Seçkin kişi duygularını aklıyla idare eder ve gerçek cesaret ödevlerini yerine getirmekle bulur. Bayağı, aklını duygularıyla yönetir ve gerçek cesareti saygısızlıkta bulur. Konfuçyus [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

AYAKLARIM OLUR MUSUN?

AYAKLARIM OLUR MUSUN?

Bir gözüne taktığı pertavsızla, tezgahına sabitlenmiş kumaşı kucağına almış ve üzerine dağıttığı saati tamirle meşguldü. Bir taraftan da cam bir kapta benzinin içine yatırdığı parçalar alıyor, yerlerine yerleştirmeye çalışıyordu... Çok dikkat isteyen işine kendini kaptırmış dükkanın kapısındaki karaltıları görememişti...

- Kolay gelsin Usta!.. dedi kapıdaki yaşlı adam...

Saatçi başını kaldırdı, gözünden pertavsızı çıkarı... Yaşlı adamdan önce yanındaki genç dikkatini çekti. Adamın yarı boyunda elinde bastonuyla ayakta durmaya çalışan güler yüzlü, yakışıklı bir genç boncuk gibi mavi gözleriyle ve umut dolu bakışlarla ona bakıyordu.

Yaşlı adamla tanışıyorlardı, selamlaştılar... Saatçi, kucağındaki kumaşı dikkatle toplayıp tezgaha koydu, kalkması gerektiğini düşünmüştü...
- Sana bir çırak getirdim!.. dedi yaşlı adam...

Şaşırdı!... Oysa bütün esnaf çevresi bilirdi ki o çırak almıyordu... Titiz bir yapısı vardı. Söyleyeceklerini en çok gözleriyle söylerdi ve ses tonunu da ‘adrese teslim’ gibi sadece muhatabının anlayacağı gibi çok iyi kullanırdı. Bu yapısını bildiği için de istemeden kırarsa diye çekinir ve çırak almazdı... Bu sefer, durum farklıydı... Boğazı düğümlendi, sesini çıkaramadı... Saatçi, bir gence bir de yaşlı adama baktı... Sessizlik biraz uzun sürdü...

Dükkanın kapısına kadar yürüdü, onları içeri davet ederken genci kucakladığı gibi onun çıkamayacağı kadar yüksek tezgah sandalyesine oturttu, kumaşı da dikkatlice kucağına serdi!.. Yaşlı adam da genç de çok şaşırmıştı... Bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemişlerdi!...

Bir daha tezgah sandalyesine hiç oturmadı Saatçi... Sabahları dükkanı kendi açar, kepenkleri kaldırır, genç geldiği gibi sandalyeye onu oturturdu, kendisi de onun yanında ayakta görürdü işini...

Oturduğu yerden gencin durumunu anlamak mümkün değildi. Üst bedeni kusursuzdu, sarışın ve mavi gözleri sürekli gülümseyen yüzüyle birleşince çok çekici bir delikanlı çıkıyordu ortaya... Üstelik çok zekiydi, çok kısa sürede işin bütün detaylarını öğrenmişti ve yaptığı esprilerle de çevresindekileri kırıp geçiriyordu...

İşi hafifleyen esnaf sırf onunla sohbet etmek için dükkana daha sık gelmeye başlamıştı... Müşterilerde de genç kızların sayısı gözle görülür bir şekilde artmıştı!.. Tamir için, alışveriş için... gelen gelene...

Morali çok yüksekti gencin:
- Usta, kızlar burdayken sandalyeden zıplayıp insem, biri kalmaz burada... Onlar beni sapasağlam zannediyorlar!... derdi sık sık kahkahalar atarak...
Bu kahkahalar ağlamanın başka türlüsüydü aslında...

Kasıktan birkaç santimden sonra bacakları oluşmamıştı... Yıllarca evde tutulmuş, sonra büyükannesinin çabasıyla sokağa çıkmaya başlamış, kendini kabullenmeyi ve kabullendirmeyi öğrenmişti...

Bacaklarının yapısına uygun meşinden yapılmış kılıf gibi bir düzenek, beline bağlanarak ve omuzlarında askıyla tutturularak durabiliyordu... Pantolonu da özel dikimdi tabii... Elindeki küçücük bastonuyla dengesini ancak sağlayabiliyor, o olmadan yürüyemiyor, adım atamıyordu...

Birkaç yıl sonra ustasının referansıyla çarşıdan bir dükkan kiralandı... Artık o da bir esnaftı... Gelen müşterilerin çoğunu da ustası birkaç dükkan aşağıdaki ‘çırağına’ gönderiyordu...

Genç adam ustasına uğramadan kendi dükkanına geçmiyor, ona iyi akşamlar demeden de evine gitmiyordu... Kahkahaları dükkanının dışına taşıyordu. Belli ki morali çok iyiydi, sebebi çok geçmeden anlaşıldı!.. Genç adam bir süre sonra ‘kız kaçırdı!...’ Sevdiği kız boylu posluydu.. Ailesi uygun görmemiş, vermemişti, onlar da kaçmıştı!..

Aile büyükleri ve Usta girdi araya, taraflar uzlaştırıldı, düğün yapıldı... Bu ara işleri çok iyi giden genç kiracısı olduğu dükkanı ve bir de daire satın almıştı...

Bir süre sonra Almanya’ya protez yaptırmaya gitti, ve elle kullanılan arabasını da alıp geldi!... Dükkanına ilk gelişi bir tören gibiydi... Bütün esnaf onu karşılamaya çıkmıştı... Alkışlarla ve tebriklerle karşılandığında mutluluktan ağlıyordu, zaten çok sulu gözlüydü!... ))

Koltuk altlarından desteklenen iki kollukla yürüyebiliyordu ancak ama kendi söylemiyle artık ‘ayağa kalkmıştı’... Üst bedeninin orantısına göre bacak boyu ayarlanınca yapılıca bir erkek çıkmıştı ortaya... O günden sonra hep takım elbise giydi... Yıllarca buna çok özenmişti, üstelik hepsi yelekliydi de!... Değerli bir saatin zincirini iliğine bağladığı yelek cebinde taşıyordu... Mesleğine yakışıyordu artık!...

Bütün uğraşlarına ve tedavilere rağmen çocukları olmadı... Üstelik çok da istiyorlardı ama yıllarca yere çok yakın yaşadığı için tüm spermleri donmuştu, hiç şans yoktu!.. Yaşlarının dolmasını beklediler ve bir evlat edindiler...

Bir erkek bebekleri vardı artık... Sarışın ve mavi gözlüydü... Üstelik görmeden kabullenmişlerdi... Yıllar sonra çocukla babası arasındaki benzerlik özlerde olmayacak kadar çoktu... Bazı şeylerin mantığını açıklamıyoruz zaman zaman... Çocuğun sarı saçları babası gibi dimdikti... Gözleri boncuk mavisiydi... Babasının yüzündeki hafif renkli birkaç et beninin aynıları aynı büyüklükte çocukta da vardı!.. İnanılır gibi değildi... Bir gün bir boşboğaz söylese bile kolay kolay inandıramazlardı çocuğu evlatlık olduğuna...

Saatçi, çok geçmeden vefat etti... Ustasının yattığı mezarlık genç adamın evine çok yakındı... Genç adam, çift kollukla olmasına rağmen yürümekte hâlâ zorlanıyordu... Buna rağmen yıllarca karda yağmurda... her hava şartında evden çıktığı gibi ilk önce ustasını ziyaret eder, ağlayarak dualarını eder ve dükkanına öyle giderdi...

Bugünlere Saatçi sayesinde geldiğini düşündü hep ve onu hiç unutmadı... Yıllar sonra ustasına o ilk günün duygularını anlatmıştı:
- Dayım beni getirdiğinde çok ürkmüştüm, çünkü o güne kadar kimse kabul etmemişti beni... Seni görünce ustam, neden bilmiyorum içimden bir tek dilek geçmişti.
AYAKLARIM OLUR MUSUN?
......................

Ruhun şad olsun Saatçi Süleyman...



29.09.2018 Serap IRKÖRÜCÜ


[





Etiketler: sayfam ,

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 

Gülüm Çamlısoy  | Gülüm Çamlısoy
16 Ekim 2018 Salı 17:11:57


Öğretmen kimliğiniz.

Gerçi asil öğretmen olarak çalışmadım devlet okullarında ama vekil öğretmen olarak çalıştığım yıllar ve yine dil kurslarında kadrolu İngilizce öğretmeni olarak çalıştığım mutlu zamanlar.

Ay farkıyla kanunda yapılan bir değişiklik yüzünden atamam yapılmamıştı.

Ben de bir öğretmen kızıyım ve öğretmenlerin nelere muktedir olduğunu çok iyi bilirim.

Bir sözümle sayısız öğrencimi kanatlarım altına alırdım ve gerçek anlamda beni çok severlerdi.

Babam çok çekti mesleğinden ve asla öğretmen olmamı istedi: onun göz bebeğiydim ve nazlı bir çocuk.

Zaten İngilizce İşletme okumam onun en büyük hayaliydi ve bunu gerçek kıldım Allah'ın izniyle.

Ama mesleğimi sevmediğimi geç fark ettim.

Psikolojide yüksek lisans yaptığım seneler.

Her şey geride mi kaldı?

Asla.

Hayat daha yeni başladı benim için.

Çok başındayım mutluluğun ve ben bunu hak ediyorum.

Teşekkürler.

O öğrencimi hiç unutmam:

Kolu kırık geldi bir gün sınıfa.

Başımı okşamak için elimi uzatmıştım ki...nasıl gerisin geri kaçtı.

Öğretmenler: bazen bir hayatı başlatır bazen bir hayatı sonlandırabilir de.

Öğrenci ruhuma katık yaptığım divane hayallerim.

Nasiplendiğim öğretmen kimliğim.

yeniden dünyaya gelsem Anadolu'nun en ücra köşesine tayinim çıksın diye baslı yapar ve hayatlar kurtarırdım.

Nasip.


    [ Cevap yaz ]    

16 Ekim 2018 Salı 10:05:42


Elimden kayıp giden umutlarım var benim. İnsana dair çok karamsarım.Bazen bir güvercinin kanat çırpması gibi yüreğimde coşkulu anlık sevinçler doğuyor. Bugünün kanatları bu yazı idi. Babana yattığı yerde huzur diliyorum sevgili Serap.

Sevgilerimle...


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 21:32:23


Hayata küsmüş bir insanı hayata hazırlayıp,
Meslek sahibi yaparak topluma katmak ne erdemli ve örnek bir davranış.
Bu bağlamda çırağına ayak olmuş zaten sevgili babanız.
Hem vefa dolu yazınızı kutluyor bu vesileyle de babanıza Tanrıdan rahmet diliyorum Serap hanımcım.

Sevgilerimle


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 21:02:51


Çok duygulandım okuyunca. Ne güzel değerlerimiz var aslında Türk Milleti olarak kendimizden de büyük saygıya olan inancımızı tetikleyen ustalarımız, atalarımız ve doğru davranış biçimlerine bizi yönlendiren sığınacağımız bir dinimiz var.

Çocuklarımıza herkesin eşit haklara sahip olmayarak doğuşunun bize insan olduğumuzu hatırlatmak amacında olduğunu öğretmek yeterli olacaktır sanırım hayatları boyunca ötekileştirme yapmamalarına, yardımsever olmalarına diğer canlılara...

Yüreğinize emeğinize sağlık bana yaşattığınız okuma zevki, düşünme uyarısı ve unutmama hatırlatması için.

Sevgilerimle


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 20:49:30


Ama ben de "az sulu göz" değilimdir hani...
Yazıyı, ardından diğer yorumları ve Serap Öğretmenimi de okuyunca...
"Bu kadar yakın, bu kadar tanıdık, bir baba olabilirdi ancak..." dedim, içimden...
Sanki hikayeyi de dinlemiş gibi...

Ne günlerden geçerek geliyoruz...
Kapıların kilitlenmediği... İyiliğin karşılıksız yapıldığı, acımanın ise hiç bir zaman belli edilmediği!
Oysa tahsil, okul pek yoktu... Hele psikolojiden ne anlardı o devrin insanı...
Ama "edep, adap, adamlık" vardı!
Dürüstlük sözde değildi..
Senet, sepet yerine geçerdi "tek söz!"

Usta- çırak ilişkilerinin derin bir saygıya ve güvene dayandığının harika bir örneği yazı..
İnsanlığın, üstün bir değer olduğunun da...
Çok şey hatırlattı yazınız Öğretmenim..
Hele evlilik...
Sevgi, sadakat...
Çaba, emek, sabır, sebat...
Bizi biz yapan hasletler ...
Birer bire kaybolan güzellikler...

İmrenerek okudum..
Siz, yazmalısınız Öğretmenim..
Tebrikler...


    [ Cevap yaz ]    

Yekta Attila  | Yekta  Attila
15 Ekim 2018 Pazartesi 20:34:32


Değerli öğretmenim, özellikle televizyon reklamlarında sağlıklı ve güzel çocukların, gençlerin, yaşlıların, kadın ve adamların modern insanın ideal var oluş imajını bilinçlerimize işleyip durduğu bu zamanda edebiyatın var oluş hikmetini somutlayan hikayenizi alkışlamalıyız...
Bu başdöndürücü hayat anlayışının insanlarda insanca bir hassasiyeti yok ettiği malum...
İşte bu noktada edebiyatın insan için önemi böylesi konularla hissettirilebilyor...
Değerli kaleminiz buna dönük olduğunu göstermiş...
Varolunuz...
Saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 19:47:27


Serap hocam,erdemli gerçek bir hayat hikayesini beğenerek okudum.Erdemli davranışları kaleme aldığınız için tebrik ederim.Basında ve yayında çoğunlukla olumsuz davranışlar gündeme getiriliyor.Oysa bilinmeyen,duyulmayan ne kadar çok,gerçek erdemli hayatlar var,sizin anlattığınıza benzer.Dilerim daha çok sayıda bu tür yazılar yayınlanır.Saygılar,selamlar.


    [ Cevap yaz ]    

Gülüm Çamlısoy  | Gülüm Çamlısoy
15 Ekim 2018 Pazartesi 16:21:26


Etkilenmemek mümkün mü hele ki yaşanmışlık da varsa paylaşımda.
Kutluyorum, hocam.
Beklerim sizi yürek sesime.
Sevgimle.


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 14:18:23


Yaşanmışlık daha da değerli kıldı paylaşımınızı Serap Hocam.

Nerede o eski günler dedim içimden.
O değerler, o güven, saygı, sevgi hani? Vardır yinede bir yerlerde muhakkak ama o zamanlardaki gibi içten olduğunu düşünmüyorum.

Duygulanmamak elde değil paylaşımınızı okurken. Ne güzel örnek bir insanmış rahmetli babanız.Sizin paylaşımınız ile birlikte, bizlere de olması gereken insani duyguları aslında hala aşılıyor babanız..Vesile oldunuz bizlere..Çok teşekkür ederim paylaşımınız için..

Mekanı cennet olsun babanızın Serap Hocam.
Sevgilerimle...


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 13:26:28


Yazı yaşanmışlıklardan oluşunca tatıda bambaşka oluyor yazının. Çok değerliydi konu.

Engele takılmamak lazım hayatta. Herkesin üretim'e yönelik düşünce kabiliyeti var mı yok mu ona göre değerlendirmek gerek. Keşke hayatta herkes " Saatçi Süleyman " gibi olsa. Toplum içinde aslında bu tür hikayeler var. Bu hikayeleri göz önüne sermek gerek. Siz de çok güzel şekilde dilek getirmişsiniz hocam. Yüreğinize sağlık.

Saygılarımla ....


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   Sonraki 10 eleştiri » 




AYAKLARIM OLUR MUSUN? başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
15.10.2018 11:36:03
Toplam 15 yorum yapıldı
595 çoğul gösterim
414 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.