ÜYELİK GİRİŞİ ÜYE OL
Anasayfa Şiirler Forum Etkinlikler Kitap Nedir? Bicümle Tv Müzik Atölye Arama Blog İletişim Yazılar
Giriş Yap Üye Ol
Yalnız seni sevenleri sevmek sevgi değil, değiş tokuştur. CENAP ŞAHABETTİN Paylaş
ANASAYFA
ETKİNLİKLER
NEDİR?
TİVİ
BLOG
BİCÜMLE
ATÖLYE
ARAMA

57. Sait Faik Hikâye Armağanı Büke'nin oldu

Darüşşafaka Cemiyeti ve Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen 57. Sait Faik Hikâye Armağanı sahibini buldu.

03.05.2011

57. Sait Faik Hikâye Armağanı Büke'nin oldu

57. Sait Faik Hikâye Armağanı Ahmet Büke’nin Oldu.

Doğan Hızlan başkanlığında toplanan; Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Jale Parla, Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen’den oluşan jüri, oybirliğiyle bu yılki ödülün Kumrunun Gördüğü adlı kitabıyla Ahmet Büke’ye verilmesini kararlaştırdı.

Yazar, 11 Mayıs 2011 Çarşamba günü saat 18.30’da Pera Palas’ta düzenlenecek törenle ödülünü alacak.

Gerekçeli kararda, “Seçici Kurul, 57. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kendine özgü anlatımı ve gündelik yaşamın tarihe tanıklık eden ayrıntılarını işleyen öyküleri nedeniyle Ahmet Büke’nin Kumrunun Gördüğü kitabına vermeyi oybirliği ile karar vermiştir” denildi.

Dünden Bugüne Sait Faik Hikâye Armağanı…

Sait Faik’in vasiyeti üzerine annesi Makbule Hanım Kasım 1954’te hazırladığı vasiyetinde malvarlıkları ve yazarın eserlerinin telif haklarını Darüşşafaka’ya bırakır.

Bu vasiyetnamenin bir maddesinde, her sene dönemin ileri gelen edebiyat ustalarından oluşacak jürinin, o sene içerisinde yazılmış en iyi hikâyeyi seçerek ona “Sait Faik ve Makbule Abasıyanık Hikâye Mükâfatı” vermesi istenir.

Sait Faik Hikâye Armağanı, Makbule Hanım’ın 1964 yılındaki vefatından sonra Darüşşafaka Cemiyeti tarafından düzenli olarak verilmeye başlandı.

Yorumlar
Mesaj Yaz 04.05.2011 21:28:02
Çok güzel, paylaşım için teşekkürler Sn. Engindeniz.


Mesaj Yaz 03.05.2011 21:14:45
Yazarın çeşitli internet sitelerinde yazdığını biliyorum. Kitaplarını okumadım ama öyküleri gerçekten canlı ve bizden (Okuduklarım)


NE GÜZEL
Ne güzel bir mahallede doğdum ben.
Pencerelerimiz çam denizine açılırdı. Çatıda her bahar kırlangıçlar saç arılarının vızıltıları arasında yuvalarını yapardı. Bahçede çeşme, çeşmenin başında şeftali, yerde beyaz çiçekler içinde ekşi yoncalar, ileride baklalar, zeytinin yanında ıhlamur, ayva, iğde ağaçları. Alçak komşu duvarlarımız vardı. Dizlerimi dayayarak çıkar, dünyayı izlerdim.


Ne güzel dedem vardı.


Küçük İbramfendi. Her sabah pantolonunu, gömleğini kendi ütüler, kravatını aynanın karşısında bağlardı. Fötrünü düzeltir, yanaklarımdan öperdi. Kahverengi takımlarıyla uzaklaşırken arkasından bakardım.
Ne güzel puf börekleri yapardı babaannem.


Ellerini dirseklerine kadar limon kabuğuyla ovar, yavaşça dökerdi ılık suyu una. Hamur onun ellerinde susar, gözenekleriyle yeniden doğardı. Küçük tencere kapağında kestiği parçaları kızgın yağa dökerken kumrular öterdi asma çardağımızda.


Ne güzel yıkardı annem beni.


Termosifon zeytin kütüğü, çam çırasıyla dolu. Gür gür yanıyor. Saf zeytinyağından sabun. Akhisar’da kostiklenip kalıplanmış. Anane kokusu sinmiş üzerine. Maşrapadan su dökülürken banyonun küçük penceresine konan serçe tıpırtıları gelir.


Ne güzel kuzum vardı.


Arka bahçede kuzu damı. Briketten duvara dayalı alçak çatıya kırmızı kiremitler dizilmiş. Üzerinde asma çardağı geriliyor. Babamın biricik üzümleri. Damın içinde kuzum. Kulaklarının ucu kara, gözleri kara, arka ayakları bileklerine kadar kara. Ben herkesin öleceğini bilmiyorum, o kesileceğini bilmiyor. Seviyor beni. Tuz yalıyor avucumdan. Sıcak ıslaklığını bırakıyor geriye. Koşuyorum o da seğirtiyor ardım sıra. Duruyorum usulca süsüyor dizlerimi. Sonra başını kaldırıp bana bakıyor. Kokusunu kokuma karıştırıyor.


Ne güzel halam vardı benim.


Nurhayat Halam. Adı gibi ışıklar içinde gülerdi. Kapının eşiğine çıkıp seslenir.


“Semiha, huuu Semihaaaaaa…”


Ben koşardım herkesten önce.


“N’oldu hala?”


“Gel halam. Reçel yaptım. Götür annene.”


Şıpıdık terliklerle onlara doğru koşarım. Halam nalınların üzerinde, elini güneşe siper etmiş tabağı bana uzatır.


Tam da o anda arka bahçeden Selçuk Amcam elinde ince sigarası, elleri arkada yürüyerek çıkar.


“Ne o ulan deyyus?”


“Size geldim Selçuk Amca. Reçel yapmış halam.”


“Afiyet olsun. Bir çuval şeker aldım, halan reçel fabrikası kuracak bu sene.”


Halam kıkırdar.


“Aman Selçuk laf mı şimdi bu?”


Selçuk Amcam da güler. Bıyıklarını sıvazlar. Çok yakışıklıdır o. Ayhan Işık gibi ayni.


“Selçuk Amca benim kuzu var ya…”


“Eee?”


“Dört ayağının üzerinde zıplıyor vallahi.”


“Bak sen. Yoksa Laz Osman mı öğretmiş ona horon tepmesini.”


Ne güzel günlerim vardı benim.


Ben “geçen gün ömürdendir” türküsünü bilmiyordum. Onlar benim büyüyeceğime inanmıyordu.




Ahmet Büke




Yorum Yapın

57. Sait Faik Hikâye Armağanı Büke'nin oldu ile ilgili yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üye Ol Üyelik Girişi Yap

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.