ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Dünyada sadece iki sınıf insan vardır. Doktorlar ve hastalar. Rudyard Kipling Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

Edebiyat tarihinin ezeli rekabeti

“Tolstoy mu, Dostoyevski mi?” sorusu popüler kültürün bile tartıştığı kışkırtıcı sorulardan. George Steiner, iki yazarın ‘büyüklüğünün’ bilgiden yoksun kabulünü yüzeysellikten kurtaran çok katmanlı bir kitaba imza atmış: Tolstoy mu Dostoyevski mi. Kitap edebiyat eleştirisinden çok daha fazlasını sunuyor.

12.4.2015

Edebiyat tarihinin ezeli rekabeti

Ne zaman bir eleştiri kitabıyla karşılaşsam hep aynı soru gelir aklıma: “Edebiyat eleştirisi üzerine kitaplar neden kısa ömürlü olur?” Bu soruyu burada ve daha köklü bir edebiyat geleneği olan Batı’da sormak arasında bir fark var elbette, ancak cevabındaki ölçüler pek değişmiyor.

Edebiyat eleştirmeni, denemeci, romancı ve eğitimci George Steiner’ın edebiyat kuramı alanında bir klasik haline gelmiş Tolstoy mu Dostoyevski mi kitabının ilk sayfasını açıp bu soruyla karşılaştığımda doğrusu rahatladım. Sebebi Steiner’ın giriş notundaydı: “Edebiyat incelemelerinin çoğunun, özellikle de akademik olan ve akademik dergilerde yayınlananların günleri sayılıdır. Bu tarz çalışmalar beğeniler, değerler ve terminolojik tartışmalar tarihinde kendi yerlerini alırlar. Kısa süre sonra da saygıyla dipnotlara gömülür ve kütüphane raflarında kalırlar.” Sahi, neden böyle olur? Ve neden kırk yıl önce yayımlanan, pek çok dile çevrilen, eski Sovyetler Birliği’nde bazı kısımlarının korsan baskısının hiç tükenmediği bu kitap nasıl hâlâ aynı tazelikle yaşıyor?

Steiner, her ne kadar 50’lilerin sonunda ‘eski eleştiri’ dediği tarza göre açıklanan okuma biçiminin ve ahlâki kavrayışların bugün hâlâ yakıcı konular olabileceğini sanmadığını başta söylese de, eleştiriye ‘samimi’ bakabilen yaklaşımı kitabı yaşatmış. Bu algıyı daha ilk bölümde okura da hissettiriyor. “Edebiyat eleştirisi bir sevgi borcundan doğmalıdır. Bir şiir, bir oyun veya bir roman, hem apaçık hem de gizemli bir biçimde hayal gücümüzü derinden etkiler. O yapıtı elimizden bıraktığımızda, ilk kez elimize aldığımızdan farklı biri oluruz… Bu etkiyi kayda geçirmek, sarsılmış evimize yeni bir düzen vermek isteriz. Paylaşma güdüsüyle, yaşadığımız bu deneyimin niteliğini ve etkisini başkalarına da anlatmak isteriz. İşte eleştiride mümkün olan en doğru kavrayışlar bu ikna çabasından doğar.”

Steiner’ın “sevgi borcu” diye tarif ettiği, daha ziyade minnetle beslenen o gönül borcunu Zweig’ın Tolstoy, Dostoyevski, Balzac ve diğer biyografilerinde olanca şeffaflığıyla gördüm. Onları okuduktan sonra gerçekten farklı biri olduğumu hissetmiştim. Üstelik Zweig sadece biyografi yazarı değil. Romanları ve hikâyeleriyle iz bırakan bir edebiyatçı. Steiner’ın bir ‘edebiyat eleştirisinden’ çok daha fazlası olduğunu düşündüğüm kitabını okurken, farklı dönemlerde yaşamış bu iki yazarı buluşturan ve onları kalıcı yapanın ne olduğunu düşündüm; her ikisi de edebiyatı içselleştirmiş, felsefesini benimsemiş, geniş zamanlı bir anlayışla ömürlerini uzatmış ve yazarlarının edebi yolculuklarına eşlik ederken onlarla birlikte ‘kalıcı’ olmayı arzulamışlar. Evet, bakış açıları farklı ama duyguları, ölçüleri aynı. ‘Edebiyat eleştirisi’ ancak yaşadığı çağın tozundan, kavgalarından, güncel siyasetle boğulan çatışmalarından arınıp dil zenginliğiyle, anlatımıyla, okurun göremediği incelikli ayrıntıları gösterebilmesiyle değer ve anlam kazanıyor çünkü.

O kışkırtıcı soru
Steiner, kendi deyişiyle, edebiyattaki ideolojik –tarihsel bağlama, edebi üretimin toplumsal-ekonomik yönlerine, edebiyattaki seçicilik anlayışını oluşturan metafizik ve teolojik boyutlara eskiden sahip oldukları yeri kazandırmak istemiş. Dünya edebiyat tarihinin iki önemli yazarını böyle geniş bir perspektifle ele alan kitap, aralarındaki zıtlıklar ve rekabet nedeniyle canlılığını yitirmeyen, farklı yönleriyle esneyebilen bir anlatıya dönüşüyor.

“Tolstoy mu, Dostoyevski mi?” sorusu bugün popüler kültürün bile tartıştığı kışkırtıcı sorulardandır. Onların ‘büyüklüğünün’ bilgiden yoksun kabulünü yüzeysellikten kurtaran ancak böyle çok katmanlı bir kitap olabilirdi. İncelemeyi özetlemek zor ama Steiner’ın şu cümleleri bir fikir verecektir: “Tolstoy bilerek ve isteyerek kendisini Homeros ile ilişkilendirecek ‘epik’ bir tarz yaratmıştı. Dostoyevski ise Shakespeare’den sonra gelmiş en büyük, en çok sesli dram yazarıydı. Tolstoy’un siyasal ‘aşkıncılığı’, ütopik inançları son derece iyimserdir. İnsanlığın adaletin egemenliğine ve dünya sevgisine doğru ilerlediğini düşünür. Budala’nın ve Büyük Engizisyoncu’nun yaratıcısı ise en kasvetli trajik metafizikçilerimiz arasındadır. Tolstoy’un Tanrısı, Dostoyevski’nin Tanrı’sıyla taban tabana zıttır”. Steiner bu farkı ancak eski eleştiri yöntemleriyle gösterebileceğine inanıyor ve buna uygun olarak teolojiyle bağı üzerinde de duruyor.

George Steiner, iki usta için Tanrı sorununun önemine özellikle işaret ediyor ama kitap bu vurguyla sınırlı değil elbette. Benzerliklerinin ve zıtlıklarının çağdaşlarıyla karşılaştırılması, karakter yaratma motivasyonları, nevrozları, kaygıları, zaafları, korkuları, toplumsal ve siyasi bilinçlerinin karanlık yanları bir bütün olarak görüldüğünde, metin sahiden edebi lezzeti yüksek bir okuma hazzı veriyor.

Steiner, bu yüzyılın en önemli eleştirmenlerinden biri kabul ediliyor. Bunu zamana dayanıklı kitapları gösteriyor zaten. Kendisi de roman yazan eleştirmen iki büyük romancıyı anlatırken, 19. yüzyıl roman sanatıyla ilgili bilgi verdiğinde, epik ve tragedya türlerinin bugünkü Avrupa edebiyatı üzerine etkilerinden bahsettiğinde, yazı sanatının kaybolan ve yeniden üretilen geleneklerini örneklerle açıkladığında kitap aynı zamanda önemli bir referans kaynak niteliği de kazanıyor.

Meraklı okur bu yazıyı kaleme alanın, iki ustadan hangisine kendini daha yakın hissettiğini bilmek ister belki. Ben iflah olmaz, fanatik Dostoyevski’ciyim ama Tolstoy’un hayatı ayrıntılarıyla, duygularıyla, parçalanan anlarıyla büsbütün kucaklayışını çok severim. Onun hakikatin özünü arayışındaki direnç göz yaşartıcıdır. Kendisini insanlığa adamış birinin yürek genişliğini, iyimserliğini başka hiçbir yazarda göremezsiniz. Tıpkı Dostoyevski’nin ‘deliliğinin’ kristalize olmuş edebi yansımalarının benzersiz oluşu gibi biriciktir.

Steiner’ın her ikisinin de ‘zaman’ algısını anlattığı bölüm, benim hissiyatımla epey örtüşüyordu: “Tolstoy denizlerin kabarışı gibi ağır ağır ilerlerken, Dostoyevski zamanı büküp daraltır ve çarpıtır. Zamanda geniş geniş yer alan ve bu yüzden de hafifletici ve uzlaştırıcı etkileri olan ne varsa çıkarır... Dostoyevski’de gördüğümüz zaman, sıkıştırılıp büzülmüş, sanrılı gündüzlerle Petersburg’un ‘beyaz geceleridir’; Prens Andrey’in Austerlitz’de uzanıp yattığı uzun öğle vakti veya Levin’e huzur veren yıldızlı derinlikler değil.”

Edebiyatın mucizevi sırrı, zaman algısı farklı olduğu halde kelimelerle hayatı ‘sonsuz’ kılan iki ustayı bir sevgi borcuyla başka bir yazarda buluşturabilmesinde saklı.

TOLSTOY MU DOSTOYEVSKİ Mİ, GEORGE STEINER, ÇEV.: SEVDA ÇALIŞKAN, İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 384 SAYFA


Kaynak:
http://kitapzamani.zaman.com.tr/edebiyat/edebiyat-tarihinin-ezeli-rekabeti_550429


Yorumlar
"Edebiyat tarihinin ezeli rekabeti" haberine henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

Yorum Yapın

Edebiyat tarihinin ezeli rekabeti ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.