Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz. (Konfüçyüs) [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

SENSİZLİĞE..AŞKA..HİÇLİĞE DAİRDİR..

SUNU;

’Sizin şarkı sözleri yazdığınız o duvarlara ben
Öfkeler yazmıştım ellerim yüreğimde yüreğim silahımdayken
Kod adımı bir dağ çiçeğinin adından çalmıştım
Soyadımı bir kundağa sarıp cami avlusuna bırakmıştım
Babamı rüyamda gördüğüm en son akşamdı
Rüzgar bir yalnızlık gibi dağıtıyordu saçlarımı
İlk gördüğüm silah tüccarına anasını satayım
Takas ettim bütün yarınlarımı ’


Yüreğimden dökülenler sanki sana söylenmiş öfkelerdi çoğunlukla.. Ama en çok aşk oluyordun bir yeni yetme..Günlük şeylerden söz ederken bile içine seni kattığımdan sözlerim bir Aşk-ı Memnu oluyordu nihavent makamında...Akşamsa benim akşamımdın sen Haşim’in değil..Dönmek yeniden yeniden sana kilometrelerce uzaklığın..Bir bardak rakı sonrası aşka paydos ederim..Yüreğim en karanlıkta çılgın isyanlar başladı içimde..Hangi düşün içinden geldiğimi şimdi bende bilmiyorum..Sırtladım ayrılığını..dönekliğini..sensiz uçurumları..Almışımda başımı rastgele bir bilinmeze gidiyorum..Hangi hayatımdın sen onulmaz yaramdın en güzel türküsüydün sol anahtarını taşıyan gönlümün…

Yalnızca sesler ve sözler vardı, dokunuşun verdiği hazları tatmamıştık sevgimiz filizlendiğinde... Sesin “o mavi gözlü bir devdi minnacık bir kadın sevdi’ diyordu bir Nazım Hikmet şiirinde ki gibi.. Eski bir anarşistim demiştin söz aralarında..’yüreği türkü tadında sevdiğim... Ölüm ne ki; seni benden kopara... Cehennemde iki militanist, yıkacak sıratı Azrail hazrola...! Bakışı yaralım süzme gözlerini sende bu sevda sende bu yürek olduktan sonra ne yazar cihan kül olsa, kul olsa...’diyordum.. ben sadece okuyarak yada şiirlerle girebiliyordum hayatına; bitince sözler, tel örgülerle çevriliyordu senin dünyan içine beni almamak için... Ne kadar yaklaşırsam sana o kadar çok akıtıyordu kanımı bu dikenli telefon telleri... Bütün eller, vakitsiz bir aşktan alıkoymak için alıp götürüyordu seni sorgusuz sualsiz bir sessizliğe... İçine kendimi kattıkça hayatının, bir madde bağımlısı gibi krizlerde özlemek oluyordun...Büsbütün aşk kesiyordun bende..’urfalı sevmişse doğrudur güzelim’ diyorduk..İki kere ikinin dört ettiği kadar aşktık ikimizde..

Bütün bunları bilerek yaptım sana...Hatırlıyormusun ’ne yaşarsak yaşayalım seni çok sevdiğimi hiç unutma emi? ’ derdin..Bende amansız seviyordum işte açıklayamadım kimliğimi..Senden ayrılmak ölümdü benim için..bunu göze alamazdım..Sende benden ayrılmıyordun ve ardı arkası gelmiyordu sevgi şöleninin... Benden kaçtığın zamanlar da oldu ancak örümcek ağına yakalanmış gibi daha bir dağınık ve yenilmiş gelirdin bana...kaç kez ayrıldık..kaç kez barıştık sayısını unuttum.. Bana çok fazla şey kalmamıştı; istediğim yüreğindi, sen yüreğinle beraber bedenini de sunmuştun bana... Mucidi benim bu Zehr Aşkın talan ettim bahçeni!

Sana hep sevmekten söz ederdim...şiirlerin dünyasındaki yaşanmışlıkları ve bilirim sanırdım her şeyi... Sana öğretirken öğrendim aslında bunları ben de... Şimdi anlıyorum sesimin ve yüreğimin yankısı SENDİN... Kaybetmeseydim seni her köşe başında, yeniden bulma ümidimde olmayacaktı..

Önemsiz ayrıntıları büyük sorunlar haline dönüştürme ustalığım sevmeyi bilmeyişimdendi...Hep mutsuzluklar yaşamıştık ikimizde..Sana hep kanatılmış ve gülüşleri rehin edilmiş günler bıraktıysam hep bu yüzden...bu bizim yazgımızın –senin tabirinle- “frekans uyuşmazlığından” benim deyişimle ’bir hesap hatasıydın yani ordan bakınca vardın burdan bakınca yoksun’ değildi elbette.. bu benim yurtsuz yalnızlığımdandı...Bu benim dalsızlığımdı..bu benim kimsesizliğim.. Yalnızlığımı seninle paylaşamama bencilliğimdi..Sen her haliyle kucaklamışken uçurumlarımı, uçurumlarım seni bol buluyordu sonsuz bir savurganlığa devriliyordu seni dışında bırakarak…

Ateşli hastalıklardan yeni kurtulmuş bir hasta olurdum böyle günlerde... Aramazdım seni, istemezdim. En çokta telefonları kapatmama yada sağda solda unutmama kızardın..deliye dönerdin ulaşamadığında..Kalbim kuşatılmış bir şehir gibiydi...Bütün direnişlerim nafileydi.. Seni ne kadar istesem o kadar kaçardım senden... Sen sadece sevmez, yaptığın her işe katardın beni ki bu deli bir sevişmeydi, yoksundu bundan düşlerim... Alıştıkça savruldum teninden…Oysa ki Seni sevmek; Serbest vezinde bir şiir gibidir, benzerliğe ve benzerlerine tutsak olmadan, kuralsız, eşsiz, uyaksız.. Seni sevmek; zincirleme köleliğin ilk halkası, kolay taşısın diye yükünü, esareti kabullenmektir, süresiz, dirençsiz,darbesiz.. Seni sevmek; Ankara’da bir kadının, ömrünü bağladığı çıkarsız hülyası, yeditepeli bir kentin Karşıyaka’sı, yolsuz, yordamsız, hizasız.. Seni sevmek işkence, işkencen hayattır, gönüllü tutulmasıdır, çıplak bir elin, ateşte yargısız, kaygısız, sorgusuz.. Seni sevmek; kancık bir silahtan fırlatılan delikanlı mermilere, göğüs germek gibidir, ansız, cansız, pervasız..Seni sevmek; duvara dönük, gölgeyle donuk, hep gözaltında sanık yaşamaktır, kırık zamana...pusuya düşmüş bir savaşçısıydım aşkın, hep mecnun’dum yüreğinin çöllerinde sen hep böyle uzaktan bakmasaydın bana paramparça edilmeseydi sana geleceğim yolların haritası, gelecektim sevgili göç yollarından geçip kırlangıçların, gelecektim kapına....

Vatansız, göksüz sürgün eylediler ihanetlerden arta kalan yaralı ezik yüreklerimizi... Ne çabuk unuttun, bağlama akorlarına gizlediğimiz eşkıya gecelerimizi..veyahut unutulmuş bir okyanusta ayrılıklara sakladığımız Kimliksiz, kimsesiz uçurumlarımızı...Okyonustu iki şehrin arası..neden yurda gelemediğini anlamsız nedenlerle açıklıyordun bilemezdim sürgün yaşadığını..hiç kürek çekmiyordum aşka nicedir, ama hep seni sevdiğimi yazıyordum şiirlere.. Efsanemiz dilden dile dolaşırken ve ben en çok bende kalmanı severken, denizlerden çıkardığım tüm yosunlar mavi olmuyordu işte... Arsız yüreklerimizin bu bildik kavgalarıyla devrik zaferler yaşadık her defasında. Yorulmuştu yenilgilerimiz bile.. İhanet sırça tabaklarda biriken hayali atıklardı ve ellerimiz birbirini belki de hiç bulamayacaktı. Şaha kalkmış bir kısrak gibi nereye baksam sen vardın oysa...Seni kaybedip kaybedip buldukça beter sevdim..Yeniden ayrıldık, aynı ülkede aynı havayı soluma mutluluğundan yoksun kalarak...Gel desen gelecektim olduğun her yere.. Seni bekleyişimin adı yok.. kurulmamış köprülerden geçmeye çalışan benliğimin de..
Şiirlerim şahit olsun ki iki satır arasına sığmıyor yalnızlığım ne nokta anlatabiliyor kararsızlığımı ne de virgül koyabiliyorum ayrılığının ardına..Yenik düştü keşkelerim yokluğuna.. Yine de teslim olmadım.. Ama sen, namluda hüzün beni tam kaşlarımın arasından alın yazım okur gibi vurdun..! ! Seni bekleyişimin adı yok...Gelmeyişinin de…!

Bu kavşakta bitiyor herşey yeni başlangıçlara çıkıyor sokaklar uykular geceleri boğazlıyor uzaklara dalıyor iki çift göz ve sen uyuma bu gece uykusuz git işe... bu gece şehrin her sokağı paralı bir başka fahişe, yeni yetme binalarla sevişiyor... şimdi hangi rüzgar seni bana getirsin? hangi söz döndürsün? hangi dua? yada hangi kasırga bu şehri kökünden kaldırıp üstüme devirsin? Bir gerilla gibi yaslanacak uyku gözlerine, bütün cephelere kurbanlık gittik türkülerimiz kardeş bizim..gözyaşlarımız aynı pınardan gelir ahımız hısım akraba düşmanımız bir.. beni senden ayırma çınar ikiye dilinir... Yeniden dile gelir yarım kalmış bir şiir.. Zorla kanatırsın eski bir yarayı.. Bir zamanlar geçtiğin yollardan yürürsün.. Hiç tanımadığın yüzler görürsün.. Hiç duymadığın sesler.. Kurumuş dallarıyla sapsarı bir eylüldür tüm yitirilenin ardında kalan...çığlık çığlığa üstüm başım değemem dudağımı dudağına ihanet kokuyor ağzın..Bakma öyle ağladığıma, namluya uzanmış bir mermi gibi bekliyorum; şiiri ve öfkeyi tam on ikiden vurmak için. Hangi Töre idi karşı gelen? Niye ayrıldık? Bu hayat bize layık olan hayat mı? Bu hayatın bizim olması için kimin öfkesine geldik? Bazen şöyle gerilere bakıyorum da ne çok uğraşmışlar bizimle, ne çok karışmışlar bu aşka... Yalnız diyarların kalabalığı idim ama şimdi tüm kalabalıkların içinde yapayalnızım... Acılardan ne kaldı ardında? Çoğalamıyorsan eğer geceye; yıldız olmak neyi ifade eder? Kaybedecek ne kaldı, kazanacak hiçbir şey olmadığı gibi, neyi kaybetmemek yada neyi kazanmak için savaşacağız... Hani Ankaralı düşlerim vardı bir zamanlar senli bilirsin, şimdi yok be eski sevgili... Ankaralı düşlerimi teneffüs zillerinde kaybettim...

Bir tren geçer terli yorgun yırtıp atamadığım sensiz gecelerden.. hep EYLÜL bakar gözlerin ezbere bildiğin bir susuş olurum sen kokar ANKARA...Kader değilse mahkum eden bir ömrü ya nedir bir talanın resmi geçidi? Nasıl anlatılır paramparça edilişi, hep yangın yerlerinde geçen ömrümün tek sen yanmayasın diye ateşe verdiğim bedenimin öyküsü.. Şimdi tek korkum, pencereni aralık unutmandan, içeriye aldatan mutluluklar sızmasından... Sen korkma, bu parantez içine saklanmış tufanından aşkımın,unutma esirgeyen bağışlayan aşkın adıyla başladım sana ölüm neki beni senden kopara..Ben seninle yaşamayı seçtim.. Gene o yere oturmuşsan birde cıgara yakmışsan ne çıkar? Benim o allahsız sevgim bittiği yerde başlar..! ! !

Elif Eylül AYBAŞOĞLU
(09.11.2006)





Etiketler:


Eylül ...  | Elif Eylül Aybaşoğlu
20 Mart 2007 Salı 03:59:48


hüznümü karalıyorum takvim yapraklarından suçların suçlusuyum; ayrılığımı okuyorum... feleğin tutanaklarından; adım HAYAL sanım UMUT.. YALNIZIM! yetmezmi bu cehennem sevgili?
Yaralanıyorum..Yaralı diye bitiyor dinlediğim bütün şarkılar..


    [ Cevap yaz ]    

19 Mart 2007 Pazartesi 14:33:47


İki kez okudum. Ne çabuk bitti. Kimi zaman birer kıvılcım gibi düşüyordu sözcükler. Kimi zaman da damla, damla iniyor, baştan ayağa ıslatıyordu. Çok hoş bir yazı. Teşekkürler. saygımla


    [ Cevap yaz ]    

neşter  | ahmet uysal
19 Mart 2007 Pazartesi 13:14:42



isyan ve edebiyat isyanın edebiyatıdır , ama edebiyatın isyanı değildir, coşkusudur. şiir ayrıca kutlanmalı bence


    [ Cevap yaz ]    

18 Mart 2007 Pazar 23:51:32


Aynur Hanıma, ufak tefek klavye hataları konusunda katılıyorum.

Yazı uzundu, ve her cümle, derindi. Okumakta zorlanıp, tekrar okuduğum cümleler oldu. Ama değdi. zevk aldım okurken her satırdan.

Tebrik ederim sizi... Kaleminiz daim olsun...


    [ Cevap yaz ]    

18 Mart 2007 Pazar 07:48:17


UFAK TEFEK KLAVYE HATALARI DISINDA TEBRIKLER..


    [ Cevap yaz ]    

Minaz  | BATUHAN HAN
18 Mart 2007 Pazar 05:47:17


yazı mükemmel yapılacak yorum soluk kalır yanında
finalse baglıyor ister istemez gözleri yazıa

Ben seninle yaşamayı seçtim..
Gene o yere oturmuşsan birde cıgara yakmışsan
ne çıkar
benim o allahsız sevgim
bittigi yerden başlar..
yüregine salık ezberleyesim geldi yazınızı.........


    [ Cevap yaz ]    




SENSİZLİĞE..AŞKA..HİÇLİĞE DAİRDİR.. başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
18.3.2007 03:21:53
Toplam 6 yorum yapıldı
1632 çoğul gösterim
1602 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.