Sevilmeden sevmekten daha feci bir şey yoktur. TURGENYEV
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

Tolstoy ve İtiraflarım

İtiraflarım
Antik Dünya Klasikleri
Çeviren:İhsan Özdemir
Baskı tarihi:2006




Tolstoy Kimdir?

28 Ağustos 1828’de dünyaya gelen Tolstoy, toprak sahibi varlıklı bir ailenin çocuğuydu. O nedenle ömrünün sonuna kadar maddi bir problemi olmadı.
Tolstoy gençlik yıllarını şöyle anlatır.

“Ben Ortodoks Hıristiyan inancına göre vaftiz edildim ve yetiştirildim. Bu inanç bana çocukluk ve gençlik çağım boyunca öğretildi. Ne var ki on sekiz yaşında üniversiteyi ikinci sınıftan terk ettiğimde geçmişte bana öğretilen şeylerin hiçbirisine artık inanmıyordum..

......O yılları dehşet, nefret ve de yüreğimde bir sızı olmaksızın hatırlayamıyorum. Savaşta insanlar öldürdüm ve gene öldürmek amacıyla insanları düelloya davet ettim. Kumarda kaybettim, köylülerin emeklerini çar çur ettim, onları cezalara çarptırdım, ahlâksız bir hayat sürdüm ve insanları kandırdım. Yalan, soygun, her türlü zina, sarhoşluk, şiddet, cinayet, işlemediğim tek bir suç bile kalmamıştı, ama benim çağdaşlarım beni nispeten ahlâklı bir insan olarak gördüler ve görüyorlar.

Bu şekilde on yıl yaşadım.
.....Savaştan sonra yirmi altı yaşında Petersburg’a geri döndüm ve yazarlarla tanıştım. Beni kendilerinden biriymiş gibi karşıladılar ve pohpohladılar. Ben daha alternatiflerimi araştıramadan, aralarına girmiş olduğum bu yazarlar grubunun hayat görüşlerini benimsemiş oldum ve bu görüşler benim daha iyi bir insan olma yolundaki eski çabalarımın izlerini bütünüyle ortadan kaldırdı. Çünkü bu görüşler benim sürdüğüm sefih hayatı haklı çıkaran bir kuram ortaya koyuyorlardı.”


Tolstoy meşhur eseri Savaş ve Barış’ı 1869 yılında yayımladı. Gene bu yıllarda ruhsal bir bunalım yaşadığından manastıra kapandı. Ancak buradaki yaşantısı Hıristiyanlığa karşı olan inancını zayıflattı. Aradığını bulamadığı için manastırdan da ayrıldı.

82 yaşında öleceğini anladığından ya da artık ölmek istediğinden ölümü huzur içinde karşılayacağı bir yer aramak için evinden kaçtı. (28 Ekim 1910)

On gün sonra bir tren istasyonunda ölüsü bulundu.

Ölmek istediği yer orası mıydı, yoksa hedeflediği yere gitmek için mi oraya gelmişti? Bilinmez...

*****

İtiraflarım

95 sayfalık bu kitapta Tolstoy kendi hayatını, bunalımlarını, hayatın anlamsızlığı karşısında hissettiklerini, ölüm gerçeğini, intiharı, var oluşu, bilimleri, dinsel inançları sorguluyor ve ısrarla arıyor, arıyor....

Ve sonunda bulduğunu söylüyor:
“Tanrı’yı arayarak yaşadın mı, bir daha Tanrısız yaşayamazsın. Ve her zamankinden daha güçlü bir şekilde, içimdeki ve etrafımdaki her şey aydınlandı ve bu ışık beni bir daha terk etmedi. Böylelikle intihar etmekten kurtuldum.

.....O sahil Tanrı’ydı. Gitmem gereken o yön gelenekti; kürekler ise sahile doğru ilerleyebilmem ve Tanrı’yla bir olabilmem için bana verilen özgürlüktü. Böylece yaşama gücüm yenilenmişti ve ben de yeniden yaşamaya başlamıştım.

......Sadece Tanrı’ya inandığım anlarda yaşamış olduğumu hatırladım. Bu, geçmişte nasılsa, bugün de öyleydi. Yaşamak için Tanrı’nın varlığının farkında olmaya ihtiyaç duyuyordum. O’nu unutmaya, ya da O’nu inkar etmeye göreyim; ölüyordum.

.....Ölmeye ve dirilmeye dair yüzlerce olay hatırladım. Gördüm ki ben yalnızca Tanrı’ya inandığımda yaşıyordum. Tanrı’yı düşünmem yetiyordu, o zaman hemen diriliyordum. O’nu unuttuğum, O’na inanmadığım zamanlarda ise, yaşam da yok oluyordu.Yaşamın bu diriliş ve ölümleri neydi? Tanrı’nın varlığına inancı kaybettiğimde, sanki yaşamla ilgili bağlarım da kopuyordu. Tanrı’yı bulmak konusunda az da olsa umudun olmasa, yaşamıma çoktan son verirdim. Fakat yaşıyordum. Öyleyse O vardır. O, O’nsuz yaşanmayan şeydir.”


Tolstoy bunalımlarından nasıl kurtuldu? Yukarıda aktardığımız düşüncelere hangi aşamalardan geçerek ulaştı? Bu soruların cevaplarını tabii ki “İtiraflarm”ı okuyarak verebilirsiniz.

***

Tolstoy özde kötü bir insan değil, ama yapmadığı ahlâksızlık da yok. Bu çelişki karşımıza “çevre” problemini çıkarıyor.

Ait olduğu çevrenin değerleri onu bir felaketin eşiğine getiriyor. O nedenle kişiliğin oluşumunda çevre faktörü daima göz önünde bulundurulması gereken bir etkendir.

Tolstoy özde kötü bir insan olsaydı,hayatındaki kara lekeleri bu kadar samimiyetle itiraf edemezdi.

***
Son Söz:
Tolstoy başkaca bir eser vermemiş bile olsaydı “İtiraflarım” gene de onun büyük bir yazar olarak anılmasına yeterdi.





Etiketler:


18 Haziran 2010 Cuma 18:14:28


Vefat etmeden önce istasyona geldiğinde gitmek istediği yer İstanbul idi.
Selamlar saygılar


    [ Cevap yaz ]    

18 Haziran 2010 Cuma 15:33:16


Şimdilerde çok satan bir katabı çıktı Tolstoy'un. Hz. Muhammed. İslâm'a Peygamber Efendimiz'in hadislerini okuyarak gönlü ısınmış bir süre. Büyük bir hayranlık beslemiş olduğu da anlaşılıyor kendi ifadelerinden. Ancak o zamanların Komisnist Rusya'sında Müslüman olup olmadığı, olmuşsa bile bu inancını açıklamış olması muallakta olan bir konu. Bu vesile ile bu konuyu gündeme getirmiş olmanız güzeldi. Teşekkürler...


    [ Cevap yaz ]    




Tolstoy ve İtiraflarım başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
18.06.2010 11:25:57
Toplam 2 yorum yapıldı
3677 çoğul gösterim
3334 tekil gösterim