ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Bir kimsenin beni yüzüme karşı methetmeye hakkı olursa, yüzüme karşı beni tenkit etmeye de hakkı olması lazımdır. BISMARK Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

Ümit yaşar oğuzcan, yeniden...

Ümit Yaşar çok da kolay olmayan bir şeyi, yalın olanı aktarmayı başarabilmişti. Çok popüler olmasının sebebi belki de buydu.

15.09.2011

Ümit yaşar oğuzcan, yeniden...

Everest Yayınları, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bütün kitaplarını yeniden yayımlıyor. Şiir Denizi 1’in üçüncü baskısı masamda. Arada bakıyorum. Ümit Yaşar, benim kuşağımda, İkinci Yeni’nin ve ardıllarının, etkilenmişlerinin, bir ada olarak Sezai Karakoç, Pakdil, Mavera çevresi’nin, Seksen kuşağının yeni yeni ünlenen, sesi duyulan kimi şairlerinin, alabildiğine politize olmuş edebi kamunun en hafif ifadeyle ‘küçümsediği’, burun kıvırdığı bir ‘şair’di. Pek çok dizesi, kartpostallarda, aşık olan genç kızların pembe kapaklı günlüklerinin sayfalarında, plaklarda, kasetlerde arz-ı endam ederdi. Basit ve yüzeysel bulunan, şairaneliğin en sıradan örnekleriymiş gibi görülen ‘şiir’lerin şairinin şiirsel çabaları, ömrüne yayılan emeği, hasbiliği ve samimiliği o dönemin tozu bulutu içinde teslim edilmedi.

Şimdi belki bir ‘veri’ olarak yeniden okura sunulan şiirsel müktesebatı tekrar gözden geçirilecek. Geçiriliyor da. Şiir Denizi 1’i elime alıp açtığımda karşıma, ‘Sevenler Ölmez’ çıktı. Ve, Yunus’un ‘ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez’ dizesini hatırlattı. Kimilerince kitsch bulunan bu şiirdeki ‘imge’nin, -bilinçsiz dahi olsa- nereden iz sürdüğünü sadece bu dizeden bile izleyebiliriz. ‘Bu şiir sana, S...’ sunusunun altındaki dizelerden birkaçını alıntılayayım : ‘Kül olmadan yanar yüreğimiz ateşlerde/Bir aşkımız var öyle büyük, öyle derin/Ve bir sırdır güzelliğimiz göremezsiniz/Bütün gözler yalancı, bütün aynalar çirkin/Biz hakkını verenler aşkın, güzelliğin/Biz o sevenler asırlardır doludizgin/...

‘Sevenler ölmez’, günümüzde bir taşra kentinde yaşamış bir meczubun öyküsünü anımsattı ayrıca. Namaz vakti camie gelip, pencereden başını uzatarak, ‘Huuuu! Ölüm var ölüüüm!’ diye birkaç kez bağırırmış. Bir gün, imam efendi, namaz çıkışında, ‘sen ölmeyecek misin Tahsin?’ deyince, ayağa fırlayıp, ‘biz ölmeyiz! Aşıklar ölmez!’ diye bağırmış. Meczup da besbelli, Yunus’un ikliminden konuşuyor. ‘Dünyaya ölmek için değil olmak için geldiniz’ diyen bir bilgeliğin, toplumsal kültürü, onun gerisindeki belleği etkilemesi son derece olağan. Ümit Yaşar gibilerin de dilinden, dizelerinden zaman zaman yansıyan, bu halk irfanının dokularına nüfuz etmiş bilgeliktir. Ümit Yaşar, bütün ‘yapaylığına’ ve ‘şairaneliği’ne karşın, içten bir dile sahip idi. Şiirlerini şimdi yeniden okurken bunu daha açık görebiliyorum. Belki de onu popüler kılan, sadeliğinin yanı sıra, bilinçli olarak yapmadığı şairanelikti. Şairanelikten tiksinenlerin bile, duygusal açıdan en zayıf, güçsüz anlarında onun dillere peleseng olmuş dizelerini hatırlaması rastlantı olamaz. Kaldı ki, Oğuzcan’ı tekrar okurken zaman zaman örneğin Attila İlhan da çağrıştı.

Adını burada anmadığım daha pek çok şair hatırıma geldi. Onlarla da bir şekilde akrabalığı vardı. Yahut, onların da zaman zaman şairaneleştiği anlar ve onların tanığı dizeleri olmuştu. Bunu söylerken amacım ne Oğuzcan’ı savunmak ne de diğerlerini suçlamak. Okurken zihnime üşüşenleri ifadeye çalışıyorum. Yüreğimizin kül olmadan ateşlerde yanması türünden eğretilemelere, bizim bilgelik edebiyatımızda çokça rastlarız. Yine geleneksel şiirimizin temel mecazlarından biri, ‘fakr/yokluk’a Oğuzcan’da da rastlarız.

Sevgilinin yokluğu üzerinden gelişen ve umut ile kaygı/korku arasında gidip gelen bir ruh durumu : ‘Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi/Akıtır taşa, toprağa kanımı/ Dünya seninle aydınlık ve güzeldi/ Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı/Yanmaz elinin değmediği ışıklar/Gel, o şarkıyı beraber söyleyelim/ Tut ellerimden beni aydınlığa çıkar Tut ellerimden beni aydınlığa çıkar/ Yumdum gözlerimi seni düşünüyorum/ Mavi denizlere, mor dağlara karşı/Bildiğim bir şarkı var onu söylüyorum...’

Anlamdan kurtulmak

Son dize, Oğuzcan’ın dili, dünyasını yeterince ele veriyor. O, bildiği şarkıyı söylüyordu, başka bir çabası, derdi yoktu. Fakat yalın olanın dile gelmesi sanıldığı gibi kolay değildir. İlhan Berk’in, ‘şiirden anlamı tümüyle kovmak istiyorum’ deyişi bu sancıyı yansıtıyordu. Bunu, bizim şiir tarihimizde Yunus Emre gibi üstatlar başarmıştır. Yunus’tan bugüne divanı olan, kimisinin menakıbı bulunan dört bini aşkın şair gelmiştir.

Onların manevi yetkinleşme yolculuklarındaki tanıklıklarını yazdıkları biliniyor. Peki bütün anlar yazılmış mıdır? Yazılan, yaşanılanının milyonda biri değildir. Dilin tümüyle aradan çekildiği bir gramer üremiştir. Oğuzcan bunun içinden gelebilse ve konuşabilseydi, o yalınlığa ulaşabilir, şairaneliğin pençesine düşmezdi belki de. Ama O da sancımış olmalı ki, ‘acılar denizi’ni yazdı: ‘Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime/ Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını/ Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle/ Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma/ Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek/ Baksana herkes içime dökmüş artıklarını...’ Oğuzcan, yüceltilmiş sevgili imgesine psikiyatrik bir bakış açısıyla da yaklaşabilir : ‘Aldım oraya çıkardım seni’ diye başlayan ‘Orası’ başlıklı şiirinde, ‘Ta oraya...’ der, ‘yetişemeyeceğim kadar yüksek/ Varamayacağım kadar uzak/Ve şimdi/ Sen bana oradan bakıyorsun...’ Sevgili’nin erişilemezliğini ima eden bu dizelerde, aşkın, yani şiddetli sevginin belirtilerinden birinin patolojisini buluruz. İbn Arabi’nin İlahi Aşk’ta anlattığı belirtiler arasında başta geleni budur. Aşk, insanın yaşamında rutin dışına çıkabildiği bir imkandır.

Deleuze’ün ‘firar’ dediği şey...Bu halde sevenin sevgilisini aşırı biçimde yüceltmesi, onu tanrısal bir niteliğe büründürmesi, sonunda bumerang etkisi yaratır... Ümit Yaşar’ın Şiir Denizi, ‘Cümlemiz bir kokarız/öldüğümüz gün’ diyen bir kitap. Everest’in yayımladığı kitabı, oğlu Lütfi Oğuzcan hazırlamış. Babasının kitaplara almadığı şiirleri de eklemiş, italik yapmış. Şiir( in)e ilişkin düşüncelerini içeren notları da eklemiş. Böylece okur, Oğuzcan’ın bütün yapıtlarını bir arada bulabilecek.

Yorumlar
Mesaj Yaz 18.09.2011 03:06:02
fena şair değil benim gibi iyi yazıyo en azından :)

Mesaj Yaz 16.09.2011 14:01:28
Onun şiir kitaplarını eli ile yazan tek hayranı benim zannedersem..Kimini bulamamıştım, kimini satın alamadım...ŞİİR SEVDASI BU İŞTE...

Mesaj Yaz 15.09.2011 21:57:25
HER CİHETİYLE TAKDÎR EDİLECEK BİR ŞİİR DEHÂSIDIR O.BÜTÜN VEZİNLERİ USTALIKLA KULLANABİLEN NÂDİR ŞAHSİYETLERDEN BİRİDİR O.HEM NE DİYOR BİR RUBÂÎSİNDE:
'YÜZ YIL YANARIM YANMAYI ÖĞRENDİMSE'.


Mesaj Yaz 15.09.2011 21:08:16
taşı toprağı şair olan tarsus'un unutulmaz şairinin ruhu şad olsun.hepimiz acılar denizinde yüzmedik mi ?

Mesaj Yaz 15.09.2011 18:47:26
Ümit Yaşar Oğuzcan... boğazda düğümlenip kalıyor... yutkunabilmek için hissetmek gerek.
saygıyla anıyorum.



Yorum Yapın

Ümit yaşar oğuzcan, yeniden... ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.