Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirini kırıp geçiriyorlar. İMAM GAZALİ [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Zamanı akan doğa...






Kışından henüz çıkamamış nice kayıp kişilerin toplandığı bu taş duvarlı koca salonda, ruhumun asık suratını taşıyan bedenimin kıvrımlarına sarılmış Çin ipeğinden kendi tasarımım olan elbisenin üzerindeki işlemeleri seyrederken aynadan; zamanı akan doğanın ilk cemresinin doğumunu, kökleri birbirine karışmış milyonlarca ölü ağacın bulunduğu toprakta yaptığı haberiyle geldi bahar.


Yaşam adına sevinse de niceleri, geçmişin koyu tutucu taraftarı olan ben, asla yenilmeyecek güce sahip olduğuna inandığım hükmetme sevdamın almış olduğu büyük darbenin imkansızlığı karşısında titreme nöbetlerine tutuldum.

Evet, evet tutuldum!

Ay bile şaşırdı halime. Ne yapacağını bilemeyen gök yüzünde, saygıyla karışık korkulu ile, ceketini ilikleyen sabah yıldızı da hizaya girdi. Güneşin gözleri karardı bildiği hiddetimden, hiddetimin esintilerinden...

Olamazdı; olmaması gerekirdi...

...
Nasıllar tufanına tutulmuş salonun ortasındaki kavruk sorgulama kuyusunun taştan dibini boylamış, çığlıklarımla ortalığı inletiyormuşum, bilinçsizce.

Ben bilmiyor ya da hatırlamıyorum olanları... bana anlatıldığı kadarını iletiyorum zaten sizlere...
...

Sonuçta, emanet bırakılmıştı o üç cemre bana.

Hırçın zamanla olan kavgamda kırılan kanadımın tüylerinden dökülen, avuçlarıma gömdüğüm geçmişin kumlarını, isyanımın ateşi ile eritip, arkasına saklandığım sırların gölgesinde büyütüyordum onları üstelik...
Kendimce, kendime göre, sadece kendi düşüncemle; her türlü imkanı sağlamıştım, kanı donduran intikam planlarıma dalmış, kör bakan gözlerimle.
Sıcak ve güvendeydiler.

Neden beni dinlememiş ve neden benden izinsiz beni terk etmişlerdi?

Neden sözüme itaatsiz davranıp, bilerek ölüme koşmuşlardı doğanın rahmine girip; onca anlattığım geçmişe dair yaşanmışlıkları göz ardı edip?

Oysa zamanın akışını durdurabilirdim!...

Buna gücüm vardı.

Nasılsa her şey sadece beyindeki düşünce gücüne ve bakış açısına bağlı değil miydi?
Her güç elimizde...

Kışından henüz çıkamamış nice kayıp kişilerin toplandığı bu taş duvarlı koca salonda, ruhumun asık suratını taşıyan bedenimin kıvrımlarına sarılmış Çin ipeğinden kendi tasarımım olan elbisenin üzerindeki işlemeleri seyrederken aynadan; uyanma vakti geldi artık.

Ve asla söz dinlemeyen doğa, kendi bildiği, belirlediği çarkında kendince, kendi istediği gibi başladı akmaya; zamana karşı...



Zeynep Tavukçu
4/7








Etiketler:


15 Temmuz 2007 Pazar 00:00:00


"Zamanı akan doğa..."da da yorumladığım gibi, sizin yazınızı seviyorum. Yazı yolculuğunda epeyce de mesafe kat etmişsiniz. Ben de yazının içinde biri olarak güzel yazılara duyarsız kalamıyorum.

Yazı sanatı yolculuğunda daha iyi yerlere gelmeniz ve sizde var olduğunu kesinlikle gördüğüm yeteneklererinizle ortaya koyacağınız nice yazılarınızda buluşmak dileğiyle...


    [ Cevap yaz ]    

Ahmet Bektaş  | Ahmet Bektaş
14 Temmuz 2007 Cumartesi 00:00:00


"Nasılsa her şey sadece beyindeki düşünce gücüne ve bakış açısına bağlı değil miydi?
Her güç elimizde..."
Ben (ene) Yaratıcı'mızı tanımak için verilmiş bize.
O'nu bilmemiz için O'nun ölçülerini taşıyor.
Bu nedenle kendini bilen O'nu biliyor.
Bu nedenle Firavunlar kendini tanrı sanıyor...
-------
Selamlar.


    [ Cevap yaz ]    

14 Temmuz 2007 Cumartesi 00:00:00


Üç noktadan sonra söz okurun olmuş bence. Ben öyle hissettim en azından. Epeyce de doldurdum üç noktadan sonrasını...

En büyük güç elimizde hala. Bu yüzden yaşam devam ediyor ya...
En büyük güç, HAYALGÜCÜ...

Hayal etmeli, büyük keşifler ve icatlar da küçük hayalerden çıkmadı mı?

Döktüğün çakıl taşları üzerinde çıplak ayakla yürüdüm, canım senin kadar acımadı.

Can
Ordasın
Orda kal...


    [ Cevap yaz ]    

13 Temmuz 2007 Cuma 00:00:00


Noktalı yerlerdeki bölümleri n'aptınız, söyler misiniz bana?

Kurduğunuz cümleler çok dolu, doyurucu ve cazibeli. Bir anda Çehov'u okuyorum sandım hatta. Ancak keşke kısa cümlelerle yapabilseydiniz bunu. Evet, kimi anlatımlar kısa cümle kalıplarına grmemek için direnirler bize, ama yine de öyle olabilseydi çok daha güzel olurdu. Sait Faik'in öykülerinde (en bilinen öykücümüz olarak söylüyorum) kısa cümlelerle yazılan öykünün tadı ne de güzeldir örneğin.

Özellile sizin ilk iki paragrafınız tek cümleden oluşmakta.

Böyle diyorum, ama dediğim gibi (bunu ben de yapıyorum kimi zaman), bazen cümleler bize direnir, nerede başlayıp nerede biteceklerine kendileri karar verir.

Ama yine de uzun cümleler genellikle okuyucuyu çekip alması bakımından bir öykünün, bir romanın, ya da romanda bir bölümün ilk paragrafında çok güzel oturmaktadır. Bunun en güzel örneğini Ahmet Altan'ın eserlerinde görebiliriz.

Ben sevdim bu kısa öyküyü.


    [ Cevap yaz ]    

Zeki Arlan  | Sukara Arlan
12 Temmuz 2007 Perşembe 00:00:00


Nasılsa her şey sadece beyindeki düşünce gücüne ve bakış açısına bağlı değil miydi?
Her güç elimizde...

elimizde herşey
insanın özünde sevgi....

sevgiler....


    [ Cevap yaz ]    




Zamanı akan doğa... başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
12.7.2007
Toplam 5 yorum yapıldı
2261 çoğul gösterim
2216 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.