Hakikat aleyhine hürriyet olamaz. -- Salazar [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

MEKTUP 4

Dostum; uzun zaman geçti biliyorsun.Ben bir daha karşıma çıkmaz, artık benı unuttu sanıyordum. Oysa ki unutmamıs!Sanırım unutmayacak da!Bir isim verdim artık ona; onun ismi artık Kara...Tüm hayatımı nasıl da yaptı kapkara...Umutlarım nasıl da kayboldu onunla...

Dün işten çok geç çıkmış, arabaya dogru yürüyordum.Bahçe köşesinde ki sotede gördüm.Kara oradaydı, yine pusudaydı. Kara... Ah Kara... Zalim Kara... Hasta kara...Kötü Kara... Kapkara...Korkum yok sana! Neden yaptın tüm bunları bana? Nasıl da cıkarsın karsıma hâlâ? Yerin dibine giremedin ya! İçi, dışı, yüreği; heryeri kara, heryeri...Lanet olsun sana, lanet olsun yere batasıca...

Dostum, ben de korkuyordum eskiden.Korkuyordum ama belli bile edemiyordum.Sanki korktuğumu anlarsanız, daha cok kaçardınız benden.O zaman yalnız kalırdım.Yalnız kalmak demek ortada kalmanın ta kendısıydı...Yalnızlık belki de o anda ölmekten beterdi..


Biliyormusun dostum, insan ilk önce idrak edemiyor gerçegi.Zaten hayal miydi, yoksa gerçekten o muydu hâlâ hatırlayamıyorum.Tek bildigim, o an oradaydı.Beni her zaman bekledigi bahçe köşesinde. Kafasını kaldırdı, beni görünce.Mıhlandım oldugum yere.O idi.Evet, kesinlikle o...Bana dogru uzanan kolları gördüm.Kalbimin atıslarını duydum delicesine.Kaçmam gerekiyordu, ayaklarımı bir kaldırabilsem...Uzaklaşsam...Tehlikeden kurtulsam...


İşte tam o anda bir çıglık attı Kara.Minik elleri gördüm o sırada.’Vur.’ dedım.’Vur...Vurrrr... VUR kafasına, kafasına!Vurrrr!’ dedim ona.Bana baktı.Yüzümdeki gülümsemeyi gördü.Aynıydık. Kendi gibi oldugumu hissetti.Her zaman ki tuhaf gülümsemesi sanki daha da anlamlıydı.Ben de güldüm ona.Sanki aynı şeyi, aynı anda düsünen ve hisseden iki farklı bedendik.Ben ne istedigimi biliyordum ki kimse bilmiyordu. Ama o biliyordu artık.Gözlerimden içeri süzülen bakısların, içimdeki derinliklerde gezintisini hıssettım o anda.Her yerimdeydi, heryerımde...


’Kanın cok sıcak.’ dedi. Gülen sesinin yankısı çarpıyordu gecenin soguk duvarlarına.’Üşüyorum’ dedim sessizce.’Üşümeyi hatırlıyorum. Kar yagmıs, kardan adam yaparken aksam ayazında titremiştim.’ dedi. ’İnsan sadece üşüdügünde titremez. ’ dedim.Durdu o an, anlamadıgını düşündüm.’Titreyen biri her zaman üşümez.Bazen titremek için kar yagması gerekmez.İnsan çok korktuğunda da titrer ya da rahatladığında.’dedim.Bir an hızla yerinden sıçradı.Geri kaçtı adımları.İfadesiz yüzünde soguk renklerin gölgeleri geziniyordu.’Ben titrerken herkes kaçtı.’dedi.Anlamadım.’Sen titremeyi hissettin mi ki?’dedim. ’Herkes kaçtı benden, herkes.Kimse yardım etmedi.Titremek nedir ki?Ben titremekten öldüm.’ Tit tir titriyordu, ben gördüm o an ve öncesini.Bir rüyanın kıyısında geziniyordum hayallerimde.Akşam vakti olmalıydı ki hava griye dönük.Bir tarlanın yanındakı yol kenarında gördüm onu.Yanına ondan daha uzun boylu, yaşı büyük bir cocuk yaklaştı.’ Haydi evine git.’ dedi.’Hayır, gitmeyeceğim.Hıhh.’ dedi.Alt dudagını öne çıkarıp çenesini büzerek, başını iki yana salladı.’Olmaz, artık sen gitmelisin. Annen seni merak eder. Hem sen daha küçüksün, bu saatte evde olman lazım.’ dedi. ’Küçük değilim. Ben beş yaşındayım. Baksana kocamanım.’ ’Ben karışmam.Annen seni merak eder.’ dedi büyük olan. ’Ben beş yaşındayım, baksana kim karısır ki’diye bagırmaya basladı, sinirlice.Koşarak kaçtı ve diger çocukları kovalayarak oyuna devam etti.Tarlanın bir yanı otlarla kaplıydı ki otlar ileride agaçlara kavuşuyordu.Kesilmiş bir kaç parça büyük ve kuru agaç gövdesi, çürümeyi bekliyordu otların bittigi yerde.Diger tarafta ard arda yapılmıs, arada otlar ve bir kaç sıra briketle ayrılmış, boyasız sıvalı iki ev.Diger iki taraf ise yoldu.Yollardan biri, oldukça büyük ve genişti.Bir yıgın arabanın ard arda geçtiğini gördüm, irili ufaklı.Yolun karşısı bos tarlaydı. Diğer yol ise evlere giden ottan ezilme yoldu.Tarlanın ortasında, hurdası çıkmıs ve artık kullanılmaz halde olan irili ufaklı kamyon ve kamyonet parçaları vardı.Metal parcalarla doluydu tarla.Ve kamyonların çürümeye terk edilmiş kocaman tahta kasaları, uzun zamandır orada bekliyor gibiydi. Mevsim yagmurlarını yemiş ve ardı sıra çıkan sıcaklarla kavrulmuştu.Çocukların çürük ve pas içindeki kasaların içinde hoplayıp zıpladıgını ve etrafında kosuşturdugunu gördüm.Bir kaç çocuk ise kasanın içindeydi. Vidaların etrafındaki hem yagmur yemiş hem de sıcaktan kavrulup çürümüş tahtaları, oyuyor vurup çıkarmak için büyük gayret veriyorlardı.Hava kararıyordu ki herkes artık evine gitmek istiyordu.Bazı çocuklar evlerine dogru yola koyulmuşken diğerleri hala sevinç çığlıklarıyla koşuşturuyordu.Birden bir çıglık, tüm sesleri var gücüyle bastırmak istedi.Herkes o yana dogru döndü o an.Orada olmayan bile o yana döndü ,sesin peşi sıra.Uzun ugraslar verilen kamyon kasasının tahta duvarı, yerdeydi.Tam onun üzerinde hem de.Çırpınan el bilekten ve bacak dizden aşagı, kasılmıs ve titremeye başlamiştı, çocuklar gidine kadar.Kimse ne oldugunu anlamamıstı.Gittiklerinde ise koca kasanın tahtasını kaldırmayı kimse akıl edememiş, saçma sapan şekilde bakakalmişlardı.Herkes birbirine bakıyordu.Kimse ne yapacagını bilmiyordu. Çocuktular ya hepsı. Nasıl, kimin gücü yetecekti ki?Çocuklardan bir kaçı, kaçtı hemen oradan.Büyük olanlardan da gidenler oldu.Çocuklar kaçıstılar heryere; kimi bagıra bagıra, kimi aglaya aglaya...Biri koşa koşa yan evlere gitti, cıglık kıyamet.Oradan dısarı fırlayan adamlar, kosarak tarlaya vardılar.Kamyon kasasını gördüklerinde, kasılmalar bitmiş sadece son titremeler kalmıştı, akan kanın içinde.Kasayı kaldırmaya çalıstılar ama çürük kasa sanki yapışmıstı yere.Gözlerimi kapamak istedim o an da...Daha fazlasını görmek istemedim, ben bile.Ama kapanmadı gözler... Hersey önümde bir rüya gibi akıp gitmekteydi.Görmemi istiyordu, yaşadıklarını hissetmemi de...Kasayı kaldırdıklarında, urganın baglandıgı demiri gördüm bogazından cıkarken; kan içinde...Gözlerimden kan fışkırdı o an beynimin içinde hissettiklerimden.Ruhum bedenimi bırakıp gitmek istiyordu ama nafile...O bunu istiyordu, benım ne hissettiğimi bilmek...Birden bağırmaya başladı. ’Ben beş yaşındayım baksana, ben beş yaşındayım.’susmak bilmedi.Bagırdı gecenin böğründe...Sarıldım ona.Sardım, sarmaladım ama nafıle.Titremeleri durmuyordu.Sarıldım ve agladım.Gözlerımden kan boşaldı sabaha kadar, yürekte titreme...


Kendi geçmişimi hatırlamaya çalısıyorum cogu zaman.Öyle boşluklar var ki bir bilsen neler unutmuşum...Nedense hersey kopuk kopuk olmus beynımde.Hiç bir şeyi tam olarak hatırlayamıyorum.Çok zorladım kendımı ama olmuyor.Sanki tüm olayları yasayan kişi ben degilim.Baskasının anıları oldugunu düşündügüm de daha kolay gelıyor aklıma herşey. Nasıl da acayip bir durum degil mi!Sanki onca olayı, ben degil baskası yasadı.Sadece bazı anları hatırlıyorum o kadar.Onlar ise öyle netler ki düşünürken bile titriyorum.O gün o namlunun belime dokundugu an...O gitmiyor aklımdan işte, keşke asıl o yitip gitse...Olur olmaz yerlerde, aniden kapanıyor kançanagı gözlerim hatırladıkça...Mide agrılarıma beynimden gelen şimşekler ekleniyor, geçmiste ki kendi halimi gördügümde...Konusmasının duyulmasını istemeyen kız, balkona süzülüyor kimselere görünmeden...Elinde telefon seni arıyor...Nasıl da titriyor korkusundan...Yüzü, gözü şişmiş kançanagı... Gözlerinde fer kalmamıs uykusuzluktan...Sararmıs yüzünü görüyorum, sırtını yasladıgı halde nasıl da titriyor.İyıce zayıflamıs bedeni, solmus yüzü, halsizlikten zayıf düşmüş elleriyle telefonu zor tutuyor. Hıckıra hıckıra aglıyor...Ve hep aynı soruyu sorarken görüyorum onu.’Neden Allahım? Neden ben?’ Elleri titriyor, kafası bir öne bir geriye sallanıyor, zorla kaldırıyor. Ve yine yeniden, durup durup soruyor; ’Ben bunları hakedecek ne yaptım?’ Sesinin titremesinden öte, bedeni sarsılıyor her bölünmede.Kısa kesik nefes alışları sarsıntılarla, kelimeleri koparıyor anlasılmazca...’Anlayamıyorum, anlayamıyorum.’ diye çığırıyor derinlerden gelen ses...’Neden allahım? Neden? Neden ben?Ben bütün bunları hakedecek ne yaptım ki?’ Hıckırıklar sarsıntılara, sarsıntılar dökülen gözyaslarına karısıyor, dünya batsa umurunda degil o anda.Zaten hayat bu ise bitse ya..Şimdi yine soruyorum dostum sana; söyle bana, neden?


Bir anda nasıl da döndü bu dünya?Hersey bir anlam mı yüklü aslında? Neredesindeyiz hayatın?Nerelere gidecek yolumuz var daha?Yasanacak ne kaldıysa hayata dair, daha neler görecegiz hayatta?Nerelere, kimlerle yürüyeceğiz?Nelere gülecek, nelerle avunacagız daha...






Etiketler:


Kul Figani  | Erdem GÜMÜŞ
9 Ocak 2012 Pazartesi 21:05:21


Kaleme aldığınız bir konuyu üçe bölünüz...
a)Giriş.
b)Gelişme.
c)Sonuç.
Herşey birbirine karışmasın.Anlamakta güçlük çekiyor okuyucu.
Parağraflara dikkat edelim ki konu dağılmasın.
Saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

12 Aralık 2011 Pazartesi 01:06:08




Edebi mektuplarına devam ederim.


    [ Cevap yaz ]    

Yükselenyıldız  | Yüksel Önaçan
22 Ağustos 2011 Pazartesi 06:57:39


Nerelere, kimlerle yürüyeceğiz?..
Bunun cevabını bu zamana kadar çıkan çıkmadı arkadaşım.

Dileğimiz:
"- Kimsenin yolu yolsuza çatmasın," olmalı.

Paylaşım için teşekkürler, saygı öncelikli sevgiler.


    [ Cevap yaz ]    

20 Ağustos 2011 Cumartesi 02:13:38


eline sağlık inan beni ağlatırdınız gerçekten


    [ Cevap yaz ]    

Kemnur  | kemal paracikoglu
19 Ağustos 2011 Cuma 17:43:18


Mektup türünde bir uzman olan ve mükemmel yazıları olan HakkınSesi (Van Gogh'a Mektup, Aşığına Mektup vs)'nin olumlu yorumunu almanız bile yazınızın güzel olduğuna kanıttır. Ayrıca ben de çok beğendim. Saygıyla.


    [ Cevap yaz ]    

19 Ağustos 2011 Cuma 05:48:28


Ne çok şey biriktirmişsiniz içinizde...Hem de ne çok!

İnsanların duygusal olarak yoğun yaşadıklar zamanlar olur, işte o zamanlar gelip de burada cümle cümle mektup olmuş sanki...

Farklı bir içses karışımı, çoğu trajediye dönük ve umudu gerçekten uman hecelerin dili ..

Söze gerek yok fazladan...Yazan kanatmış yarasını..

Hürmetle..


    [ Cevap yaz ]    




MEKTUP 4 başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
19.8.2011 05:06:28
Toplam 6 yorum yapıldı
739 çoğul gösterim
683 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.