Paranın öldürdüğü ruh, kılıcın öldürdüğü bedenden fazladır. WALTER SCOTT [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

BİG BANG, DOĞUŞ

BİG BANG, DOĞUŞ

Evrenin evrimi, varoluşu, başlangıcı teorisi.

Güçlü, son derece mantıklı ve en geçerli kabule sahip bir görüştür.

Muhammed’in a.s. nurunun yaratılışıdır, din literatüründeki karşılığı.

Âlemlerin yaratılışı, Nur adı verilen varlığın varoluşu, Big Bang, Büyük Patlama, Doğuş..

Buraya kadar tamam. Soyut ve somut açıklamalar var.

KİŞİSEL KEŞİFLERİM İSE ŞU ESASLARDIR;

Big Bang olayı, her bir İnsan doğar iken Sürekli Yeniden Yeniden gerçekleşmektedir. Nasıl?

Big Bang olayı evrende Büyük bir Patlamaya yol açmaktadır. Bu patlama ile yeni yeni Elementler evrene Saçılmaktadırlar. İşte bu elementler, henüz doğmakta olan insanın Yaşam Olanaklarıdırlar. Yâni, Rızkı ile doğar, her insan.

Nur = Big Bang

Büyük Patlama sonucu oluşan Enerji, Isı, Işık, Elementler = İNSÂN = Yaşam

Dahası şudur ki, Yaşam Kaynakları ile dünyaya gelen her insan ile birlikte o insana ait Diğer Canlılar da doğmaktadırlar. Neler meselâ; Hayvanlar, Bitkiler, Soyut Somut Canlar. Ve yeni doğan bu canlılar, Kişiye Özel olarak dünyaya gelirler.

Her bir İnsan Dünyaya gelirken, Yaşam boyu kullanacağı, faydalanacağı Yaşam Kaynakları ile birlikte doğar, doğmaktadır, doğacaktır.

Bu kişiye özel Yaşam Kaynakları; Kendisini oluşturan Ruh, Enerji, Isı, Işık, Nur, Bedenini oluşturan Kimya Elemenleri, Faydalanacağı Bitkiler, Hayvanlar, Hava, Su, Toprak vs.. Soyut Somut yaşamsal varlıkları olmaktadır.

Doğumu ile birlikte evrene, dünyaya saçılmakta olan bu Yaşam Kaynaklarıdır, insanı koşturan, çalıştıran, gezdiren, yaşatan. Bu Bireysel Kaynaklarımız her nerelere saçılmışlar ise bizler o arayışlar ile koşuştururuz.

Endişeye gerek yok. Herkes Kendisine ait olan Nasibini Yer. Her birey Kendisine Özel Big Bang Kaynakları ile doğar, yaşar ve yine onlar ile göçer.

Ve son bir sunum; bu soyut ve somut kaynakları değerli kılmak ya da heba etmek seçenekleri yine kişinin kendi tercihidir.

Ne vakte kadar?
Sonsuza dek.
...





Etiketler:


erturanelmas  | Erturan Elmas
21 Eylül 2019 Cumartesi 09:30:28

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.



BİG BANG TEORİSİ ve YUNUS EMRE

Bu başlığı okuyanlar eminim ki şaşıracaklar ve 21. yüzyılın modern fiziğinin bulgularıyla 13. yüzyıl mutasavvıf şairi Yunus Emre arasında nasıl bir ilişki kurabildiğimi merak edeceklerdir.

Günümüzün astro-fizikçilerinin kâinatın yaratılışı hakkında ileri sürdükleri ve ekserisinin kabul ettikleri “Big Bang (büyük patlama) Teorisi”ne artık ben de inanıyorum. Sebebi ise Yunus Emre’den aldığım aşağıdaki şiirdir:

Yer gök yaratılmadan
Hak bir gevher eyledi.
Nazar kıldı gevhere,
Sığmadı devr eyledi.

Gevherden buğ çıkardı.
Ol buğdan gök yarattı.
Gökyüzünün bezeğin
Çok ilduzlar eyledi.

Göğe eyitti, dön dedi.
Ay ü gün yürsün, dedi.
Suyu muallâk dutup
Üstünü yer eyledi.

Yer çalkalandı, durmadı;
Bir dem karar kılmadı.
Yüce yüce dağları,
Hak çöksiler eyledi.

Bu söz Yunus’a kandan,
Haberi verse candan.
Lûtf ıssı kereminden,
Ana nazar eyledi.

Yaklaşık 15 yıl öncesine kadar liselerde genellikle Özdemir Sarıca, Mahir Ünlü ve Ömer Özcan’ın birlikte yazdıkları edebiyat kitapları okutulurdu. Bu yazarlarımızın lise ikinci sınıf kitabında “Yunus Emre’den Seçmeler” başlığı altında Yunus’tan üç ilâhî vardı. Derslerimde bu üç şiirden birini –yukarıya aldığım metni- okutur geçerdim. O şiirin içeriğine hiç girmez; anlam yönünden yorumlamaz ve yorumlatmazdım. Sebebi ise bu şiirden hiçbir şey anlamıyor olmamdı.

Ortaokul ve lisede okuyan oğullarıma faydası olur diye “Tübitak”ın yayımladığı “Bilim ve Teknik” dergisine abone olup da Big Bang Teorisi’ni öğreninceye kadar bu şiir bana bir anlam ifade etmiyordu. Fakat şu anda şöyle düşünüyorum: Ey 21. yüzyıl fizikçileri, asto-fizikçileri, astronomları! Sizin kitaplar dolusu makalelerle izah ettiğiniz teoriyi Yunus Emre 700 yıl önce yirmi kısa dizeyle anlatmış bile... Siz çok geç kaldınız. Kâinatın yaratılışının sırrı asırlar öncesinde çözülmüş de haberimiz yokmuş.

Ben edebiyat öğretmeniyim, bir fizik profesörünün diliyle ve kullandığı terimlerle bu teoriyi izah edemem ama bilim dergilerinden anladığım kadarıyla Big Bang Teorisi’nin özü şudur: Kâinatın yaratılması için başlangıçta çok büyük bir atom çekirdeğinin mevcut olması ve bu çekirdeğin patlaması gerekir. İddia sahipleri “Patlamadan sonraki her an’ı, saliseler içinde gerçekleşen her yeni oluşumu biliyoruz ve bunları kanıtladık.” diyorlar.

Yunus da böyle diyor. Yer gök yaratılmadan önce Allah’ın bir cevher (öz) yarattığını ve o cevhere nazar kıldığını anlatıyor. Birinci dörtlüğün son dizesi Ö. Sarıca, M. Ünlü ve Ö. Özcan’ın ders kitabında “Sızdırdı dür eyledi” şeklindedir. Fakat bu dizenin başka kaynaklarda “Sığmadı devr eyledi” şeklinde olduğunu gördüm. Osmanlı alfabesinde üstün, esre, ötüre gibi işaretler olmadığı için bazı kelimelerin yazılışı aynıdır. Mesel⠓dal, vav, re” harflerinden ibaret bu kelime “dür – inci” şeklinde de okunabilir, “devr” şeklinde de… Eğer doğrusu “devr” ise –ki büyük ihtimalle böyle- Yunus, cevherin Allah’ın bakışını hazmedemediğini ve dönmeye başladığını ifade ediyor. “Atom çekirdeğinin nasıl patladığını asla öğrenemeyeceğiz.” diyen astro-fizikçilere bir cevaptır bu. Yunus’a göre kendi ekseninde dönen cevher bir müddet sonra patlamıştır.

Yunus ikinci dörtlüğün ilk iki düzesinde Allah’ın cevherden buğ (duman) çıkardığını ve kâinatı o dumandan yarattığını anlatıyor. Big Bang’çılar da aynı şeyi anlatmıyorlar mı? Atom çekirdeğinin patladığını, uzayın boşluğuna yayılan atom partiküllerinin birleşerek nebülözleri oluşturduğunu, kendi çevresinde dönerek uzayda yol alan nebülözlerin zamanla merkezde yoğunlaşıp yıldızları oluşturduklarını iddia ediyorlar. Yunus Emre de patlama sonucu çıkan dumandan birçok yıldız meydana geldiğini ve göğün bunlarla süslendiğini anlatıyor.

Big Bang’çılara göre patlama devam etmektedir. Milyarlarca ışık yılı uzaklıklarda yeni yıldızlar, yeni galaksiler oluşmakta; milyarlarca ışık yılı gerilerde ise yıldızlar bir bir sönmekte ve karadelik haline gelmektedir. Milyarlarca yıl önce sönen fakat hâlâ ışığını görebildiğimiz yıldızların olduğu iddia edilmektedir.

Yunus’un şiirinin üçüncü dörtlüğü de hayli ilginç. Allah’ın göğe, Güneş’e, Ay’a “Dön” dediğini “Ay ve Güneş yürüsün” şeklinde emir verdiğini anlatıyor. Günümüz astronomisi açısından ne kadar doğru tespitler değil mi? Ay, Dünya, Güneş, diğer yıldızlar, Samanyolu ve diğer galaksiler... Hatta atom çekirdeğinin içindeki nötronlar, elektronlar... Her şey, her şey hareket halinde ve her şey dönüyor... Atomun içindeki çekirdeklerden galaksilere kadar her varlıkta sürekli olarak dönme hareketi gerçekleşiyor. Bir an dönmenin sona erdiğini düşünelim, o zaman kâinatta hiçbir şey kalmaz herhâlde. Bunları düşündükçe aklım Mevlâna hazretlerine gidiyor. Acaba onun ayinlerde dönmesinin, semazenlerin sürekli olarak dönerek törenler gerçekleştirmesinin bir sebebi de bu muydu?

Coğrafyacılar: “Dünya bir elma gibidir.” der. Yeryüzünü elmanın kabuğuna, magma tabakasını da elmanın içine benzetirler. Sıcak bir sıvı gibi olan magma tabası günümüzde bile yanardağlardan fışkırmakta, yer kabuğunu çatlatıp lâvlar halinde yeryüzüne çıkmaktadır ve dünyanın milyarlarca yıl önceki durumu hakkında fikir vermektedir. Yunus Emre 3. dörtlükte buna da temas etmiş. Allah’ın suyu muallâkta (boşlukta) tuttuğunu ve suyun üzerini yer haline getirdiğini ifade ediyor. Uzayın boşluğunu düşünün. Bu boşlukta sıcak, yakıcı bir sıvı (magma), üzerinde kayalar, taşlar, toprak oluşuyor.

Avrupa’da dünya yuvarlaktır diyenleri iki-üç asır öncesine kadar büyücülükle suçlayıp idam ediyorlardı. Bir de Yunus’un sözlerine bakın! Şaşırmamak ve hayranlık duymamak elde mi? Yine coğrafyacılar yer kabuğundaki dağları magma tabakasına çakılan çivilere benzetirler. Dünyadaki tepelerin, sıradağların dünyayı yaşanabilir kıldığını, dağların olmaması hâlinde magma tabasının rahatlıkla yeryüzüne çıkacağını ifade ederler. Yunus Emre dördüncü kıtada buna temas ediyor. Yer kabuğunun altındaki sıcak, sıvı tabakanın sürekli çalkalandığını, Allah’ın yüce yüce dağları yaratarak magma tabakasına çöksü (baskı) vurduğunu anlatıyor.

Son dörtlükte ise bu sözlerin kendisine Allah tarafından ilham edildiğini ifade ediyor. Ben bir edebiyat öğretmeni olarak bu şiiri böyle yorumluyorum ve Big Bang teorisinin yedi yüzyıl öncesinde Yunus tarafından özlü bir şekilde ifade edildiğini iddia ediyorum. Big Bang teorisyenlerine ise Yunus Emre’yi teyit ettikleri için teşekkür ediyorum.


    [ Cevap yaz ]    




BİG BANG, DOĞUŞ başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
19.9.2019 21:31:03
Toplam 1 yorum yapıldı
149 çoğul gösterim
134 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.