bu zamanda iftira bu kadar bollaşmışken, yalnızlaşmak deyiminin hiçbir önemi olmadığının da farkına varıyorum. hiç kimse olmasa da olur demiyorum, hakikati önce kendi adına bilmen, yinelemen lazım.
Hz. Aişe'ye atılan iftira meselesi, bu zamana çok acı ışık tutuyor. burada şu ayet önemli elbette: “Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.” (Âl-i Imrân, 3/139) İman edenler, haklılarsa elbette üstündür ve gün gelir atılan iftiralar da tek tek yok olur. Hz. Ömer bile peygamber olabilme takdirini kazanan insan, Hz. Huzeyfe'nin yakasına yapışıp 'Huzeyfe, Allah aşkına söyle, Ömer de münafıklardan mı?' diye sorarken, biz kendi makus kaderimiz içinde, günahlarımız ile yine de gülebiliyoruz.
Gelelim iftira mevzusuna. Ayet iniyor: "O iftirayı çıkaranlar içinizden sayılı bir zümredir. Onu sizin için bir şerr saymayın. Aksine o,sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese günahtan ne kazanıyorsa o vardır. Onlardan işin büyüğünü deruhte edene ise en büyük azab vardır" (Nûr,11) Öyle bir iniyor ki, riyakarlık, summe taslayan insanlar olarak bu ayetten de bir başkası için bir şey varmış gibi hissediyoruz ama düşününce, çıkarılmış en ufak iftiraya dahi alkış tutuyorsak, yazık bize.
Mevzunun bir de iftiradan sonrası var. İftira yapmış olanlara yine de el uzatılır mı?
Ebu Bekir:"ALLAH'a yemin ederim ki,artık bundan sonra,Mıstah'a infakda bulunmayacağım" dedi. Çünkü Ebû Bekir,hem akrabası olduğundan,hem de fakir olmasından dolayı,Mıstah'a harcamada bulunuyordu.
İşte bunun üzerine ALLAH Teâlâ da:
"Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar,akrabasına,yoksullara,ALLAH yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin,affetsin,aldırış etmesin. ALLAH'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz..."(Nûr,22) ayetini indirdi.
Hz. Ebu Bekir de:"Evet,ne demek;elbette ben ALLAH'ın beni bağışlamasını can ü gönülden arzu ederim!" dedi ve Mıstah'a nafaka vermeye devam etti.
Yaşanan her hadise bize aslında bariz bir temsildir.