Ama şan ve şerefime tanık olanların önünde ondan daha fazla söz etmek bana yakışmaz.. XIV. Louis [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Tımarhane Dünlüğü(48)

Karanlıkta kıpırdayan bir şey var. Su damlalarının camın buğusunda dağılışlarından başka… Karanlıkta duyulan bir şey var. Uzaklardan gelen köpek havlamalarının, insan seslerinin trafiğe karışışından başka. Betona hapsolmuş toprağın bahar özleminden başka. Karanlıkta bir şey var.

Pencereyi açıyor. Aydınlanıveriyor ortalık. Ufak tefek bahçeli evler. Ağaçlarda kuş cıvıltıları… Bir at arabası toprak yoldan toz kaldırarak geçiyor. Peşinde bir sürü çocuk. Egzozu patlak bir araba tın tın onları takip ediyor. Bir köşede toplanmış örgüsünü ören mahalle kadınları. Kimisi tedirgin; koşturan çocuklara isimleriyle sesleniyorlar. Hemen yanlarında ip atlayan kızlar. Evlerin birinden bir çocuk adımını dışarı atıyor. Elinde yağlı ekmek… Açık renk saçları altındaki ela gözlerini görebiliyor. Kırmızı kısa kollu üstüne kahverengi askılı pantolon giymiş. Ayağında gri lastik ayakkabılar. Bu o. Yaşı… Önemli mi bu?

Ekmeğinden son yudumu alarak yürüyor. Nereye? Arkadaşlarının seslerini duyuyor. Yanlarından geçmek üzereyken köşedeki kadınlar gülümsüyorlar. Selam vermek için duruyor. Gözleri birden gaza basan arabaya kayıyor. Atı ve arabasını, çocukları içine alışını, kamyona dönüşüşünü görüyor. Şaşkınlıkla kadınlara dönüyor. “Gördünüz mü?” Yoklar. Oysa sesleri, sesleri hâlâ… Arkadaşları oralarda bir yerde olmalı. Sıklıkla maç yaptıkları toprak sahaya yönelmeden önce elleri gözüne çarpıyor. Büyümüşler. Ayakkabıları artık bez. Üstünde eşofman.

Yürüdüğü yola, her gün adımladığı yollara bakıyor. Asfalt su gibi akıyor, hâkimiyetini kuruyor. Cılız kuş sesleri birkaç araba gürültüsüne karışıyor. Sürpriz. Dev iki bina arasında kalmış saha, ortasına örülen duvarla bölünmüş. İki küçük kulübe yok muydu burada? Her yanda çekiç sesleri… Büyüyor. Binalar büyüyor. Her yanda motor sesleri… Trafik büyüyor. Gözlerini duvara dikiyor. Duvar büyüyor. Biraz cesaret! Dokunuyor. Beton hâlâ ıslak. El izini bırakıyor. Arkadaşları duvarın ardında olmalılar. Seslerini duyuyor. İsimlerini haykırıyor. Hey orada mısınız? Gol ve silah sesleri birbirine karışıyor. Hadi, saklambaç oynayalım, ha! Eski günlerin hatırına. Hadi, yü… yüze kadar… Yüzünüzü öylesine özledim ki. Yer yer patlamalar… Alkışlar… Küfürler… Sevinç çığlıkları… Betonun kuruyuşunu, el izinin yok oluşunu izliyor. Zıplıyor. Nafile. Boyu boyunu çoktan geçmiş. Cesaret, biraz daha! Geriliyor. Koşarak atılıyor, üstünden atlamaya çalışıyor. Kıç üstü kapaklandığı yer artık beton. Farklı yollar diyor. Hızla aşağı yola yöneliyor. Elindeki siyah çanta, takım elbisesiyle uyumlu. Tüm geçitlerde dev demir kapılar. Şifreli kilitler. Yol onu sadece evine götürüyor. Tekrar duvara gidiyor. Artık neredeyse iki yanındaki binaların boyunda… Dibine çöküyor. Yumruğuyla iki kez tıklatıyor. Neredesiniz? Az sonra elini cebinden gelen mesaj sesine atıp, telefonunu çıkarıyor. Bu da kim? Bıyıklı sakallı biri çay bardağı tutarken gülümsüyor. Arkasındaki camdan deniz görünüyor. Fotoğrafın altında bir yazı: Şu an buradayım. Bir mesaj daha geliyor. Ya bu kim? Ve diğerleri, ardı ardına… Nasıl bir şaka bu? Kimisi ona kahve kimisi kek resmi gönderiyor. Kolundaki saate bakıyor. Bir an önce geçmeli bu duvarın ardına. Hızla yukarı yola yöneliyor. Kaldırımlarda arabalar, yolda vızır vızır… Ya bu insan kalabalığı, kim bunlar? Yeşilli siyahlılar. Yatıyor, sürünüyor, kalkıyor. Onları yarıp geçiyor. Ya yolun onu getirdiği yer? Bir odada, masa başında… Gözlerini önündeki bilgisayar ekranından kaldırıp etrafında gezdiriyor. Köşede bir kadın… İple birbirlerine bağlılar. Kim bu, başında talimatlar veren dayanılmaz adam? İpleri elinde. Hay kadına da adama da! Koparıyor ipleri, koşarak ayrılıyor oradan.

Duvar binaların boyunu çoktan geçmiş, göğe doğru yoluna devam ediyor. Gözlerini kapatıyor. Bir an o eski mahalleyi görüyor. At arabası, koşturan, ip atlayan çocuklar, örgü ören kadınlar… Ağzında yağlı ekmek tadı… Gözlerini açıyor. Yükselen binaların demir parmak aralıklarından bakıyor insanlar. Kulak veriyor. Yanılmış. Sesler duvarın içinden geliyor. Cesaret! Cesaret mi bu? Duvara dokunuyor. Eli gömülüyor. Biraz daha, biraz daha… İçerde.

Karanlıkta bir şey var. Bir ses, bir koku… Pencereyi kapatıyor. Odanın ortasında dönmeye başlıyor. Gözleri kapalı. Kolları iki yana açık. Uzun gri bir saç teli kırışık suratına düşüyor. Aldırmıyor. Öylesine yorgun ki… Duvarı patlatmayı düşünüyor.






Etiketler:


9 Ağustos 2019 Cuma 15:28:16


Her şey büyümüş oli, için patlamış. Bu iyi.


    [ Cevap yaz ]    

4 Ağustos 2019 Pazar 10:16:23


Tek kelime ile muhteşem.


    [ Cevap yaz ]    

3 Ağustos 2019 Cumartesi 15:02:34



çok teatral...Duvarlar hep flu ve çok kalabalık.


    [ Cevap yaz ]    

3 Ağustos 2019 Cumartesi 14:27:59


duvara çizilen tımarhane. o duvara bakıp olup biteni izlemek hatta izlettirmek ayrı meziyet olsa gerek.


    [ Cevap yaz ]    




Tımarhane Dünlüğü(48) başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 4.8.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
3.8.2019 12:49:33
Toplam 4 yorum yapıldı
391 çoğul gösterim
284 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.