapar. Tekrar vurur, Sümbül bir hareket daha yapar. Gittikçe ritmik bir şekilde çalmaya başlar. Sümbül de buna paralel olarak dans eder.) Nasılmış şimdi inandın mı?

2.HIRSIZ = (Şaşkınlıkla Sümbül’ü seyretmektedir.) Evet, evet haklıymışsın. Gerçekten çok becerikli bir eşekmiş.

1.HIRSIZ = Herhalde sahibi ona dans ettirip para kazanıyordur.

Ahh, ah. Keşke bizim de böyle becerikli bir eşeğimiz olsaydı ne iyi olurdu değil mi?

2.HIRSIZ = Ona sokaklarda dans ettirip para toplardık. Oooh gelsin paralar. Gelsin paralar...

1.HIRSIZ = Ama ne yazık ki böyle bir eşek bulmak çok zor. Bunun sahibi de buralarda bir yerde olmalı.

2.HIRSIZ = Evet haklısın. Baksana, tefi, kavalı, eşeği. Hepsi burada. Birazdan gelir herhalde. (Hırsızlar yine çaresizlik içerisinde otururlar. Sümbül de oturur.)

1.HIRSIZ = Mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Çok acıktım.

2.HIRSIZ = Ben de çok acıktım. Ama ne yapabiliriz ki? (Kısa bir suskunluk.)

1.HIRSIZ = (Heyecanla…) Heeey ne düşünüyorum biliyor musun?

2.HIRSIZ = Biliyorum.

1.HIRSIZ = Biliyorsan söyle bakalım.

2.HIRSIZ = (1.Hırsız’n kafasına vurur.) Bunu.

1.HIRSIZ = Ne vuruyorsun, ben sana ne yaptım?

2.HIRSIZ = Vururum tabii. Şimdi bilmece sorar gibi konuşmanın sırası mı? Ne düşünüyorsan söyle!

1.HIRSIZ = Şeey… düşünüyordum kiiii.

2.HIRSIZ = Lafı uzatma da çabuk söyle, yoksa şimdi tokadı yine...

1.HIRSIZ = Dur, dur vurma söyleyeceğim. Şeey… diyorum kiiii…

2.HIRSIZ = (Telaşlı ve şaşkın) Nee? Yani hırsızlık mı yapacağız? Hayır, hayır olmaz.

1.HIRSIZ = Neden olmazmış? Bal gibi olur.

2.HIRSIZ = Ciddi olamazsın. Biz böyle bir şey yapamayız.

1.HIRSIZ = Ama yapmak zorundayız.

2.HIRSIZ = (Seyirciye…) Ne dersiniz çocuklar? Arkadaşım eşeği çalalım diyor. Sizce bu doğru olur mu?

SEYİRCİ = Hayır... Doğru değil... Çalmayın…

2.HIRSIZ = Gördün mü bak, onlar da benim gibi düşünüyor.

1.HIRSIZ = Siz ne derseniz deyin ben bu eşeği çalacağım. Çabuk kararını ver. Benimle beraber misin, değil misin?

2.HIRSIZ = Şeey. Fakat bu çok kötü bir şey.

1.HIRSIZ = Bu işin şeyi meyi yok. Benim karnım aç, senin ki aç değil mi?

2.HIRSIZ = Aç.

1.HIRSIZ = Karnımızı doyurabilmemiz için para gerekli. Benim yok senin var mı?

2.HIRSIZ = Yok.

1.HIRSIZ = Paramızın olması için bir işimizin olması lazım. Ama cahil olduğum için bir iş bulamadım. Benim işim yok, senin işin var mı?

2.HIRSIZ = Yok.

1.HIRSIZ = O halde bu eşeği çalmaktan başka çaremiz de yok.

2.HIRSIZ = Evet galiba haklısın. Keşke zamanında okula gitseymişiz. Şimdi böyle cahil ve işsiz olmazdık. Ama şimdi ne yapacağımızı, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı ayıramıyoruz. (Seyirciye…) Gördüğünüz gibi çaresiz kaldık. Karnımız aç, iş yok, para yok, bize yardım edecek kimse de yok. (Çaresizlik içerisinde…) Pekala kabul ediyorum.

1.HIRSIZ = O halde sahibi gelmeden hemen gidelim.

2.HIRSIZ = Hadi gel cici eşek. Gel bizimle. (Sümbül gitmemek için direnir.)

1.HIRSIZ = Hadi be eşek yürü. İnat etme. Yürü.

2.HIRSIZ = Boşuna eşek inadı dememişler.

(Hırsızlarla Sümbül arasında gürültülü ve hareketli bir mücadele başlar.)

3.SAHNE

(Hırsızlar-Sümbül-Keloğlan)

KELOĞLAN = (Koşarak ve şalvarını düzelterek gelir.) Heey ne oluyor? Ne bağırıyorsunuz? (Hırsızlar Keloğlan’ı görünce Sümbül’ü bırakırlar. Sümbül Keloğlan’ın yanına giderek çeşitli hareketlerle ve anırarak hırsızların kendisin kaçırmak istediklerini anlatmaya çalışır.) Nee...yaaa... demek öyle haa! Benim sevgili Sümbül’ümü çalmaya kalkışırsınız ha! Sizi kaz kafalı, sinek bacaklı tarla fareleri sizi. Şimdi gösteririm ben size. (Sahnede kovalamaca başlar.) Al sana, al, al sana. Kaçmasanıza hırsız bozuntuları. Kaçmasanıza ot kafalılar. Eşekseniz gelin de... (Sümbül bu lafa alınmışçasına anırır.) Şeeey erkekseniz diyecektim. (Hırsızlar sah­neden çıkarlar.) Sinirimden ne diyeceğimi de şaşırdım. İşte bu kadar. Korkma Sümbül ben varken sana kimse elini bile süremez. Eh hadi artık biz de yolumuza devam edelim. Akşama eve varamazsak anam çok merak eder. Yalnız izin verirsen sırtına binmek istiyorum. Gel bakalım, şöyle dur. Dur kımıldama da bineyim. Hem bilirsin ben çok iyi bir biniciyimdir. (Seyirciye…) Haydi arkadaşlar hoşça kalııı…. (Sümbül’e binmek için zıplar fakat Sümbül eğilince düşer. Sümbül gülercesine anırır.) Aman ne komik, ne komik. Ben zaten buraya oturmak istemiştim. Binmek istesem binerim. Bak şimdi. (Tekrar binmek ister. Sümbül yine kenara çekilince düşer.) Ahh, ne oluyor Sümbül, neden yaramazlık yapıyorsun? (Sümbül bir şeyler anlatmaya çalışır.) Haa demek canın dans etmek istiyor. Seni yaramaz seni. (Seyirciye…) Ne dersiniz arkadaşlar dans etsin mi? Tamam, hadi bakalım. (Kaval çalmaya başlar. Sümbül dans eder.)

4.SAHNE

(Keloğlan-Sümbül-Hırsızlar-Muhtar)

(Muhtar önde Hırsızlar arkada telaşla sahneye girer)

HIRSIZLAR = (Keloğlan’ı göstererek…) İşte Muhtar dayı, işte hırsız. Evet, evet o bir hırsızdır. Eşeğimizi o çaldı. (Abartılı ağlayarak…) Bizi de dövdü.

MUHTAR = Susun bakalım, susun. Susun da anlatın hele nasıl oldu?

KELOĞLAN = Heey... Neler oluyor? Kim hırsız? Ne dövmesi?

HIRSIZLAR = Biz eşeğimizle buradan geçiyorduk... Üstümüze atladılar. Tam on kişiydiler. (Keloğlan’ı göste­rerek…) Bu da onların başkanıydı. Bizi dövdüler. (Hırsızlar abartılı bir şekilde ağlamaktadırlar. Muhtar’a fark ettirmeden gülerek el kol hareketleri ile Keloğlan’la alay ederler.) Eşeğimizi de elimizden alıp bizi kovaladılar.

MUHTAR = Susun bakalım. Kesin şu yaygarayı. Bu olanlara ne dersin Keloğlan?

KELOĞLAN = Ne diyeceğimi şaşırdım Muhtar emmi. Bunlar neden söz edi­yorlar?

MUHTAR = Neden olacak! Söylediklerini duymadın mı?

KELOĞLAN = Duymasına duydum ama hiçbir şey anlamadım. Hem zaten söyledikleri beni hiç ilgilendirmiyor. Yüksek müsaadelerinizle ben gidiyorum hoşça…..

MUHTAR = Dur hele dur Keloğlan. Anlamazsın tabii, işine gelmiyor değil mi? Adamları döversiniz, eşeklerini ellerinden alırsınız, bir de hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi "Ben gidiyorum hoşça kalın." dersin ha!

KELOĞLAN = Muhtar emmi sen neler söylüyorsun?

1.HIRSIZ = Eşeğimizi geri ver.

2.HIRSIZ = Muhtar dayı onu hapsettir.

KELOĞLAN = Vay, vay, vay... Bu eşek nerden sizin oluyormuş? O bana dedemden kaldı. Üstelik siz benim eşeğimi çalmaya kalkıştınız. Bir de beni utanmadan Muhtar emmiye şikâyet ediyorsunuz ha!

1.HIRSIZ = Sus yalancı.

2.HIRSIZ = Ona inanma Muhtar dayı. Utanmadan yalan söylüyor,

KELOĞLAN = Kim yalan söylüyor?

1.HIRSIZ = Kim olacak? Sen elbette. Pis yalancı.

KELOĞLAN = Ne bana ha!… Sen bana yalancı dersin ha! Tutmayın beni. Ben size şimdi gösteririm. (Ayakkabısını eline alarak hırsızların üstüne yürür.)

2.HIRSIZ = Muhtar emmi kurtar bizi. (Sahnede kovalamaca ve itişmeler sırasında 1.Hırsız seyircinin görebileceği şekilde Muhtar’ın cebinden para kesesini çalar.)

MUHTAR = (Keloğlan’ı tutarak…) Yavaş ol bakalım Keloğlan, yavaş ol. Böyle zavallı ve namuslu insanlara saldırıp onları döversin...

KELOĞLAN = Yanılıyorsun Muhtar emmi ben kimseyi dövme...

MUHTAR = Bak hâlâ konuşuyor. Sus! Konuşma! Adamların eşeklerini çalarsın...

KELOĞLAN = Bu eşek benim... Ben hırsız değilim.

HIRSIZSAR = İnanma Muhtar emmi... Bizim eşeğimiz... Yalancı... Hırsız...

KELOĞLAN = Bak hâlâ yalancı diyor. (Hırsızların üstüne yürür.) Şimdi gösteririm size. Kaçma, kaçmasana gel buraya. Ben sana şimdi kim yalancı kim hırsız gösteririm…

MUHTAR = (Keloğlan’ı tutarak…) Şuna bakın şuna. Hem suçlu hem güçlü. Bir de utanmadan saldırıyor. Bağlayın şunun ellerini, ayaklarını. (Hırsızlar Keloğlan’ı tutup yere yatırarak, ellerini ve ayaklarını bağlamaya çalışır.)

KELOĞLAN = Muhtar emmi yanılıyorsun. Durun kaz kafalılar. Ben hır­sız değilim. Muhtar... ben... esas onlar benim eşeğimi...

HIRSIZLAR = Sus. Yalancı hırsız. Sensin hırsız. O eşek bizim... (Keloğlan’ın elleri ve ayakları bağlanmıştır.)

MUHTAR = Alın şu bastonu. Vurun ayaklarının altına da aklı başına gelsin. Bir daha da hırsızlık yapmasın. (Keloğlan’ın ve hırsızların yaygaraları…) Tamam tamam yeter artık. Hadi şimdi siz eşeğinizi alın ve gidin. (Olayları başından beri şaşkınlık ve çaresizlikle izleyen Sümbül’ü yakalayıp götürmeye çalışırlar. Sümbül’ün anırmaları, inadı, Keloğlan’ın ağlayarak Muhtar’ı ikna etme çabaları boşadır. Hırsızlar Sümbül’ü götürür.) Sen de sus artık Keloğlan. Bu sana bir ders olsun. Eğer bir daha böyle bir şey görürsem senin için çok kötü olur.

KELOĞLAN = İyi ama ben bir şey yapmadım ki Muhtar emmi.

MUHTAR = Sus dedim sana. Kes artık! Ben şimdi gidiyorum. Bir daha böyle şeyler duymayacağım tamam mı?

KELOĞLAN = (Tam Muhtar sahneden çıkacağı anda…) Ben hırsız deği...

MUHTAR = (Hızla geri döner.) Bak hâlâ konuşuyor.

KELOĞLAN = (Yine tam Muhtar çıkmak üzeredir.) Konuşurum tabii ben... (Muhtar sinirli bir şekilde geri döner. Muhtarın döndüğünü gören Keloğlan sevecen bir tavır takınır.) Şeey... güle güle Muhtar emmiii. (Muhtarın gittiğinden emin olan Keloğlan yine bağırıp çağırmaya başlar.) Konuşacağım işte. Var mı diyeceğin? Ben yalancı değilim. Ben hırsız değilim.

5.SAHNE

(Keloğlan)

KELOĞLAN = (Kendi kendine sızlanmaktadır. Bir taraftan da ağzıyla ellerini çözmeye çalışır.) Vay ayaklarım... Vay, vay da vay, vay. Gördünüz mü arkadaşlar başıma neler geldi? Benim suçum var mıydı? Beni neden dövdüler? Tabii ya. O benim eşeğimdi... Ama Muhtar onlara inandı... Eh Muhtar emmi ben de sana bir oyun oynamazsam bana da Keloğlan, keleşoğlan demesinler. Hele o iki hırsıza, o armut kafalılara görün neler yapacağım. Bir daha yalan söyleyip hırsızlık yapmak neymiş göstereceğim onlara. Vay, vay, vay ayaklarım. Nasıl da acıyorlar. (Ayakkabılarını giymeye çalışır. Ayakkabıları ters giymeye çalıştığı için ayağına olmaz.) Vay, vay, vay nasıl da şişmişler ayakkabılarıma sığmıyorlar. Ben şimdi nasıl gideceğim. Anam beni bekliyor. (Ayaklarını kaldırarak seyirciye gösterir. Seyirciler ayakkabının ters olduğunu anlamıştır.) Şu hale bakın, bu halde nasıl yürürüm ben?

SEYİRCİLER = Ters giymişsin ters... Ters...

KELOĞLAN = Ters mi? Ne tersi? (Seyirciden gelen tepkilere göre ayakkabıları yanlış biçimlerde deği­şik şekillerde giymeye çalışır. Ayakkabıları düz koyar, ayaklarını çapraz uzatır, ayakkabıların arkasını önüne çevirir, altını üstüne çevirir bir türlü giyemez.) Olmuyor işte olmuyor, hepsini denedim. Biriniz bana yardım edebilir mi? (Seyircilerden birini çağırır.) Gel hadi, gel. Ama boşuna zahmet ediyorsun. Bu ayakkabılar ayağıma olmaz. Baksanıza çok şişmişler. Ne yani hâlâ ters olduğunu mu söylüyorsun?

ÇOCUK = Evet ters...

KELOĞLAN = Söyle bakalım senin adın ne? ……… Bak ......... kardeş. Boşuna uğraşma. Ayaklarım çok şiştiği için giyemiyorum. Ters mers değil.

ÇOCUK = Ters.

KELOĞLAN = Peki göster bakalım nasıl giyeceğim. (Çocuk ayakkabıları düzeltir. Keloğlan giymeye çalışır.) Boşuna uğraşıyorsun bak göreceksiniz yine olmayacak. Sanki ben ayakkabı giymeyi bil... (Ayakkabılar olmuştur. Keloğlan şaşkınlıkla kalkarak.) Aaa... oldu. Hayret nasıl oldu? Haa anladım ayakla­rımın şişi indi. Çok teşekkür ederim ........ kardeş. (Çocuğu gönderir yine oturur ve sızlanmaya devam eder.) Evet ayakkabılarım oldu. Oldu ama yine de ayaklarım çok acıyor.

6.SAHNE

(Keloğlan-gülcan)

KELOĞLAN = Vay, vay, vay nasıl da acıyorlar. (Kendi kendine sızlan­maktadır. Gülcan’ın geldiğini görmez.) Eh Muhtar emmi ben sana ne oyunlar oynayacağım görürsün. Vay, vay, vay ayaklarım.

GÜLCAN = (İp atlayarak veya top oynayarak gelir. Keloğlan’ı görür. Yavaş yavaş şaşkınlıkla ve merakla yaklaşır.) Heey ne yapıyorsun?

KELOĞLAN = (Korkmuştur.) Anneeee... Sen kimsin? Aklımı aldın. Zaten akıl kalmadı kel kafamda bir de gelmiş sen korkutuyorsun.

GÜLCAN = Özür dilerim korkutmak istememiştim.

KELOĞLAN = (Gülcan’ı taklit ederek…) "Özür dilerim korkutmak istememiştim." Lafa bak. Ben burada can çekişiyorum o da özürden bahsediyor. Kimsin, nesin, necisin, kimin nesisin, var mısın, yok musun, adın ne?

GÜLCAN = Benim adım Gülcan. Ya seninki?

KELOĞLAN = (Ciddi) Anlayamadın mı?

GÜLCAN = Nerden anlayacağım?

KELOĞLAN = Kafamı görmüyor musun?

GÜLGAN = Eee görüyorum. Ne olmuş? (Hızla Keloğlan’ın beresini çıkarır.) Aaa şimdi anladım senin adın Keloğlan.

KELOĞLAN = (Sinirlenmiştir, hızla beresini alıp giyer.) Aferin be. Nasıl da bildin. Bana bak, benimle alay etmeye kalkışma fena yaparım.

GÜLCAN = Neden alay edecekmişim?

KELOĞLAN = Sahi etmez misin?

GÜLCAN = Etmem tabii. İnsanlar dış görünüşlerine göre değerlendiril­mezler ki.

KELOĞLAN = Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?

GÜLGAN = Evet, ne var bunda şaşacak?

KELOĞLAN = Şeey bazıları insanları dış görünüşlerine göre değerlendiriyor. Hatta bazıları da alay ediyor.

GÜLCAN = Aaa ne kadar ayıp. Hiç öyle şey olur mu? Önemli olan yalan söylememek, başkaları hakkında ileri geri dedikodu yapma­mak, kötü söz söylememek, kavga etmeden kardeş kardeş geçinmektir.

KELOĞLAN = Aferin be Gülcan. Ağzına sağlık ne güzel şeyler söylüyorsun. Seni çok sevdim. Hep senin gibi hiç yalan söylemeyen, insanları dış görünüşüne göre değerlendirmeyen güvenilir bir arkadaşım olsun isterdim.

GÜLCAN = Teşekkür ederim Keloğlan. Ben de seni çok sevdim hadi gel arkadaş olalım.

KELOĞLAN = Olmasına olalım ama ayaklarım çok acıyor, yürüyemiyorum.

GÜLCAN = Öyleyse ben de yanına otururum. Ayakların iyileşene kadar sohbet ederiz. Tamam mı?

KELOĞLAN = Çok teşekkür ederim Gülcan. Çok iyi kalplisin. Eee söyle bakalım sen buralarda ne arıyorsun, neler yapıyorsun?

GÜLCAN = (Keloğlan’ın yanına oturur.) Hiiç. Dolaşıyorum. Oynuyorum…

KELOĞLAN = Aaa işte bunu beğenmedim.

GÜLCAN = Neden?

KELOĞLAN = Neden olacak, etrafta kötü insanlar, hırsızlar var. Seni kaçırırlar.

GÜLCAN = Beni kimse kaçıramaz.

KELOĞLAN = Neden kaçıramayacaklarmış? (Alay ederek…) Sanki senin baban muhtar mı?

GÜLCAN = Tabii muhtar...

KELOĞLAN = Ne dedin, ne dedin?

GÜLCAN = Hiiç. Muhtar dedim. Ne var bunda şaşacak.

KELOĞLAN = (Ayağa fırlar…) Nee, yani sen muhtarın kızı mısın?

GÜLCAN = Evet. Ne olmuş? Neden böyle şaşırdın?

KELOĞLAN = (Telaşlı, kızhgın ve karamsar…) Bana bak, benden uzak dur. Sana bir kötülük yapmak istemem.

GÜLCAN = (Ayağa kalkar.) Ne oluyor Keloğlan? Ben sana ne yaptım? Neden sinirlendin?

KELOĞLAN = Daha ne olacak, beni bu hale baban getirdi. Şu ayaklarımın haline bak. Nasıl da acıyorlar.

GÜLCAN = Ne diyorsun? Babam mı?

KELOĞLAN = Tabii ya ne zannettin?

GÜLCAN = Ama nasıl olur?

KELOĞLAN = İki hırsızın sözüne inanıp beni dövdürdü.

GÜLCAN = Sahi mi söylüyorsun?

KELOĞLAN = Sahi ya. Üstelik Sümbül’ü yani eşeğimi de alıp onlara verdi.

GÜLCAN = Yaaa...

KELOĞLAN = Yaaa dersin ya.

GÜLCAN = Babam nasıl böyle bir şey yapar. İnanamıyorum.

KELOĞLAN = Ne yani ben yalan mı söylüyorum.

GÜLCAN = Yo, yo onu demek istemedim. Çok, çok şaşırdım. Ama babam böyle bir şey nasıl yaptı anlayamıyorum.

KELOĞLAN = Basbayağı yaptı işte.

GÜLCAN = Ben gidiyorum Keloğlan. Sen beni burada bekle. Biraz sonra gelirim.

KELOĞLAN = Nereye gidiyorsun? Acelen ne?

GÜLCAN = Babamı bulmaya gidiyorum.

KELOĞLAN = Bırak şimdi babanı. Bulup da ne yapacaksın?

GÜLCAN = Ona yanlış bir iş yaptığını, esas hırsızların kendisini kandırdığını söyleyeceğim.

KELOĞLAN = (Telaşla…) Yo, yo, yoooo. Sakın söyleme.

GÜLCAN = Olur mu öyle şey? Babam yaptığı hatayı anlamalı. Anlamalı ki hırsızlara da cezalarını vermeli.

KELOĞLAN = Sakın haa. Sakın bir şey söyleme. Ben yapacağımı biliyorum. Önce o iki hırsıza öyle bir ders vereceğim ki Keloğlan’a iftira edip dayak attırmak, eşeğini almak nasılmış görecekler.

GÜLCAN = Peki ya babam, babam ne olacak? O da suçunu anlamalı.

KELOĞLAN = Tabiii senin o pek saygı değer babana da öyle bir oyun oynayacağım ki... Bir daha işin aslını anlamadan kimse hakkında kesin karar vermesin.

GÜLCAN = Ama o benim babam. Ne olur Keloğlan, ona ağır bir ceza verme. Yoksa çok üzülürüm. Aslında çok iyi bir insandır. Onu yakından tanısan bana hak verirsin. Benim hatı­rım için. Ne olur çok kötü bir ceza verme.

KELOĞLAN = Yo, yo, yooo. Sen hiç üzülme. Ona öyle bir ceza vereceğim ki, hahahaayt düşündükçe gülesim geliyor.

GÜLCAN = Ne ceza vereceğini bana da söylesene.

KELOĞLAN = Hayır, hayır. Sana söyleyemem. Sürpriz olacak.

GÜLCAN = Ne olur söyle. İnan kimseye söylemem.

KELOĞLAN = Hayır, hayır boşuna ısrar etme söylemem. Dur en iyisi ben sana bir şarkı söyleyeyim.

(Keloğlan şarkı söyleyerek Gülcan’la birlikte dans etmeye başlar.)

KELOĞLAN’IN ŞARKISI

Bir oyunum var babana
Atma sözümü yabana
İki gönül bir olunca
Prenses varır çobana

Sürprizim sanadır Gülcan
Damarımda durmuyor kan
İyi ki yok Sümbül burda
Kıskanırdım seni ondan

Keloğlan’ın temiz özü
Doğru söyler o her sözü
Işıl ışıl parıldıyor
Gülcan’ımın iki gözü

Nasıl? Beğendin mi şarkımı?

GÜLCAN = Evet. Çok güzel söyledin Keloğlan. Ne olur bir de babama yapacağın oyun nedir onu söyle?

KELOĞLAN = Yoo. Onu asla söylemem.

GÜLCAN = Ne olur söyle.

KELOĞLAN = Hayır, hayır söylemem. Sürpriz yapacağım.

GÜLCAN = Söylemezsen küserim bak.

KELOĞLAN = Yapma be Gülcan. Söyleyince sürprizin ne kıymeti kalır.

GÜLCAN = Madem öyle küstüm işte. Gidiyorum.

KELOĞLAN = Dur, gitme, küsme!

GÜLCAN = Bana ne, bana ne. Küstüm sana. Gidiyorum işte. (Gider.)

KELOĞLAN = Dur... Dur... Küsme... Gitme... Aaa hem küstü hem gitti. (Seyirciye…) Arkadaşlar gördünüz mü? Gülcan bana küstü. İnsan hiç arkadaşına küser mi?... Tabii küsmez. Ama gördüğünüz gibi Gülcan bana küstü. Neyse ben onu şimdi yakalar kendimi affettiririm. Herkes hatasını anlayınca özür dilemesini bilmeli değil mi?... O halde bana on dakika izin verin gidip Gülcan’la konuşup gönlünü alayım. Şimdilik hoşça kalın.

l. PERDENİN SONU

**********

Oyunun tamamı ve ayrıntılar için lütfen aşağıdaki bağlantıyı izleyiniz.

www.tahsinmelan.com
(Açılan sayfanın TİYATRO bölümüne geçerek seçkelerden Keloğlan’ın B. Eşeği düğmesini tıklayınız)





Etiketler:




KELOĞLAN'IN BECERİKLİ EŞEĞİ başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





KELOĞLAN'IN BECERİKLİ EŞEĞİ başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
12.02.2011 11:48:23
Toplam 0 yorum yapıldı
2462 çoğul gösterim
2231 tekil gösterim