Yalnızca akıllılar düşünce sahibidirler. İnsanların geri kalanları düşüncelerinin tutsağıdır. Coleridge [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

DUVAR: YAZININ DOĞUMGÜNÜ

DUVAR: YAZININ DOĞUMGÜNÜ




Kimseye söyleme sarıldığımızı,
gelip alırlar onu oradan.


Alırlar bir anlamın yalınayak dolaştığını görürlerse. Peşimize takılan muhbir sis, irin ırmağı, tiksinti tehlikesi… Bunlar yeniçağın görünmeyen pençeleridir. Tenine yapışıp bütün reflekslerini ele geçirmeye çalışırlar. Her cümleni kaydederler. Sözlerin aşırıya kaçar ve onların elit semtlerine itiraz mızrakları şeklinde düşerse; seni bulurlar ve bağırtıları büyük, yürekleri küçük insanların karşısına çıkartırlar. Varlığın, kaçınılmaz bir bulantının kuşatması altında kalır. Orası Bulantı’yla ilk karşılaştığın yer değildir. Hatırlayacaksın birden daha önce nerelerde ve nasıl yakalandığını bu zihinsel çöle. Nereye yönelsek karşımıza çıkan sevimli ekranlardan beynimize akan o hipnotize edici sıvının gerçekliğini hatırlayacaksın. Üstü aldatıcı görüntülerle kaplanmış büyük tuzağı, tasarlanmış linç uygarlığını hatırlayacaksın.


Kimseye söyleme sarıldığımızı,
içinde tut.


Tezer Özlü, Cesare Pavese, Nilgün Marmara veya Sylvia Plath’a hiç dokunmuyorum kitaplığımda. Öylece duruyorlar. Normal bir vatandaş gibi gelip geçiyor yanımdan intihar. Ara sıra Rilke okuyorum yüzümdeki umut izlerini kapatmak için. Tanımadığım kuşlarla konuşmuyorum. Pencereden bakmamaya çalışıyorum, onu da alırlar. Bir bakış kolay yetişmiyor küçük kuyular ülkesinde. Çünkü az ileride düş çevirmesi oluyor genellikle. Ruhsat ve ehliyet soruyorlar bakışa.


Sayısız bina kurulmuş şehirlerin içinde. Sayısız kerhane kurulmuş insanların içinde. Sayısız makam odası, sayısız kan odası ve sayısız kum odası… Bütün bunlar başarılı bir bulantının görünmeyen elleridir. O çamurlu fısıltılar damlatan hissiz ellerin altından geçiyorum, başka geçiş yolu yok. Başka geçiş yolu yok. Hiçbir şey benim değil. Ne yol ne emek ne de yarınlar; hiçbiri bana ait değil. Bir tek kurşunkalemle çizdiğim sözcükler duvarı ve duvardaki gizli kapı bana ait. O gizli kapıdan bilinmeyene çıkıp seni arıyorum mesai saatleri dışında. Seni hep bulamayacağım yerlerde arıyorum kasten. Çünkü bulursam “seni arama tutkusunu” da kaybedeceğim. Çünkü bu arama tutkusu sayesinde saatlerce sarılıyoruz biz. Saatlerce büyük oyunun dışında kalabiliyoruz.


Kimseye söyleme sarıldığımızı,
sarılmak ölmüş bir ressamın en ünlü resmidir,
görürlerse satılığa çıkartırlar.


Unutuş örtüsünü atmışlar sesinin üstüne. Sesin, herkes evine çekildiği için boşalan bir sokak. O sokağın içinde saatlerdir yürüyorum düşünce avcılarına yakalanmamak için. Sonra bir bankın üstünde oturup sorular soruyorum kaldırımlara, ağaçlara ve kumlara. Şehirleri yakılmış kediler toplanıyor etrafıma, ne çok kedi var. Yoksa diyorum burası kediler sokağı mı? Kalkıyorum banktan kısa öyküler bırakarak işaretlerle dolu tahtaya. Tekrar yürümeye başlıyorum, neden tekrar yürüdüğümü bilmiyorum. Sabahın olmasını bekliyorum. Yürürken arkamdan birinin, bir şeyin beni izlediğini ve hızla yaklaştığını hissediyorum. Sen de kimsin? “Her şey başka türlü olabilirdi adında bir cümleyim” diyor. İşte yine harekete geçmişti hafifletici sebeplerin düzenliliği boşluğa fırlatışı.


-Peki, sabaha ne kadar var biliyor musun?
-Sabah daha az önce sona erdi.


Saatler sonra kurşunkalemle çizdiğim gizli kapıdan geri dönüyorum yazının büyülü dünyasına. İlkin bahçe karşıladı beni. Gülümsedi. Ona bir demet uyanış ikram ettim. Yüzümdeki düşleri çıkarıp çekyatın üstüne koydum. Ortalığa saçılmış başıboş harfler toparlandılar ve kullanılabilir yeni bir anlam için anlaşmaya vardılar. Yorgunluk kahvemi yudumlarken sessiz soluksuz bizi izleyen Bulantı “biz artık kalkalım” dedi ve adamlarıyla beraber çıkıp giderken uzun mesafeli delilikler odasından, son kez dönüp baktı:


-Tekrar görüşecek miyiz?
-Tabi ki görüşeceğiz, bunun kaçınılmaz olduğunu artık sen de biliyorsun.








Etiketler: sayfam ,


17 Mart 2018 Cumartesi 14:00:56


saklandığımız bir kapı aralığından bakıyoruz.' kirlenmiş dünya'



    [ Cevap yaz ]    

DemAN  | Zorgun  Devrim (K.YAY)
17 Mart 2018 Cumartesi 12:13:14


Büyülü kelimelerden bir kralık; tüm ruh atlasını saran ve "düşünmeye devam et" dedirten elit bir deneme yazısıydı.


"Kimseye söyleme sarıldığımızı,
sarılmak ölmüş bir ressamın en ünlü resmidir,
görürlerse satılığa çıkartırlar."


yazının doğum günleri bol olsun :)

Duvar...


    [ Cevap yaz ]    

16 Mart 2018 Cuma 22:23:04


herkese söylüyorum sarıldığımızı güneş yol veriyor şarkılara
kuşlar gökkuşağının kalbini oğuşturuyor
geçtii,, geçtii, her şey çok güzel olacak..Onlar sarıldı...
daha sıkı sarılıyorum
yalnızlıklar çıkıyor meydana aynı yağmurun altında dans ediyorlar
kim demiş yıllar sistemin heba ettiği ömürlerdi
sarıldık biz
geçti, geçti.. her şey çok güzel olacak
bir motivasyon geliyor gökdelenlere
unuttukları neydi neydi
sarıldık ya biz
unuttuklarını hatırlıyorlar
umut
umut
aynı frekans
insan kalbi
insan sesi


sabah

biraz sonra

az sonra..


sevgiyle selamlıyorum
tebrikler






    [ Cevap yaz ]    

14 Mart 2018 Çarşamba 12:23:20



İnsana dair dünyada eksik olan ne çok şey var,değil mi?


çok güzeldi yazı.

Saygılarımla...


    [ Cevap yaz ]    

14 Mart 2018 Çarşamba 00:14:56


tekrar görüşülüp
bölüşülmeli ölümler

iyi ki doğmuş yazın.

selam


    [ Cevap yaz ]    




DUVAR: YAZININ DOĞUMGÜNÜ başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
14.3.2018 00:03:40
Toplam 5 yorum yapıldı
278 çoğul gösterim
201 tekil gösterim