Kadınlar erkeklerin güçlü yanlarına hayran olurlar, zayıf yanlarını severler. Beatrice Brown [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

BİRAZ HİNT, BİRAZ İSVİÇRELİ, BİRAZ FRANSIZ BİR OSMANLI HANIM SULTANI - ATATÜRK, MİLLİ MÜCADELE VE CUMHURİYET - IV. BÖLÜM -

BİRAZ  HİNT,  BİRAZ  İSVİÇRELİ, BİRAZ FRANSIZ  BİR OSMANLI  HANIM  SULTANI - ATATÜRK, MİLLİ  MÜCADELE  VE  CUMHURİYET - IV. BÖLÜM -




Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı günlerde Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşı Fethi Bey ( Fethi Okyar ) Suriye’de Minber adlı bir gazete çıkarmaya başlamışlardı. Minber adlı bu gazetenin 1 Kasım 1918 Tarihli sayısında Mustafa Kemal Paşa bile Mondros Ateşkes Antlaşmasını çok da zararlı görmemiş aynen şunları yazmıştı: "Bir devletin küçülmüş bile olsa herhalde bir siyasi mevcudiyet ve milli birlik muhafaza ederek böyle bir badireden kurtulabilmiş olması en büyük siyasi başarı sayılmalıdır."

Niçin böyle düşünmüştü?

Fethi Okyar’ın aynı gazetede aynı gün yazdıklarına baktığımızda bunu daha net anlayabiliyoruz.Fethi Bey, I. Dünya Savaşını sona erdiren ateşkes antlaşmalarından sonra Rusya,Avusturya, Almanya ve Bulgaristan’da iç savaşlar çıkmasına rağmen ülkemizde tam tersine birlik ve beraberlik hususunda ciddi bir sıkıntı çıkmamasına( Bir iç savaş yani ) şükrettikten sonra aynen şöyle demişti:

’Cihan Harbi henüz her tarafta bitmemiştir. Ne zaman sona ereceği de katiyetle hesap ve tahmin edilemez. Anlaşma koşullarının ağırlığı bundan ileri gelmiştir. Dünya durumunun fevkaladeliği karşısında İtilaf devletleri tarafından konulan bu kayıtların, bu anlaşma maddelerinin devamı olamaz. Sulh zamanına kadar alınmasına lüzum görülmüş geçici ve ihtiyati tedbirler kabilindendir.’

Mustafa Kemal 13 Kasım 1918 de trenle Adana’dan Haydarpaşa garına geldi ve oradan Kartal adlı bir gemi ile ( Gemi dense de aslında basit bir balıkçı motoru bile değildir. Resimde görüldüğü gibi bir çatanadır. ) Karaköy rıhtımına doğru yanaştığında pek çok İngiliz, Fransız, İtalyan ve hatta Yunan gemisinin Marmara’da ve özellikle İstanbul Boğazında, bilhassa Dolmabahçe Sarayına toplarını çevirmiş vaziyette demir attıklarını gördü.(22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan, 4 Yunan gemisi ve 6 denizaltıdan oluşan bir filo...İlerleyen günlerde gemi sayısı 167 ye çıkacaktır. ) Ayrıca 470 İtalyan, 540 Fransız, 2600 İngiliz askeri de karaya çıkarılmış, İstanbul -resmen adı konmasa da - işgal edilmişti.

Sultan Vahdettin ’ Uğursuz Saray ’ Diyerek Yıldız Sarayında oturmamış, Dolmabahçe sarayına taşınmıştı ama herhalde Dolmabahçe Sarayı ona şimdi daha uğursuz görünüyordu.

Mustafa Kemal Paşa, düşman gemilerini gördüğü anda Mondros Ateşkes Antlaşması ile ilgili endişelerinin sadece yedinci, yirmi dördüncü ve Toros tünelleri ile ilgili onuncu maddeden ibaret olmayacağını, durumun oldukça vahim olduğunu anlamıştı.

İstanbul’a geldiği gün böyle bir manzarayla karşılaşmak fena halde canını sıkmıştı. Çanakkale’de iki yüz elli üç bin şehit verilmişti o namussuz gemilerin Boğazlardan içeri girmemesi için. O gün en modern gemileriyle, toplarıyla, uçaklarıyla, deniz altılarıyla geçemedikleri Boğazlardan şimdi bir kağıt parçası üzerine yazılmış yirmi beş madde ile geçmişler, gemilerinin top namlularını Dolmabahçe Sarayına çevirmişlerdi.

Kararlılıkla söylendi:

-Geldikleri gibi giderler.

İşgalciler günümüzde nasıl ki Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a hep demokrasi götürüyorlarsa (!) o günlerde de hep hayırlı şeyler için yapıyorlardı işgallerini(!) Nitekim işgale başlarken ’ Boğazlarda ve Marmara’da mayın temizlemesi yapacağız. Korkacak, endişelenecek bir şey yok. ’ Demişlerdi. Boğazlarda ve Marmara’da altmış bir adet savaş gemisiyle mayın aramak (!) Dünyanın en salak insanının dahi inanmayacağı bir bahaneyi ciddi ciddi dile getirmişlerdi. ’ Boğaz’da balık avlamaya geldik.’ Deselerdi daha inandırıcı olurdu.

*************

31 Aralık 1918

Selma olana bitene bir anlam veremiyordu. Evet bugünün gecesinde yeni bir yıla girilecekti ama gördüğü Boğaza demirli bir sürü gemide dalgalanan bir sürü yabancı bayraklar yeni yılı kutlamak için değildi muhakkak. Ayrıca sokaklarda caddelerde de o güne kadar hiç görmediği bayraklar dalgalanmaya başlamış, bir kaç gün önceki sevinç ve heyecanın yerini tekrar hüzün almıştı. Kötü, hem de çok kötü şeyler oluyordu.

Her zaman olduğu gibi merak ve endişeyle annesine sordu:

-Valideciğim ! Neler oluyor?

Hatice Sultan Ağlamaklı bir ses tonuyla cevap verdi:

-Payitaht işgal edildi yavrum. Olan bu.

-Yani?

-Yani artık payitaht bizim değil bu gavurların.

Selma aslında anlayabiliyordu İstanbul’un işgal altında olduğunu. Onun asıl merak ettiği bu işgalin sonuçları ne olacaktı? Yaşantılarına eskisi gibi mi devam edecekler yoksa pek çok şey değişecek miydi?

Tam ’ Biz ne olacağız peki? ’ Diye sormak üzereydi ki paldır küldür odaya giren halalarından Fatma Sultan hemen söze karıştı.

-Allah’ın izni, padişah amcamızın kuvvet ve kudretiyle bu sıkıntının da üstesinden geleceğiz. Mey’us olmayınız. Rabbim bizimledir.

Diğer halası Fehime patladı adeta.

-Amcam Vahdettin’in kudreti mi? Allahınızı seversiniz salak mısınız siz? Hangi kudretten bahsediyorsunuz? İşgalcilerin yayınladıkları bildiriyi görmediniz mi yoksa?

Fatma Sultan saf saf cevap verdi.

-Gördüm. Ne olmuş? Ne var ki o bildiride?

Fehime Sultan artık saray kurallarını bir tarafa bıraktı.

-Gördün...Gördün ama eminim hiç bir bok anlamadın.

Minik Selma bir pin-pon maçı seyrediyormuşçasına bir Fehime halasına bir de Fatma halasına çeviriyordu başını. Fatma Halasını oldukça dindar olduğu için, Fehime halasını ise özgür düşünceleri ve davranışları sebebiyle severdi.

Fehime Sultan, elindeki bildiriyi okumaya başladı:

-

1- İşgal geçicidir.
2-Padişahlığı ve halifeliği korumak ve güçlendirmek için işgaller gerçekleştirilmiştir.
3-Azınlıklara yönelik bir katliam başlarsa Konstantinopolis Türklerden alınacaktır.
4-Herkes padişahlık makamının Konstantinopolis’ten vereceği kararlara uyacaktır.

Fatma Sultan cevap verdi.

- Bak ne güzel demişler.İşgaller geçici... Adamlar padişahlığı ve halifeliği korumak için gelmişler. Azınlıkları niçin katledelim ki? Onlarla bir sorunumuz yok. Onların da bizle bir sorunu yok. Kardeş kardeş geçinip gidersek payitaht işgal edilmeyecek. Hem kudret ve kuvvet amcamız Sultan Vahdettin’de olmasa adamlar ’ Herkes Padişahlık makamının vereceği kararlara uyacaktır. ’ Der mi? Doğrudan doğruya ’ Bizim emirlerimize uyulacaktır.’ Demezler mi?

İki halası neredeyse birbirlerine girecekti.

Fehime yine öfkeyle parladı.

-Kuvvet ve kudret padişahımız efendimizde ha? Onun için mi Meclis-i Mebusanı kapattı? Bu mu onun kuvvet ve kudreti?

Hatice Sultan merakla sordu:

-Amcamız Meclis-i Mebusanı mı kapattı? Ne zaman?

Fehime Sultan alaycı bir bakış fırlattı ablasına.

-O kadar dünyadan bîhabersiniz ki, dünya yansa haberiniz olmayacak. Allah aşkına çıkın şu saraydan. Gezin şehri biraz. İnsanların arasına karışın. Evet..Amcamız, Meclis-i Mebusanı kapattı. Tarihini de söyleyeyim mi? Tam on gün önce: 17 Rebiülevvel 1337 ( 21 Aralık 1918 )

Fatma yine saf saf sordu?

-Eee ne olmuş? Kapattıysa kapattı. Padişah o değil mi? İster açar ister kapatır.

Bu sefer Hatice Sultan cevap verdi ona:

-Eğer İngilizler ’ Kapat !’ Dediği için kapattıysa artık amcamızdan ’ Padişah ’ Diye bahsedemeyiz.

Fehime Sultan devam etti:

- Aynen öyle oldu sevgili Ablacığım. İngiliz domuzu ’ İşgale karşı çatlak sesler çıkıyor. Kapat şu meclisi.’ Dedi, o da kapattı.

Selma Sultan ’ Peki bundan sonra biz ne yapacağız?’ Diye sorduğu anda üç ayrı kafadan üç ayrı ses geldi:

Annesi Hatice ’ Yapabileceğimiz bir şey yok. Burada kalıp dışarıya bile çıkmayacak ve gelişmeleri olduğumuz yerden takip edeceğiz. En doğrusu bu.’ Dedi. Fatma Halası ’ Allah bizimledir. Korkmayın. Amcamız Vahdettin Han Hazretleri bize ne yapmamız gerektiğini söylerse onu yapmalıyız’ Dedi.

Selma merakla Fehime Halasının gözlerinin içine baktı. Fehime neredeyse ’ Direneceğiz, Anadolu’da başlayan direnişe etimizle, kemiğimizle, ruhumuzla, madden ve manen destek olacağız.Bizde bu iman da bu irade de var Allah’ın izniyle.’ Diye bağıracaktı ama bu sözleri söyleyemezdi. Konuştuğu insanlar öz be öz kardeşleri ve yeğeni olsa da konuşamazdı. O yüzden büyük bir sıkıntı içinde cevap verdi:

-Yapacak bir şey yok cicim. Ne demiş şair? ’ Gülelim, eğlenelim, kâm alalım dünyadan.’ Güleceğiz, eğleneceğiz, dünyadan kâm almaya bakacağız. Sonrası zaten kara toprak. Ondan sonrası da yok.

Fatma Sultan dayanamadı.

-Bir Pera( Beyoğlu ) fahişesi gibi davrandığınızın farkında mısınız Ablacığım? Unutmayın, siz bir Osmanlısınız. Her gün içkili mekanlarda gavur subaylarıyla içki içmeniz doğru mu? Hiç mi Allah korkusu yok sizde?

Fehime Sultan hiç beklenmedik bir şekilde Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi 190. Ayeti okudu:

- Bismillahirrahmanirrahim. Ve katilu fi sebilillahillezine yukatilunekum ve la ta’tedu innallahe la yuhıbbul mu’tedin.

’Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın ancak aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.’

Kardeşi Fatma’ya hitaben devam etti:

-Bak Kur’an ne diyor? ’Sizinle savaşanlarla savaşın.’ Diyor. Ablam Hatice gibi ’ Oturun bekleyin.’ Ya da senin gibi ’ Ben bilmem, Amcam Bilir.’ Demiyor. Ha, madem elinizden ve dahi benim elimden bir şey gelmiyor o halde hiç olmazsa son zamanlarımızı eğlenerek geçirelim. Değil mi sevgili kardeşim?

Selma Sultan ve annesi Hatice, Fehime’nin tam olarak ne demek istediğini anlamamıştı ama Fatma Sultan, ablasını çok iyi anlamıştı. Göz yaşları içinde Bakara Suresinin 216. Ayetini okudu:

- Bismillahirrahmanirrahim. Kutibe aleykumul kitalu ve huve kurhun lekum, ve asa en tekrehu şey’en ve huve hayrun lekum, ve asa en tuhıbbu şey’en ve huve şerrun lekum vallahu ya’lemu ve entum la ta’lemun.

“Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Fehime ve Fatma...İki kardeş birbirlerini anlasalar da Selma ve Hatice Sultan bu son konuşmalardan hiç bir şey anlamamışlardı. Selma Sultana göre İki halası da bir sır saklıyordu ama ne?

Çok kısa süre içinde o da anlayacaktı...

Devam edecek.

RESİMLER

1- 13 Kasım 1918 de İstanbul’un İşgali
2- 13 kasım 1918 de İstanbul Boğazına demir atmış düşman savaş gemileri
3- Mustafa Kemal, 13 kasım 1918 de adı Kartal olan işte bu gemide ( Gemi denirse tabii ki ) ’ Geldikleri gibi giderler’ Demişti.
4- Padişah V. Murat’ın Kızı Fatma Sultan, eşi ve çocukları
5- Padişah V. Murat’ın kızı Fehime Sultan.






Etiketler: sayfam ,


Billur T. Phelps  | Billur T.Phelps
26 Şubat 2019 Salı 12:23:54


Heyecanlı takip devam ediyor.

Saygılar,


    [ Cevap yaz ]    

muslumbayram  | müslüm bayram
26 Şubat 2019 Salı 10:41:04


Mustafa Kemal ATATÜRKÜN
NE KADAR YÜCE BİR DEHAYA SAHİP OLDUĞUNUN
NE KADAR SAĞLAM BİR İRADE İLE DONANIMLI OLDUĞUNUN

O KARAMSAR GÜNLERE DE DAHİ GÜNEŞ OLUP IŞIKLARIYLA ETRAFINA NASILDA SICAKLIK VERDİĞİNİN
İSPATI GİBİ BİR YAZIYDI
USTA KALEMİNİZDEN

KUTLARIM
NİCE SAYGILARIMLA


    [ Cevap yaz ]    




BİRAZ HİNT, BİRAZ İSVİÇRELİ, BİRAZ FRANSIZ BİR OSMANLI HANIM SULTANI - ATATÜRK, MİLLİ MÜCADELE VE CUMHURİYET - IV. BÖLÜM - başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
26.2.2019 01:26:52
Toplam 2 yorum yapıldı
401 çoğul gösterim
378 tekil gösterim